Sayın Adnan Oktar'ın 30 Ocak 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV; 30 Ocak 2012

(Sayın Adnan Oktar’ın, Başbakan’ın “her geçen günümüz daha iyi olacak” sözlerine yorumu)

Çok güzel konuşmuş, maşaAllah, elhamdülillah. Mehdiyet’in bereketi, ahir zamanın bereketi. Memleketin üstünde bir bereket var. Türkiye’nin üstünde bir bereket var. Herkes görüyor bunu. Her yer çöküyor, her yer batıyor, her yerde savaş, kavga var. Burada bereket var, güzellik var, huzur var, maşaAllah. İyilikler, güzellikler, gelişmeler hızla devam ediyor maşaAllah.

 

Değerli alimler, hoca efendiler Peygamber Efendimiz (sav)’in mucizelerini anlatsalar gençlere insanların imanı acayip artar, çok çok artar. İmanı zayıf adamlara karmakarışık, yapamayacakları, çok zor, hurafeye dayalı görevler veriyorlar. Adamları dinden soğutuyorlar. Gençleri de dinden soğutuyorlar. Halbuki Peygamberimiz (sav)’in mucizelerini anlatsalar, Kuran’ın mucizelerini anlatsalar müthiş şevkleri artar herkesin. Mesela bu ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerini hoca efendiler gürül gürül her yerde anlatsalar, muazzam bir tırmanış olur.

 

Peygamberimiz (sav)’in mucizesini saklıyorlar. Çok büyük bir suç bu. Çok anormal bir hareket bu. Çok yanlış bir hareket bu. Kaç tane böyle mucizesi var? Yüzlerce. Hepsini saklıyorlar. Bir de “Ehl-i Sünnet’iz biz” diyorlar,“Ehl-i Sünnet’e çok titiziz”. Ehl-i Sünnet’e çok titizsen, Resulullah (sav)’e sevgin varsa, mucizelerini neden saklıyorsun Peygamberimiz (sav)’in? Niye insanların duymasını istemiyorsun?

 

(“Biraz da fıkıh konularından anlatsanız veyahut fıkhı iyi bile bir hocamız çıksa, fıkıh anlatsa” diyen bir izleyiciye cevaben)

İnan fıkhı bilmeyen yok, herkes biliyor. Fıkhı uygulayıp uygulamama sorunu var. Namazı kim bilmez? Bir Fatiha, bir zammı sureyle namazı kılarsın. Gayet kolaydır namaz. Abdest, abdestin ne zorluğu var? Yüzünü yıkayacaksın, kollarını yıkayacaksın, başını mesh edeceksin, ayaklarını yıkayacaksın, bu kadar. Karmaşık bir şey yok ki. Fıkıh, domuz eti yemeyeceksin, şarap ve alkollü içkiler içmeyeceksin. Ben sana fıkıh dersi vereyim. Zinadan kaçınacaksın. Faiz almayacaksın. Meşhur bilinen, hepsi bilinen şeylerdir. Konu o değil. Konu iman zafiyeti. Dünyada sorun budur; iman zafiyeti. İnsanların imanı zayıf.

 

Yani şimdi ben istesem anlatırım fıkhı uzun uzun. Ama fıkhı anlattığımız kişiler zaten fıkhı çok iyi bilen kişiler. Namaz kılan adam ben yeniden namazı mı anlatacağım? Namaz kılmayan adama da “namaz böyle kılınıyor” dediğinde, “ha ben o zaman bilmiyordum, öğrendim, namazı kılayım” demez. Namaz kılmayan adamın, namaz kılmamasının nedeni, namaz kılmayı bilmemesi değildir. Namaz kılacak imanının olmamasıdır. Ona gücü yetmiyor, imanı zayıf, sorun o. Kardeşlerimiz de zannediyor ki bilmediği için. Şimdi gençler namaz kılmayı bilmiyorlar mı? Hiç olmazsa bayram namazına gidiyorlar. Değil mi? İmanı yetmediği için. İman zafiyetinden kaynaklanıyor namaz kılmamaları.

 

Bizi takip eden arkadaşlarımız çok zor bir yolda olduklarını zannediyorlar. Aslında gayet kolay. Samimiyetsizlere karşı İttihad-ı İslam’ı sürekli hatırlatsınlar, samimiyetsiz hocalara. Onları çok mahcup eder o. Çünkü Kuran’ın ana bünyesidir İttihad-ı İslam. Adamlar ondan kaçınıyorlar. İttihad-ı İslam’dan kaçındıkları da bilinmiyordu o kadar. Büyük bir suç işliyorlar aslında Allah’a karşı. Çok büyük bir suç işliyorlar. Yani bir skandal bu. Çok büyük bir skandal. Farkına da varmış olabilirler, bu seferde utandıklarından, enaniyetlerinden savunamıyorlar. Yani büyük bir farzı, Kuran’ın ana konusunu yapmadıklarını yeni fark ettiler. Gafletten insanlar o kadar perişan hale gelmişler ki, o kadar unutulmuş ki.

 

Yeni bir ekip türedi böyle, Atatürk’ün yaptığı güzel faaliyetlere, güzel konuşmalara, güzel eylemlere eleştiri getirip milleti şok etmek. “Ultramodern genç. Artık öyle demokrat olmuş ki Atatürk’ü bile eleştiriyor. Dini bile eleştiriyor artık. Darwinizm’i-materyalizmi de eleştiriyor ama ‘haklı yönleri de var’ diye söylüyor bak. O kadar modern ki,‘Darwinizm yarı yarıya doğrudur, yarı yarıya yanlıştır’ gibi söyler. Ortalıdır. Yani demokratlığın şiddetinden artık Darwinizm’e bile direkt tavır almıyor. Yarı yarıya tavır alıyor.”

 

Şu anki özgür yaşamamızı,  demokrasinin nimetlerinden istifade etmemizi Atatürk sayesinde elde ettik. Biz alabildiğine özgürüz, bak benim yanımda başörtülü hanım da var, benim canım mesela dekolte giyinmiş, diğer kardeşlerimiz de başı açık, kimi çarşaflı. Hür, istediğimiz gibi yaşıyoruz, istediğimiz gibi konuşuyoruz. Bunları konuşamazdık. Öyle bir şey olmazdı. Yani kök söktürürlerdi adama. Atatürk’ün hizmetlerinin ucu bucağı yok.

 

Aydın olmanın, Atatürkçü olmanın nimetlerinden istifade eden bir insan. Tıraş oluyor geziyor, o tıraş olabilir miydi Atatürk olmasaydı? O tıraş makinesini yedirirlerdi ona. Çok büyük suç olarak görüyorlar tıraş olmayı. Yani namaz kılınmıyor arkasında tıraş olanın. Kravat falan takamazdı o. Böylece özgürce de konuşamazdı. Atatürk sayesinde bunu yapabiliyor. İstediği gibi, istediği eleştiriyi yapabilmesi Atatürk sayesinde.

 

Hem Atatürk’ün getirdiği imkanlardan istifade, hem de Atatürk’ün mirasına karşı böyle bir üslup ayıp. Kınıyoruz. Yakışmadı. Yani bu moda acayip bir moda, bu modayı bıraksınlar. Onu modernliğin alameti olarak görüyorlar. Onun için Atatürk’e iyi sahip çıkmak lazım. Halbuki, Allah vermesin, Atatürk’ün meydana getirdiği bu nimet elden gitse ilk mağdur olacak onlar aslında. İlk acısını çekecek onlar. Ondan haberleri yok. Yobazlığa karşı Allah nimet olarak göndermiştir Atatürk’ü, yobaz kafaya karşı. Ve Mehdiyet’in Atatürk adeta manevi kılıcıdır.

 

(Sayın Adnan Oktar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni yorumluyor)

Ey Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.” Daha ne istiyorsunuz? İstiklal; istiklal istenmez mi? Ne isteyelim? Esaret mi isteyelim? “Muhafaza” Türkiye’yi muhafaza etmek, vatanseverlik, bunlar imanın şartları zaten.

“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.” Şu andaki mevcut olmanın ve ilerideki hayatının yegane temeli budur. Vatanı milleti tabii koruyup kollayacağız.

“Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” Yobaz takımından tut, iddia edilen Ergenekon terör örgütünden çık. Her türlü it kopuk, mafya yapılanması, devlet içindeki yapılanma, işte onları söylüyor Atatürk.

Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.”Karşınıza Amerika da çıkabilir, İngiltere de çıkabilir. Hiçbirini ehemmiyetli görmeyin, Allah’a güvenin, imanınıza güvenin, mukabele edin, vatanınızı milletinizi koruyundiyor. Daha ne desin? Ne demesi gerekiyordu? Laf mı? En zor şartlarda bile delikanlı, yiğit olun diyor. Anlaşılmayacak bir şey yok.

Solcuysan “solcuyum” de. Müslümansan tam hakkını ver. Nur talebesiysen tam hakkını ver.  Orta yoldan gitmeye gerek yok.

 

Ben işin doğrusu Yaşar Nuri Öztürk Hoca’yı çok severim, çok değer veririm. Kaliteli, vicdanlı, samimi bir insandır, dürüsttür. Vicdansızlığa boyun eğmez. Riyakar değildir, oyuncu değildir.

 

O devirdeki sahabelerin arasındaki olan olaylara biz hakem olamayız. Onlar büyük evliya insanlar, müceddid insanlar, müctehid insanlar. Allah bir hikmete binaen öyle olaylar kaderde meydana getirmiş. Allah bizi o kana bulaştırmadı Müslümanları, Müslüman dilini de bu işlerin içine sokmayacak. Bir hayır vardır, deyip Allah’a bırakacak. Orada oturup 1400 sene sonra hakemlik yapmaya kalkmak, ukalalık yapmaya kalkmak çok ayıptır, vicdansızlıktır. Biz Kuran’a tabi olmakla mükellefiz. Geçmişte olan olayların hakemliğini yapmakla mükellef değiliz. Hepsini seviyoruz sahabenin, büyüklerimizin hepsini çok seviyoruz. Hiçbir konuda biz onlara akıl verecek konumda değiliz. Tarihi irdelemeye de bizim hakkımız yok. “Hayır vardır” deyip bırakırız, inşaAllah.

 

(“Yahudi avı başlıyor” diye mail gönderen izleyiciye cevaben)

Allah sana akıl fikir versin. Allah sana hidayet versin. Ne konuştuğundan haberin yok. Ehl-i Kitap’a Peygamberimiz (sav)’in yaptığı güzel tavırlara bak, Kuran’ın bize verdiği tavsiyelere bak Ehl-i Kitap’a karşı; adamın konuştuğu üsluba bak, kalbindeki kine bak. Sen Yahudi avı yapacağına şeytan avı yap da kalbindeki o şeytanları kovala. Aklını başına al.

 

Tutku sadece mümine sunulur, Allah öyle yaratmıştır.Mümini gördüğünde göz tutku akıtmaya başlar. Tutku dökülür gözlerden. Fasığı, hastayı gördü mü göz kapanır, otomatik kapanır. Bütün Müslümanlarda cennet nimeti olarak bu vasıf vardır. Cennette de bu böyle. Mesela sadece helaline gözünden tutku akıyor. Başkasına bakıyor, tutku duruyor. Helaline bakıyor, yine gözünden tutku akıyor. Kuran’da Allah onu bir nimet olarak belirtmiş. “Eşlerine tutkuyla bağlı” diyor, “tutkuyla”. “Ve sadece eşlerine gözlerini çevirmiş” diyor. Sadece onlara çevirmiş, sırf onlara mahsus. Sadece helaline tutkuyla bakabiliyor. Cennette öyle, inşaAllah. Onun için Allah hep o ayırımı yapar Kuran’da; mümin erkekler ve mümin kadınlar, müminun ve müminat, kafirun ve kafirat, münafıkun ve münafıkat, inşaAllah.

 

Hep özden ayrılmamak lazım. Israrla herkes İttihad-ı İslam’ı gündemde tutsun. İttihad-ı İslam’la ilgili çok fazla Kuran ayetleri var. Kardeşlerimiz de o ayetleri adeta ezberlesinler. Her yerde anlatsınlar. Yobazlar pek o ayetlerden hoşlanmazlar.

 

(Sayın Adnan Oktar, İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu bildiren ayetleri açıklıyor)

Enbiya Suresi, 92-93

92 . Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz.

93 . Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.

“Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir.” Neymiş? Kaç mezhebe ayrılıyormuş? Kaç cemaate, kaç tarikata ayrılıyormuş? Hiç. “Tek bir ümmettir” diyor. Bu farz, aksi haram.  “Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse Bana ibadet ediniz.”

“Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar” diyor Cenab-ı Allah. “(dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.” Bölünmeyi haram kılıyor Allah, parçalanmayı haram kılıyor.

Al-i İmran Suresi, 103

“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.”

Al-i İmran 103’de Cenab-ı Allah, “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.” Hepiniz, kim? Alevi’si, Sünni’si, Bektaşi’si, hepsi. “Dağılıp ayrılmayın.” Haram, haram, haram. Günahtır yani, ayrılıp dağılamazsın. Bir ve beraber olacaksın, tek bir topluluk olarak. “Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz.” Bölümlere ayrılmıştınız, kamplara ayrılmıştınız, cemaatlere ayrılmıştınız, mezheplere, ayrı ayrı inançlara ayrılmıştınız. “O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız.” Tek bir ümmet oldunuz, diyor Allah. “Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı” şirkin, batağın, kötülüklerin içinden kurtardı. “Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.

Hucurat Suresi, 10

“Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.”

“Mü'minler ancak kardeştirler”. Sor bakayım bir Vahabi’ye, bir Şii’ye. Hatta Sünni olan kardeşlerimize sor bakayım, mesela bir Şii için ne diyor? Adam ne diyor? Pırasa gibi doğramaktan bahsediyor. İnsan kardeşini doğrar mı? Bak ne diyor Allah; “Müminler ancak kardeştirler” diyor. “Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin” bölünmeleri kaldırın, parçalanmayı kaldırın. Gerilimleri kaldırın. Savaşları kaldırın. Alevi-sünni, Sünni-şii kavgalarını kaldırın. “ve Allah'tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” diyor Allah.

Enfal suresi, 46

“Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”

Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,” ayrı ayrı mezheplere, cemaatlere ayrılıp birbirinizin dedikodusunu yapmayın, birbirinizle mücadele etmeyin. İnternette, Facebook’ta birbirinize hakaretler yağdırmayın. Birbirinizle uğraşmayın. “Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin,” çekişme ne? Dedikodu, iftira, hakaret, bağırtı çağırtı. “çözülüp yılgınlaşırsınız” diyor Allah. “Çözülüp”, psikolojik olarak çökersiniz, “yılgınlaşırsınız” gücünüz gider. Gelirler, kafanıza binerler. “gücünüz gider”; bak Müslümanların gücü gitti işte. Önüne gelen önüne gelene vuruyor.  Kiminin parmağını kesiyorlar, kiminin kulağını kesiyorlar, kurutuyor adam, hatıra olarak saklıyor. “gücünüz gider” gücü gitti Müslümanların. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir”. Bölünme haram. Cemaatlere, tarikatlere ayrılmak, mezheplere ayrılma istemiyor Allah. Yasak. 

Nisa Suresi, 75

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” 

“Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan” Irak’tan, Afganistan’dan, Moro’dan, Çad’dan, her yer İslam aleminde aşağı yukarı, her tarafta işgal var. Büyük bir bölümünde işgal var. Çok nadir ülkeler kurtulmuş vaziyette. “bize Katından bir veli (koruyucu sahib)” bir Mehdi “gönder, bize Katından bir yardım edenyolla” diyen” Müslümanlar şu an bekliyor mu? Bekliyor. “Katından bir veli (koruyucu sahib)” sahib-i zaman yani Hz. Mehdi (as) “gönder, bize Katından bir yardım eden yolla”diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” diyor. Mehdiyet’e karşı olanlara cevap işte. Açıkça zulüm hakim olduğu bir dönemde sahib-i zamandan bahsediyor Cenab-ı Allah ayette. Sahib-i zaman, zamanın sahibinden. “Katından bir veli”, diyor ki ne ihtiyaç var öyle birisine? Adama ihtiyaç yok diyorlar. Herhangi bir kişiye ihtiyaç yok, Mehdi (as)’a da ihtiyaç yok. Allah öyle demiyor. Bak diyor ki; “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder” bir kumandan gönder, bir baş gönder. Bir lider, bir imam, bir Mehdi gönder. “bize Katından bir yardım eden yolla” bir insan istiyor insanlar. Lider istiyorlar. Allah’ın hükmü, bak. Hani yoktu Mehdiyet Kuran’da? “diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?” diyor Allah, Allah rızası için. Niye? Adam yan gelip yatıyor, “akşama kadar tespih çekiyorum” diyor. “Pilav yiyorum, kavun yiyorum; sünnet yerine getiriyorum” diyor. Allah mücadeleden bahsediyor burada.

Enfal Suresi, 39

“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.”

“Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın”. Fitne nedir, fitne kalmaması, “dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” demek? Bütün dünyaya İslam hakim oluncaya kadar. fitne ne zaman olur? İslam’ın hakim olmadığı her yer fitnedir. İslam nereye hakim olmadıysa orada fitne vardır. “ve dinin hepsi”, bak “din” demiyor, “dinin hepsi”, tamamı “Allah’ın oluncaya kadar”. Yani Kuran tamamen yaşanıncaya kadar. “onlarla savaşın. Şayet vazgeçecek olurlarsa, şüphesiz Allah, yaptıklarını görendir.” Bu ayete göre bütün Müslümanların geceli gündüzlü İttihad-ı İslam için mücadele etmesi farz. “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” Japonya’da, Fransa’da, Kuzey Kore’de, her yerde  “dinin hepsi Allah’ın oluncaya kadar” mücadele edin diyor Allah. Adamlar da bunu görüyorlar mı? Görmüyorlar. Bir bakın adamlara, konuşturun bakayım, söylüyorlar mı? Bu ayetleri söylüyorlar mı? Böyle bir açıklama yapıyorlar mı? Sonra da bunlar diyor ki “Ehl-i Sünnet alimiyiz”. “Biz sufiyiz, büyük alimiz, en büyük biziz” diyorlar. Duyuyor musunuz bunları bu adamlardan? Bu ayetleri duyuyor musunuz? Çok nadir.

Şura Suresi, 39

“Ve haklarına tecavüz edildiği zaman,” bütün Müslümanlar için, dünyada ne kadar Müslüman varsa. Haklarına tecavüz edildiği vakit, ülkesine saldırıldığı. Mesela Afganistan’a, Irak’a, Moro’ya, Çad’a veyahut Zaire’de Müslümanlara saldırıldığında  “birlik olup karşı koyanlardır.” Bütün ümmet birleşecek, diyor Allah. Farz kılmış. “Bütün ümmet, bütün Müslüman alemi birleşip karşı koymanız farzdır” diyor. Anlatıyor mu bunu hoca efendiler?

Saf Suresi, 4

“Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”

Şüphesiz Allah, Kendi yolunda” kendi yolu ne? Kuran. Kuran yolunda “sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi” yani betonarme bina gibi. Yahut karkas bina gibi. Yani lehimlenmiş gibi. “saf bağlayarak” birlikte, hep birlikte. Bütün ümmeti söylüyor Allah. “çarpışanları sever” diyor Allah. Nasıl oluyormuş? Bütün Müslümanlar birlikte hareket etmeleri, birlikte mücadele etmeleri farz. Allah’ın emri. Buradaki adamlar ne yapıyor? Nasıl böleceklerinin peşindeler. Nasıl parçalayacaklarının peşindeler.  

 

(PKK’nın ses getirecek eylemler için ciddi hazırlık yaptığını tespit eden güvenlik güçlerimizin bu konuda alarma geçmesi haberi ile ilgili )

Atatürk; “Gelecekleri varsa, görecekleri de var” diyor. “Geldikleri gibi giderler” diyor İngilizler için. İnşaAllah. Onun için, bana o tip demagojileri kessinler. Bir karış bile toprak vermeyiz. Vatandaşlarımı da ben komünistlerin eline vermem. Güneydoğu bizim, onlar bizim canlarımız. Oradaki anneler, oradaki bacılar, oradaki kardeşler, hepsi benim canlarım. Komünist olarak yaşamak istemiyorlar, komünistlerin eline de onları teslim etmeyiz. Canımız pahasına Allah rızası için onları koruruz. Yok öyle şey. Başımızın tacı hepsi, inşaAllah.

 

Şimdi dese ki adam, “babama yediğim içtiğim ekmeği borçlu değilim, Allah’a borçluyum” dese; vesileyi inkar etmiş oluyorsun. Vesile onlar. Biz bakkala gittiğimizdeoradan yiyecek alıyoruz, bakkala; “sana ihtiyaç yok, bana yiyeceği Allah veriyor” desek olur mu? Vesile oluyor işte bakkal. Anlaşılmayacak bir yönü yok ki bunun.

 

Uzun uzun İttihad-ı İslam ile ilgili ayetleri okudum. O kadar fazla ki. Çok az bir kısmını okudum. Yüzlerce ayet var. Adamlar bu konuları bırakıyorlar, boş hurafelerle Müslümanların vaktini alıyorlar. Halbuki bir an öne bu ayetlerin uygulanması lazım, hayata geçirilmesi gerekiyor. Okumama nedenleri de Mehdiyet’i hatırlatması.

 

(Menzil cemaatinden bir kardeşimizin, cemaat içerisinde Mehdilik ile ilgili konuyu anlatmasını yasakladıklarını söylemesi ile ilgili)

Tabii öyle değildir de ona rast gelmiştir. Yoksa Menzil cemaati mübarek bir cemaattir ve Ehl-i Sünnet’e titizdirler. Peygamberimiz (sav)’in hadislerini yasaklayacak gaflete düşmeleri mümkün değil. Düşünülemez öyle bir şey. Çünkü çok büyük bir gaflet olur o. Çünkü Muhammed Raşit Erol Hazretleri her zaman Hz. Mehdi (as)’dan bahsederdi. Hz. Mehdi (as)’ın geldiğini söyledi. 1980 yılında “Hz. Mehdi (as) hayatta” diyordu. Yani “gelecek” demiyor, “geldi” diyor, “hayatta, şu an faaliyet yapıyor” diyor Muhammed Raşit Erol Hazretleri. Şimdi bunu bilen bir insanın Mehdiyet’e lakayt kalması ve arkasından “ben sofiyim” demesi inandırıcı olmaz.

 

Mehdiyet’e tavır alan mutlaka deccal taraftarıdır. Farkında olur veyahut olmaz. Ama bilerek veya bilmeyerek mutlaka deccalin safında yer almış olur. Mehdiyet’e karşı tavır, hükmü budur. Bunu Peygamberimiz (sav) söylüyor, benim sözüm değil bu.

 

Mehdiyet’i Peygamberimiz (sav) “müjdeleyin” diyor, “yasaklayın” demiyor. Yasaklıyorsa adam, deccaliyete hizmet eder. Bilerek mi? Büyük bir ihtimalle bilmeyerektir. Ama deccaliyete hizmet etmiş olur. Akıllarını başlarına alacaklar inşaAllah. Samimi olacaklar, inşaAllah.

 

Cennetin zeminini Allah bize dünyada da gösteriyor. Cehennemin zeminini de bize gösteriyor. Her ikisinden örnekleri biz sürekli görüyoruz. Bir cennetten, bir cehennemden; bir cennetten, bir cehennemden. Mesela güzel ve anlamlı bakış cennettendir, cennet alametidir. Bakımlı ve temiz olmak cennet alametidir. Pis ve bakımsız olmak da cehennem alametidir. Cehennemde insanlar çok bakımsız ve pistirler. Leş gibidirler, çok iğrenç kokarlar cehennemde. Cennette de mis gibi kokarlar. Cennette sürekli neşe var. Cehennemde sürekli azap ve inilti var, yani elem sesleri var. Ve huzursuzluk, sıkıntı var. Ama tabii bu iki zıtlığı sabaha kadar saysak bitmez. Ucu bucağı yok, inşaAllah.

 

Her insana onun ruhuna uygun hareket etmek lazım.Mesela ben, yaşlı bir insan olur, onun ruhuna uygun konuşurum. Mesela çocuk olur, onun ruhuna uygun konuşurum. Yabancı manken oluyor, ben onun ruhuna uygun konuşurum. Oturup onları mahcup etmek, densizlik yapmak, halden anlamamak çok anormal bir hareket olur. Mesela Peygamberimiz (sav) çok uyumluydu. Çocukları görürdü, onlarla çocuk gibi oluyor. Yaşlıları görüyor, hemen onlara uyuyor. Bir başkasını görüyor, hemen ona uyuyor. Ama tabii Kuran’ın ölçüsü içerisinde. Fakat onların ruhunun onu alabileceği gibi bir üslup kullanıyor. Bizde de öyle olacak inşaAllah.

 

Kuran’da hüküm açık, karmaşık bir şey yok ki. “Ehl-i Kitap’tan hanım alabilirsiniz” diyor Allah. O kadar. Ama “Müslüman hanımlar gidip Hıristiyan’la evlensin” demiyor Kuran’daki ayette. Bu açık. Bu anlaşılmayacak gibi değil ki. Kuran’da da hüküm açık; “Ehl-i Kitap’tan hanım alabilirsiniz, helaldir size” diyor, erkeklere hitap ediyor. “Ben bunu anlamadım” olur mu? “Namaz kılın” dendiğinde gidip zekat verirsen olur mu? “Namazdan ben zekatı anladım” denir mi? Namaz, namaz işte. Beş vakit namazını kılacaksın. Karmaşık bir şey yok. Kuran’ın hükümleri çok net, ben bunu anlamazdan gelenlere şaşıyorum. Mesela diyor ki Allah; “hımr, içki haramdır”. Neyini anlamıyorsun? “Domuz eti yemeyin” diyor. Bildiğin domuz işte yemeyeceksin, etini yemeyeceksin. Domuz eti yemeyeceksin, işte o kadar. Kumar oynamayın, diyor Allah. Faiz almayın, diyor. “Ben anlamadım, pardon” artık o adama ne diyelim o zaman?

 

Ali İmran Suresi, 81. ayet

Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: "Andolsun size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti.

Burada tabii ki Mehdiyet’e alenen bakıyor ayet. Çünkü Peygamberimiz (sav)’den de söz alınıyor. Hz. İsa Mesih (as)’dan da söz alınıyor. Hepsi bu sözü vermişler. Hz. İsa (as) geldiğinde kime yardım edecek? Hz. Mehdi (as)’a yardım edecek, Hz. Mehdi (as)’ın veziri olacak. Ayet ona bakıyor tabii ki. O yönüyle ona bakıyor.

 

Özetle “en iyi cemaat biziz”, “en iyi ortaklık oluşturan, en iyi arkadaş grubu oluşturan ekip biziz” diyenler samimi davranmıyorlar. Çünkü, neden samimi davranmıyorlar? Eğer dürüstlerse, hakikaten fıkhın uygulanmasını istiyorlarsa, hakikaten dünyanın kurtulmasını istiyorlarsa, para da istemiyoruz onlardan, sadece ne diyecekler biliyor musun? “Ben İttihad-ı İslam’ı istiyorum”. Bunu söyleyecek, duyacağız.

 

Hıristiyan da kurtulsun, Musevi de kurtulsun, mason da kurtulsun. Hepsi Hz. Adem (as)’ın evlatları. Ne bu azgınlık? Muazzam bir Şii nefreti, Caferi nefreti, Vahabi nefreti. Nefret ettikçe kendi grubunda daha takdir görüyor. “Helal olsun, bak Yahudileri kesecekmiş, Şiilerden, Vahabilerden, nefret ediyormuş. Evliya adam” diyor.

 

Peygamberimiz (sav) Ehl-i Sünnet’i mi savunuyordu? Peygamberimiz (sav) Kuran’ı savunuyordu. Şii miydi Peygamberimiz (sav)? Vahabi miydi? Ne Sünni’ydi, ne Şii’ydi, ne Vahabi’ydi. Kuran Müslüman’ıydı Peygamberimiz (sav). Kuran Müslüman’ı olmayı savunmaları lazım. Hz. Mehdi (as)’ın getireceği sistemi savunmaları lazım. Hz. Mehdi (as) ne sistemini getirecek? Sahabe sistemini getirecek.

 

(Sayın Adnan Oktar’ın, “Dinler arası diyalog hakkındaki düşünceniz nedir?” şeklindeki soruya cevabı)

Ne diyalogu? Hıristiyan varsa gider konuşursun, sohbet edersin, ahbap olursun. İslam’ı, Kuran’ı anlatırsın, gönlünü alırsın. Yemek yedirirsin. İhtiyacı varsa, ihtiyacı olan neyse Allah rızası için alırsın. Kitap verirsin. Evlenebilirsin gerekirse. Bu diyalogdan kasıtları nedir? “Hıristiyan’la görüşülmez” anlamında mı demek istiyorlar? “La ilahe illallah” konusunda ittifak ederiz tabii ki. Ne yapalım? İttifak etmeyelim mi yani? Kiminle ittifak edeceğiz? “La ilahe illallah’ı” savunuyorsa adam, niye ittifak etmeyeyim? İttifak ederim tabi ki. “Allah bir” diyor, ben de “Allah bir” diyorum. Allah bir konusunda ittifak halinde oluruz. Ama teslis inancında ittifakımız olmaz. Orada tavrımızı koyarız.

 

(Sayın Adnan Oktar’a, “Hz. Mehdi (as) olduğunuza inandım”diyenler hakkında)

Haydi, desem ki “ben de inandım”, sen de “inandım”. Hepimiz toptan küfre gideriz. Şu akıl mı? “Hz. Mehdi (as) olduğunuza”, sanki iltifat. İltifat değil ki o, zulüm. Kendine de zulmediyorsun, Müslümanlara da zulmediyorsun. Ne demek “Hz. Mehdi (as) olduğunuza inandım”? “Cennetlik olduğunuza inandım”, bu anlama gelir. Yani peygamberden üstün, peygamber gibi. İmtihana gerek yok sanki. Kulluk görevimiz bitti gibi. Vahiy gelmesi gerekir. Öyle şey olur mu? Mesela Peygamberimiz (sav)’e vahiy gelmiş olsa “falanca kişi cennetliktir” diye, tamam. Böyle bir şey yok. Biz ümitle korku arasındayız. Hz. Mehdi (as) da dahil. Hz. Mehdi (as) da çıkıp “ben cennetliğim” diyemez. Böyle bir şey yok. Ama “inşaAllah Hz. Mehdi (as) olursunuz” diyebilirsiniz. “İnşaAllah Hz. Mehdi (as) gibi olalım” diyebilirsiniz. Mehdiliğini insan umabilir sevdiği kişilere. Hüsnü zan edebilir. Ama “Hz. Mehdi (as)’sın” dedin mi dinin imanın gider, Allah esirgesin. Tecdid-i iman gerekir. “La ilahe illallah Muhammeden Resullullah” diyecek.

 

“Tekbir çekip Hz. Mehdi (as) çıkacak” deniyor ya, orada kastedilen Cenab-ı Allah onun çıkmasına murad ettiğinde ortaya çıkarıyor. Ama Hz. Mehdi (as’ın) nasıl çıkacağını zaten Peygamberimiz (sav) söylüyor. Diyor ki; “insanların en sevgilisi olduğunda çıkacak”. Şimdi bütün insanlar en sevdiğinde ne olacak? Herkes seviyor, ne anlama gelir bu? Kendilerine lider yapmışlar. İslam hakim olmuş. Sen Hz. Mehdi (as) desen de, demesen de o Hz. Mehdi (as) gibi bir şahıstır artık.

 

Hz. Mehdi (as)’ın birçok lakabı vardır. Peygamberimiz (sav) lakaplarıyla anılmasını daha uygun bulmuş, inşaAllah. Mesela Sahib-i zaman, Sahib-i zaman diye hitap edilebilir; zamanın sahibi. İnşaAllah. Başka? Halifetullah, Kaim, Gaib, kaybolan. Seyfullah, Haydar, arslan yani, inşaAllah. Haris, aslan. Hüccet, Muntazar, Halef-i Salih, Mansur.Haydar-ı Kerrar, inşaAllah, döne döne dövüşen Allah’ın arslanı. Bunların hepsi olur lakap olarak. Ama öbürleri kesin hüküm gösterdiği için olmaz. 

2012-02-06 14:11:38
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top