Adnan Oktar'ın 5 Ekim 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar
5 Ekim 2010, Gaziantep Olay TV
Bazı yeni yetme gençler türedi, yazılar yazıyorlar, bunlarda bir özenti havası var. Onlar gibi çapaçul giyinme, kapalı giyiniyor ama cadı gibi, garip işaretler elinde, yüzünde garip mimikler, yazılarına bakıyoruz klasik züppe uslupu, şımarık havası. Bakar bakmaz aşağılık kompleksi hissediliyor. Başörtüsü takan bazı kadınlarda bu hissedilebiliyor. Halbuki ne güzel inancını temsil ediyor, onu dengelemek için züppe havası veriyorlar kendilerine. Böylece önceden şerbetli oluyor. Mazlum olursa, terbiyeli olursa, küfri bir saldırının başarılı olacağını düşünüyor. Ama züppe olursa bu etki etmez kendini geri çeker gibi düşünüyor. Benim kanaatim, öyle bir korunma mekanizması oluşturmuşlar kendilerine. Kuran’a ve İslam'a savaş açmış oluyorlar bir yönüyle. Bediüzzaman “hürmet ve merhamet çözer” diyor deccalin oyununu. Psikolojik olarak da üzmemek, rencide etmemek, hürmettir. Koruyup kollamak merhamettir. O yüzden bakıyoruz Erbakan Hocamıza hürmet ve merhamet gözüyle bakmadıkları için nurani zincirler çözüldüğü için, o durum hemen üsluba yansıyor ve züppe ve küstah üslup çıkıyor. Bunun kökeni deccaliyettir oradan aldılar. Bazı gazeteler de böyle züppelere yazı yazdırarak güçlü olacaklarını düşünüyorlar. Normal ağır başlı, efendi bir Müslüman’ın baş edemeyeceğini düşünüyor, bir züppe bulalım çakallık yapsın, ipsiz sapsız konuşsun istiyorlar. Bunlar öyle davranmıyor. Müslümanlara en küstah üslubu kullanıp küfre karşı it gibi titriyorlar. Müslüman efendidir, halden anlar. İnsanları rencide etmekten kaçınan, özellikle yaşlılar ve kadınların korunup kollanması önemlidir. Kadın özel kollanması gereken bir varlıktır. Pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor deniyor daha yeni uyandılar buna. Bir tek Erbakan Hocamıza değil, Alparslan Türkeş’e de öyle yaşlandığında saygısız, küstah bir üsluba döndü üslup. Gençken, kükrerken, akıllarına bile gelmiyordu yaşlanınca başladılar çimkirmeye. Müslümanların arasına züppeliği ve çakallığı yaymaya çalışan insanlar çok büyük hata yapıyorlar. Acayip çirkin bir üslupla sürekli mahcup ederek konuşuyorlar. Ben seyrederken geriliyorum. Adam gayet güzel, nezaketli bir cevap veriyor, yine çakalca cevap veriyor. Nasıl içinden geliyor? Ne kadar ayıp. Dinin karşısında mühim bir silahtır, gizli bir silahtır bu. Gözden kaçıyor ama en hayati silahtır bu. Müslümanlar da bilmeden bunu alıyorlar. Hiç ummadığımız kişilere bakıyorum, Baron kontrolüne almış, yiyecek dağıtıyor, bir parça para dağıtıyor, bir bakıyorsun yalakası olmuş. Ağabey bildiğimiz, saygı duyduğumuz haktan, haklıdan yana olan kişiler vardı. Bakıyorum zayıfı gördüğünde güçlüden yana oluyor. Ne pahasına olursa olsun doğru olanı yapması gerekiyor. Kim dikilirse dikilsin karşına. Allah yanındaysa önemli değil. İsterse yedi sülaleleri gelsin karşısına.
(Ahmet Hakan'ın Milli Gazete'yi okumayacağı ve Erbakan Hocamız'ın açıklaması hakkındaki yorumlarıyla ilgili olarak)
Gizli gizli okur. Allahualem doğru söylemiyor. Mutlaka okur. Okumaması mümkün değil. Laf yetiştirmesi için mutlaka okuması gerekiyor. Atasözünden anlamaması çok acayip. Demek ki herhangi bir atasözü söylesen gerçek sanacak. “Sürüden ayrılanı kurt kapar” çok bilinen, eski bir Türk atasözüdür. Herkes bunu kullanır. İnsanın kendi yanındakileri sürü olarak görmeyeceği belli. Çok anlamlı güzel bir söz. Hayvan alemindeki bir örneği insana yönelik anlatmak oluyor. Oradaki kasıt insana yönelik anlarken sürü kalkar insan gelir. İnsan topluluğundan insan ayrıldığında kötü insanlar yanına gelir, onu kapar anlamına gelir. Ama bunu anlamıyor demek ki, anlatmak lazım. Yanlış biliyor demek bazı şeyleri. Böyle bir şeyi bile demagoji ile ne hale getirmeye çalışıyor görüyor musunuz? Hangi atasözü kullanılabilir ki o zaman? Hepsini düz anlamına çeker o zaman.
Milli gazete bir şahlansın. Dün bir baktım, sakin gördüm. Bir heyecan gelsin koyun Erbakan Hocamın resmini, şöyle bir içimiz açılsın, bir kızdıralım ona karşı tavır alanları. Güler yüzlü bir resim koyun, sözlerini koyun, hatıralarını anlatın, Osmanlı döneminin harika güzel yönlerini anlatsınlar. Ortalık telaşlı, onlarda da hazır yazı yok anladığım kadarıyla, biz yazı hazırlayıp gönderelim. Yıksınlar ortalığı. Bir salon toplantısı olsun, mehter takımını getirsinler bir yer gök inlesin. Erbakan Hocamızı da getirsinler, güzel güzel bir konuşsun ortalık bir heyecanlansın.
MHP’yi de tebrik ediyorum, çok şahane, devam. Allah yollarını açsın. Namaz kılmaları maşaAllah çok şahane oldu. Allah BBP'nin de, Saadet’in de MHP’nin de yollarını açsın inşaAllah.
Mehter bizim milletimize Allah’ın bir nimetidir. Çok büyük bir olay, çok büyük bir nimettir. Ama küçük mehter takımları kullanmasınlar. İhtişamına yakışmaz yer gök inlemesi lazım 10 -15 kişiyle mehter olmaz hakkını vermek lazım kıyafetler de mükemmel ve kusursuz olması lazım. Bunu bekliyoruz Saadet Partisinden. Şöyle bir düşman çatlatsınlar, bir yıksınlar ortalığı. Mesela MHP mehter takımını bir gördüm, çok hoşuma gitti. Toplu namaz kılıyorlar, Osmanlı’nın ilk kuruluş yılları gibi. Aman, eleştirilerden filan hiç etkilenmesinler, gayet güzel gidiyor. Ama bu dediğimi geciktirmesinler.
Bayağı bir kabadayılık yapıyorlardı Kıbrısla ilgili, Osmanlı’dan bu yana ilk defa mehteri oraya biz gönderdik. Oradaki cini, şeytanı kovdu mehter.
(Mehmet Ali Birand’ın imamdan kanaat önderi yapamazsınız yazısı)
Ne kadar yanlış düşünüyor Mehmet Ali Birand! Ne yapıyorlar bu insanlar! Ben şaşırıyorum. Kuran bizim en yüksek akılla, samimiyetle ve vicdanla düşünmemizi ister bunu nasıl anlamıyorsunuz? İnanılır gibi değil! Hayata çok yüksek akılla ve vicdanla bakmamızı ister Kuran. Bu bizi insan yapan en önemli unsurdur. Öbür türlü ne oluruz biz? Bilmiyor Mehmet Ali Birand. Müslüman dünyanın en akıllı insanıdır. Çok derin düşünür, keskindir aklı. O Müslümanı bol bol hurafe anlatılır sanıyor, din o değil. Dinin ne olduğunu önümüzdeki yıllarda daha iyi anlayacaklar. Dinin ne olduğunu Hz. Mehdi (as) çıkınca çok daha iyi anlayacaklar. Müslüman çok keskin bir akla sahiptir, baş edemezsin. Müslümanla bütün dünya bir araya gelse bir tane imanlı insanla başa çıkamaz, şaşırtıcı bir varlıktır. Meleği andırır, kimse baş edemez, ne yaparsan durduramazsın. Yanlış imajlar ediniyor belli ki Müslümanlara ilişkin etrafında gördüklerinden.
O arada da diyor ki Allah’la bağlantıda bazı özel bilgiler vardır, bu bilgilere ben sahibim. Allah’ın huzuruna gittiğinizde çok müşkül durumda kalabilirsiniz ama bana bağlanırsanız size bazı gizli bilgiler veririm. O zaman ben sizi kurtarabilirim tarzında konuşuyor. Öbür türlü mahvolursunuz, bana muhtaçsınız imajını veriyor. Geçen gün yaptığı haşa Allah’la laubali konuşma örneği verirken de o mesajı veriyor. Halbuki bilhakis ona uyulduğunda insanın başı çok büyük bir belaya girebilir Allah saklasın. Bizim uyacağımız şey Kur'an, hadis ve ehli sünnet alimlerinin eserleridir. Niye hurafelerle uğraşalım? Niye kafamıza binbir türlü hurafe gelsin. Birçok kişi var hiçbir şekilde yaşamadığı ve yaşamayacağı halde onu savunuyor. Onun dini tavizsiz yaşadığını sanıyorlar. Aslında din gerçekten öyle olduğunu, onun samimi olarak bu gerçekleri aldığını dolayısıyla doğru olduğunu fakat anlattıklarının yapılamayacağını, zaten tövbe ettiğinde de kurtulacağını düşünüyor. Böyle bir açmaz durum oluşuyor.
Hz. Musa (as)’ın zamanında da Museviler Hz. Musa (as)’ın anlattığı dini sade buluyorlardı. Böyle din olmaz kafasındalardı. Biz karmaşa istiyoruz diyorlardı. Hz. Musa (as)’ın dinden taviz verdiğini, hafiflettiğini, dinin karmaşık yapısını çok sade hale getirip, nefsi bir kolaylık peşinde olduğunu, samimi olmadığını söylüyorlardı.Buzağı ile ilgili olarak ne dediler? “Rabbiniz sizden bir inek kesmenizi istedi” diyor Hz. Musa (as). “Nasıl bir inek?” diye soruyorlar. O da diyor ki, “kusursuz, herhangi bir lekesi olmayan, genç bir inek” diyor. Detay istiyorlar. Detay üstüne detay. Allah diyor ki “az kalsın onlar kesmeyeceklerdi, vazgeçeceklerdi” diyor Allah. Halbuki ilk dediğinde alsalar herhangi bir inek kesseler, konu bitecek. Muazzam detay istiyorlar. Neden? Daha takva gördükleri için kendilerini. Halk da onları destekliyor, “Hz. Musa (as) samimi değil” diyorlar. “Dinin gücünü kırıyor, nefse kolay hale getiriyor” diyorlar, “detay istemesi gerekir” diyorlar. Nereden geliyor o detay isteği? Atalarının dinlerinden, gelenekten, bozulmuş, tahrif olmuş müşrik düşünceden gelen bir tahrifat. Onlardan kalma bir olay bu. Onu Hz. Musa (as)'da göremediklerinde, ona güvenmiyorlar, ama detayı savunanlara güveniyorlar. İnsanın ruhunda böyle birşey vardır. Girift detay ve zorluk sunanın samimi, kolay sunanın taviz verdiğini düşünüyorlar. Hakiki alim böyle olur diyorlar. Bu düşüncedeki kişileri hakiki din olarak almaları yanlışlığını düzeltmeleri gerekiyor.
(Hanefi Avcı’nın kitabı ile ilgili soruya cevaben)
Fethullah Hoca’nın talebeleri öyle insanlar değil. İçine kapalı, mazlum ve çekingen insanlar. Bulmak da zordur, utangaç, az konuşan, tedirgin insanlardır. Hemen hemen herkesten çekiniyorlar acaba olumsuz mu davranacaklar diye. Bir anlatıyorlar, “emniyeti almışlar, devletin tüm kadrolarına yerleşmişler” diye. Biz geceli gündüzlü ateizme, komünizme, satanizme karşı mücadele yapıyoruz. İmanlı bir millet gelişmesi için faaliyet yapıyoruz. Dolayısıyla dindar bir toplum olduk. Emniyette polislerin büyük bölümü namaz kılıyor. MİT'te de devletin diğer yerlerinde orduda da öyle. Allah’tan korkuyorlar, Türk İslam Birliği’nden bahsediyorlar. Bunları gördün mü, “işte Fethullah Hoca’nın talebesi” diyorlar. Onlar da panik oldular, seslerini çıkaramayacak hale geldiler. Çıkıp birisi çıksa anlatsa, bilmiş sert konuşuyorlar Fethullah Hoca’ya yaptıkları faaliyetlere ağır konuşuyorlar o yüzden çıkıp konuşmak istemiyorlar. Böyle bir şey yok bayağı mazlum insanlar. Fethullah Hoca kendi halinde, hasta, şekeri var, tansiyonu var, bir de duygusal bir insan. Lafı sözü kaldırabilen bir insan değil. Bir çok haberi vermiyorlarmış üzülmesin, tedirgin olmasın diye. Abarttıkları gibi bir sistem yok tamamen uydurma izahlar.
Tabii ki biz de Türkiye’de tam bir adaletin samimi bir adaletin uygulanması için gayret ediyoruz. Adalet sistemindeki aksaklığı ben ceza evindeyken yazılı olarak kendi el yazımla her kese gönderdim. “Bugün bana olan yarın size olur, bir aksaklık var, bunu millet olarak ortadan kaldıralım” deyip hepsini uyardım. “Bu sistem değişmezse yarın birgün sizi de zor duruma sokar” dedim.
(Haşim Kılıç’ın “derin devletten bu ülke çok çekti” haberiyle ilgili olarak)
Yani İddia Edilen Ergenekon Örgütü yapılanmasıdır karşımızda olan. Ona karşı da devlet kendini koruyor. Ama hakimleri ve savcıları sürekli suçlamak yakışık almıyor. Mahkeme Türkiye kanunlarına göre karar alınıyor. İtiraz edilince de üst mahkeme gidiyor, karar alınıyor. Benim önerim, İddia Edilen Ergenekon Örgütü üyeleri adam gibi ortaya çıkıp desinler ki “biz bin pişman olduk, bütün millet bizi affetsin, biz şu rezillikleri yaptık” desinler. Vatana hizmet etmek istiyorlarsa bunu yapsınlar.
Hukukta iyileşme olacağını düşünüyorum artık. Bundan sonra samimiyetsiz, gizli saklı birşey olmayacağına göre kanaat gelişir inşaAllah. Bizim iddiamız bizim karşımızaki oluşumun çete olduğu ama yargı aşamasında olduğu için iddia edilen çete diyoruz.
Eğer, müteşabih anlatımlı hadislere doğrudan anlatım var gibi bakarsan olmaz. “Hz. İsa (as) 40 sene ömür sürecek, zamanında kimse ölmeyecek” diyor hadiste. Bu ömürler uzayacak demek. Müteşabih bir anlatımla anlatılmış yoksa kimse ölmese aklın ihtiyarını kaldırır bu. Adamın üstüne kaya düşecek, adam gülerek altından çıkacak. Veya yangından adam çıkacak, nasılsın iyi misin diyecek. Uzun ömür olacağını müteşabih bir anlatımla anlatmış. Mesela konuşma anında “bu adam ölmez” derler. Öleceği belli, ama uzun yaşayacak anlamına gelir. Veya “sabahtan beri seni çağırıyoruz neredesin” der ama iki dakikadır çağırıyordur. Onu o şekilde değerlendirmesi gerekir.
Kılıçdaroğlu'nu tebrik ederim, ben geçen konuşmamda söylemiştim gergin üsluba gerek yok. Dünya hayatı kısadır, hepimiz imtihan oluyoruz. Efendi, sevecen, koruyan üslup daha çok dikkat çeker demiştim. Ben Kılıçdaroğlu’nu daha çok sevdim, insanlar da daha çok sevmişlerdir. Bağırıp çağırsa, bu insanda olumsuz etki oluşturur. Tavsiyeleri uyguladığı için candan bir insan olduğunu anlamış oluyoruz.
Bediüzzaman sempozyumu hakkında
Seyid Salih Özcan “Bediüzzaman gelip alnıma şakadan vurdu, Hz. Mehdi (as)’ı ben görmeyeceğim, sen gireceksin dedi” dedi. Bu yüzyılda Hz. Mehdi (as)’ın geleceğinin bilinmesi, Hz. İsa (as)’ın geleceğinin bilinmesi, çok önemli. Bu konuyu kapatmaya çalışanlar Allah’ın karşısına geldiklerinde yalnız sorguya çekilecekler. Tüm hadislerin gerçekleştiğini gördükleri halde anlamazlıktan gelenler vicdana uygun hareket etmiyorlar. Üstad açık söylüyor. “Bir asır sonra Hz. Mehdi (as) ve talebeleri gelir, bu tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyrederiz” diyor. İnsan nasıl namazı orucu gizledi mi vicdanen rahatsız olur, üstad ittihad-ı İslam en büyük farzdır diyor. Bu farzı gizlemek de, yokmuş gibi davranmak da olmaz. Üstad, Bediüzzaman’dır ona uyacaksınız. Ama kabul eden de az olacaktır. Ben ne kadar anlatsam, kabul olunmaması ve mucize olması hali daha da artıyor. Çünkü bir şeyi 100 kere söylesen ve kabul edilmese, hayret vericiliği artar. İleride diyecekler ki hocam siz söylediniz en az 100 defa, Bediüzzaman’ın sözlerini defalarca anlattınız, bizim basiretimiz bağlanmış diyecekler inşaAllah. Ne kadar çok anlatırsam o kadar harika bir durum meydana geliyor. Bir şey 100 kez söylememe rağmen fark edilemediyse, bu çok çok şaşırtıcıdır.
(Maymundan geldik maymuna gidiyoruz haberi ile ilgili olarak)
Hem kadınlara karşı saygıya uygun olmayan çirkin ifade kullanmış, hem de maymundan gelmedik Hz. Adem'den geldik. Maymuna da gitmiyoruz onlar ortada geziniyorlar.
Darwin’in kadın düşmanlığı:
Darwin kadının evlilikteki rolünü şöyle tarif ediyordu: "…, sizinle ilgilenecek biri -bir köpekten daha iyi oyalayabilecek- ev ve evin sorumluluklarını alacak biri…” (Charles Darwin, Charles Darwin’in Otobiyografisi 1809-1882, İngilizcesinde sayfa 232-233)
İşte kadınlara bakış açısı bu. Köpeğe kendisi benziyor asıl.
Darwin, “İnsanın Türeyişi” adlı kitabında kadınların idrak etme, hızlı kavrama ve taklit konusunda "daha aşağı ırkların özelliklerini taşıdıklarını ve bu nedenle daha eski ve alt bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını" yazmıştı. (John R. Durant, “Darwin’in İnsanın Türeyişi kitabındaki Doğanın Gelişimi”, İngilizcesinde sayfa 295)
Halbuki kadınlar gayet zeki, çok nazenin ve gayet güzel varlıklar. Dünyayı süsleyen, her yönden üstünler. Detay ve olayların incelikleri görme yönünden kadınlar erkeklerden güçlüdür. Analiz güçleri çok yüksektir. Ama bedenen Allah güçsüz yaratıyor. Bu acz değil, bu da onların bir güzelliğidir. Allah onu da özellikle süs olarak yaratıyor. Onu koruyup kollamak da çok büyük bir zevktir, şefkat heyecan verici bir dünya zevkidir. Nefse bir heyecandır o.
Şeyh Nazım dünya iyisi bir insandır. Derin ilmi vardır vehbi ilim sahibidir. Onun tavırlarında hikmet aramak lazımdır. Kardeşimiz kendisinden Türkçü diye bahsetmiş, ama Türkçü kelimesi yeterli değil. Türk milliyetçisiyiz. Nasıl açıklıyor Atatürk bize? Hars milliyetçisiyiz. Türkü, Lazı, Boşnakı, Türkiye içinde herkes Türk’tür. Türklük Müslümanlıkla özdeşleşmiştir. Yoksa biz kan olarak Türklükten bahsetmiyoruz. Zaten safkan o şekilde Türk bulamazsın mutlaka kanında bir çok ırk vardır. Peygamberimiz (sav) ne diyor? Acemin araba, arabın aceme üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva iledir. Şeyh Nazım hocam da kutbul aktabtır, bana inan eğer beni seviyorsan. Batın gözüyle bakman lazım Hz. Hızır ile karşılaşsan ne yapacaksın? Yolda kalacaksın demek ki.
Hz. Musa (as) için Allah bir avuç gençten başka iman eden olmadı. Firavundan korkmaları nedeniyle havs duygusu yüzünden insanlar kaçtı Hz. Musa (as)’dan diyor. Bediüzzaman da ahir zamanda Hz. Mehdi (as)’dan bu yüzden, havs duygusu yüzünden kaçacaklar diyor. Hz. Mehdi (as) çıktı mı diyorsun, sen nerelisin kardeş diyor. İttihad-ı İslam hakkında ne düşünüyorsun diyor, bizim ıhlamur limonlu gelse daha mı iyi olur diyor. Seyit Salih Özcan hazretleri sempozyumda konuştu, Bediüzzaman bana Hz. Mehdi (as)’ı göreceksin dedi diyor, kimsenin dikkatini çekmiyor. Orada normale konuşmayı durdurup, çok önemli bir konudan bahsediyorsunuz demeleri lazım, kimsenin dikkatini çekmiyor.
Nuh’un gemisi bulundu, insanlar çok makul karşılıyorlar. Hz. Mehdi (as) çıktığında da insanlar çok makul karşılayacaklar. Hz. İsa (as) çıktığında da çok çok makul karşılayacaklar. İnsanlarda bir ülfet gücü oluyor. Normal karşılıyorlar.
5 Ekim 2010, Kaçkar TV
Hekimoğlu İsmail Hocamız, çok değerli bir Nur talebesidir, önemli bir insandır. Zamanın Efendisi isimli yeni kitabının 108. Sayfasında “bence herkes Hz. Mehdi (as)’ı aramalı fakat bulursa, bulduğuna kanaati gelirse, Hz. Mehdi (as) da ona bir iş verirse o da yapazsa durumu değişik olur. Herkes Hz. Mehdi (as)’a talebe olamaz ama herkes aramalı” diyor.
İsrail’de camiiye bombalama haberi ile ilgili:
Müslümanlarla Musevilerin arasını açmak için yapılmış alçakça bir provokasyon. Gerçek Museviler öyle şey yapmaz. Müslümanları Musevilere, Musevileri Müslümanlara düşman etmek istiyorlar.
[Hekimoğlu İsmail] Hocamız 109. Sayfasında ne diyor: “deccalin tahribine karşı Hz. Mehdi (as) mücadele verir. Deccal ne kadar yıkıcı ise Hz. Mehdi (as) o kadar onarıcıdır. Fakat yıkmak kolay, onarmak zor olduğundan deccal çok büyük işler yapıyormuş gibi görünürken Hz. Mehdi (as) hiçbirşey yapmıyormuş zannedilir” diyor. 30 seneden beri nerede o zaman diyorlar. Halbuki çok büyük yol alıyor, haberi bile olmuyor. Hz. Mehdi (as) hiç birşey yapmıyor zannedilir. Hem İslam Aleminde hem Türkiye’de büyük değişiklik olurken “nerede” derler.
110. sayfa’da Hz. Mehdi (as) konusunu Said Nursi’den örneklerle anlatmış: “Aziz sıddık kardeşlerim. Evvela Nur’un ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi çokları namına benden sordu ki; Nur’un halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri pek muhsırane olarak Ahir Zamanda gelen Al-i Beyt’in büyük mürşidi seni zannediyorlar.” Hz. Mehdi (as) seni zannediyorlar. “Bu kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar muhsırane onların fikirlerini kabul etmiyorsun. Elbette onların ellerinde bir hakikat ve kati bir hüccet var, sen de bir hikmet ve hakikate binaen onlara muvaffakat etmiyorsun.” Yani Hz. Mehdi (as) olma idiasını kabul etmiyorsun diyor. “Bu ise bir tezattır. Herhalde hallini istiyoruz.” diyorlar. “Ben de bu şahsın temsil ettiği çok mesailere cevaben derim ki, o has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lazım. Birincisi çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Hz. Mehdi (as) Al-i Resul’ün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahsı manevisinin 3 vazifesi var.” Bakın Mehdi Resul var, Peygamberimiz (sav)’in soyundan Mehdi Resul var, temsil ettiği bir kudsi cemaat var, bir de bunlardan oluşan bir şahsı manevi var. Bunları ayırmamış Bediüzzaman.
Hahamlar ve Sanhedrin şunu bilecek, Kral Mesih olmadan hiç bir şekilde rahat edemezler, hiç bir şekilde Tevrat’ın gerekliliklerini uygulayamazlar, baskılardan kurtulamazlar. Tevrat’a inanıyorlarsa, Tevrat’ta Kral Mesih uzun uzun tarif ediliyor. Onu aramaları, bulmaları ve tabii olmaları lazım. Eğer bir insan Kral Mesih’İn ani Hz. Mehdi (as)’ın varlığını ehemmiyetli görmezse mutlaka acı çekecektir. Sanhedrin Meclisinin yapacağı ilk şey Kral Mesih’i bulmaktır ve ona tabi olmaktır. Yoksa her seferinde tutuklanırlar, dövülürler, acı çekerler. Yaşlı hahamlar boş yere hapishanelerde acı çekiyorlar. Kral Mesih’e tabii olmak önemli bir konu.
Serdar Turgut’un Türkiye iyi durumda yazısı ile ilgili:
Türkiye’deki gürbüzlüğün nedeni Mehdiyettir. Yoksa Türkiye de maddi, manevi, ekonomik yönden çökerdi. Türkiye’nin iyi durumunun nedeni ve felaketlerden kurtulmasının nedeni de budur. Avrupa’nın, Amerika’nın bu çöküntüsünün nedeni de budur. Bakın bir çöküntü, bir ölüm var, durduramıyorlar. Çözümü bulamıyorlar. Çözüm Hz. Mehdi (as)'a tabii olmaktır.
Avrupa’da İslam düşmanlığı Hz. Mehdi (as)’ye yönlendirecektir. Müslümanları birbirine sevdirecektir. Onları Türk İslam Birliği’ne yönlendirecektir. Buna karşılık sanatı bilim geliştireceksiniz. Bu İslam karşıtlığına karşı Hz. Mehdi (as)’ı arayacaksınız, Türk İslam Birliği’ni isteyeceksiniz, bilimi, sanatı, kültürü geliştireceksiniz. Entel muhabbeti yapmayacaksınız. Komünist taklidi yapmak, özenti olmak çok tehlikelidir. Bugün daha önce de anlattığım gibi. Züppe, aşağılık kompleksi içinde olan Müslüman karakteri geliştirmeye çalışıyorlar. Öyle ki, biraz komünist, biraz ressam, biraz züppe havasında, Van Gogh havalarında. Kendini psikopat gibi gösteren, hatta Müslümanları ve Kuran’ı bile eleştiren bir ruh hali. Kuran’da gösterilen Peygamberlerin modeli asıl modeldir. Yeni çıkan züppe modele karşı Müslümanlar uyansınlar. Bu modele karşı Müslümanları uyarsınlar. Bu avanaklar Kuran’ın bazı ayetlerinden utanıyorlar. Allah’ın hikmetle ve güzellikle bize sunduğu ayetlerden utanıyor adam malum tarz entel arkadaşlarının yanında bu ayetleri okumaktan utanıyor bunlar.
Tam dünyadan geçmiş olarak, Allah’ın Müslümanı olacaksınız. Dünya Müslümanı olmak ayrıdır. Onlar zorluğa gelmezler. O zaman Hz. Mehdi (as)’ı görürsünüz en azından onun vesilesiyle gelen hidayeti hissedersiniz.
Mehdinin alametlerini gördüm. Kokusunu hissettim, ruhaniyetinden istifade ettim, hidayetinin etkisini hissettim, mücadele biçimini anladım, sadece yüzünü görmeye sıra geldi. Hz. Hızır (as)’a Hz. Musa (as) geliyor, “taleben olmak istiyorum” diyor, daha 3. konuşmasından itibaren yolları ayrılıyor. Talebesi olamıyor. Hz. Mehdi (as)’a talebe olmak kolay değildir. Dünyanla çatışır, işinle çatışır, ailenle çatışır, okulunla çatışır, keyfinle çatışabilir, hepsiyle çatışabilir, buna rağmen kabul edersen Hz. Mehdi (as)'ı görebilirsin. Ahir zamanda insanlarda en şiddetli etki korkudur diyor Bediüzzaman. “İnsanlarda psikolojik etki olarak en şiddetli etki havs damarıdır” diyor. “Ulemayı da bununla etkileyeceklerdir” diyor. Ulemanın büyük bölümü korkudan sesini çıkaramıyor. O korkuyu insanların yenmesi kolay değildir. Bu durumda adam haliskan delikanlı olması lazım. Önce bana bir iş ayarlayın, sonra evlenmem lazım, polis falan beni tehlikeye sokmayın, akşamları da erken uykum gelir. Ailemden de ayrılamam, arkadaşlarımdan da ayrılamam, hepsine tamam Hz. Mehdi (as) talebesi olmak istiyorum, o tamam değil. Böyle olmaz. Burada Hekimoğlu İsmail uzun uzun Hz. Mehdi (as)’ı anlatıyor ama arayan yok. Hocamız Hz. Mehdi (as)'ı ben görmeyeceğim sen göreceksin dedi diyor, yer yerinden oynaması lazım. Yaşı itibariyle hocamızın, Hz. Mehdi (as) gelmiş olması lazım. Nasıl Türk İslam Birliği, Hz. Mehdi (as), mücadele seni ilgilendirmez? Bir de bu kişileri kilit noktalara getirip konuşturuyorlar. Bu kadar konu varken hiç biriyle muhatab olmuyor, varsa yoksa ticarete yönlendiriyor. Afganistan’da, Irak’ta bacılarımız, kardeşlerimiz baskı altında, acı çekiyorlar, dinsiz bile bu konuda vicdanı dayanmıyor. Onların bile kendilerine göre bir vicdanları oluyor taklidi de olsa. Kendilerine has zahiri bir ölçüleri oluyor, onunla bile harekete geçiyorlar.
Görünmez Hz. Mehdi (as) inancı takiyye olarak yapılmış olabilir. Korumak için Hz. Mehdi (as) görünmez demiş olabilir. Ama Hz. Mehdi (as)’ın zamanı gelmiş artık takiyyeyi kaldırın. Şii kaynaklarında var doğumu gizlidir diye. Demek ki anneden babadan doğuyor. Takiyye olarak var ama takiyyenin gerekçesi yok.
İsrail de deccaliyetin etkisi altındadır deccal orada Musevileri, Hıristiyanları ve Müslümanları muhasara altına aldı. Tek çözüm Kral Mesih’e tabii olmaları. Biz yaparız derlerse, sürünme devam eder. Tevrat’a, Allah’a inanıyorlarsa, bu böyle. Müslümanlarda da eğer Allah’a, Kuran’a, Bediüzzaman’a inanıyorlarsa, bu böyle.
Ahmet Davudoğlu helal süt emmiş çok takdir ettiğim muhterem büyük bir insan. Türk İslam Birliği oluşması için çok gayret ediyor. Allah işlerinde kolaylık versin, Allah ilmini artırsın.
Sayın Kılıçdaroğlu normalde halim selim bir insan. Asli kişiliğine dönmüş oldu.