Adnan Oktar'ın 28 Ağustos 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

Harun Yahya TV, 28 Ağustos 2010

Vahdet-i Vücud düşüncesini savunan kardeşlerimiz çok yanlış bir düşünce içindeler. Şöyle anlatıyorlar, (Allah’ı tenzih ederiz) Allah yalnızdı çok yanlış bir ifade, sonra Allah sıkıldı hiçlik aynasına baktı Kendisi'ni gördü, haşa Allah zamana mahkum diyorlar. Zamanı Allah yaratmıştır, biz aciz kulları için zamanı yaratmıştır. Kıyaslama ile meydana gelen bir inançtır zaman ve insanlar için yaratılmıştır. Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Allah sonsuz kısa zaman içerisinde; saniyenin trilyonda biri değil, katrilyonda biri değil, katrilyon çarpı katrilyonda biri de değil, sonsuz kısa zamanda sonsuz önceyi sonsuz sonrayı yaratmış bitirmiştir.

Fethullah Hocamız'ın sevenleri çekingen davranmasınlar, çıkıp konuşsalar, açıklama yapsalar daha rahat ederler. 

İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanın peşine düşer. (Hac Suresi, 3)

Münafıklar çok azgın ve kaypak olurlar. Kahpe karakterli iki yüzlü olurlar. Kuran hakkında iyi bilgisi olan, derin detayları bilen bir insan şeytanın hedefi olmaz, münafığın da hedefi olmaz.

 

İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (Al-i İmran Suresi, 175) 

Gücü zayıfsa psikolojik yönden zayıfsa onları korkutur, ama münafık tek başına ortaya çıkmaz. Bütün küfürü arkasına alır. Toplanarak hareket eder, asıl olarak gücünü dayandırdığı bir topluluk vardır

 

Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17)

Şeytan ahmakça, haşa Allah’ı suçluyor ama zaten kendisi karaktersiz. Kahpe olduğu için pusu kurar. Doğru yol üstünde oturuyor, yani Kuran’a tabi olanlar, Peygamberimiz (sav)'in veya Hz. Mehdi (as)'ın talebelerini durdurmaktan bahsediyor. Kuran ahlakına karşı, Kuran'a karşı mücadele vereceğim, diyor. Mücadele edenlerin de yolunu durduracağım, diyor. Münafık internetle yaklaşır, haber göndererek yaklaşır, muhakkak yanaşmaya çalışır. Buna karşı mümin çok uyanık olacak. Münafık hiç tahmin etmediğin yerden karşına çıkabilir.

    

Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır. (Fatır Suresi, 5-6)

Allah'ın vaadi: "İslam dünyaya hakim olacak", Hz. Mehdi (as) çıkacak, Hz. İsa (as) gelecek.

Bu ayette işari manada, Mehdiyetin zuhuruna, Türk İslam Birliği'ne işaret var.

 

Dünya çıkarları, gelecek korkusu seni aldatmasın ve aldatıcılar, yani münafık takımı, şeytan, münafığın silahı budur; Allah'ın adını kullanarak aldatyma çalışır, aldattığını zanneder. Mümin de onu düşman edinir, bir ibadettir bu. Müminin münafığı fikren düşman edinmesi, ilmen fikren sürekli mücadele içinde olması bir ibadettir. Şeytan ekibini, yani münafıkları, kendi grubunu ancak ceheneme çağırır.

 

İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün, sizden geri dönenleri, kazandıkları bazı şeyler dolayısıyla şeytan onların ayağını kaydırmak istemişti... (Al-i İmran,155)

İki topluluğun karşı karşıya geldikleri gün: İşari manada, asırımızda Hz. Mehdi (as) güçleri ile deccal güçleri karşı karşıya geldiği gün.

Geri dönenler zayıf insanlar çıkıyor.

Şeytan, münafıklar, bazı vaadlerle Müslümanların ayaklarını kaydırmak istiyor, vazifesi bu.

Bunu yaparken seni koruyor gibi gözükür münafık. “Falanca seni düşman edindi aman dikkat et” der, sanki korumak istiyormuş gibi. “Yemeğine dikkat ediyor musun, sağlığın nasıl” der.

  

(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu." (Hadid Suresi, 14) 

Siz kendinizi fitneye düşürdünüz: Münafıklık içine girdiniz, fitneye düştünüz.

Müslümanların parçalanmasını, tutuklanmasını, hasta olmalarını ve yıkımlarını; ekonomik yönden yıkılmalarını bekliyorlar.

Sürekli şüphe içindedir münafık. Allah'ın elçisine karşı, Hz. Mehdi (as)'a karşı, Peygamberimiz (sav)'e karşı. Zaten herşeyden şüphe eder, kendinden de, haşa Allah'tan şüphe eder.

Hep kuruntu içindedir, şizofren karakterli olduğu için beyni hiç dingin olmaz hep fitne peşinde olur.

.. O aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu: Çok terbiyeli, nezih gibi gösterir kendini, ama içinde şeytanlar hareket halindedir.

 

Onları -ne olursa olsun - şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim... (Nisa Suresi, 119)

Şaşırtmak ve saptırmak münafığın görevi. İnsanların kalplerine kuruntu vermek ister ki kendi gibi yapabilsin, kendisine benzetmek için tek yolu budur.

 

(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez. (Nisa Suresi, 120)

Sadece aldanış vaad eder, vaadleri doğru değildir.

 

Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (Ahzab Suresi, 12)

İşari manada, asrımıza bakarsak, Allah ve imamı Mehdi boş vaadler söyledi. İslam hakimiyetinden bahsetti, Türk İslam Birliği'nden bahsetti, Darwinizmin yıkılmasından bahsetti. Haşa, boş bunlar. Dinsizlik hakim olacak, darwinizm yenilmeyecek, materyalizm yenilmeyecek boş yere Müslümanların gücünü ve imkanlarını heba ediyor diyecekler.

 

 ...Şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar. (Neml Suresi, 24)

Münafıklar kendilerini süslü gösterirler. Çok doğru hareket ettiklerini sanırlar, süslü konuşma yaparlar, gaflet gözüyle bakan onları dinler. Onlar da kendilerini çok başarılı zannederler.

 

 ....Onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici (süslü) gösterdi. (En'am Suresi, 43)

Çok isabetli hareket ettiği kanaatinde olurlar. Bir de birbrilerini teşvik ederler, "helal olsun, ne güzel hareket ediyorsun" derler.

  

Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o. (Nisa Suresi, 38)

Münafık malını verdiğinde, çok azap çeker, verdiğine çok pişman olur. Gösteriş olsun diye az verir, ama durur durur ona yanar, çok acayip yakar içini malından vermiş olmak.

Allah'a ve ahirete inanmazlar hastalıkları budur. Şeytan kime arkadaş olursa, münafık kime arkadaş olursa ne kötü arkadaştır o. Sürekli arkadaş ister münafık da, "gel benim arkadaşım ol, bize gel, bize katıl" der.

 

 

Kocaeli TV, 28 Ağustos 2010

  • (Numan Kurtulmuş'un basınla yaptığı yemekli toplantıda) Milli Görüş'e sahip çıkan açık bir ifade kullanması Türk İslam Birliği'ni istemeyen, Milli Görüş'e karşı çıkanlara net cevap olmuş oldu. Bu hayra alamet güzel bir gelişme inşaAllah. Ama Numan Kurtulmuş’un bu konudaki vurguları daha net olsun. Bazı çevrelerin laflarının altında kalmasın. Delikanlıca, yiğitçe tavır alsın. Erbakan Hocamız'a da tam sahip çıksın, "Hocamızın tüyüne dokundurtmayız" desin, gitsin elini öpsün Hocamız'ın, öyle bir resim çektirsin, o zaman baştacımız olur.
     
  • Ahmet Hakan, Müslümanların imkanlarıyla tanındı. Bütün Mütedeyyin kitle ona sahip çıktı ve onu belirli bir seviyeye getirdiler. Daha düne kadar Erbakan Hocamızı savunan, Oğuzhan Asiltürk ağabeyimizi, Şevket Kazan ağabeyimizi savunan Ahmet Hakan şimdi kullandığı üslupla ayıp yapıyor. Elinde delil yokken Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan hakkında ithamlarda bulunması ayıp oluyor. Kendisini hem savcı, hem hakim, hep polis yerine koyup çete suçlamasında bulunuyor, ne kadar ayıp. Bizim ağabeylerimizin ihtirasları Allah içindir.
     
  • (Muhtemel genel aftan Abdullah Öcalan’ın yararlanması ihtimali ile ilgili “Herkes taşın altına elini koysun” haberine cevap olarak)Taşın altına eline koyanın elini kırar o taş. Kurtuluşu Türk İslam Birliği'nde, İttihadı İslam'da görecekler. "Af çıksın, bölünme olsun, Karadeniz de ayrılsın" gibi konuşmalar ağır alkol zehirlenmesinde olur. Biz Türk İslam Birliği için hazırlanırken, parçalanmadan bahsetmesinler. Parçalama bölme isteyen kasapta çalışsın et parçalasın, kerestecide çalışsın odun kessin. Biz kimseye ülkemizi parçaltmayız. Komünistelere ben Kürt kardeşlerimi teslim ettirmem, etmeye kalkanların da kanunla, bilimle, akılla elini kolunu kırarım.
     
  • Davası olmayan bir hareket mutlaka kaybeder, heyecanı olmayan, ideali olmayan, ülküsü olmayan her hareket kaybeder. PKK'nın bir ideali var, karşısında ne var. Sessizlik. Sessizlik olursa, Allah korusun kayıp olur. PKK'nın karşısındaki güç Türk İslam Birliğidir. Türk İslam Birliği dev bir idealdir, dev bir güçtür. PKK'nın karşısında bunun karşıtı bir güç olması lazım. Bir ideal varsa, batıl dahi olsa, insanları motive eder. İnsanlara heyecan verir. Mücadele azmi verir batıl da olsa. Batıl olmasına rağmen bu heyecan onları dağa çıkarıyor. Buna karşı bizim hak bir davamız var. Ama bunun milli bir devlet projesi olması, devlet siyaseti olması lazım. Gizli değil, açık ve aleni bir milli politika olması lazım. Tüm Türk aleminin, İslam aleminin birleşmesi ve Türkiye'nin öncülüğünde dev bir birlik olması lazım.
     
  • Karşı propaganda çok önemli, ısrarla üzerinde durulması lazım. Materyalizme karşı anti materyalist, komünizme karşı anti komünist, anti Leninist, anti Marksist, anti Darwinist milli politika izlenmesi gerekiyor. PKK geceli gündüzlü anlatıyor, karşı tarafta sadece sessizlik olması olmaz.
     
  • Dağdan taş yuvarlanmaya başlarsa iner de iner, ta ki karşısına bir set çıkana kadar, karşısına çelikten bir set çıkarsa, çarptığında “küt” diye kırılır. O çelik işte Türk İslam Birliği'dir, İttihad-ı İslam'dır.
     
  • Televizyon programlarına çıkıp, bölünmeyi konuşuyorlar. Buna karşı pasif susma olursa bu düşünce ilerler, pasif susma olmaz. Devlet eliyle anti Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist, anti-Leninist, anti-terörist propaganda yapılması gerekiyor. Bediüzzaman diyor ki, “ikna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe, bu taun da tevessül eder gelişir”. Biz buna hak fikirle karşılık vereceğiz.
     
  • (35 bin yıllık mağara resimleriyle ilgili)Fatih Altaylı, Oktay Ekşi gitsin o mağaraya, o boyayı imal etsin, o resmi yapsın bir ay süresi de var, o resmi yapsın benden ne kadar para isterse o kadar para vereceğim. Yapamaz. Ama aynı boyalardan kullanacaklar. 35 bin yıl bozulmayacak bir teknoloji kullanmış adam aynısını yapacak. İş lafa geldi mi, mağarada insanlar şöyleydi böyleydi anlatıyorlar, o adamın bilgisine sahip değilsin yeteneğine de değilsin nasıl oluyor bu iş?
     
  • Televizyonlarda bazı hoca efendiler çıkıyor, çok çeşitli konular anlatıyorlar. Fakat hoca efendilerin üzerinde durmadığı ana bir konu var. Hidayet ana konudur, karşısındakinin samimi iman edip etmediğini kontrol etmeden, anlamadan, hidayetlerine vesile olmak için gayret göstermeden, eve girerken şöyle yapmalı, namaz kılarken şuna dikkat etmeli diye anlatmak olmaz. Bediüzzaman bu konuya dikkat çekmiş. En hayati, en öncelikli mesele imanı kurtarmaktır demiş. İman hakikatlerinin anlatılması gerekir diyor. Hz. Mehdi (as) da bunu yapacaktır diyor. İman hakikati anlatacak, Müslümanların dengesini sağlayıp küfre kaymalarını engelleyecektir diyor.
     
  • Bazı hoca efendiler hep tarih bilgisi anlatıyorlar. Arkada bir müzik, sesini tamamen değiştiriyor, gökyüzüne bakarak, tamamen yapmacık bir üslupla anlatıyor. Ama mesela Robert Kolej’li, St. Joseph’li, İTÜ'de okuyan bir genç, zehir gibi zekası var, bu manzara karşısında ne düşünür, bunu hiç hesap etmiyorlar. Ruh gibi bir sesle, gökyüzüne bakarak, zaman zaman ağlamaklı ses çıkararak anlatım yapmanın yapacağı tahribatı hesap edemiyorlar.
     
  • Din derin akıldır. Allah'ı bilen en büyük hakikati bilir, en büyük sırları Allah'ın sırlarını bilir. Bu çok derin düşünce, derin akıl, derin iman gerektirir. Yüzeysel, sanki kitap okuyan bir makina gibi, mekanik bir sesle, kitaptaki yazıları okuyan mekanik alet gibiler. Ne bir ruh, ne imana vesile olacak bir elektrikleri var. Bilakis, imanda şüpheye düşecekleri bir anlatım içinde oluyorlar. Tahribatın farkında değiller. Din anlatırken filmlerdeki adam ağlatma teknikleri kullanılırsa olmaz. İmanda derin bir kavrayışa yönlendirebiliyor musun, putlardan kurtarabiliyor musun, Darwinizm putunu kırabiliyor musun, bu önemli. Yoksa insanlar dinliyor dinliyor sonra normal hayatlarına dönüyorlar.
     
  • Münafığın önemli bir özelliği vardır, çakal taktiği, aç sırtlan taktiği kullanır. Aç sırtlanlar gibi pozisyonu uzaktan değerlendirirler. Neyi kapabilir, uzaktan izler. Sonra kuyruğunu kıstırır tin tin gelip, geride bıraktığını kapıp kaçmak ister. Köpekler de böyledir, geride bıraktıklarına bakar.
     
  • Müslümanların içinde en zayıf kim varsa ona yönelir münafık.İmanlı, dine sadık, Allah'a bağlı kimseye yanaşmaz münafık. Elinde sopa olana uyuz sırtlan yanaşır mı? Bakar elinde birşey yok, kendini de savunamıyor onu hedef alır. Şeytanın ilkasıyla hedef gösterdiği insanlar çok dikkatli olmalı, imanlarını daha güçlendirecekler, daha kararlı olacaklar. Peygamberimiz (sav) zamanında da Hz. Ali'ye gitmedi münafıklar, Hz. Ömer'e de. Onların ne cevap vereceğini iyi bilir, zayıf gördüğü kişiye teklif eder.
     
  • Münafık, zayıf ama işine yaramayacak kişi istemez.Çağırdığında ona maddi menfaat getirecek birisiyse yaklaşır. Akrabalık bağını da ona göre değerlendirir, ya mirası ya parayı ya çıkarı düşünüyordur, zarar gelecek olana yanaşmaz. Ama en ziyade güçlü gördüğüne yanaşmaz. Sürülerde de aç sırtlanlar saldıracağı zaman sakatlanmış, güçsüz hayvan gördüğünde onu kovalıyor, güçlüye yanaşmıyor.

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele, 19)

Bütün benliği şeytan olmuştur münafığın.

Şeytan işin sonuna geldiğinde, "ben Allah'tan korkarım" diyor. Madem “bütün insanları saptıracağım” diyorsun, Allah'tan korkuyorsan niye insanlara doğruyu anlatmıyorsun, Allah'tan korkmalarını söylemiyorsun? “Allah'tan korkmalı herkes”, niye demiyorsun. Tam münafık karakteri, şizofren karakteri olduğu için sıkıştığında son aşamada bunu söylüyor.

 

İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik' derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: 'şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz. (Bakara Suresi, 14) 

Münafıklar, iman edenleri görünce, takva görünmeye çalışıyor, "Bak takkem yanımda, tesbihim yanımda, hatta tasavvuf ehliyim" diyorlar. Şeytana ise "biz senden yanayız" diyorlar. Müslümanlarla kendi ahmak kafalarıyla alay ettiklerini düşünüyorlar. Münafık şeytanın etkisiyle sürekli başka türlü konuşur.

 

(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"

Dedi ki: ."Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın"(Sad Suresi, 75-76)

Kendini çok yüksekte görür münafık. Ben daha hayırlıyım, der. Peygamberden de, Hz. Mehdi'den de herkesten üstün görür, haşa Allah'tan da üstün görür. Ahmak olduğu için, Allah'a haşa, öğretir tarzda ahmak kafasıyla konuşuyor. Şeytan ve münafık muazzam delil verdiğini zanneder, ama ahmakça delil verir.

 

 Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "BİZ SADECE ISLAH EDİCİLERİZ" DERLER. Bilin ki; gerçekten, ASIL FESATÇILAR BUNLARDIR, ama şuurunda değildirler. (Bakara Suresi, 11-12)

Niçin böyle ahlaksızlık yapıyorsun denildiğinde, "bozukluk var, yanlışlıklar var, onları düzeltmek istiyorum" diyor. Islah etmeye çalışıyorum diyor. Şeytanın etkisinde oldukları için şuurları tamamen kapalıdır.

 

ZARAR VERMEK İNKÂRI (PEKİŞTİRMEK) MÜ'MİNLERİN ARASINI AYIRMAK VE DAHA ÖNCE ALLAH'A VE ELÇİSİNE KARŞI SAVAŞANI GÖZLEMEK için mescid edinenler VE: "BİZ İYİLİKTEN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMEDİK" DİYE YEMİN EDENLER(var ya) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir. (Tevbe Suresi, 107) 

Münafıklar zaten mescid taraftarıdır. Mutlaka bir Müslüman bulup bir cemaat içine girmek isterler, ama asıl cemaatleri kendileridir, toplanıp biraraya gelirler.

İslam'ın yayılmasını istemez, ama istiyormuş gibi görünür. Müslümanların bir kısmını ayırmak ister, ama işine gelenlere yanaşması ana özelliklerinden birisidir.

Müslümanların aleyhine ne tür faaliyet varsa tamamına destek olmak özellikleridir. Devrin şartları içinde ne gerekiyorsa yapar, yalan ihbarda bulunur, bir kısım basınla, diğer münafıklarla, küfürle işbirliği yaparlar. Gözlemek için mescid ediniyorlar. Allah'ı anlıyor gibi görünerek bir sistem meydana getirirler, sorulduğunda sadece iyilik amaçlıyoruz derler.

Münafıklar iman bağını esas almaz, kan bağını esas alır.

Faşizmin de kökeninde şeytanlık vardır. PKK'nın da kökeninde şeytani düşünce var. PKK da münafık cereyanıdır. Allah'a, dine, kitaba düşman olduğu belli. Ama kendini zaman zaman öyle değilmiş gibi gösterir.

Münafık kan bağını esas alır, iman bağını esas almaz. Müslüman iman bağını esas alır, aynı soydan gelir ama imansızsa kardeşi değildir.

Münafık kendi şeytani kitabını kendi yazar. Kuran'ı kendine göre düzenler haşa. Ekleme yapar, çıkarma yapar. Şeytana uygun bir ruh arar Kuran içinde bulamayınca da dilini eğip bükmeye başlar.

O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi. Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi, 48) 

Münafığın ahmak aklına göre kendisi müthiş güçlüdür, o kadar güçlü görür ki kendini bozguna uğramayacağını zanneder. Şeytanın ilkasıyla komünisti, ateisti, Darwinisti hepsini kendi yardımcısı olarak görür, onlarla işbirliği içine girer. Sayıca çok olunca da kendini güçlü sanır.

  • Bir insan Allah'ı çok severse, Allah rızası için Allah'ı severse, Allah onu sevecek insan yaratır. Allah en güzelini yapar.
     
  • Borcu ödemek sünnettir, Kuran'ın emridir. Müslüman borcuna titizdir. Gerçekten imkanı olmayan kişinin durumu ayrıdır, ama söz verip ödememek olmaz. “Affedin, ödeyemeyeceğim” derse helal edilir. Ama “ödeyeceğim” diyorsa, söz veriyorsa, ödenmesi gerekir.
     
  • PKK düz ovada siyaseti 30 yıldır yapıyor, sürekli kara kızıl propaganda peşindeler, faaliyet yapıyorlar.PKK komünist parti olduğuna göre partiye nasıl adam kazandırıyorlar? Eğitimle. Bana Darwinist olmayan, materyalist olmayan, dinsiz olmayan, Leninist olmayan, Marksist olmayan, terörist olmayan bir tane PKK'lı göstersinler. Buna karşı resmi karşı propaganda hiç yok. Anti komünist, anti materyalist, anti darwinist, propaganda yapılması gerekiyor. Vakıf faaliyetiyle, şahsi faaliyetle olmaz. Devlet el atarsa en fazla 1-2 aya bu konu biter. Çünkü o zaman fikri inanç temeli kalmayacak.
     
  • TRT 6, PKK ile fikri mücadelede çok iyi kullanılmalı. Sürekli davul zurna ile halay çekmek olmaz. O da yapılır ama PKK sıcak propoganda yapıyorken ve acil bir durum varken bu olmaz.
     
  • Yenilmenin kökeninde iman zaafiyeti vardır. Osmanlı'yı Darwinizmle yıktılar. Biz de Darwinizmi ilmen yıkarak Osmanlı'dan daha büyük Türk İslam Birliği'ni oluşturacağız inşaAllah.

2010-08-29 14:31:07
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top