Adnan Oktar'ın 14 Eylül 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

14.09.2010, Çay TV

 

  • İnsanların değer verdiği, hayatlarını anlamlı kılan olaylar vardır. Biz de Türk Milleti olarak Allah'a olan coşkun sevgimizden kaynaklanan bir koruma duygumuz var. Dünyadaki acılardan çok şiddetli rahatsız oluyoruz millet olarak, başka milletler o kadar etkilenmeyebilir bu durumdan. Hem Osmanlı'dan kalan ruhumuzla hem üslubumuzla şefktli ve sevecen olduğumuzu dünyaya hissettiriyoruz. Mesela Beşer Esad güzel sevgi sözlerini duyuyor, demek ki Türkiye sevgi dolu bir millet, Türklere güvenebiliriz diye düşünüyor.
  • Yöneticilerin sıcak ve samimi üslubuyla doğru orantılıdır. Yöneticisi böyleyse tüm millet böyledir diye düşünür insanlar. Mesela, İsrail Dışişleri Bakanı, bizim elçinin sandalyesini alçağa koydu, herkes bunun İsrail’in genel kanaati olduğunu düşündü. İnsanlar psikolojik olarak yöneticilerin üslubunu genelin kanaati olarak algılar. Hz. Mehdi (as) zamanında da böyle olacaktır.
  • Onun için Hz. Mehdi (as) çıktığında kullandığı sevgi dolu üslubu görecekler, diyecekler ki "bütün İslam alemi Hz. Mehdi (as)'ı sevidiğine göre, o İslam adına konuşuyor, o zaman bitti" diyecek insanlar. "Bir daha savaş olmayacak, herşey bitti, sevgi hakim olacak, herşey güzel olacak" derler. İnsanların ümitvar olmaya ihtiyacı vardır. Hz. Mehdi (as) çıkıp adalet gelecek dedi mi, ekonomi güçlenecek dedi mi, eknonomik kriz anında çözülür. İki dudağının arasındadır Hz. Mehdi (as)'ın. Zaten telkinle kilitlendiler. Telkinle açılırlar. Ama çıkıyor adamlar diyor ki, ben IMF başkanıyım ekonomik kriz altı ay sonra çözülür diyor. Hadi canım diyorlar. O etkili olmaz. Sen neye dayanarak onu söylüyorsun derler.
  • Ama İsa Mesih'in çıkışında, İsa Mesih diyor ki, Kuran haktır, bana uyun diyor. Bütün Hristiyan alemi, bütün Musevi alemi, "Bu kadar değerli, akıllı, kıymetli bir insan, bu kadar Tevrat'a saygılı, İncil'in gerçeğine bu kadar saygılı, Allah'ı bu kadar seven bir insan, bunu söylüyorsa bu haktır" diyorlar. Hiç düşünmeden onun dediğini kabul edelim diyorlar. Hz İsa (as) aynı zamanda Tevrat uzmanı olacak, Tevrat'ı çok iyi bilecek. Üslubu muhteşem olacak. Konuşmalarında hiçbir kuşku meydana gelmeyecek. Hz. Mehdi (as) da öyledir.
  • Hz. Yusuf "Benden sonra başka peygamber gelecek" diyor, istemiyorlar, gelmeyecek diyorlar. Museviler, Hz. İsa (as) geldiğinde, biz Hz. İsa (as)'ı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz dediler. Tevratta işaret olduğu halde, kabul etmediler. İseviler de Hz. Muhammed (sav) geldiğinde, Hz. Muhammed'i beklemiyoruz, bizim öyle bir bekletintimiz yok dediler. Bu insanların fıtratında olan bir taassup. Bediüzzaman "benden sonra Mehdi gelecek" diyor, "yok beklemiyoruz, olamaz öyle birşey" diyorlar. Hz. Musa benden sonra, bir peygamber gelecek diyor, "olamaz" diyorlar. Hz. İsa, diyor ki "benden sonra ismi Ahmed olan bir elçi gelecek" diyor, isim veriyor artık, "yok olamaz, mümkün değil" diyorlar.Sevgi adına yapıyorlar, bunu Hz. İsa (as)'a ihanet edeceklerini düşünüyorlar. Hz. Mehdi (as) gelecek dediklerinde de, Bediüzzaman'a ihanet edeceğini düşünüyorlar. Binlerce yıldır yapılan hatayı yapıyorlar.
     
  • Hz. İsa (as)’ı anlatıyorlar,baktım; biri Risale-i Nur üstüne, bir de Risale-i Nur’dan bahsetmeyen bir site kurulmuş. Hz. İsa (as)’ı ortalı anlatıyorlar. “Tamam Bediüzzaman Hz. İsa (as)’ın geleceğini söylüyor, ama Kuran ayetleri de hadisler de tartışılabilir” diyorlar. İki benzer site. Bu bir hazırlık. Biraz daha zaman geçecek, bakacaklar, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın gelmediği yönünde bir kamuoyu oluşursa, hemen o site devreye girecek. “Biz zaten demiştik” diyecekler. Ortalı konuşuyorlar. O zaman mütereddit olmuş olursun. Müslümana tereddüt yakışmaz. Müslüman kesin imana göre hareket eder. Bir inancı vardır, samimi olarak onu savunur. Öyle de olur böyle de olur olmaz. Kütübi Sitte'yi ya kabul ediyordur, ya etmiyordur, Ehli Sünnet alimleri ya kabul ediyordur, ya etmiyordur.
     
  • Hz. İsa (as)’ın inişine dair ayetler, bir tek ona mahsus, özel ayetlerdir. Hiçbir peygamber için inişne güçlü vurgular yapan ayetler inmemiştir. Hiçbir Peygamber için “o kıyamet için bir alamettir” dememiştir Allah. Kıyamet alameti niçin olur bir insan? Peygamberimiz (sav) için Allah kıyamet alameti demiyor. Peygamberimiz (sav) daha sonra geldi, ama Allah Hz. İsa (as) için diyor. Demek ki son olarak o gelecek. Yeni bir şeriat getirmeyecek, peygamber olarak değil Peygamberimiz (sav)'in şeriatına tabi olarak gelecek. Öyle olsa Allah “Ey Muhammed, sen kıyamet için bir alametsin” derdi. Onu da çevirmek için çeşitli yöntemler kullanıyorlar, ama beceremiyorlar tabii. Ayetin siyakı ve sibakından Hz. İsa (as)'dan bahsedildiği açıkça anlaşılıyor. Ayet Hz. İsa (as)’dan bahsederek geliyor geliyor, “O kıyamet için bir alamettir” kısmında Peygamberimiz (sav)’den bahsediyor diyorlar. Öyle olmadığı belli, zorlama teviller yapıyorlar. İlk anlamına uymak durumundayız. Doğrusunu Allah bilir.
     

Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar. (Zuhruf Suresi, 57)

 

Hz. İsa (as) gelecek diyorsun mesela, adam sırıtıyor. İlginç buluyor yani.

 

Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir. (Zuhruf Suresi, 58)

 

Şu anki ilahları nedir? Darwinizm, materyalizm. Şu anda mesela yoğun olarak tartışıyorlar. Hz. İsa (as) gelecek mi, gelmeyecek mi, neden gelmeyecek? Tartışılacak birşey yok, Allah’ın hükmü açık. Ehl-i Sünnet inancı da açık. Tartışmacı ve düşman bir kavimdirler, cedelden hoşlanırlar. Sürekli tartışmak isterler. Demogoji. Tartışmaya eğilimlidirler diyor Allah. Düşman bir kavimdirler derken Allah tabii burada direk küfürü kastediyor, ama cahiller de bunu yapıyorlar. Gaflet içinde olanlar da yapıyorlar, kalplerinde hastalık bulunanlar da yapıyorlar, münafıklar da yapıyorlar.

 

O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık. (Zuhruf Suresi, 59)

 

Samimiyetsiz değerlendirilirse burada “Hz. İsa (as)'dan bahsedilmiyor o devirde bir insandan bahsediliyor” diyebilirsin. Ama samimiyetle bakarsan, buraya kadar Hz. İsa (as)'dan bahsedildiğine gire burada da ondan bahsediliyor demektir. Samimi bakarsın, üsteki ayette de devamında da Hz. İsa (as)’dan bahsedildiğine göre bu açıktır. Kendini kurnaz zannedenler “o yalnızca bir kuldur” ifadesi için, “burada Müslümanlardan herhangi birinden bahsediliyor” diyorlar. “İsrailoğullarına örnek kıldık” ifadesi için “Hz. Musa (as)’ı da kastediyor olabilir” derler. Çok çeşitli teviller yapabilirler.

 

 

Eğer biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı. (Zuhruf Suresi, 60)

 

Diyorlar ya Hz. Mehdi (as)’ın üzerinde melekler olacak, açıkça görünecek, Allah öyle bir durumda “direk onu halef kılardım” diyor. Hz. Mehdi (as)’ın yanında melek varsa Hz. Mehdi (as)’a gerek yok, melek idare ederdi diyor Allah. Hz. Mehdi (as) direk meleğe “sen idare et” der. Melek masum çünkü. Doğrudan Allah’tan alıyor vahyi.

 

Şüphesiz o, kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiç bir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. (Zuhruf Suresi, 61)

 

Burada tevilci kardeşlerimiz “o” kelimesinden kasıt Hz. İsa (as) olduğu nereden belli diyor? Hep öyle devam etmiyor mu? Başka hiç bir peygamber gelmediğine göre, Peygamberimiz (sav) de son peygamber olduğuna göre, eğer alamet olması gerekiyorsa, bizim Peygamberimiz (sav) olması gerekiyor. Ama bizim Peygamberimiz (sav) son peygamber olmasına rağmen, Allah kitaplı olmamak şartıyla Hz. İsa (as)’ı peygamber olarak gönderiyor. Allah Peygamberimiz (sav)’i alamet olarak göstermediğine göre, demek ki kıyametin alameti İsa Mesih’tir. Kuşkuyu da yasaklıyor Allah.

 

 Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır. (Zuhruf Suresi, 62)

 

Şeytan sizi anormal düşüncelere, anormal hareketlere yöneltmesin, şeytana uymayın diyor Allah. Deccal kastediliyor aynı zamanda. İsa Mesih’in de mücadele edeceği odur zaten. İnsan şekline bürünmüş, şeytandır.

 

                       

İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (Zuhruf Suresi, 63)

 

Bakın hep Hz. İsa (as) diye devam ediyor. “Ben size hikmetle geldim” diyor, Kuran’la gelmiş oluyor. Gerçekten de hikmettir Kuran. (Allah'ı tenzih ederiz) Hz. İsa (as) Allah diyorlar, ihtilafa düşmüşler burada. Teslis inancı konusunda ihtilafa düşmüşler. Birçok konuda ihtilafa düşmüşler, mezheplere ayrılmışlar.

 

4/159- Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.

 

Musevi ve Hristiyanlardan hepsi iman edecek. Bu dünya hakimiyetinde olur. Diyorlar ki, “Musevi birisi ölmeden önce Hz. İsa (as)'a iman ettiğini söyleyecek” diyor. Can boğaza geldiğinde olan imanın geçersiz olduğunu Kuran söylemiyor mu? Bir Musevi can çekişiyor hastanede, birden Hz. İsa (as) kafasında beliriyor, “Hz. İsa (as), sana iman ettim” diyor. Bunun bir anlamı olmayacağı için böyle birşey olmaz. Bir de neden son anda Hz. İsa (as)’a iman etmesi gerekiyor? Peygamberimiz (sav)’e de iman etmesi gerekir. Amaç o insanı kurtarmaksa, kurtulmuyor o. Hz. İsa (as)’a iman etmesi hiçbirşey değiştirmez. Çünkü Hz. Muhammed (sav)’e de iman etmiyor Ehli Kitap. Bu tevil zorlama. Burada dürüst davransınlar. Hiç bir amacı olmayan ve Kuran’a uygun olmayan bir açıklama yapmış oluyorlar. Amacı olmayan şeyi Kuran anlatmaz.

 

 

  • Askerler Afganistan’da sokakta gezerken keyfe geliyor, oradaki bir Müslümanı vuruyorlar. “Koş” diyor, sen mi vuracan, ben mi vuracam diye avcılık yapıyor adamlar. Esrar partisinde kendi aralarında anlaşmazlık çıkmış, “adamlar birbirine kızdığı için bunlar burada keyfine adam vuruyorlar” diyor. Tevaffuken, öyle öğreniyorlar. Vurdukları adamların parmaklarını kesmişler kurutmuşlar, hatıra olarak saklıyorlar. Bununla övünüyor adamlar.

     

"İhfa (gizlenmek),havf (korkmak) riyâdandır (gösteriştendir, iki yüzlülüktendir). Farzda riyâ (gösteriş, iki yüzlülük) yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazîfesi (görevi), ittihad-ı İslâmdır (islam birliğidir)..."

 

En büyük farz vazife, en az konuşulan konu haline geldi. 

 

Sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil... belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)

 

Cesediyle, yani et-kemik olarak orada bulunan Hz. İsa (as) gerçekten ölseydi bile.

 

Semai dünyada, yani dünya semasında bulunuyor. Yerde demiyor Hz. İsa (as) için. Gökyüzünde. Allah Katı’nda. Ölü cesediyle değil, hayatta olan diyor.

 

Netice-i azîme: Hz. Mehdi (as)'ın çıkışı, Hz. İsa (as)'ın inişi çok büyük bir sondur. Ölü de olsa gönderecek Allah diyor.

 

“Sizin dediğiniz gibi ölmüş olsaydı ve ahiretin en uzak ucuna gitmiş olsaydı bile” diyor Bediüzzaman, “yine Allah onu gönderecek” diyor.

 

Hem hayatta diyor, hem cesediyle gökyüzünde duruyor diyor. Allah vaad etti Kuran ayetiyle diyor.

 

Hazret-i İsa aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb (yakınları) ve havassı (dindarlar ve manevi derecesinde yüksekler), nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet (aşikarlık) derecesinde herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)

 

Geleceği kesin diyor. Şüphe yok buradaki ifadede.

 

İlk geldiğinde herkesin bilmesi zorunlu değildir. İmanlı talebeleri onu imanın ışığıyla tanır. Yoksa açıklık derecesinde tanımıyorlar. Hz. Mehdi (as)’ı da ilk geldiğinde tanımıyorlar, Deccal’i de ilk geldiğinde tanımıyorlar. Süfyan geldi tanıdınız mı? Tanımadınız. Millet peşinden gitti. Komitesini kurdu, İslam alemini perişan etti. Halkı kırdı geçirdi. Kendi de vardı, komitesi de vardı, icraatı da vardı. Süfyan’ın yüzünü de gördün, elini de tuttun, şahsı manevi değil ki Süfyan, şahıs. Firavun var, ilk önce bir icraatı yok. Ama sonra bütün insanlığı perişan ediyor, onun yıktığı enkazı kaldırmak esastır. Hz. Mehdi (as), Süfyan’ın yıktığı enkazı kaldırıyor.

Süfyan Şam’dan çıkmıştır. Hafız Esad’dır. Şemaili tarif ediliyor, aynısının tıpkısıdır Hafız Esad. Müslümanları geniş çapta katledecek diyor, Süfyan’ı Müslümanlar geniş çapta gördüler. Deccal de bütün dünyayı ateist ve dinsiz yapan Darwin’dir. Komitesi de Marx, Lenin, Stalin, Mao, Troçki’dir. Bunlar tahribatı yapar, enkazı yapar, insanları mahveder. Ondan sonra Hz. Mehdi (as) gelip bunları durduruyor. Önce zaten zulüm, cebir, belalar var. Bunlar Hz. Mehdi (as)’ın çıkışından önceki alamettir. O arada Bediüzzaman da diyanet dairesinde kendi ifadesi ile kısmen mücadele etmiştir ama deccaliyete karşı kısmen netice alabilir. Hz. Mehdi (as)’ın deccale karşı çalışması dünya çapında etkili oluyor. Bediüzzaman’ın faaliyeti deccale karşı dar planda kalmıştır. Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)’ın faaliyeti bütün dünyayı kaplayıp, tamamını bitiriyor. Ayet var. Allah “tamamına hakim edeceğim” diyor. “Sana uyanları kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim” diyor. Dünya hakimiyeti. Bediüzzaman zamanında bu olmaz. Bediüzzaman “ben de geldim, mezhep imamları da geldi, sadece diyanet bölümünü kısmen yaptık” diyor. Bediüzzaman’dan sonra da dünya perişan oldu. PKK çıktı ardından, fitneler çıktı. Dünyada muazzam tahribat meydana geldi. Tahribat Bediüzzaman’dan sonra da devam etti. Kısmen ama o görevi yapmıştır. Fakat “ben Hz. Mehdi (as)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin izhar ediyorum” diyor.

 

  • Bediüzzaman Nur talebelerinin Risale-i Nur’u tam olarak anlayamayacaklarını söylüyor. Risale-i Nur’u hakkıyla takdir edemeyecekler, görev yapamayacaklar bu alanda diyor. “Gerçek sahipleri gelir, bu daireyi genişlendirir, bu tohumlar sümbüllenir” diyor. Şahsı manevi diyerek insanların kafasını donduran, insanların gücünü, derinliğini kıran, olaylar olmayacak Hz. Mehdi (as) geldiğinde. Çünkü Bediüzzaman’ın eserlerini öyle bir açıklayacak ki, ikinci bir açıklama ihtimali kalmayacak. Gerçekleri örtmeye kalkanlar kaçacak delik arayacaklar.

 

Ancak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa (as)'dır. (Şualar, s.587)

 

Hem mucize gösterecek diyor, hem de umumun makbulü. Hıristiyanların ve Müslümanların aşkla sevdiği bir peygamberdir Hz. İsa (as). Bütün dünyanın aşağı yukarı %80’i demektir. Bu deccaliyeti çürütecek, çözecek olan kişi Hz. İsa (as)’dır.

 

Alem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (as), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed (sav)), bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. (Mektubat, s. 54)

 

Öldü diyorsunuz siz, mezara gömdük diyorsunuz. Burada başa geçecek diyor. Biz Bediüzzaman’a mı inanalım, size mi inanalım? Gökler aleminde insani cismi ile bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (as). Bir başbakan başa geçtiğinde ölü mü oluyor?Bir kumandanlıktan, başa geçmeden bahsediliyor burada. Bunu tevil edersen, namazı da tevil edersin, Kuran’ı da tevil edersin, haşa Allah’ı da tevil edersin. Masonlar total enerji diyorlar ya! O zaman din kalmaz.

 

  • Hz. İsa (as)’ın nuzulü konusu, dünyadaki en önemli tartışmalardan biri. Ayette de buna dikkat çekilmiş. Hıristiyan aleminde de şu an evanjeliklerde, katoliklerde, ortodokslarda olsun, bu çok önemli bir tartışma konusu. Müslüman camiada da önemli tartışma konusu. Irak’ın işgali, yanlış bir Mesihiyet inancı nedeniyle oldu. O kadar kan akması ondan. Saddam’ın devrilmesinin nedeni de, İran’ı işgal etme isteğinin kökeninde de, Suriye’yi işgal etme isteği’nin kökeninde de o yatıyor. Ama biz bunları engelledik inşaAllah.
  • İnsanlar eğlencesinde, zevkinde. Irak’ta akan kanların neden olduğunu, Afganistan’da akan kanın neden olduğunu bilmiyorlar. Ortadoğu’ya uygulanan baskının şiddetini bilmiyorlar. Epey bir insan keyfinde, eğlencesinde yani. Bela başlarına gelmeden anlamıyorlar. Afganistan'da bir perişanlık var. Bir Pakistan'da bir perişanlık var. Savaştan kaynaklanan yani birbirlerine düşürülerek kaynaklanan bir perişanlık var. Bir de Amerikan işgalinin, Rus işgalinin perişanlığı var. Bunların hepsi tek merkezden yönetilen hareketler. Hepsinin kökeninde yanlış Mesih inancı var. İslamiyet'in gelişmesinin istenmemesi var. Ama insanların büyük çoğunluğu kendi alemindeler. Müthiş Müslüman kanı akıyor, anneler feryad ediyor, genç kızlara tecavüz ediliyor. Sokakta parmaklarını koparıyorlar, şehit ediyorlar. Amerikan gençliği, Fransız gençliği Paris'te orada burada, kendi aleminde eğleniyorlar. Olayları değerlendiremiyorlar. Derinliği göremiyorlar. Müslümanlara şefkatle bakmaları lazım, kendi kardeşlerine de acımaları lazım. Binlerce Amerikan askeri, Avrupalı asker öldürüldü. “Banane bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” denmez. Belanın nereden geldiğinin farkında değiller. Farkına varırlarsa tedbir almaları da mümkün olur, o yüzden anlatmak gerekiyor inşaAllah.
  • Mesihiyetin en önemli mesele olduğu bilinmiyor. Irak'ta nargile içen amcaya sorsan "burada ne kadar kan aktı?" diye haberi bile yoktur.  "Amca bu kadınlar niye tecavüze uğruyor, bu çocuklar niye şehit ediliyor, neden oluyor bunlar?" diye soruyorsun, "ne bileyim ben nargileme bakarım" diyor. Bilmediği şeyi anlamaya çalışması lazım. Adamlar açıkça söylüyorlar, İsa Mesih'in buraya geleceğini düşündüğümüz için, burada yaşayanların da deccal ordusu olduğuna inandığımız için burayı temizliyoruz, diyorlar. Halbulki Müslümanlar deccale karşı mücade eder, bunu bilmiyorlar. Biz anlatınca öğrendiler. İseviyet eski bir İslam dinidir, tahrif olmadan önce Müslümandınız diyoruz, şaşırıyorlar bilmiyorlar.

 

Rivayetlerde, ahirzamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.

Allahu a'lem bissavab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir te'vili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır me'yusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini te'yid edecek bir nevi Mehdi'ye veyahud Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i ilahiyye  ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi al-i beyt-ten  çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve oniki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalatü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış."

 

al-i beyt-i nebeviden:Peygamberimiz (sav)’in neslinden. Hadislerde Hz. Mehdi (as)’ın Peygamberimiz (sav)’in neslinden olduğu açıkça geçiyor.

bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler: Eskiden çıktı, bitti demişler.

Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var: Büyük Hz. Mehdi (as) ayrı, çok vazifesi var, bir tane yok.

siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, cihad alemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi: Abdülkadir Geylani’nin hizmetinin diyanet aleminde olduğunu söylüyor Bediüzzaman. Şah-ı Nakşibendi’nin diyanet aleminde olduğunu söylüyor. Tevil eden kardeşlerimiz diyorlar ki; o vefatından sonra onun şahsı manevisi devam eder ve onun hizmetleri kastedilmiştir. O zaman biz bunu Şah-ı Nakşibend’e uyguladığımızda, dünyanın en büyük tarikatıdır Şah-ı Nakşibendi tarikatı. Aksini söyleyen varsa, gelsin anlatsınlar. İslam ülkelerindeki liderlerin büyük bölümü Nakşibendi tarikatına mensuptur. O zaman Hz. Mehdi (as) dünyaya hakim oldu, Şah-ı Nakşibend, Hz. Mehdi (as). Türkiyede de sayı olarak sayacak olursak, en büyük grup Müslüman grupları içinde, Nakşibendilerdir. O zaman bitmiş. Mesela mevcut hükümetlerde de, İslam hükümetlerinin devletlerinde de büyük bölümü Nakşibendi oluyor bakanların. Şah-ı Nakşibend diyanet alanında görev yapmıştır, sonra Osmanlı Sultanları da Nakşibendiydiler, onlar da siyaset aleminde Hz. Mehdi (as) olarak görev almışlardır, Nakşibendiler de dünyaya hakim olmuşlardır, Mehdiyet de görevini tamamlamıştır o mantıkta. Bu mantıkla bakılırsa, gelin aksini söyleyin bakalım. Türkiye’de de şu an en büyük grup Nakşibendilerdir. Her ülkede böyledir. Şah-ı Nakşibend diyanet aleminde görevini yapmıştır, vefat ettikten sonra da şahsı manevisi siyaset ve saltanat alanında görevini tamamlamıştır.

 

  • "Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki: Alem-i İslam'ın kalbine girmiş...."

Ümitleri gitmiş. Hz. İsa da gelmez, Hz. Mehdi de çıkmaz, bizi böyle ezim ezerler perişan ederler diyorlar. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak deyince, "olur mu sus fitne çıkarma" diyor. "Aman konuşma, sakın fitne çıkarmayın" diyorlar. Sahneye küçük çocuklar çıkartalım, şarkı söyletelim çok güzel netice alırız diyorlar. İttihad-ı İslam olmadan, Müslümanlar biraraya gelmeden, asrı saadet Müslümanlığını esas almadan, bomboş nesillerin yetişmesini durdurup irfan sahibi gençler yetiştirmeden, dünyanın kurtuluşu yok. Ümitsizlik alem-i İslam'ın hayat damarlarına girmiş, o kalpteki damarlar etrafa yayılıyor. Ne Mehdi gelecek diyorlar, ne Hz. İsa gelecek, ne İttihad-ı İslam olur, böyle gelmiş böyle gider diyorlar. Biz de şahsı maneviyiz diyorlar. Kıyamete ne kadar kaldı diyoruz. Çok az süre kaldı.  İslam hakim olmayacak mı diyoruz. İslam zaten hakim oldu diyor, evde namaz kılıyor musun, kılıyorsun. Oruç tutuyor musun, tutuyorsun. O zaman bu kadar diyor. Irak, Afganistan, diğer Müslüman ülkeleri? Sen boşver onları diyor, kendine bak diyor. Kendini kurtar sen yeter diyor. Allah herkesi kurtarmamızı söylüyor, cehd emrediyor. Din Allah'ın oluncaya kadar, yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar mücadele edin diyor.

 

Harun Yahya TV, 14 Eylül 2010

 

  • İnşaAllah ağızda yuvarlanarak ve flu bir sesle söylenmez. Net konuşma sesiyle, tam İnşaAllah denmesi gerekir.

 

"İnsanların ümitsiz olduğu ve "HİÇ HZ. MEHDİ FALAN YOKMUŞ" DEDİĞİ BİR SIRADA ALLAH MEHDİ'Yİ GÖNDERİR..." (Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)

 

  • Demek ki bu büyük çaplı bir olay olacak, geniş çaplı konuşulacak. Bir kere bunun olması için neler gerekiyor? Bir, Mehdiliğin tam anlamıyla gündem olması gerekiyor. İslam aleminde mühim bir tartışma, özellikle İslam aleminin eski merkezinde İstanbul'da, Hz. Mehdi (as)'ın bulunduğu yakın olduğu ortamda, bu konunun çok yoğun bir gündem olması gerekiyor. Gündem olmanın dışında, ikinci büyük bir gündemin de Mehdi gelmeyecek tarzda olması gerekiyor. Bu olacak diyor Peygamberimiz. Çok kapsamlı büyük olayları söyler Peygamberimiz (sav). Bu derece kapsamlı Osmanlı tarihinde bile bu kadar gündeme gelmemiştir. Peygamberimiz (sav)'in devrinden beri bu kadar gündem olduğu, bu kadar dünya çapında duyulması ve tartışılması olmamıştır. Ve ilk defa da Mehdi gelmeyecek diye de bu kadar yoğun açıklama var. İslam tarihinde hiç yoktur. İslam tarihinde hiç görülmemiş tarzda Mehdiyet gündemde ve İslam tarihinde hiç görülmemiş tarzda Mehdi gelmeyecek sözü gündemde.
  • Şahsı manevi iddiasıyla, Hz. Mehdi (as) gelmeyecek iddiası İslam tarihinde ilk defa gündemde. Şahsı manevi iddiası Mehdinin gelmediğini iddia etmek için kullanılan bir silahtır ve İslam tarihinde ilk defa kullanılmaktadır.

 

HALK TAM ZUHURDAN ÜMİDİNİ KESTİĞİ ANDA O (MEHDİ) ZUHUR EDECEKTİR!Onun zamanında yaşayıp ona yardım edenlere ne mutlu! Ona düşmanlık besleyip, ona ve onun emrine karşı çıkanlara ve onun düşmanlarından olanlara eyvahlar olsun! (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 301)

 

  • Demek ki umudun kesilmesi için yoğun bir  propaganda yapılacak, Mehdi gelmeyecek propagandası demek ki gittikçe kapsamını genişleterek yayılacak.

Allah şöyle diyecek: "Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.... (Maide Suresi, 110)

 

"Ruhu'l-Kudüs ile destekledim."Hz. Mehdi (as) da aynı şekilde Cebrail (as) ile desteklenecektir. Aynı Hz. İsa (as) gibi, Cibril ayrılmıyor Hz. Mehdi (as)'ın yanından. Mikail, İsrafil büyük melekler hiç ayrılmaz Hz. Mehdi (as)'ın yanından.

 

"Beşikte iken de"

Bu ifade kelime anlamı olarak mehdi anlamına da geliyor. Mehdi'de iken de. Burada kelime benzerliğinden meydana gelen ima da çok manidardır. Başka hiçbir peygamber için bu anlama gelen, beşikte iken, Mehdi'de iken, ifadesi geçmez, bir tek Hz. İsa için geçiyor.

 

"Yetiş iken de"

Kehlen kelimesi geçiyor. Allah ayette 40 yaş olgunlul çağıdır diyor. Kehlen olgun erkeğe denir. Artık saçları kırlaşmaya başlamış olgun erkek yaşıdır. 40, 50, 60 yaş. Hz. İsa için özel olarak kullanılmıştır, sadece ona mahsus. Acaba niye? Böyle şaşırtıcı ve hayret verici hükümler, dünya hakimiyetini açıkça anlatan hükümler sadece İsa (as) için geçmektedir. Hz. İsa (as) göğe alındığında 33 yaşındaydı. Kehlen denilecek yaşa daha girmemiştir. O zaman gençti. Olgun yaştayken, saçlarına kır düşmüşken, sadece ona mahsus olmak üzere, "Sen o yaşta da görevde olacaksın" diyor Allah. O zaman bu ne demek? Geri gelmesi demek.

 

  • Resulullah (s.a.v) buyurdu: Deccal Isfahan (isfahan) Yahudilerden çıkacaktır. Onunla beraber başlarında sarıklı 70 bin yahudi vardır.

 (El-kütüb’s-sitte ve süruhuha, müsnedu  Ahmed B-Hanbel 3-4,  Tunus: Daru Sahnun, 1992. 22.c (sf.503,447)

 

Bu hadisi bir anlamı daha var. Diğer hadis şerh ediyor. Ahir zamanda öyle Müslüman türüyor ki, Musevilerin de bağnazları vardır. Müslümanlardan da Musevilere tam anlamıyla özenenler vardır. Bakarsın sarığı tam Musevi sarığı, cübbesine bakarsın aynı Musevi cübbesi, ahlakına bakarsın aynı. Ama samimi dindar Musevileri demiyorum. Yobaz olanları kast ediyorum. Tam yobaz, onun gibi detaycı, onun gibi uydurma hurafelere uyan, Kuran'a, hadise göre değil de kendi kafasına göre hareket eden kişilere de aynı zamanda işaret ediyor. Cimri, saldırgan, sevgisiz, cahil, hurafeye dayalı hayat yaşayan anlamına da geliyor aynı zamanda. Çünkü başka bir hadiste onlar ne yaparsa siz de yapacaksınız diyor Peygamberimiz (sav). O hadisle bu hadisi birarada aldığımızda, zahir anlamına göre değil de ikinci anlamına göre baktığımızda, görünürde sarıklı, cübbeli de olsa Yahudiler gibi densiz, cahil ve bağnaz olacağına işaret ediyor. Her dinde bağnaz ve cahil vardır. Hristiyanların da yobazı vardır. Mesela adam çıkmış, Kuran'ı yakacağım diyor. Yüzünden, bakışlarından müthiş cahil olduğu, bağnaz olduğu, laf anlamaz olduğu anlaşılıyor. Yahudinin de yobazı vardır. Onlar da dindar Yahudilere musallat oluyor, perişan ediyorlar. Dövüyorlar, sövüyorlar, eziyet ediyorla, ibadetlerini engelliyorlar, onların sevigiye, barışa, kardeşliğe, muhabbete karşı eğilimlerini yok etmeye ve onları zalim, kan dökücü hale getirmeye çalışıyorlar.

 

  • Dünyanın etrafında biriken gök taşlarının sayısından 1999'da ani bir artış oluyor. 1999'da büyük bir deprem de oldu. 1999 kilit bir tarihtir. 2000'e girilmemiş. Şeytani sistemin yıkıldığı tarihtir. İddia edilen ergenekon örgütünün dev bir darbe yediği tarihtir.

 

2010-09-15 17:05:07
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top