Adnan Oktar'ın 27 Eylül 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar
Adıyaman Asu TV, 27 Eylül 2010
(Sayın Ahmedinejad'ın Mehdiyet hakkındaki açıklamalarıyla ilgili)
Bu usluptan Ahmedinejad’ın ehli sünnet çizgisinde Hz. Mehdi (as)’ın etten, kemikten bir insan olarak zuhur ettiğine inandığı anlaşılıyor. Şii inancında birşey gerçekleşinceye kadar bir başka görünümünde olay sunulabilir. Birini korumak için, mesela Allah vermesin, adam kapıya geliyor, “falanca burda mı öldüreceğim” diyor, “iki saat önce çıktı, şu istikamete doğru gitti” dersin. Bu takiyyedir, yalan değildir. Bir düzenlemedir. Bu da Şii inancının Peygamberimiz (sav) zamanından beri Hz. Mehdi (as)'ı korumak için yaptıkları bir takiyye olduğu anlaşılıyor. Yoksa yüzlerce yıl boyunca bir insanın mağaranın içinde beklemeyeceğini herkes bilir. Buna hiçbr Şii inanmaz. Hz. Mehdi (as)’ın son ana kadar gizlenebilmesi, rahat hareket edebilmesi için yapıldığı anlaşılıyor, takiyye bir nevi ilmi ledündür. Hayati konularda takiye mecburdur ordaki durumda hayati bir konu olduğu için takiyye yani düzenleme, maslahat yalan değildir, ledun ilminin batın ilminin bir gereğidir. Ahmedinejad samimi olarak Hz. Mehdi (as)’ın geldiğini anlamış görünüyor.
[Sayın Ahmedinejad’ın kendisiyle röportaj yapan kişiye sorduğu] “Hz. Mehdi (as)'ı tanıyor musunuz”, bu önemli bir soru şekli. “Bir miktar” diyor. Aslında çok iyi tanıyor. Dünyada şu an Hz. Mehdi (as)'ı tanımayan kimse yok.
Ahmedinejad “Hz. Mehdi (as)’ın özelliklerini biliyor musunuz? insanlığı sever, sevgi dolu bir insan” diye anlatıyor. “İnsanlığın dostudur” diyor. Hıristiyanlar, Yahudiler, Masonlar, herkese karşı şefkatli, dosttur. O kan dökmeye karşıdır” diyor. Şii olan bir insan, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinin farkında olduğu için biliyor.
Ahmedinejad aslandır aslan. Onun kılına, tüyüne zarar gelmeyecek Allah’ın izniyle. İran da öyle. Hepsi aslandır. Hz. Mehdi (as)'ı sevenleri Allah korur. Onlar Allah’ın himayesindedir, o da Hz. Mehdi (as) aşıklarındandır. Allah yolunu açık ediyor, daha da açık etsin inşaAllah. Israrla devam müjdelemeye. Resulullah'ın hadisleriyle ve Kur'an ayetleriyle kan akıtmayacağını hadisle söylemesi çok önemli, bir dahaki sefere hadis söylesin inşaAllah.
İbni Hacer Askalani Fethü'l-Bari'de; Mehdi'nin bu ümmetten olacağı ve Hz. İsa (A.S.)'nın onun arkasında namaz kılacağına dair hadisler tevatür etmiştir, der. Şevkani de İsa'nın ineceğine dair hadislerin sayısının 29'a ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda: "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür haddine ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa'nın inmesine dair hadisler mütevatirdir" demiştir. (Sünen-i İbn-i Mace 10/338)
Deccali kabul ederse, Hz. Mehdi (as)'ı kabul etmeye mecbur. Deccali kabul ettiğinde Hz. İsa (as)’ı kabul etmek mecburiyetinde, Hz. Mehdi (as)'ı kabul eden, hem İsa Mesih, hem deccali kabul etmek mecbriyetinde. Mütevatir hükmü vacib olan hadislerdir. Bir Müslümanın reddetmesi mümkün değil. Daha önce Hz. Mehdi (as)’ın zuhuru ile ilgili sahih hükmünde 27 hadis vardı şimdi 150 sahih hadis daha oluştu. Tahakkuk edince, mütevatir hadis oldu. İspat olunca mütevatir hadis sayısı arttı. Yeni bir külliyat meydana geldi şu an hiç reddedecek durumları yok.
(Kanser hastaları için oluşturulacak yeni bakım evi haberi ile ilgili) Kanser hastalarına ne yapacaksınız biliyor musunuz? İstanbul’un en lüks otellerinden birini onlara tashih edeceksiniz. Devlet o oteli satın alacak, tüm personeliyle hastaneye çevirecek, onlara orada beş kuruş almadan bakacaksın. Bu hastalığın yenilmesinde moral çok önemli. Tedirgin ve biraz da hassas mizaçlı oluyorlar, “kansersin” deyince beti benzi gidiyor. Rahatça tedavi edilebilecekken, psikolojik yeni gelişen hastalıktan dolayı hastalık canavara dönüşüyor ve adamı alıp götürüyor. Kanser çok pahalı bir hastalıktır. Adamın karşısına geçip, “en az iki yüz milyarı gözden çıkaracaksın” diyorlar. Adam da bakıyor babadan kalma bir evim var, etse etse 150 milyar eder, bir de eski arabam var. Mobilyaları filan, her şeyi satarsak, belki” diyor. “Sen kendin bilirsin nasıl istersen. İstersen git başka yöntem biliyorsan onu yap. Parayı böyle koyacaksın bunu yapacaksan” diyor. Al bir darbe daha. Adam götürüp hepsini satıyor, “getirdim” diyor. Bu iş mi şimdi Bana asfalt yapmasın devlet istemiyorum. Ama bu imkanı tanısın onlara. Ben toprak yolda yürürüm. Hiçbir şey olmaz. Ama o insanların o acıyı çekmesini istemiyorum. Bir de ekonomik yoldan çökertiyorsun, mahvediyorsun adamı. Zaten imtihan oluyor, şefkate morale ihtiyacı var. Beş yıldız otellerden birini onlara ayır her ilde, özellikle ağır vakalarda. Onlara iman hakikatleri anlatmak, Peygamberimizn (sav)'in hastalıkla ilgili güzel sözlerini aktarmak, tevekkülle ilgili ayetleri anlatmak gerekir ki beyni açılsın. Senin (Oktar Babuna'nın) imanın çok güçlüydü “yüzde yüz ölüyor, ikinci bir ihtimal yok” demişlerdi. Kafası kopan yaşar mı? Oktar'ın kafası kopuyor, ama yaşıyor. Çünkü çok imanlıydı. Sırf aldığı o kadar ilaçla insan ölüyor. Bakıyoruz Oktar'da en ufak bir kıpırtı yok, dev gibi şişti eli yüzü, hiç etkilenmedi imanıyla. Düşün nasıl bir morale ihtiyacı olduğunu. Bir de üstüne para alınır mı? Arkasından aile faciası geliyor zaten. Evi barkı satıp, sokakta kalıyorlar. Gayet şahane olur tam kadro hazır, yeri de var, gitsin orda istedikleri gibi tedavi olsunlar. Ama tabii ki her ne yapılırsa yapılsın, yine iman gerekli. İlla ki iman hakikatleri, Allah korkusudur. Bediuzzaman Hazretleri adamın omzunda bavulu eşyaları var, gemiye biniyor, gemi gidiyor o yükü omzundan bırakmıyor diyor. Gemi kaderi gösterir. Bıraksa, gemiyle beraber eşyaları da gidecek, rahat edecek bırakmadığı için o ağırlığın altında eziliyor. Tevekkül etmemek muazzam tahribat yapar. Tam tevekkül en büyük lükslerinden biridir.
Erbakan Hocamıza yapılan unutulacak gibi bir olay değil. Affedilir ama asla unutulmaz. İnsanın hafızası bayağı güçlü bir özellik gösterir. Bu yaşa gelmiş, piri fani olmuş bir mücahite, Allah’a kendini adamış bir insana Allah yolunda çile çekmiş, hakaret duymuş, iftiralar atılmış bir insana “sen bizi yıpratıyorsun, senin yüzünden ne sıkıntılar çektik, bak Aydın Doğan bizi kucakladı, Taha Akyol, Fatih Altaylı kucakladı, önümüz açık ferah aydınlık yollarda ilerleyeceğiz" diyorsa, akıl almaz bir hata yapıyor demektir. Turnusol kağıdı gibidir bunlar. Seni destekliyorsa, ben daha sana ne diyeyim? Beni desteklese, sabaha kadar secdede dua ederim, kanım iliğim çekilir, “ben ne yaptım da bu hale geldim” diye yalvarırım. Peygamberimiz (sav)'e deve işkembesi atıldı yoluna, dikenli çalı attılar, akıl almaz işkence yaptılar, kaç kere suikast yaptılar. Hangi sahabe "ya Resulullah senin yüzünden başımız belaya girdi" diye hangi sahabe dedi. Hz. Musa'ya münafık Museviler dediler bunu. "Senin yüzünden musibete uğradık" dediler, asıl uğursuzluk onlarda o münafık Yahudilerde. Bunlardan ders alınması gerekmiyor mu? Tabi ben Numan Kurtulmuş'u tenzih ederim, ama bu konuların üzerinde iyi düşünülmesi gerekir. Bu mübarek insanlar, saadet saadetli günlerine geri dönecekler. Halep ordaysa arşın burada derler. Yine söylüyorum ben kendisini (Numan Kurtulmuş'u) bayağı bir seviyorum, mümin kardeşimdir, ben onun elini öperim, bura hatalı bir tavır var onu açıklıyorum.
SAVAŞ (ERBABI) DA AĞIRLIKLARINI (SILAH VE MALZEMELERINI) BIRACAK.(Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334)
DÜŞMANLIK VE KİNİ DE KALDIRACAKTIR... KAP SU ILE DOLDUĞU GIBI YERYÜZÜ BARIŞLA DOLACAKTIR. Din birliği de olacak, artık Allah'tan başkasına tapılmayacaktır. SAVAŞ DA AĞIRLIKLARINI BIRAKACAK. (Sünen-i İbni Mace, s. 331-335)
Aslında bu hadislerin tam anlatılıp açıklanması çok önemli. Çünkü Evanjelikler diyorlar ki “şimdi siz barıştan bahsediyorsunuz, ama bu bir taktik. Belirli bir güce ulaştıktan sonra bizim pestilimizi çıkarırsınız” diyorlar. Bunu düşünmek için dinden habersiz olması gerekiyor bir insanın. Bir insan Allah'ın vahiyle peygamberine bildirdiği emri nasıl görmezden gelir ve nasıl kafasına göre hareket eder bir Müslüman? Allah'ın Hz. Mehdi (as)'a emridir bu. Kan akıtmayacak. Allah Cebrail vasıtasıyla Peygamberimiz (sav)’e bildiriyor, Peygamberimiz (sav) de o emri Hz. Mehdi (as)'a iletiyor. “Allah’ın emri bu” diyor. Hz. Mehdi (as) Allah’ın emrine nasıl karşı gelsin? İstediği kadar gücü kuvveti olsun, Allah'ın emrine asla karşı gelmez. Hz. Mehdi (as) zaten onun için Hz. Mehdi (as)’dır. Dolayısıyla durup durup böyle vesveselenmeye gerek yok. Hz. Mehdi (as) siyasetçi değil ki kafasına göre hareket etsin. Kur'an'a göre hareket ediyor. Peygamberimiz (sav) burun bile kanatmayacaksın, kan akıtmıyorsun diyor, Allah Peygamberimiz (sav)’e vahyediyor Hz. Mehdi (as)'a bildirmesi için. Hz. Mehdi (as) bu emri alıyor nasıl yapmasın? İlla ki silahları kaldıracak Allah’ın emri o. Evanjelikler bunu anlamıyor. Allah'ın talimatlarına göre hareket edecektir Hz. Mehdi (as), bu vahiyle bildirilmiştir, gelmiştir kesindir artık değiştiremez. Tabii ki Hz. Mehdi (as) dünyanın en büyük askeri gücüne sahip olacaktır, çok büyük bir ordusu olacaktır ama sadece sevgi ve şefkati kullanacaktır. Dev bir aslan gibi gezinecek ama çok şefkatli olacaktır, hiçbir zaman pençelemez sadece sevgi üzerine kuruludur onun bakış açısı. Gücü olduğu halde yapmamak ayrı bir şeydir, kahredici bir askeri güce sahip olduğu halde buna rağmen merhametli ve şefkatli olacak. İşte bu çok makbuldür. Eli kolu bağlı adama “insancılsın, kimseye saldırgan tavrın yok” desen başkadır, her türlü silaha ve imkana sahip olduğu halde merhametli olmak çok önemlidir. Dilinin ucundadır istese ama her türlü imkanı vardır, istediğini yapabilir. Rica edecek, kimse de ricasını kırmaz, sadece istirham edecek. PKK’ya gelince, PKK zaten çoktan araziye geçtiği için gerek kalmayacak. “Gidelim söyleyelim durdursunlar, olay çıkarmasınlar” diyeceğiz, ama gidip bakacağız ki adamlar yok. Ahir zamanda böyle kaybolanlar olacaktır. Sabahına bakacaksın arazi olmuşlar, yok kurt zannettiğin adam kuzuya dönmüş, Mehdiyet döneminin bir özelliğidir bu.
Fırat'ın suyunun kesilmesi ve altından dağ çıkması– Su kesildiğinde normalde felaket getirir. Tarım olmaz, hayvancılık olmaz. Fırat'ın suyu kesildi ama oluk gibi altın karşılığı, o zamanın para birimi altın, muazzam servet geldi. Elektriği ile, sulaması ile, hayvancılık ile muazzam gelir getirdi. Para getirecek, imkan getirecek anlamında bu hadis. Müteşabihtir altından gerçekten altın yatağı da çıktı ama asıl anlamı konik koskoca dağ anlamında değil. Konik bir dağ bunun altında yatıyor anlamında değil bu. Su kesilmesi tahribat ve fakirlik değil, zenginlik bolluk getirecek bu anlamdadır. Bir de kan akmasından bahsediyor olay anında hadislerde. Oradaki bölgeye bakıyoruz, gerek Irak ve gerek Fırat bölgesi PKK terörü, Irak işgali filan kan yoğunlaşmış o bölgede. Oradaki kan yoğunlaşmasına dikkat çekiyor Peygamberimiz (sav), açılımı budur.
Ahmet Hakan şunu bilsin, Erbakan ve arkadaşlarının dünyası çok büyük bunu bilecek. Bütün evreni kaplıyor, samanyolunu, uzayı, sonsuzluğu kaplıyor. Çok büyük davaları bunu bilecekler.
Fatih Erbakan tertemiz delikanlı. Hocamızın evladına karşı bu alerji nereden? Fatih Erbakan hocamızın evlatları onlara karşı alerji nereden çıktı? Bir de bununla karşılaştık şimdi. Bir de Saadet Partisi kimi lider yapacağını bilir. Lider olsun diye talimat mı veriyorlar? Bıraksınlar da Saadet Partisi kendi karar versin mümkünse rica ederim. Olsun, yapsın, etsin bu ne demek? Emir büyük yerden herhalde. Saadet Partisi delaleti bölünmeyi sevgisizliği sadakatsizliği sefkatsizliği bitirir. Böyle aşkla şevkle savunmamın nedeni bütün sağın içerisinde bir parça olarak gördüğüm için mhp için aynısını söylesinler orda da kükrerim bir oyun yapmaya kalksınlar
, BBP için de öyle gerekirse Allah rızası için canımı ortaya koyarım asla müsaade etmem.
(Yazarın konuşmasını sert olmakla eleştiren izleyici mektubu ile ilgili) Hamiyeti İslamiyemden öyle konuşuyorum. Yoksa cevap verdiğim kişiler benim için sembolik bir isimden ibaret. Ben onları karşımda görsem sevgi gösteririm, ama hamiyetimden dolayı bu üslubu kullanıyorum. Hamiyetim güçlü olduğu için uslup olarak bazen çok kontrollü konuşmama rağmen sert gibi görünebilir. Doğrudan vatana, bayrağa yönelik bir hareket var. Ben böyle bir ortamda sakin olamam. Sen benim canımsın, kardeşimsin, öyle tedirgin olmasına, kırılmasına gerek yok. Doğru olması çok önemlidir, uslubun sert olması ayrıdır. Doğru olması ayrıdır. Sözlerimdeki doğruluk onu rahatlatsın, hakkı söyleyen insana karşı ben coşku duyarım. Sert de olsa coşku duyarım. Hak olması onu mutlu etsin. Nihayet ahiret kardeşiyiz, ben hepsini çok seviyorum. Hamiyeti İslamiyemi tahrik eden bir çok sebepler oluyor. Benim coşkumu derin sevgi olarak almak lazım. Güvenilirliğime delil bunlar. Buğzu Allaha karşı sevgi gösterisi olarak görün. Nefsim adına değil Allah yanlısı olduğum için İslam’a dil uzandığı için sert konuşurum. Nefsim adına yapsam ayağına kapanırım, ama Allah için yapıyorum, Türk İslam Birliği için, İttihad-ı İslam için. Müslümanları meskenete, ilgisizliğe iten bir uslup beni tahrik eder, ben tavır alırım. Allah'a karşı aşkımı gör, ondan dolayı bana sevgi duy. Allah'ı bu kadar çok seven insanı ben de çok severim demen lazım müthiş bir sevgi gösterisi olarak gör. Niye nefsine alınmış bir şey olarak görüyorsun? Buna rağmen kırdıysam özür dilerim.
Fitne yeri göğü kaplamış, Darwinizm tehlikesi mi var diyor. 350 milyon insan katledildi nasıl görmezsin? Bir üçyüz elli milyon da terörle katledildi. Bunu Darwinizm yaptı. Devletin okullarında bütün dünyada yaratılışı anlatmak yasak. Diyorsun ki Darwinizm tehlikesi mi var ortada? Siz bunu anlatarak büsbütün darwinizm propaganda yapıyorsunuz diyorsun.
27.09.2010 Kahramanmaraş Aksu TV
Yiğit Bulut Türkiye’nin milli ruhunu yaşayan, anlatan bir insandır. Dolayısıyla onu bütün Türkiye sever Türklük alemi de sever. Milyonların sevmesi önemli. Üç kişi, on kişi, yirmiyedi kişi tabii ki çıkar sevmeyen. Hiç çıkmasa bu da şaşırtıcı olacaktır. Milli bir insan, mühim olan da bu. Dürüst ve delikanlı. Bazı insanlar yalakadır, beslemedir. Bir kısmına bakarsın, Baronun yal teknesinden beslenir. Onun özelliği de milli olmasıdır, delikanlıdır. Bizim milletimizin yüzde doksan dokuz nokta doksan dokuzu bu huydadır. Bir kısmıda yağcıdır.
Ben Fethullah Hocamın bir an önce Türkiye’ye getirilmesi taraftarıyım çünkü Fethullah Hocanın bizzat Türkiye’de neler olup bittiğini görmesini istiyorum. Samanyolu’nda ne oluyor, bazı iş adamları neler yapıyor, bizzat görürse ve sevenleri de etrafında olursa daha da iyi olur diye düşünüyorum. Bazı kişiler aşırı derecede korkak ve çekingenler. Fethullah Hocamız dürüsttür, yiğittir, bir tek Allah’tan korkar. Stili de iyi. Mülayım, akılcı, ortalığı kaynatmayan, uzlaşmacı. Ama Samanyolu Tv’de Faruk Beşer’in neler konuştuğunu hocamız duysa ve Faruk Beşer’in Said Nursi’ye karşı tavrını bilse bence bambaşka bir durum olur. Benim kanaatim haberi yok. Haberi olmadan bayağı bir şeyler oluyor benim kanaatim, haberi olsa uyarır. Onun için hocamızı her halükarda alıp getirmemiz gerekiyor. Gelmekten onu caydıran insanların tavrı çok ayıp, hem günah, hem vicdansızlık, hem terbiyesizliktir. Böyle nezih bir insanı küstürmek, tedirgin etmek, huzursuz etmek, “gelirse vatana millete karşı fitne vari hareketler gelişebilir o yüzden en iyisi ben gelmeyeyim” dedirtmek çok ayıp. Yanlış adamların yanlış uygulamalarından vaz geçmelerini beklemek mantıklı olmaz. Vazgeçmez onlar zaten. O evin içinde Amerika’da ne işi var? Dışarı da çıkamıyor, bahçede filan geziniyor. Kendi vatanında elini kolunu sallayarak gezinsin, elini öpelim.
Yalnızlaştırma çok büyük hatadır. Fethullah Hoca’mın çevresinde kapalı, yalnızlaşmış, uzak, ürkek ve tedirgin insanlar meydana geitrmeye yönelik bir politika var gibi görünüyor. Fethullah Hocamın ileri gelenleriyle görüşmek isterim. Ne görebiliyoruz, ne bulabiliyoruz. Benim arkadaşlarım bir avuç, herkes istediği zaman görüşüyor. Ben de ortadayım, şeffaf insanım ne varsa söylüyorum. Çekingen politikaya bir son verilsin, berraklaştıralım.
(Samanyolu TV’nin hazırladığı evrim belgeseli ile ilgili) Akıllı tasarım konusu çok tehlikeli olur. Biz göğsümüzü gere gere “Allah yarattı” deriz. Ne demek akıllı tasarım? Son derece sammiyetsiz bir görünüm olur. Mustafa Akyol 15 yıl falan benim talebemdi. Onu ben Amerika’ya diğer ülkelere konferanslara gönderirdim. Heryerde proteinlerin yapısını açıklayarak, fosillerin yapısını açıklayarak yüzde yüz net delillerle anlattı Darwinizmin olmadığını. Nişantaşı’nda kafelerde birileriyle tanıştı, bambaşka bir çizgiye girdi. Sonra da başlangıçta Allah yarattı ama sonra evrimleşmiş olabilir demeye başladı. Çektikçe geliyor. Nişantaşı’nda filan herhalde sündürecek şekilde çekiştiriyorlar ki o tarafa gidiyor. Babası Taha Akyol zaten ayrı bir çizgide gidiyor. Samanyolu TV'ye evrimcileri çıkarıp, adam zehir olan yanlış düşünceleri anlatırsa, cevabı olarak da karşısına Mustafa Akyol’u çıkarırsan, o da “bir kısmını isterim, bir kısmını yan cebime koy” diyecek, dolayısıyla kabul edecektir. Öbür hocaları profesörleri da diğer kanallarda çıkardılar, defalarca rezil oldular. Yok “mikro evrim var, makro evrim olmaz, evrim kendi işinde çeşitlemelere uğramıştır” öyle bir hikaye anlatıyorlar ki, “arkadaş doğru söylüyorsun ama biz ancak bu kadarını söyleyebiliyoruz” demeye getiriyorlar. Evrimi savunan ekip hazır. Çıkaracakları profesörler de yarım ağız anlatıyor. Yarım ağız demek zaten kaybetmek demektir. Onları desteklemek anlamına gelir. Ondan sonra Samanyolu evrim propagandası yapan konumuna gelecektir. Bizden programa çıkarabileceğimiz isim istemişler. Kimi vereceğiz? Hangisi çıksa eziliyor. Bizim dışımızda kim çıksa eziliyorlar. Göya evrime karşı bir program hazırlanıp, kökeninde evrim savunulursa, sonra da biz çalıştık ama gücümüz yetmedi, yanlışlık oldu, pardon altında kaldık derlerse, bu çok ayıp olur o zaman. Çok şaşırırız böyle birşey olursa. Umarız gizlice, örtülü yolla evrimi savunan bir program olmaz. Eğer böyle olursa bu olaya şüpheyle bakarım. Vebali onların boynuna olur.
(Mustafa Akyol’un mikroevrime inanması ve Darwinizm’e dair kanıt çıkarsa evrime inanabileceği konusu ile ilgili)
Bu şuna benziyor; dünya dörde bölünür de kendi içinde yeniden körüğe dönüşürse, orada da disko müzik çalarsa, benim küçük ayım da hoplayıp oynamaya başlarsa, ben onu gider seyredeyim demeye benziyor. Karmakarışık kabus gibi birşey bu. Ne demek bu? Rüya mı anlatıyorsunuz siz? Zaten mikro evrimde yenilmiş durumdalar. Mikro evrim bizim en büyük iddialarımızdan biri. Protein safhasında adamlar patlamış vaziyette. Sen orada kabul ediyorsun, “evrim var” diyorsun. Yıkıldıkları ana noktada kabul ettikten sonra bitti. Fosiller aleminde zaten onlara hiç girmiyor. 350 milyon evrimin yıkılışını ispat eden fosil var. Mustafa Akyol bunlardan bahsederse Nişantaşı’ndaki kahvelerde, kahvesi boğazına takılır, oradaki kibar sohbetleri yapamaz.
(Irak’a saldırmak için bahane oluşturulduğu haberi ile ilgili)
O devirde zaten George Bush zil zuruna içmiş sarhoş gibiydi. Kapıya dayanır ya sarhoşlar bazen, olay çıkar, mahalle seyreder. “Çık erkeksen” diye bağırır çağırırlar, sonra içeri dalar, cam çerçeveyi kırar filan, aynı bu hesap oldu. Saddam’a “al aileni çık, adamlara malzeme çıkarttırma, bu oyunu bozalım” dedim. Vakit Gazetesi’nde sür manşet haber yaptırdık, Ortadoğu Gazetesi’nde tam sayfa yazılarımız yayınlandı. Pentagon da çıktı açıklama yaptı. Dediler ki “İslami basını daha dikkatli takip edeceğiz, Saddam ailesini alsın gitsin, operasyonu durduracağız” dedi. Saddam bambaşka bir cevap verdi, “gelsinler” dedi, halka “siz de hendek kazın” dedi. Hendekle engel olunmayacağı belli, adam hava bombardımanı yapıyor. Saddam burnunun dikine gitti, sözümüzü dinlemedi. Ona aracılarla da haber gitti o dönemde. Armageddon’un bir parçası olduğu için, görevli memuru olduğu için, bizi dinleyecek durumda değildi.
(Ermeniler nasıl dost gözüyle bakacağız sorusu ile ilgili)
Ermenilerle savaş oldu, “biz size düşmanız size düşmanız, görüdüğümüz yerde sizi öldürüeceğiz” desek Allah esirgesin, Rusya’ya “nerede bir Rus bulursak gerekeni yapacağız” desek, İran’a “zamanındaki savaşları unuttunuz mu? Suriye’ye “siz zamanında Müslümanlara neler yapığınızı hatırlıyor musunuz? Sizin de iflahınızı keseceğiz” desek, sonra Yunanistan malum. Dünyada adam kalmaz, hepsi düşman oluyor. Bir tek biz kendi içimizde kalırız. Kendi içimizde de solculara “siz kafirsiniz”, Alevilere diyeceğiz, Aleviler bize diyecek, Hıristiyanlara diyeceğiz, onlar da bize diyecek. "Ey şeytan boynuzlarını un haline geitirir sana yuttururum." Böyle bir düşmanlığa müsade etmem. Hepsi benim kardeşim, ben bu oyuna gelmem. O katliamları yapanlar faşistler ve komünistlerdi, hepsi iblis takımıydı. Ermeni küçük çocuklar var, iri kara gözlü, tertemiz bu sabilerin ne suçu var, bu ne kindir. Rusya’da ufak köfte gibi Rus çocukları geziyor ne suçu var bu çocukların? Yapanların git yakasına yapış, tüm millet sorumlu olmaz. Hepsine hamiyiz, hepsi yeddi emanımızda, hepsini koruruz. Tüm Turani devletler, tüm İslam ülkeleri yeddi emanımızda, kinci değiliz, intikamcı değiliz, faşist değiliz, komünist değiliz, sevgi ve muhabbet insanıyız. “Müşrikler bir yerden bir yere giderken hayatınızı ortaya koyup onları koruyacaksınız” diyor Allah. Zamanında oluk gibi kan dökmüş müşrik, ama barış olmuş, Müslümanlara sığınmış, Müslümanlar da onları koruyor, Müslümanlık budur. Kuran bize bunu emrediyor. Mehdiyetin ruhudur bu.
"İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır (korku hissidir). Dessas (aldatıcı) zalimler, bu korku damarından çok istifade edip onunla korkakları gemlendiriyorlar. Bunlar avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar"
Alim de korkunca kaçıyor, gizleniyor, susuyor, hakkı batıl gibi gösteriyor, batılı hak gibi gösteriyor. Bir kısmı cahil olan korkudan ittihad-ı İslam’ı istemiyorum diyor korkudan. “28 Şubat’ı unuttunuz mu?” diyor. Peygamberimiz (sav) zamanında 28 Şubat mı vardı? Onun 100 bin mislini karşısına getirdi Peygamberin, aslanlar gibi mücadele verdi. Korkudan dolayı savunamayan çok hoca var. "AB bize yeter" diyor, "Akdeniz Birliği dahi yeter. Çocuğu Avrupa’da okutuyorum, Tükriye’de okutabilsem bu yeter" diyor. "Bak Amerika Müslümanları boğuyor" diyorsun, “banane” diyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyor. “Bana ne, benim çocuğuma mı saldırıyor?” diyor, yarın öbür gün senin çocuğuna da saldırsa onu da seyredersin. Yapma etme diye yalvarırsın.
Peygamberimiz (sav) döneminde Allah’ın emri sıcak savaş. Ama Hz. Mehdi (as) devrinde Allah’ın emri değişik. “Kan akıtmayacaksın” diyor Allah.Hz. İsa (as)’ın da özelliğidir o, hiç kan akıtmadı o. Yine geliyor, yine kan akıttırmıyor. Allah ona müsade etmiyor. Hz. Musa (as)’da sel gibi kan akmıştır. Her asasını kaldırdığında, İslam ordusu coşuyordu. Yüksek bir yere çıkıyordu. Liderin önemini de o gösteriyor. Hz. Musa (as) ne zaman asasını indirse yenilmeye başlıyorlar. Peygamberimiz (sav) zamanında savunma savaşları oldu, ama Hz. Mehdi (as)’da Allah “kan akıtmayacaksın” diyor. Hz. İbrahim (as) devrinde de kan yok. Hz. Nuh (as)’da kitle halinde Allah hepsini boğarak yok etmiştir. Hz. Mehdi'de ise ilim denizinde boğulacak küfür.