Adnan Oktar'ın 8 Ekim 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

Kocaeli TV, 8 Ekim 2010

  • Ahmet Hakan'ın "Bir arı için yarım saat ağlanacaksa" yazısı

İddia Edilen Ergenekon Örgütü davalarında Ahmet Hakan aslan kesiliyor, ben 9 ay hücrede 10 ay akıl hastanesinde tutuldum, o zaman niye aslan kesilmedin? Tek bir cümle yüzünden, 19 ay tutuldum. Allah beni hapise soktu, Allah çıkardı dedim. Şimdi milli avukat kesildi başımıza, o zaman neredeydin? Türkiye'de on binlerce mahkum var, bir kısmı iftira sonucu cezaevine düşmüş olanlar var. Niye onlarla ilgilenmiyorsun? Onlar bu vatanın evladı değil mi? Ben bir cümleden dolayı 19 ay en feci şekilde yattım, sen orada neredeydin Ahmet Hakan Efendi? Evime kokain koydular, emniyette yiyeceğime kokain karıştırdılar, o zaman neredeydin Ahmet Hakan Efendi? O zaman Aydın Doğan’ın ekibi neredeydi, tam tersine 8 sütuna manşet yaptılar. Askeri hastanede akıl hastanesi raporu bozuldu, bunu niye yayınlamadın? Kokainin emniyette konulduğu tespit edildi, bu çok büyük olay. Bunu niye haber yapmadım? Bediüzzaman’ın 30 yıl hapiste tutulmasını niye anlatmıyorsun, ne yaptı bu insan niye demiyorsun? Varsa yoksa İddia Edilen Ergenekon Örgütü. Savcılar, hakimler, vargüçleriyle gayret ediyorlar. Senin patronunun avukatı şu an bizle uğraşan kişi, yeni yeni davalar açıyorlar. Şantaj yapıyorlar, haber yapacaksan bunları haber yap.

Afganistan’da on binlerce kardeşimiz şehit edildi. On binlerce hanımın ırzına geçiliyor, on binlerce çocuğun ırzına geçiliyor. İlla ağlayacaksa Müslümanların bunlara ağlaması gerekiyor. Ama biz ağlamayız, ağlatırız inşaAllah. İlimle, bilimle, fikirle sistemlerini çökerterek, sabaha kadar ağlasınlar.

Tabii ki bir arının kanadı için ağlanmaz, gemide yardım götüren çocukları takır takır vurdular, ağlanacaksa ona ağlanır. Ama Fethullah Hocamız nevi şahsına münhasır bir insan. Sembolik bir anlatım kullanır. “Ben hassas bir insanım, bu tarz olayların içine girmem” demek istemiş, içli olduğunu vurgulamak için yapmış, iyi niyetle yapmış. Bir insanın temeline bakmak lazım. Fethullah Hoca başının üstünde pek çok bela bulutları gezen bir insan, vatanını terk etmek zorunda kalan bir insan. Şefkatle bakmak lazım.

  • Solun çökmesinin nedeni ne biliyor musun, İstanbul’a doğru gelsinler, bu eve doğru gelsinler, şu masanın kenarına doğru gelsinler, karşılarında beni bulurlar. Darwinizmi yerle bir edince sol kalmadı. Solun dini Darwinizmdi. Dinini aldın mı sol kalmaz. 80'de bizim faaliyete başlamamızla birlikte muntazam çöküş başlamış. Hz. Mehdi (as) öncüsü olarak Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla beraber alenen ve herkesin göreceği ve inkar edemeyecek şekilde sol çöktü.

Asıl tehlike Mehdiliktir, ben onlara söyleyim. Tehlike olarak bakacaklarsa bazı kişiler, Darwinistler, materyalistler ve komünistler ve gözü maddeden başkasını göremeyenler, mana gözüyle bakamayanlar, satanistler, PKK, bunlar için asıl tehlike Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)'dır, tehlike arıyorlarsa, başörtülü, mazlum bir avuç kızda tehlike aramasınlar. Onlar için tehlike budur, güçleri yetiyorsa hodri meydan diyorum, buyursunlar, yenemezler.
 

İrticayı bu tipler hortlatıyor zaten. Çünkü bunlar Darwinist ve materyalist düşüneceye dayanarak iriticaya karşı mücadele ediyorlar. İrticaya karşı Allah aşkıyla, sevgiyle, Kuran’la mücadele edilir. Peygamberimiz (sav) de irticaya karşı mücadele etti. Defalarca suikast girişiminde buldular. İrtica ta Habil ve Kabil devrinden başlar. Hz. Süleyman (as) döneminde de vardı. Mürtecileri ezdi. Neyle ezdi? Akılla, bilimle ezdi. Hz. Zülkarneyn (as) döneminde de vardı mürteciler. Hz. Zülkarneyn (as) akılla onları ezdi ve dünyaya İslam ahlakını hakim kıldı.

Sen taa Firavun devrinin dinini hortlatmaya kalkarsan Darwin kanalıyla, Darwin’i de kendine peygamber kılarsan, mağlup olursun işte. Sen Firavun devrinin dinini hortlatmaya kalkışırsan irticanın şahını, gericiliğin şahını yapmış olursun. Peygamberler irticayı yıkmaya geldi. İrticanın göbeğindesiniz siz. Marks’ın kokuşmuş düşüncelerini, Lenin’in batmış düşüncelerini, Darwinin’in herkesin güldüğü düşüncelerini, dünya çapında hinozla ayakta tutuyorsunuz. Biz bu hipnozu kırmakla uğraşıyoruz işte.

Sosyalistlerde, solda romantik bir bakış açsısı vardır. Olaylara daha çocukca bakıyorlar ve hep yenilirler. Kimi destekleseler neyi savunsalar hezimete uğradılar. Neye karşı olurlarsa o kazanıyor. Akılcı yaklaşmıyorlar. Cami imamları sokaklara hakim olacaklarmış da, bunlar kendi halinde gariban insanlar, camilerin çoğu bomboş zaten, yaşlı birkaç amca gidiyor camiye sadece. Çekineceksen Hz. Mehdi (as)'dan ve Hz. İsa (as)'dan çekin. Darwinizmi ve materyalizmi onlar yıkacaklar. Zaten imamlar diyanet işleri başkanın sözüyle çıkıp sokaklara anlatmazlar.

Sol materyalist, Darwinist, Marksist görüş sürekli yenilir. Entel kahvelerde toplanır, halkı nasıl yönlendireceklerini düşünürler, ama sistem hiç onların istediği gibi gelişmez. Akılcı düşünecekler. Akılcı düşünürlerse, Darwinizmin için boş bir bir felsefe olduğunu anlarlar.

5/12- Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on  iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."

12 imam vardır. Müslümanların bildiği bir konudur bu ehli sünnet, caferi, şii inancında vardır. Ehlibeyt inşaAllah. Tabi 12 kişiye de bakıyor, Bediüzzamanın vekilleri de 12 kişidir. Özellikle öyle seçmiştir. 1 ve 2. 

  • (Ali Sirmen'in yazısıyla ilgili)

Kötü söz, çirkin söz, havaya çıkar bir tur atar döner döner kim söylediyse gider onun başının üstüne konar. Haklıysa ilgiliye gider, ama haksızsa söyleyenin başına konar. Klasik soldaki bazı şahısların, bazı ilginç tiplerin, hepsini tezih ederim, dürüstlüğü sevecenliği kadın haklarını savunan kişileri tenzih ediyorum. Ali Sirmen’in buradaki üslubunda Bediüzzaman devrinden beri gelen hatalı bir bakış açısı vardır. Asıl tehlikeyi göremezler. Cami imamları mahallede zaten halkla içiçe, diyanet işleri başkanının sözüyle atağa geçmezler. Kendi halinde mazlum insanlardır. Oturup bu mazlumları tehlike gibi göstermek çok ayıp, çok ayıp. Bu söz üzerine hangi cami imamı atağa geçmiş bana göstersinler. Kendi halinde olan, çoluğu coçuğu var, ailesini geçindirir, namaz vaktinde ezan okur, işine bakar. Geniş çaplı Mehdiyet anlamında bir faaliyet olmamıştır, keşke olsa nadir olur. Suç da değildir, bilgisi, görgüsü o kadardır, soran oldu mu anlatırlar. Gelin size akıl vereceğim demezler.

Bir kere dünya Darwinizmin ve deccaliyetin elinde şu an. O konuda Ali Sirmen rahat olsun, cami imamlarıyla olmaz bu iş. Bunu yıkacak olan Mehdiyettir. Tehlike arıyorsa, ona da söylüyorum, ama asla durduramayacağı bir tehlikeden bahsediyorum. Yiğitse karşısına çıksın. Ve Mesihiyettir, ismini bile deccaliyetin beynini eritir.

Klasik “memleket elden gidiyor” yaygarası yapıyorlar, ama Darwinizm gidiyor, Sümer dini gidiyor, demokrasi geliyor, barış geliyor, güzellik geliyor, fikir özgürlüğü geliyor, bolluk geliyor. İşimize gelmiyor diyorsanız ben size söyleyim gelecek. Eğer içiniz doluysa, karşısına çıkmak istiyorsanız Hz. Mehdi (as)’dır hedefiniz. Hz. İsa (as)’dır hedefiniz. Çıkın karşısına. Benim tertemiz imamlarıma, benim tertemiz genç kızlarıma laf söylemeyin.

Zamanında Alevilere, Şiilere, Caferilere, Vahabilere düşmanlığı onların aleyhinde konuşmayı, onları asıp kesme edebiyatını bir kahramanlık olarak gösterdiler. Sonunda da pis, aslı astarı olmayan çirkin sözler, insanların bilinçaltlarında kaldı. Bir kere Alevilerin ana özelliği yiğit ve delikanlı olmalarıdır. Allah vermesin, bir işgal olmuş olsa kanının son damlasına kadar mücadele verirler. Dürüst ve merttirler. İnsan sevgisiyle doludurlar. Coşkun bir insan sevgisi, ve iffet ve namuslarına da müthiş düşkündürler. Aksini söyleyen insanlar ahlaksız ve terbiyesizdir. Ben belirli bir şahsı söylemiyorum, Alevileri töhmet altında bırakanların hepsi terbiyesizdir, hepsi vicdansızdır. Allah'ın arslanıdırlar. Okumaya önem verirler, genel kültüre önem verirler, sanat ruhludurlar, sevgi ruhludurlar. Ve bağnazlığa karşı da şiddetle tavır alırlar. Baskıya, zulme karşı şiddetle tavır alırlar. Benim milletimin aydın ruhu böyledir. Özü ve sözü doğru olan, efendi insanlardır. Bu mübarek insanlara karşı uzanan her dili akılla, ilimle, bilgiyle, sevgiyle etkisiz hale getireceğiz inşaAllah.
 

Kaçkar TV, 8 Ekim 2010 

  • Üstad ahir zamanı anlatırken çok fazla detay veriyor. Kuran’la, hadisle haşa fikir jimnastiği olmaz. Bir mühendislik projesi neticesinde oluyor, 5 -10 kişi bu işi yönlendiriyor gibi görünüyor. Mesela Bediüzzaman “İslam hakim olacak” diyor, fikir jimnastiği olur mu? Çok fazla ayet var. Hz. İsa (as)’ın inişini, İttihad-ı İslam’ı fikir jimnastiği olarak alıyorsan bu çok acayip olur. 
     
  • [Özenti entel üslubu] en rahatsız olduğum konuların başında gelir. Yani onu yapacak adamlar yapıyorlar zaten, bilimsel eser olduğunda kaynaklarıyla anlatıyoruz. Kimsenin bilmediği, anlayamayacağı kelimelerle fosil isimleri saysam, kemiklerin isimlerini söylesem, “Fransız bir profesör şu toplantıda şunu demişti” falan diye anlatsam, o anlamda boş olduğumu gösterir. Ben hikmet insanıyım. Allah'ın “Hadi” isminin tecelli ettiği bir insanım. Ben bilimsel gösterilerden ukalalıktan, züppelikten hiç hoşlanmam. Asla öyle bir üsluba girmem. Kitaplarımda mecbur olduğumuz için Latince isim kullanıp kaynak veriyoruz. Hiçbir zaman öyle bir üslup yapmam. Ben Kuran ruhuyla, İslam ruhuyla yorumluyorum, yoksa bu bilimsel anlatımlar insanların ruhunu kavurur. Okuyanlar üçüncü sayfasında bırakıyor okuyamıyorlar, ama benim üslubum öyle değil. Ben özü kapsayan bilgiyle konuşuyorum, Allah'ın bana verdiği ilimle, bilgiyle konuşuyorum. Bilimsel bilmişlik yapacağım, gösteri yapacağım, asla böyle birşey girmem. Benim böyle şeylere ihtiyacım yok. Benim sohbetlerim gönül sohbetleridir, sohbet yapıyorum, samimi ilim sohbetleri. Bilimsel gösteri değil. Benim sohbetlerim çok zevkli ve güzel herkes iştiyakla dinliyor. Bir de öyle konuşanların sohbetini dinleyin, sıkılırsınız. Ben kalplere hitap ediyorum, bende özü kapsayan bilgi var ben bununla konuşuyorum. Benim bunlara hiçbir ihtiyacım yok. Sohbet benimki. Bilimsel gösteri, sükse yapmıyorum. Samimi ilim sohbeti yapıyorum. Kalbi hedefleyerek konuşuyorum. Sırf bilgi için olsa, kitap tavsiye ederim, okuyun derim. Ama kalbi hedeflemek başkadır. Sohbette insan hiç fark etmeden yol alır. Benim yazdığım kitaplarda da sohbetlerimde de Allah'ın “Hadi” isminin tecellisi vardır, o yüzden kalplere hitap ediyoru. Risale-i Nur’da da Bediüzzaman asla bilimsel gösteri yapmaz. Tam halkın anlayacağı dille ve kalplere hitap etmiştir ve vehbi ilimle yazmıştır. Ben de aynı yolun devamıyım. Benim sohbetlerimin bu kadar etkili olmasını sebebi de bu. Hurafe anlatmıyorum, hikaye anlatmıyorum. Benim anlatımım direkt çözümü gösterir, ağlayarak anlatmam, gülerim sevinçle küfrü ezmenin neşesiyle konuşurum. Ama ağlamak deyice Fethullah Hocamız akla gelmesin, onun yaratılışı öyle, fıtratı öyle olduğu için ağlıyor.
     
  • (Sultan Baba dergahında Hz. Mehdi (as) konusunun kapanması ile ilgili)

Hz. Mehdi (as) korkusu geldiyse, Hz. Mehdi (as) gelmiş demektir. Daha önce korku bilmiyorlardı ki ilk defa ahir zamanda böyle bir korku ve reaksiyon oluşmuştur. İlk defa Hz. Mehdi (as) gelmeyecek tarzında konuşmalar milyonlarca insanın ağzında yer etmiştir. Ama ilk defa milyonlarca ağızdan da Hz. Mehdi (as) geldi denilmektedir. Yer gök inliyor Hz. Mehdi (as)’la şu an. Sultan Baba’nın o güzel koltuğunu koruyun, muhafaza edin, münafıklar bir zarar getirmesinler o koltuğa, yakın zamanda Hz. Mehdi (as) gelir o koltuğa oturur. “Ben Hz. Mehdi (as)’ım” diye gelmez, haberiniz olmaz, Hz. Hızır (as) gelir oturur haberiniz olmaz. Sultan Baba bizim canımız ciğerimiz ehli velayet ehli hal asrın büyük kutublarındandır, Allah rahmet etsin, cennette bize kardeş etsin, karşılıklı sohbet nasip etsin, Sultan Baba’nın yolundan ayrılmasın kardeşlerimiz.
 

  • (Edip Yüksel’in yazısı ile ilgili)

Edip Yüksel 19 soru yöneltmiş Sayın Fethullah Hocamıza, ama direk adıyla “Fethullah” diyerek, üst perdeden, taşkın ve kontrolsüz bir üslup var ve güya kendince de köşeye sıkıştırdığını sanıyor. Ama saygıyı kaldırmış. Zaten bu onun klasik üslubudur. Bu kadar pervasız ve üst perdeden üslubunun olmasının sebebi ne biliyor musun? Kime güveniyor biliyor musun? Din karşıtlarına güveniyor, bir kısım basına, bazı komünist yazarlara, bazı ateist masonlara, muhbirlere. Kendince tedirgin edip Fethullah Hoca’yı huzursuz edecek. Bunu çok samimiyetsiz buldum. Kendi kafasınca bana da yapardı, baktı ki etkili değil, vazgeçti. Fethullah Hocamız hep Amerika’da kalmayacak, gün gelir daha rahat olduğunu görürüz, onun da güvendiği dağlara kar yağar. Bu kabadayılığı bıraksın. Fethullah Hoca’nın üzerine gelinirse belki savcılar harekete geçer, polis harekete geçer. Belki bir operasyon yapılır, Fethullah Hoca da ona cevap verir diye planlıyor. Sen cevap vermezsen, ben vereceğim cevapları, kitap da hazırlayacağım diyor. Allah'ın gücünden haberi yok. O tehditkar uslubunu çok çirkin buldum. Bunun kimlere mahsus bir özellik olduğu belli. Senin sırtını yaslayacak bir yer olmayacak da böyle havalarda takla atacaksın. Niye Türkiye’den kaçtın o zaman? Gel buraya, Türkiye’de anlat. Biz seni burada bandoyla karşılarız. Böyle Müslümanları üst perdeden korkutmaya, yıldırmaya çalışmak, kapalı tehditler yapmak kimlerin harcıdır, bilinir. Bu dayılığı bıraksın. 

  • Bediüzzaman iki şeye dikkat çekiyor. Bir korku, iki ümitsizlik. Buram buram korku sarmış bazı kardeşlerimizi. Buram buram yeis sarmış kardeşlerimizi. Üstadın açıklamasına rağmen.
     
  •  (“Biz Hz. Mehdi (as)’ı nasıl anlarız?” sorusuna cevaben)

Hz. Mehdi (as)’a uymak, çok samimi olmayı, merhametli olmayı, vicdanlı olmayı, koruyucu ruhu, en güzeli, en iyiyi aramayı, en samimi kararları vermeyi gerektirir. Evini en güzel hale getirmesi lazım. Sözü en güzel söylemesi lazım. Vatanını en güzel hale getirmesi lazım. Bölücülüğe karşı koruması ve dış aleme baktığında ittihad-ı İslam, vicdanın sesi bunu göstermiyor mu? Ayet olmasa dahi, hadis olmasa dahi, aklın ve vicdanın sesi bunu göstermiyor mu? Adamlar bunu örtbas ediyorlarsa bu deccaliyet sisteminin içindedir.

Hz. Mehdi (as)’ın üzerinde Mehdiyet halleri vardır, anlaşılır. Bediüzzaman zamanında bilinmesi, ona “çık kendini ilan et” dense ne diyecek? “Ey ahali! Ben bu asrın müceddidiyim” mi diyecek? Olmayacağı belli. Ama bütün münafığı, ateisti, Darwinisti, ateist masonu, var gücüyle üstüne gidiyorlar. Anlaşılmaz mı o ortamda?

Bir insan fikrinde ne varsa zikrinde de o olur derler. Mesela eşine aklını takmıştır, hiç alaksız birine “Naciye” der. Davasıyla ilgili bir konu vardır, kafası hep oradadır. Dalaletin de kafası işte hep belirli yerdedir. Esrarkeş adama sorarsın “en sevdiğin ne?” dersin, “esrar” der. Müslümana “en sevdiğin kim?” dersin, “Peygamber (sav)” der, “en sevdiğin varlık?” dersin, “Allah” der. Çünkü bilinçaltında bilir. Küfre de “en çekindiğin, fikrini yıkacak kim?” dersin, tak sana ismini söyleyecektir Hz. Mehdi (as)’ın. İşte o kişi Hz. Medi (as)’dır. Mesela  Hz. Musa (as) döneminde Hz. Musa (as)’ı tanımıyoruz, Firavunun sarayına girdik, sorduk, “en tehlikeli gördüğün kişi kim?” desen, “Musa isimli kişi” der. Asrın Mehdisini bulduk. Nemrud’a gidiyorsun, “en tehlikeli görüdüğün kim?” diyorsun, “İbrahim” diyor, o devrin Mehdisi o. Hz. Mehdi (as)’ı öğrenmek isteyen, küfre, materyalistlere, satanistlere, Darwinistlere, münafıklara “öldüresiye nefret ettiğiniz kimdir?” diye sorsunlar. Darwinistlere sorsunlar, “En rahatsız olduğunuz kişi kim?” sana hemen söyleyeceklerdir. %100'e yakın bir bilgi sahibi olursunuz. 

Çünkü bu zamanda enaniyet çok ileri gitmiş. Herkes, kameti (boy, pos, derece mertebe) miktarında bir buz parçası olan enaniyetini eritmeyip bozmuyor, kendini mazur (mazeretli) biliyor; ondan nizâ (çekişme, kavga) çıkıyor. Ehl-i hak zarar eder; ehl-i dalâlet istifade ediyor. 
İstanbul'da malûm itiraz hadisesi ima (işaret) ediyor ki,ileride, meşrebini (adetini, huyunu) çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm (yalnızca kendini dert edinen) bazı sofi-meşrepler (tarikat ehli olanlar) ve nefs-i emmaresini (kötülüğü emreden nefsini) tam öldürmeyen ve hubb-u cah (makam sevgisi) vartasından (tehlikesinden) kurtulmayan bazı ehl-i irşad (mürşidler) ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını (makbuliyet, geçerlilik) ve etbâlarının (tabi olanlarının) hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek (karşılamak) ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidâl-i dem (soğukkanlılık) ve sarsılmamak ve adavete (düşmanlık) girmemek ve o muarız (zıd, ters, karşı) taifenin de rüesalarını (reisler, başkanlar) çürütmemek gerektir. (Kastamonu Lahikası, 151)

  • Bir kısım tarikat ehli gibi görünen ama tarikatın içine sızmış kahpe, ajan provokatör, muhbir olarak girenler. Ajandır ama bilemezsin “Falan kişiye düşmanım onun için yanınıza geldim” der, halbuki orada muhbirlik yapıyordur. mesela gider Mahmut Hocamın cemaatinin içine girer, Şeyh Nazım Hocamızın cemaatine girer, “ben şu kişiye karşıyım, ona düşmanım onun için yanınıza geldim” der. Ama ehli hal, hemen anlar. Mesela biri benim yanıma gelse “Mahmut Hoca’nın yanından geliyorum” dese, “Şeyh Nazım’ın yanından geliyorum” dese, onu kötülese, “düşmanım onlara” dese, hemen anlarım onun kahpe olduğunu. Ona düşmansan, bize dostsun mantığında oldun mu, koynunda yılan beslersin. Ona onu yapan, sana neyi yapar. Kahpelik yaparak geliyorsa bunu çok tehlikeli bulmak lazım, ama sevgiyle, yumuşak huyla geliyorsa, o ayrı.
     
  • Son zamanlarda münafıklar Müslümanları birbirine düşürme yönünde faaliyet göstermeye başladılar. Sırtını çıkarıp tin tin dolaşan sırtlan gibi, bir oraya bir buraya gidiyorlar. Cahil cühela bunu farkedemezse, çok büyük tehlike içine girerler. Böyle tipleri, farklı cemaaten laf getirerek onlara karşı nefretle geldiyse, bunda çok derin düşünmek lazım. “Bana birşey yapmaz” dersen, başını çok büyük belaya sokarsın. Mesela bizim yanımızdan ayrılan biri olmuştu, Bediüzzaman talabelerinden birinin yanına gitmiş ve hakkımızda olumsuz konuşmalar yapmış ve o büyüğümüz de onu yanına almış. Sonra o değerli kişiyi cinsi sapıklıkla suçladılar, malını mülkünü elinden almaya çalıştılar, sokağa atmaya çalıştırlar. Biz hemen yetiştik inşaAllah, sahip çıktık, yaptıkları iftiraları geri aldırttık. Bunu akletmeleri lazım. Kahpelikten gelen adamın kahpeliğe devam edeceğini anlamak zor mu? Onun için bu konuya özen göstermek lazım. Denemeye gelmez. Bunlar mala mülke, dünyaya gözünü dikmiş, aşağılık mahluklar. Akla hayale gelmedik felaketelere sebep olur. “Onlar başınıza dert açmaktan başka bir işe yaramazlar” diyor Allah, onun için nereye gitseler, Müslümanların sakınması lazım. Tabii ki din adına, takva adına gelecekler. Buna kanarlarsa çok büyük hata yaparlar. 

27/49- Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."

Münafıklar da birbirini kandırıyor, kendi aralarında da Allah adına yemin ediyor. Gece; münafıkların görünmemeye ihtiyacı vardır, sinsiliğe ihtiyacı vardır. Ona  öncelikli o , kim Hz. Mehdi (as), Peygamber (sav) ve ailesine, sevdiklerine “biz şahit olmadık” diye yalan ifade vereceklerini, yalancı şahitlik yapacaklarını gösteriyor. Gerçekten doğruyu söylüyormuş gibi, dürüstmüş gibi görünelim diyorlar.

27/50- Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların farkında olmadığı bir düzen kurduk.

Hileli düzen. Düzeni kim yaratır? Allah yaratır. O ahmaklara sorsan, kendilerinin yaptıklarını sanarlar. Münafığın konuştuğu her kelime, yazıdğı her yazı, her harfi Allah yaratır. Münafık kendi yaptı zanneder.

Münafığın tuzağa düşmesinin nedeni budur. Farkına varmıyor. Kaderi Allah'ın yarattığını bilmiyor, yaptıklarını Allah'ın yaptığını bilmiyor, alacağı karşılığı da bilmiyor.

27/51- Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.

“Mutlaka yeneceğim” diyor Allah. Ne kadar münafık varsa, yerle bir olacaklar inşaAllah.

63/1- Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.

“Şehadet ederiz” diyor. Ne kadar inandırıcı konuşuyor kendince. Sanki şahitliği geçerliymiş gibi. “Sen mübarek bir insansın, biz zaten biliyoruz” diyor. Halbuki içinden kahredici bir nefretle nefret ediyor, en son aşamada nefretini gösterir.

Onu bir taktik olarak söylüyorlar, “sen mübareksin, akıllsısın ama şöyle olsan daha iyi olur” diyor. “Daha takva olur” diyor, “şu ilaveyi de yapamaz mıyız?” diyor, tamam Kuran’da yok ama sen Peygambersin sen kendinden birşey çıkart diyorlar. Bayağı ısrar ediyorlar. O şirk ve müşrik sistemini istiyorlar. Münafıklarda şirk ruhu ağır basar. 

58/8- 'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis)  men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.

“Gizli gizli oraya buraya gitme, gizli gizli insanlarla buluşma” diyorsun. Hastalığının başlangıç aşamasında bunu yapar. Kimlerle konuştuğunu ne yaptığını sezdirmez. “Yapma” dersin, yine yapar. Günah, düşmanlık kin ve Peygambere isyan. İsyan hoşuna gider münafığın. Sapık karakterlidir. Herşeye isyan eder.

Eğer anormal bir yoldaysam Allah bela verirdi diyor, vermediğine göre demek doğru yoldayım diyor. Halbuki münafığın münafıklık yapması gerekiyor. Allah belasını verip durdurursa, Müslüman nasıl imtihan olsun? Nasıl gelişsin? Münafık ayetlerinin hayata geçtiğini nasıl görsün?

Bu ayetlerin yaşanması için münafığa ihtiyacı var. Allah belayla engellerse, bu ayetler görülmemiş olur. Allah onun için yolunu açıyor.

9/107- Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka bir şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz  yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.

Zarar veremeyince bunalır. Ne yapsa acaba? Nereden zarar verebilir, ona bakar. Ve reddetmek, yani ahir zamanı reddetmek, ittihad-ı İslam’ı reddetmek, İslam hakimiyetini reddetmek, müminleri bölmek parçalara ayırmak. Psikolojik gerilimde olduğu için kendisi gibi olmasını ister. Müslümanlara daha önce baskın yapan kimse o zamanın sistmei neyse o gücün yine saldırır demektir diye umud ediyor, saldıranların bir daha saldırmalarını istiyor. Nerede mescid ediniyor? Domuzun kirli yerinde. Orada hem besleniyor, hem pisliğini yayıyor. Bunlar ayrı ayrı hücreler halinde yaşar, ara ara biraraya gelirler, durum değerlendirmesi yaparlar. Kafiri gelir, her türlü seciyesizi gelir, çünkü birbirlerine ihtiyaçları var. Bizim amacımız sadece onlar ıslah olsun, tek amacım bu diyor. Madem ıslah etmek istiyorsun, kosckoca dünya her türlüsü var, niye onlarla ilgilenmiyorsun? Onlar beni ilgilendirmiyor beni peygamber ilgilendiriyor, bu devirde Hz. Mehdi (as) ilgilendiriyor diyorlar. O düzelsin yeter diyor. Neden Hz. Mehdi (as)’ı hedef alıyorsun? Niye sokağın değil, niye yakın çevren değil, neden şehrin değil de Hz. Mehdi (as)? Bakan masumane konuşuyor zanneder. Bir de yemin ediyor Allah adına, Müslüman motifi işlemeye çalışır. Müslüman olduğunu ve dürüst olduğunu vurgulamaya çalışır. Hepsinde dürüstlük ve samimiyet iddiası vardır. Niye dünyadaki o kada küfür ve dalalet dururuken, niye nokta halinde bütün küfrün yüklendiği Hz. Mehdi (as)’a dikkat çekiyorsun? Hz. Mehdi (as) zaten küfürle fikren çatışma halinde, sen de niye arkanı onlara yaslayıp saldırıya geçiyorsun? Gidin Afganitan’a, gidin Irak’a, gidin komünistlere, Darwinistlere, satanistlere anlatın. Onlar bizi ilgilendirmiyor diyorlar. Münafıklar bu karakterde olmasalar Hz. Mehdi (as) taraftarları veya Hz. Mehdi (as)’ın bizzat kendisi bu ayetleri hangi gerekçeyle okusun? Okur sadece, bilgilendirir. Ama biz yaşanan ayetleri okuyoruz, yaşanması bu ayetleri ibadet haline getiriyor. Münafık ibadeti vardır. Hz. Musa (as) yaptı, Hz. İbrahim (as) yaptı, Peygamberimiz (sav) yaptı, şimdi Hz. Mehdi (as) yapacaktır ve Hz. Mehdi (as)’ı sevenler yapacaktır. Ve Müslüman milletimizin hakperestleri yapacaktır.

Bunların derdi günü kendi dünyasıdır. Dayısını sever parası için, yengesini sever parası için, kardeşini sever parası için. Peygamberimiz (sav) döneminde sürekli haşa eksik düşünmekle itham ediyorlardır. Sürekli üstten konuşan, züppe ve aşağılık bir üslupla akıl veriyorlardı.

Peygamberimiz (sav) savaşa çıkacağız diyor, sakallı, tesbihli, “çok istiyorum savaşa çıkmayı ama hava çok sıcak” diyor. Peygamber bilmez mi? “Siz bilirsiniz” de demiyor. “Savaşa çıkmayalım” diyor direk. Peygamberimiz (sav) çok munis ve mazlum. Ben olsam onun tam kanaatini getirirdim. Peygamberimiz (sav) o alçakları hemen anlıyor ama fitne çıkmaması için ellemiyor. Yoksa onlar hemen anlaşılıyor. Zaten vahiyle de haber veriliyor. Desen ki falan yerden kilolarlaca altın geleiyor, altında dağıtılacak ama hava da sıcak desen, ne sıcağı hemen giderim der. 

Diğeri geliyor, cihad çok güzel birşey, tabii ki çıkacağız, sen de doğru söylüyorsun, Allah’ın Resulüsün diyor. Ama benim bir ailem var bakmam gereken diyor. Onları kurtarmak istiyorum, onların rahatını düşünüyorum diyor. Onun için bana müsade et ben döneyim diyor. Peki onbinlerce Müslümanın canı tehlikede, onlar ne olacak? Herkes senin gibi olsa, onbinlerce Müslüman şehit edilecek. O münafığı ilgilendirmez. Peki aileni seviyor musun bu kadar diyorsun, seviyorum diyor. Şimdi yüzündeki perdeyi kaldıralım, nefsine soralım diyorsun. Şeytanına soralım diyorsun. Seviyor musun diyorsun, Şeytanı “bunun derdi günü parada. Onlardan gelecek mirasta” diyor. “İt gibi de korkak bu alçak. Ben çağırdım, geldi. Klasik dinsiz bu. Böyle görünür ama takva değil, onun derdi günü paranın gelmesi, yan gelip yatmasıdır” diyor. Kadını da sadece ihtiyacı için gerekli görür. Zaten anlayamaz kadın sevgisini. Peygamberimiz (sav)’e şaşırmıştı münafıklar, anlayamamışlardı.

Münafık bambaşka mahluktur heryerde Müslümanların başına beladır. Bir topluluğa bir münafık geldiğinde ordaki Müslümanların teyakkuza geçmesi gerekir. Ben davamı sattım size geldim dedi mi biri dikkatli ol kapına şeytan gelmiş enaniyetten delirmiş kendini haşa Allah’tan daha büyük görüyor. Özellikle Hz. Mehdi (as) cemaatinin artığı, bedeninden atılmış kir olan münafıklar dünyanın en büyük pisliğidir. Başını öyle bir belaya katar ki aklın hayalin almaz.

Münafığın hiçbir yere kabul edilmemesi gerekir. Ben kabul ederim diyorsa belasına kavuşur.

Hz. Mehdi (as) cemaatinin artığı, bedenlerinden atılan bir kir olan münafıklar en tehlikeli varlıklardır. aa ne güzel nimete kavuştuk dersen başını öyle bir belaya sokarken tahmin tahayyül edemezsin. şeyh nazımın yanından gelip ona şu şu konularda karşı çıktım deyip gelirse, ben yüzüne tükürür geri yollarım. senin yapacağın samiri gibi tek başına gezmen derim. Hiçbir yere kabul edilmemesi lazım, yok ben kabul ediyorum derse, başının belasını istiyor demektir.

  • Almanya'da İslam'ın resmi din olması teklifi

Kardeşim sanki bir lutuf gibi. Benim bildiğim 3 milyonun üzerinde Türk kardeşim var Almanya'da çoktan olması gerekirdi resmi din İslam'ın. 3 milyon belki daha da fazladır Müslüman varken, daha yeni kafaları yerine geliyor. Bir şeyleri göremememişler, çok ayıp ettiler şu ana kadar bunda şaşıralacak birsey yok zaten yapmaları gereken bu. En büyük tek din Hristiyanlık değil ki Almanya'da ateizm var, Darwinizm var. 3 milyon dindar Hristiyan göster desek gösteremezler, en büyük din İslamiyettir oradaki.

2010-10-10 00:27:42
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top