Adnan Oktar'ın 09 Eylül 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

 

  • Bir münafıklar, bir Müslümanlar var, bir küfür var, ama Kuran'da bir de ara bir sınıf vardır: Kalbinde hastlalık olanlar vardır. Bu kimseler münafıklığa da aday Müslümanlığa da adaydır. Müslümanlığa geçişleri kolay olur, ama münafıklığa da müsait alt yapıları vardır. Mesela Peygamberimiz (sav)'in hanımına iftira atılan olayda, kalbinde hastalık olanlar şüpheye düşüyor. Münafık değil, ama kalbinde hastalık var. Tahkik ediyor. Allah, "bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?" diyor. "Peygamberi seviyorum, ama ya olduysa" diyor, şüphe ediyor. Aynı şekilde Peygamberimiz (sav)'in yanında sesini yükseltenler var, bu da bir kalp hastalığı. Ses yükseltme, akıl verme  üst perdeden konuşma şeklinde oluyor. Ayette, Peygamber (sav) birşey söylediğinde onun hükmüne en ufak bir burkuntu duymaksızın itaat edenler diye bildiriyor Allah. Burkuntu duyarsanız, hakkıyla Müslüman sayılmazsınız, diyor. Burkuntu da bir hastalıktır. Burkuntu olmaması lazım. Münafıkta burkuntu olmaz, doğrudan reddeder. Kafir doğrudan reddeder. Kalbinde hastalık olanda kalbinde burkuntu oluyor, rahatsızlık duyuyor, açıkça reddetmiyor ama elçinin sözüne kanaati gelmiyor. Kabul ediyor, ama içinden tasdik ederek değil. Halbuki tasdik ederek olması lazım bu da bir hastalıktır. 

Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı. (Ahzab Suresi, 12)

Münafık hem kalbinden geçiriyor hem uygun yerde diliyle de söylüyor. Amacı hastalığı yaymak, disiplinsizlik meydana getirmek. Peygambere, imama karşı saygıyı yok etmek, güveni yok etmek, "senden daha iyiyim, Müslümanlar içinde kalacağım ama sen de hatanı bil" şeklinde bir üslup kullanıyor. Peygamber haşa boş bir tespit yaptı, boş yere bizi götürdü, haşa “bir daha yapma” gibi, “bak sen de insansın hata yapabilirsin”, “bak burada hata yaptın”, şeklinde üst perdeden üslup kullanıyor.

 

Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün." (Ahzab Suresi, 13)

“Kalacak yer yok, dönün” tam münafık ifadesi. Tam hüküm var.

Boş aldanıştan başka birşey vaad etmedi deyince hüküm yok, ama burada hüküm var. Dinlemeyin elçiyi diyor, münafık eylemine geçmiş olay.

Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır": Bu da münafık üslubu. Kaçma eylemi var, hastalık olanda kaçma eylemi olmaz durur, Müslümanların içine ama sürekli kuruntulu olur, üst perdeden olur karar veremez.

 

Eğer onlara (şehrin her) yanından girilseydi sonra da kendilerinden fitne (karışıklık çıkarmaları) istenmiş olsaydı, hiç şüphesiz buna yanaşır ve bunda pek az (zaman) dışında (kararsız) kalmazlardı. (Ahzab Suresi, 14)

Bu da münafık tavrı, çünkü Müslümanlara doğrudan saldırı var. Saldırı olduğunda genelde saldırıyı yapanlar geri planı hazırlar. Allah "her yanından girilseydi" ifadesiyle buna dikkat çekiyor. Müslümanlar aleyhinde bir atak yapıldığında tek cepheden diye tüm dikkati oraya vermek doğru değil, mutlaka ikinci, üçüncü cephe vardır. Hem basın ayağı oluyor, hem saldırı ayağı oluyor. Geniş çaplı hazırlık yapıyorlar. Kaplerinde hastalık olanlar da sıkışık anı fırsat bilir, üstüne üstüne gelir Peygamber (sav)'in, imamın, elçinin ama saldırı çekildiğinde kalbi sakinleşir.

Önce saldırı var, sonra fitne isteniyor, fitne apayrı. Ayrı bir çalışma yapılması gerekiyor fitnede. Fitne genellikle dağılmayı kolaylaştırmak için yapılır, ama elçi esas alınır onun güvenilmezliği vurgulandıktan sonra arkası kolay gelir. Elçi için yanlış düşündü, yanlış hesap yaptı, biz ise size iyilik yapmak istiyoruz dönün, mantığında olur.

(Kararsız) kalmazlardı: Kalplerinde hastalık olanlar mütemerrit olur, karar veremez şüphe içindedir. 

 

De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçış size kesin olarak bir yarar sağlamaz; böyle olsa bile, pek az (bir zaman) dışında metalanıp-yararlandırılmazsınız." (Ahzab Suresi, 16)

Münafığın en korktuğu olay ölümdür. Öldürülmekten daha da korkar. Peygamber (sav)'in yanında öldürülme riski daha yüksek olur diyorlar. 

 

Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (Ahzab Suresi, 18)

Bir kısmı direkt alıkoyuyor, çocuğu kaçırıyor, gasp ediyor, "Müslümanların yanına gitmeyeceksin" diyor. Bir süre Müslümanların yanına gitmediğinde Müslümanlıktan vazgeçeceği inancı olur bunlarda. 1 ay, 6 ay, 1 yıl gitmediğinde, bir yandan sürekli Müslümanların aleyhinde konuşma, telkin yaptığında Müslümanlıktan vazgeçeceğine inanıyor. Çeşitli menfaat sunarak çeşitli imkan sunarak, karşı tarafı da sürekli kötüleyerek. Bu mantık, Peygamber (sav) döneminde de vardı, Hz. Mehdi (as) döneminde de olacak.

"Bize gelin" diyenleri bilir: Bize gelin demesinin sebebi, gerçekten muttaki görse demez, kalbinde hastalık olduğunu olanlardan olduklarını tahmin ettikleri kişilere bunu der. Muttakiye şeytan da diyor, "benim muttakiye gücüm yetmez" diye. Eğer münafık birisine böyle diyorsa, o kişinin çok güçlü atakla cevap vermesi gerekir. Münafıkların çağırabilecekleri potansiyel kitlesi olduğu anlaşılıyor.

Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler: Bazen de münafıkta, mümin alameti çıkabilir çok zayıf olarak. Mesela gidip tebliğ de yapabilir, ama kısa süreli buna aldanmamak için Allah uyarıyor.

 

(Geldiklerinde de) Size karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır. (Ahzab Suresi, 19)

Münafık çok egoist olur, kendini kurtarma peşindedir.

Bakışta bir bozukluk meydana geliyor. Bir anlamsızlık, manasızlık. Anlamlı bakış müminin vasfıdır. Küfürde, münafıklarda istisnasız bakış bozukluğu oluyor. Bu bir nimettir mümin için, kesin hüküm veremezsin anlaşılır.

Korku gidince: Müslümanlar güçlenince bir atak yapılamayacağını anlıyor, münafık saldırganlığı duruluyor, daha sakin hale geliyor.

Ama buna karşılık çıkar, mal, mülk, elbise, yiyecek stok ederek, biriktirek, sizi keskin dilleri çok azgın ve dilbaz olur münafıklar kalplerinde, hastalık olanlar da da bu olur. Hiç ummadığın anda çok münasebetsiz bir laf eder, durur durur yine yapar. Dini ifadeleri tenzih ederim, ağzından insanı dinlendiren huzur vere bir üslup çıkmaz. İltifat edecekse fitne vardır. Münafıklarda bir kuluçka dönemi vardır, o dönemde bunu yapar, ama kudurduktan sonra, kuduz vakasında da önce kuduz ışıktan sudan kaçıyor sonra debelenerek gider ölür, münafıklar da kuduz köpeğe benzer. Peygamberi eleştiriyor, imamı eleştiriyor, hiç engel yoktur onlar için eleştirmede bunlar için. Güzellik amacı yok, incitme amacı var, rahatsız etme, tedirgin etme, ürkütme, gizli tehdit var.

Böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır: Birşeyler yapıyorlar, yapmıyor değiller. Namaz kılıyor, zekat veriyor, oruç tutuyor, ama Allah bunları boşa çıkarıyor. 

 

Onlar (münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı. (Ahzab Suresi, 20)

Bedevi hanzo demektir, okumayan, yazmayan, kafası çalışmayan küt adamlar, dinden imandan anlamayan sığır gibi yaşamak isteyenler. Bazen de onların içinde iyi insan çıkar, ama genellikle cinstirler. Bedevi karakteri vurguluyorum, Kuran'da da bu kast ediliyor, yoksa çöldeki bedevi değil kast edilen.

Hanzoların arasına dağılıp Müslümanlar hakkında bilgi topluyorlar. Ne olduğu belli olmayan adamlar bunlar. Müslümanlara da zararı yok, küfre de zararı yok nötr insanlar, ama imana karşı kafaları küt insanlardır.

Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı: Müslümanların içinde de olsa tebliğe gitmez, İslamı yaymaya girmez. Müstakil kendi hayatını yaşar, kenardan. Aktif canlı olarak Müslümanlarla birlikte mücadele azmini yaşamaz. Bir odaya çekilir hayatını yaşar veya bir mağaraya çekilir, hayatını yaşar. Bütün mesele Müslümanlardan ayrı olmaktır. Mühim olan müslümanlardan uzak olmak, İslam'a hizmet etmemektir.

Bazı kimseler beni çürüttüğünde dini çürüteceğini zannediyor. Beni eleştiren olduğunda ben “sağolun” der, düzeltirim. Ben örnek vermiyorum, Kuran'a davet ediyorum. Dolayısıyla beni eleştirerek dine böyle zarar veremezler. 

 

Mü'minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: "Bu, Allah'ın ve Resûlü’nün bize vadettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir." Ve (bu,) yalnızca onların imanlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. (Ahzab Suresi, 22)

Müslüman korkuya kapılmıyor. Kalbinde hastalık yok. Bu devre bakarak, bu Allah'ın ve Resulu'nün ve Mehdi'nin bize vaad ettiği şeydir. Münafıklar, küfür, Darwinistler saldırdığında daha da coşturuyor bizi, kudret geliyor, canlanıyoruz, maşaAllah.

 

Ey peygamber, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim." (Ahzab Suresi, 28)

Münafıklık yok burada, ama hastalık var. Kalplerine hastalık gelmiş. Birçok eşinde hastalık oluşmuş. Peygamber (sav), para, mal, mülk ne istiyorsanız vereyim ve kavga olmadan sizi güzellikle salayım diyor. Boşanmanın nasıl olduğunu Allah göstermiş oluyor, imkan sağlamak ve güzel bir tarzda salıvermek. Ama tabi bu bir kadın için dehşet verici bir olaydır, Peygamberimiz (sav)'e bunu söylettirmek.

Aynı zamanda evlilikte amacın ne olduğu açıklanıyor: Ahiret için, Allah rızası için, demek ki saf takvayı arayacak. Allah'ın rızasını en çok kimde görüyorsa güzel ahlakı, şefkati, derinliği, sevgiyi, temizliği kimde en çok görüyorsa, onda en çok Allah tecelli ediyor demektir, dünyadaki en büyük nimet odur. Peygamber (sav) zamanında mübarek annelerimiz ne yaptılar? Bakıyorlardı, Peygamberimiz (sav) simsiyah saçları, Bizans işi cübbesi, omuzları geniş, pembe beyaz çocuk cildi gibi taze cildi, ehli kudret maşaAllah, aşık oluyorlardı haklı olarak.

O dönemde ne kadar acayip insanlar var, Peygamberimiz (sav)’in hanımlarına karşı bir anormal ima meydana geliyor, sonsuz kere sonsuz haşa, vefatından sonra hanımlarıyla evlenme düşünceleri var. Allah kalplerini bildiği için söylüyor,  o yüzden perde ile ayırmıştır Allah. Onlar size ebedi olarak haram kılınmıştır diyor Allah. Allah bu fitneyi engelliyor, ama böyle birşeyin kaplelerinden geçmiş olması o dönemin şartlarının ne kadar zor ve ürkütücü olduğunu gösteriyor.

Peygamberimiz (sav)'in bazı hanımları, evliliğin kendilerine daha farklı bir statü getirdiğini düşünüyorlar. Tahrim suresinde Allah, Peygamberimizin (sav) hanımlarını çok detaylı uyarıyor. Halbuki evli olması bir değişiklik yapmaz, imam o. Daha itaatkar, daha saygılı olur. Ama kadın geleneğinden gelen bir tavrı oluyor bazılarında. Halbuki münafık saldırısı var, rahatsız edici, zor bir ortam var, böyle bir ortamda müminlerin çok sıkı Peygamber (sav)'e destek olmaları gerekir.

Allah dünyada kaç noktadan birden aciz yaratıyor. Koltuk altı için özel sanayi var, dişini yıkamadığında çok fazla sorun oluyor. Kulak için kulak pamuğu yapılıyor, saçı ayrı, ayakları ayrı, neresine baksan vahim aczlerle dolu. Ama Cennette hiçbiri yok, ama burada bir tanesi bile insanı karşısındakinden uzaklaştırmak için yeter. Allah insanı tahir kılıyor, o yüzden bu rahatsızlıktan kurtuluyor insanlar. Cennette doğal temizdir, doğal güzeldir. Gül nasıl güzel koku veriyorsa, insan da öyle oluyor. Diş katrilyonlarca yıl fırçalanmıyor ama tertemiz.

 

Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü’ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve Biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. (Ahzab Suresi, 31)

İtaat demiyor Allah, gönülden itaat, aşkla, canla, muhabetle hakiki itaat.

Bazı kardeşlerimiz bir tek samimiyet kurtuluş için yeter mi diyor? Samimi olunca insan ne yapar? Hz. İsa  (as) hafızasını kaybetmiş olarak geldi. Bakıyor, bu nedir diyor, bu Tevrat, bu İncil bu da Kuran diyorlar. Okuyunca bu doğru, Kuran hak diyor. O kadar. Ömrü boyunca net ve kesin iman. Bakıyor, görüntü ve ışık var, neyin içinde olduğunu anlıyor. Çok kaliteli ses duyuyor, dokunuyor bakıyor birisi hissediyor, net ve kesin iman ediyor. Bir daha hiç sarsılmıyor imanı. Akıllı bir insan bir kere karar verir, çok keskin karar verir, bir kere imanı kavrar, bir daha da bırakmaz. Samimi olduğunda Kuran'ı bulur insan ve tam uyar, Allah'a aşkla bağlanır, Resulünü aşkla sever.

 

Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. (Ahzab Suresi, 32)

Bu ayetin inmesinden önce bunu akletmeleri gerekiyor. Bu da bir hastalıktır. Şiddeti değişebilir, ama bu da münafıklığın altında olan bir hastalıktır. Bunu müminin zaten bilmesi lazım, Peygamber hanımı olmak ne demektir, insan bilmez mi? Bir hasta da karşıda var, diyor Allah. Hastalığın ne kadar yaygın olduğu anlaşılıyor. O da zayıf münafıklığa yakın. Peygamber hanımlarının özel bir statüde olduğunu belirtiyor. Herhangi bir insan gibi değilsiniz diyor Allah. 

 

Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? (Muhammed Suresi, 29)

Kalbinde hastalık olanda bulanıklık vardır, ama küfür çok nettir. Kalbinde hastalık olanlar da kine, öfkeye, dedikoduya, kavgaya yatkın oluyor, bir tutku gibi oluyor öfke onlarda. Simalarında da kararma oluyor, sivri dilli oluyor. Müslümanları huzursuz etmeye yönelik, beğenmediğini gösteren, küçük düşürmek kastıyla, kendisinin daha üstün, daha büyük olduğunu göstermeye çalışan konuşmaları oluyor.

 

Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız (açıklayacağız). (Muhammed Suresi, 31)

 

İşte bu kilit ayet. Münafıkla muttakinin, kalbinde hastalık olanla mümin arasındaki farkı ortaya çıkaran Allah'ın sistemi. Müslümanlar gece gündüz aşkla, şevkle Allah'ın dinini yaymak için müthiş güç duyar. Münafıktan da doğal olarak tiksinir, kafirden şiddetli nefret eder. Ama şahsından değil, bedeninden değil fikrinden ,eyleminden. Fikir sisteminden, onun yaptığı eylemden nefret eder. Cihatta (ilmi mücadelede) bir de sabır vardır. Mesela ben 79 yılından beri aynı aşkla devam ediyorum. Benimle beraber çıkanların birçoğu devrildi gittiler. Ne dernekler ne gruplar vardı, şimdi bambaşka aleme girdiler, ama ben artan bir şevkle devam ediyorum inşaAllah.

 

Referandumda da evet çıkacak göreceksiniz inşaAllah. Bundan sonra hep demokrasi, özgürlük olacak. Baskı olmayan ortamda din müthiş gelişir. Hep aydınlık olacak bundan sonra. Baskı ortamında din gelişmez, gelişse de zayıf gelişir. Gericilik de baskı ortamında gelişir. En bunaldıkları şey bilimdir, ilerlemedir, aydınlıktır. Gericilikle bilim karşılaştığında ne olur? Gericilik biter. Bundan sonra münafıkların da, küfrün de kaçabilecekleri bir yer yok inşaAllah. Tıpkı Peygamberimiz (sav) zamanında olduğu gibi insan sevgisi, çocuk sevgisi, güzellik sevgisi, neşe, sevinç, aydınlık, güzellik olacak.

 

 

9.09.2010-Harunyahya.TV

 

  •   Müslümanlar uyanık olsunlar. Konuşmalarında (Allah’ı ve dini tenzih ederiz) dini alaya alan insanların üsluplarından olumsuz etkilenmesinler. Bu adettendir, makuldur diye görmesinler. Böyle kalben, vicdanen tepki göstersinler. 

 

Hz. Mehdi (as) Resulullah (sav)’in bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından umut kesildiği bir sırada çıkar. (Kitab-ül Burhan, Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, s:55)

 

Resulullah (sav)’in bayrağı nerede? İstanbul’da. Demek ki İstanbul’dan çıkacak o zaman Hz. Mehdi (as). İnsanların başlarına bela üzerine bela yağdığı; Afganistan, Pakistan, Fas, Tunus, Cezayir, Irak, heryerden bela yağıyor Müslümanların üstüne değil mi? Çıkışından umut kesildiği bir sırada çıkar; ne diyor Şaşar Beşer? Hz. Mehdi (as) diye birşey yok diyor. Çıkmayacak diyor. Abdülaziz Bayındır Beyefendi Hazretleri ne diyor? O da Hz. Mehdi (as) diye birşey yoktur, İsrailiyattır, Tevrat’ta geçer o diyor. Öyle birşey yok diyor. Tevrat’ta geçiyorsa zaten delil üstüne delil. Tevrat’ı ayrıca Peygamberimiz (sav) hadisle tasdik ediyor. Ve Kuran’ın söylediği sözü de tasdik ediyor. 

 

Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi, ona bela ve musibet verir. (İmam Malik ve Buhari)

 

Yani makbul bir insansa, iyi bir insansa, Bela ve musibet nedir? Hapis, hakaret, baskı, iftira, münafık saldırısı, kafir saldırısı, suikastler, hepsi olur diyor Peygamberimiz (sav).

 

Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Mehdi) yönelir. Derken o mümin kimseye birçok silahlılar, deccalın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar. (Mehdilik ve İmamiye s. 37, Sahih-i Müslim, 11/393'den nakil)

 

Hz. Mehdi (as) deccale karşı tavır alıyor. Yani Darwinizm ve materyalizme karşı tavır alıyor. O devrin silahlıları kimse, Hz. Mehdi (as)’ye karşı yönelecekler. Merkezlerde gözetleme yapan silahlıları: Demek ki Hz. Mehdi (as) gözetlenecek ve takip edilecek. Demek ki deccalin yer yer merkezleri olacak. İddia Edilen Ergenekon Örgütü gibi. Onlar da silahlı. Birçok yerde merkezleri var, Hz. Mehdi (as)'a karşı mücadele verirler diyor.

 

Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'ı görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın!" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (Mehdilik ve İmamiye, s. 40)

 

"Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der: Deccal çıkıyor, ama insanlar anlayamıyorlar deccali.

 

Sırtı ve karnı döve döve genişletilir: Deccal saldırıya geçecek diyor Hz. Mehdi (as)'a karşı. Bu gerçek anlamda bir dövme değil. Çünkü böyle birşeyde ölür insan.

Şöhreti artar, ünü artar. Televizyonla, basınla Hz. Mehdi (as)’ın üzerine gelecekler, Hz. Mehdi (as)'a saldırdıkça halk arasındaki yaygınlığı ve gücü de son derece artacak. Çünkü dövüle dövüle sırtı genişleyen insan ölür. Demek ki saldırdıkça ünü ve şanı genişleyecek. Müteşabih bir hadis bu, bu şekilde açıklaması.

 

İnsanlar Deccal'ın onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır: Demek ki Hz. Mehdi (as)'ı bağlık bahçelik bir yere gönderecekler. Hapsedecekler. İkinci anlamı da şu, Hz. Mehdi (as) ruhunda cenneti yaşadığı için orası da ona cennete dönecektir. Hapishane de onun içn bir cennet gibi olacaktır. Bu anlama da geliyor.

 

 

36/17- "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."

 

Sadece bizim sorumluluğumuz tebliğ etmek, bildirmek. İnsanlar nasıl isterlerse o şekilde hareket etmekte özgürdürler, hürdürler.

 

Ayetin ebcedi tam 2010 tarihini veriyor. Demek ki bu 2010’da tebliğ güçlü olacakmış ki Kuran işaret ediyor.

 

Bediüzzaman da 1910 tarihinde şu sözlerle 2010’a işaret ediyor:

EĞER SİZ TENBEL KALIP DA ONUN YOLUNU YAPMAZSANIZ, TENBELLİK ETSENİZ, YÜZ SENE SONRA TAMAMEN CEMÂLİNİ GÖRECEKSİNİZ. ZÎRA SİZİNLE İSTANBUL ARASINDAKİ MESAFE BİR AYLIKTIR...

 

Yani 2010’da yüzünü göreceksiniz diyor Üstad.

 

 

  • Kalplerinde hastalık bulunanlar için kolaylık şudur, münafıklıktan dönmek mümkün, zaten Kuran’da bu var. Ama kalplerinde hastalık olanlar zaten mümin. Müminler kalplerindeki hastalığın gitmesi için Allah’a dua ediyorlar. Müminlerin duası var. “Rabbim kalplerimizdeki hastalığı gider” diyorlar.  Dolayısıyla Müslümanın kalbinde hastalık olması, karşılaşacağı bir durumdur, rahatça şifa bulacağı bir durumdur. Yani dua edip sebebe sarıldığında ondan çıkar.
     
  • Müşriklerin ve münafıkların deliliğini yaratan da Alah’tır. Müminler ibadet olarak mücadele ediyorlar. Yoksa münafık zaten kaderde yenilmiş olan bir mahluktur. Bir kağıt mesela yakıldıktan bir süre sonra kül oluyor. Kaderinde kül olmak vardır, biliriz kül olacağını.  Münafık da böyle yakılmış bir paçavra gibidir. Yani mutlaka kül olur ve mutlaka tozu kalmaz. Ama Müslüman onun manen yanışına uygun bir zemin hazırlamakla mükelleftir. Ama Allah biz müdahale etsek de, etmesek de yakar. Küfür mutlaka yenilmeye mahkum olarak yaratılıyor. Allah’ın kanunudur.
  • Özellikle kalbinde hastalık bulunanlarda, Kuran’a sıkı sıkı sarıldığında, zaten şifadır Kuran, hastalığı kalkar. Dolayısıyla kalbinde hastalığı bulunanlar diye bir insan grubu vardır ve bunlar sürekli hasta kalır diye birşey yok. Hasta ne demektir? Tedaviye açık olan bir varlığa hasta denir. Bu, şifaya açık demektir. Sadece ilacı alacak ve kendini tedavi edecek. O yüzden kalbinde hastalık olduğunu hisseden birisinin tedirgin olmasına gerek yok. Kuran’a sıkı sarılması, vicdanına uyması yeterlidir. O hemen şifa verecektir, hemen hastalıktan kurtulur. Yani uzun da sürmez. Kendi kendini tedavi etmeyen tipler oluyor ya grip, nezle olur, gider soğuğun içine girer, yemek yemez, hastalığı körükler, hastalık da bir türlü gitmez üstünden. Kalbinde hastalı olan da böyle. Tedaviyle uğraşacağına hastalığı daha da artıracak zeminlerde ve ortamlarda olur da öyle bir gayret içinde olursa, hastalık devam ediyor. Yoksa ilacını verir de gerekli önlemi alırsa, hastalık hemen üstünden kalkar.

 

33/56- Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.

 

Yani onu koruyup kollarlar, destek olurlar, nezaket gösterirler, sevgi gösterirler. İman edenler de ona tam bir teslimiyetle, candan bir muhabbetle, kalbinde bir burkuntu olmadan, içinde bir kuşku olmadan, tam güvenerek salat edin. Çünkü çok akıllı ve çok değerli bir insan.  Yani azıcık aklıyla Peygamber (sav)'e akıl vermeye kalkarsa bir insan, bu çok anormal bir hareket olur. Çünkü o vahiyle hareket ediyor. Sen kafana göre hareket ediyorsun. Allah  “Peygambere uyun” diyor. Sen nasıl burkuntu duyarsın ki? Nasıl o sözlerine karşı “acaba” dersin? Bu ayetin ebcedi 1986 yılını veriyor. Hz. Mehdi (as)’ın dönemi. 1986’da bir şey var ki, Kuran ona yardımcı ve destek olmaya işaret ediyor. Mehdiyetin zor yılları demek ki.

 

33/60- Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapan (yalan haber yayan)lar (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler.

 

Allah yemin ediyor. Kalplerinde hastalık bulunanlar münafığı çok andırır.  Ama Allah münafığı öncelikle söylüyor. Çünkü galizdir münafığın konumu. Onlar cehennemin en derin tabakasında olanlar. Ama hastalıklı olanlar tedavi olabiliyorlar.

 

Şehirde kışkırtıcılık yapan: Yalan haber yayan veya fitne çıkaran, Müslümanlar hakkında kuşku ve tereddüt meydana getirmeye kalkan, İslam hakkında şaibeler çıkartmaya kalkan münafıklar bu tavırlarına devam ederse, demek ki Müslüman onlara karşı ilimle, bilgiyle , düşünceyle saldıracak. Durmayacak. Onun saldırısının karşılığında sen de saldıracaksın. Bu farzdır.

 

33/62- (Bu,) Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.

 

Yani her zaman bu olur. Münafıkların karakteri bu.  

 

Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın: Yani hep benzer. Hz. Mehdi (as), Peygamberimiz (sav)’e benzer, Peygamberimiz (sav) Hz. Musa (as)’a, Hz. Musa (as), Hz. İbrahim  (as)’a benzer. Olaylar benzer, çalışmalar benzer. Bütün peygamberlerin hemen hemen tamamından başının üzerinde bir melek olması istenmiştir. Bir melek getireceksin diyorlar, biz göreceğiz, senin peygamberliğine o zaman iman ederiz. 

                                          

2010-09-10 03:23:22
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakki ödemeksinizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top