Adnan Oktar'ın 08 Kasım 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar
Kahramanmaraş Aksu TV, 8 Kasım 2010
Allah insanların hiç tahmin etmeyeceği şeklide yaratıyor olayları. Peygamberimiz (sav) için "Ebu Kasım'ın yetimi mi peygamber olacak?" dediler. "Başarılı asla olamaz" dediler. Deccal de insanların hiç tahmin etmeyeceği şekilde ortaya çıktı. Tek gözü pörtlemiş, başı bulutlarda bir mahluk çıkar tüm insanlar da inanır şeklinde çıkacak zannediyordu insanlar. Ama deccal hiç tahmin edilmeyen bir şekilde Darwinist, ateist, materyalist sistemle çıkıp dünyayı mahvetti. Deccal sezdirmeden geldiği için insanların büyük bölümü deccalin etkisine girdiler ve onu dost biliyorlar. Allah sessiz sedasız şekilde yaratıyor. Sessiz sedasız deccaliyet insanların %95'ini ele geçirmiş durumda. Mehdiyet de sessiz sedasız eziyor deccaliyeti. Mesih daha da gizli, o hiç fark edilmiyor. Allah'ın bu sanatını kavramak lazım. Fark edemeyecekleri şekilde yarattı Allah. Farkedilmeyecek olduğunu Resululllah (sav) söylüyor. "313 kişi olacak Hz. Mehdi (as)'ın yanında" diyor, bu kadar az kişi olması ne demek? Fark edilememesi demek. O 313 kişiyle 40 yıl mücadele edecek Hz. Mehdi (as). Ayetlerde de çok yerde "bilmeyecekleri, sezmeyecekleri" bir yönden olayların gelişeceğini söylüyor Allah.
Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız. (Kalem Suresi, 44)
Bilim ve felsefe yönüyle deccaliyet ilk defa dünya tarihinde hakim oldu. Mısır döneminde de deccaliyet belki bilimi kullanıyordu, ama bu derece etkili ve bu derece tam anlamıyla bilimin üzerine dayalı değildi. İnsanlar da bilime ve felsefeye saygılı oldukları için büyük bölümü deccalin önünde secdeye kapandılar ve fark edemiyorlar. Fark edilmesini engelleyen unsurlar da var. Yanlış deccal tarifleriyle, akla mantığa, Kuran'a ve sünnete uygun olmayan deccal tarifleriyle Müslümanları uyuşturdular. Bu uyuşma nedeniyle de fark edemiyorlar.
Bazıları Allah'ın bize -haşa- eziyet ettiğini düşünüyorlar. Allah yasaklar koyar, engeller koyar, gülmemizi istemez, neşemizi istemez, mutlu olmamızı istemez, müzik dinlememizi istemez, rahat olmamızı istemez, özgür olmamızı istemez, -haşa- canımızı yakmak ister gibi anlatıyorlar. Allah ayette, "Allah sizin azabınızla ne yapsın" buyuruyor. Allah güzel yaşamamızı, güzel ahlaklı olmamızı, iyi niyetli, temiz olmamızı, hepsinden önemlisi Allah'ı aşkla seven, Allah'tan hakkıyla korkan, samimi iman etmiş, dürüst Müslümanlar olmamızı istiyor. Peygamberimiz (sav) zamanında müşrikler, insanların eziyet çekmelerini istiyorlardı. Eziyet çekmenin dindar olmakla aynı anlama geldiğini düşünüyorlardı. Mesela Hindular, Budistler de çivinin üstüne yatıyor. "Nefsimi hizaya getiriyorum" diyor. Yemek yemiyor, mağaralarda yaşıyor. Müşrikler ve münafıklar da onlara özeniyorlar, onlardan aşağı kalmak istemiyorlar. Ne kadar eziyet çekersek o kadar iyi olur düşüncesi gelişiyor. Öyle birşey yok. Allah bizim dünyayı mamur etmemizi istiyor. Sevinçli, mutlu, güzel yaşamamızı istiyor. Eğer güzel ahlaklı olursanız cenneti de vereceğim diyor.
(Depresyona karşı neler yapılabilir) Ilık duş almak, bol su içmek faydalıdır. Susuzluk insanda gerginliğe sebep olur. Hafif yemekler iyi olur ve uykusuz kalmamaya dikkat etmek lazım. 8 saat uykusunu alması gerekir. Herşeye hayır gözüyle, güzellik, neşe gözüyle bakacak. Herkese iyilik peşinde olacak. Öfkelenmekten şiddetle kaçınacak. Kimseden nefret etmeyecek, hiç bir insanın aleyhinde olmayacak. Kimseye düşman olmayacak, bir insan bir insana düşman olursa bu insanı hasta eder. Kin, nefret insanı çok yorar. Bedenimiz öfke ve nefreti kaldıramayacak şekilde yaratılmıştır. 30 kişiye nefret duyarsa bir insan bedeni onu kaldırmaz. Güzellikleri sürekli aramak lazım. Güzel şeylerin peşinde olmak lazım. Vicdan azabı çekeceği hiçbir şey yapmamak lazım. Kötü söz söylememek lazım. Güzel söz söylemek asıldır, normal söz de değil. "Buna bana getir" değil, "güzel kardeşim getirir misin?" demek. Gerilimi etrafından da uzaklaştırması lazım. Sinirli insanlarla yaşamak da insanı hasta eder. Ya söz dinleyecek o kişi düzeltecek, ya da onlardan yüzçevirecek. Ama hepsinden önemlisi, Allah'ı aşkla, deli aşık olarak sevecek. Dünyadan geçecek. Herşey olacağına varır. Kadere tam teslim olacak. Hayır ve şerrin tamamı Allah'tandır. Biz herşeyde hayır göreceğiz. Kötü söz duyacağız hayır göreceğiz, hastalansak hayır göreceğiz, biri bize düşmanlık yapsa hayır göreceğiz, hapis yatacağız hayır göreceğiz. Bu gözle bakılırsa dediği rahatsızlık, Allah'ın izniyle, hiç kalmaz.
Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı. (Hicr Suresi, 80)
İnsanlık tarihinde her gelen elçiye, her gelen Peygambere, her gelen Mehdi'ye mutlaka muhalefet edilmiştir. Bediüzzaman geldi, akıl almaz iftiralar, işkence baskı, her türlü zulüm yapıldı. Peygamber Efendimiz (sav)'e akıl almaz zulüm yaptılar. Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Yahya, Hz. Zekeriya, Hz. İsa; hepsine öyle, hatta bir kısmını şehit ettiler. İnsanlarda bu var, Allah'ın hikmeti.
Müslümanların mezheplere ayrılmaları bir kader. Hz. Mehdi (as) aleni olarak çıkmadığı için zaruri. Düşman olmanın zarureti ne peki? Müslümanlar Hz. Mehdi (as) aleni olarak ortada olmadığı için, mecburen mukallit oldukları için müceddidlere, müçtehidlere uyuyorlar. Dört tane hak ehli sünnet mezhebi var. Dördünün de helalleri haramları ayrıdır. İbadet şekilleri ayrıdır, ana konularda ittifak vardır tabi, ama ayrı oldukları nokta da çoktur. Neden Hz. Mehdi (as) aleni olarak çıkmadı da onun için. Yoksa din bir tane olunca helaller, haramlar da bir tane olur. Her mezhebin helali, haramı, ibadeti ayrı olur mu? Dört mezhepte de ibadet şekilleri ayrı, abdesti bozan konular ayrı, abdest gerektiren konular ayrı, namazın farzları vacipleri ayrı, yiyeceklerde helaller haramlar ayrı, hep ayrı. Hz. Mehdi (as)'ın ne kadar zaruri olduğunu görüyor musunuz? Çünkü Hz. Mehdi (as) çıktığında tek din oluyor. Bütün Müslümanlar aynı helallere haramlara uyuyor. İbadetlerin hepsi aynı, namazların farzları vacipleri hep aynı oluyor. Bu yönden de Hz. Mehdi (as)'ın acil olduğu açıkça görülüyor.
Bütün gıdaları da Allah canlı yaratmış. Hepsi hücre sahibi varlıklar. Buğdayın içi heryeri hücre dolu ve heryeri kromozomlarla dolu. Mesela portakal diyorsun, portakalın her yeri hücre doludur, heryeri kromozomlarla doludur ve muazzam bilgi hazinesidir. Portakalın tadı, kokusu, rengi, şeker miktarı, içindeki C vitaminlerinin hangi oranda olacağı, kalsiyumun hangi oranda olacağı, magnezyum, fosfor, mangan bunların hangi oranda olacağı, B1 B2 B3 B6 B12 vitaminlerinin nasıl olacağı, oranları hepsi kromozomlarında kodlu. Adamlar eczane gibi. Portakal nasıl sunulacak, kokusu, içindeki sitrik asit, şekerinin çok fazla olmaması çok da az olmaması. Muhteşem bir paketi var, yumuşacık, çektin mi açılır, tertemiz gıcır gıcır çıkıyor içinden. Üstü mis gibi kokuyor. Mükemmel bir ambalaj. Nerede kodlu? Kabuğundan jiletle, ince bir şerit alsak, binlerce kromozom var, kütüphane gibi bize anlatıyor. Yuvarlaklığı, ağacı, dallarının şekli nasıl olacak, yapraklarının şekli nasıl olacak, nasıl çiçek açacak, çiçeğin tozlanma sistemi nasıl olacak, hangi mevsimde açacak kapayacak, mevsimi nasıl anlayacak, baharı nereden anlayacak, kışı nereden anlayacak hepsi yazılmış. Çiçeğinin kokusu nasıl olacak, yaprağının parlaklığı, ebadı, şekli, ağacın boyu, bunların hepsinin tesadüfen olduğunu söylüyorlar. Bu şımarıklığı Allah'ın karşısında söyleyemeyecekler, dilleri tutulacak. Bu münasebetsizlik, sahte entel havalar ahirette tamamen zavallılığa dönüşecek inşaAllah.
Harunyahya TV, 8 Kasım 2010
Müslümanların eksik olan bir noktası, küfür tarafından, dalalet tarafından kullanılan ve Müslümanların ezilmesine, hor görülmesine, antipatik görülmesine sebep olan bir konuyu benim düzenlemem, onlara bir güzellik, bir intizam getircek şekilde tavır almam isabetli bir harekettir. Peygamberimiz (sav) de o zamanlar sahabeyi sürekli temizliğe, güzelliğe, nezakete çağırıyordu, yönlendiriyordu. Emri bil maruf, neyhi anil münker (iyiliği emredip, kötülükten sakındırmak) farzdır. Ben de maruf olanı söylüyorum. Kardeşimiz bu acı gerçeği, gerçek olup kimsenin söyleyemediği konuyu suskunlukla geçiştirmek taraftarı olabilir. Ama ben suskunlukla geçiştirmeyip bu hayati konuyu vurgulayarak çok büyük hizmet etmiş oluyorum. Bu çok acı bir gerçektir, kimsenin dillendirmediği bir gerçektir. Ve bu Müslümanların müthiş aleyhine oluyor. Pek çok meselenin kökeninde de bu görünüyordu. Bu açıklamalar, bu uyarılar, bu anlatımlar kardeşlerimize olumlu etki yapar. Kardeşlerimiz tertemiz giyindiklerinde, zevkli, kaliteli, nezih olduklarında bu İslam'a çok büyük hizmet olacaktır.