Adnan Oktar'ın 09 Kasım 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

Gaziantep Olay TV, 9 Kasım 2010

  • Gericilik; geride kalan güzel birşeyse alırız. Kökeni geride olan ama güzel olan birşeyi alırız. Ama kötü birşeyse almayız. Dinin kökeni çok geriye dayanır ama bize sevgiyi öğretir. 1400 yıl sene öğrettiği sevgi var, sevgiyi alırız, güzel ahlakı alırız. 1400 yıl önce şirk de vardı, münafıklık da vardı, bunları istemiyoruz, bunları almıyoruz.
     
  • Bazı köşe yazarlarının bir kere sevgiden, muhabbetten, dostluktan, kardeşlikten bahsettiklerini gördünüz mü hiç? Hep sert bir çehre, sert bir üslup, kırıcı, keskin bir hitap ve yoğun bir sevgisizlik. Ama muhterem velilerin ağzından hep sevgi, şefkat, merhamet akıyor maşaAllah.
     
  • Takva, Kuran ahlakına tam uymak, sevgi dolu olmak, can yakmamak, insanlara sevinç vermek, iyilik vermek, iyiliği yaymaktır. İnsanlar Allah'ın tecellileri mazlum varlıklardır. İnsan sevildiğinde güzelleşir. Ateş nasıl körüklenince canlanıyor insan da öyledir. Sevgiyi gördükçe canlanır. İnsan zayıf yaratılmış. İltifatı bile çok özenli söylemek lazım. Lafın akışındaki bir vurgu bile rahatsız edebilir. Canı gönülden çok samimi konuşmak lazım, bir parça samimiyetsizlik bile çok olumsuz etki yapar.
     
  • Yalan söylememek çok zevkli. İnsanların o zevki şiddetle yaşaması lazım. İnsanın sevdiğine yalan söylememesi çok heyecan verir. Asla yalan söylemiyorsun ve karşındaki de senin asla yalan söylemeyeceğini biliyor. Müthiş zevk alınır. Çünkü birebir tam bağlantı demektir. Bakışlar yapmacık, konuşma yapmacık, yüzü yapmacık, o zaman adam yok, ölmüş, kuklayla konuşuyorsun. Gerçekten onun olması için doğru konuşması lazım. Ruhuyla tam bağlantı, gözleriyle tam bağlantı, yüzüyle tam bağlantı gerekiyor. Bu üçü olmadı mı o eziyet verir insana. Akıllı bir insana yüzü mask biri çok eziyet verir. Yalan söylememek sevgiyi müthiş körükler. Sürekli yalan kompliman yapan, bakışları bile yalan olan bir insana sevgiyi nasıl sunacaksın? Gücün yetmez ki. Allah bu nimeti farz kılmış bize. 
     
  • PKK ile hiçbir şekilde masaya oturulmayacak. Güneydoğu'da bölünme olmayacak. Masaya oturup anlaşmak falan da yok. Türk İslam Birliği yönündeki devletin politikasına ivme kazandırmak gerekiyor. Bunun için de gençlik tabanının vargücüyle gayret etmesi gerekiyor. Gazeteler genel olarak PKK ile anlaşmanın bir şekilde yapılması, devreye sosyalistlerin girmesi yönünde, aksi durumda da kan dökülür, olaylar olur üslubu kullanıyorlar. Verin Güneydoğu'yu kurtulun diyenler var. Orta yol bulun diyenler var. Bunun ortası sağı solu yok. Tek yolu var, Türk İslam Birliği'nin sağlanması, Kürt kardeşlerimizin de çok rahat edeceği bir ortamın sağlanmasıdır. 
     
  • Nuaym bin Hammad, Ebu Cafer'den şöyle rivayet etmiştir; "Hz. Mehdi (a.s.), Mekke'de Peygamberimiz (sav)'in sancağı, gömleği, kılıcı, işaretleri, nuru ve güzel ifadesiyle YATSI VAKTİNDE ÇIKAR. Yatsı namazını kılınca yüksek sesle insanlara hitap ederek şu çağrıyı yapacaktır:

"Ey insanlar, size Cenab-ı Allah (c.c.)'ı hatırlatırım, sizin yeriniz Rabbiniz'in yanıdır. Yüce Mevla peygamberler gönderdi, kitaplar indirdi ve size O'na karşı hiçbir şeyi şirk koşmamayı emretti. Allah (c.c.) ve Resulü’ne (sav) itaat etmenizi emretti. Kur'an yaşadığı sürece yaşamınızı, Kur'an yok olduğu zaman da yok olmanızı emretti. Doğru yolu bulmada yardımcı olmanızı, takvada ise bütünleşmenizi emretti. Çünkü dünyanın sonu yaklaşmıştır.(Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi “Risaletül Meflreb elverdi fi mezhebil Mehdi”)

Bu hadis şu anda tam olarak tahakkuk ediyor. Hz. Mehdi (as) öncüsü olarak bizde de tecelli ediyor. Tüm İslam aleminde de tecelli ediyor. Her yerde gece dersleri var, her yerde gece sohbetleri var. Her yerde Mehdiyet hakim. Kutsal emanetler İstanbul'da, tüm İslam alemi sahibi. Tüm gençliğimiz adeta Mehdi kesildi, gece sohbetleri yapıyorlar, bilgileri maneviyatları çok güçlendi. Ve bu her yere yansıyor, basına yansıyor, siyasete yansıyor, hayata yansıyor. 

  • (Abdülaziz Bayındır'ın "Hz. İsa (as)'ın Ak Minareye inmesiyle" ilgili hadis hakkındaki yorumuna cevap)

İsa Mesih (as)'ın inişiyle ilgili hadisler çok sarihtir. Buhari ve Müslim'de Hz. İsa (as)'ın inişi kesin olarak anlatılıyor. Minare yüksek herhangi bir yer anlamında da olabilir. Bir de Abdülaziz Bayındır'ın düşünemediği birşey var; Peygamber Efendimiz (sav), İsa Mesih (as)'ın geleceğini söylerken, geleceği zamanın özelliklerini de söylemesi, mimari özellikleri de söylemesi bir mucizedir. İleride camilerde minareler olacağını söylüyorsa Peygamberimiz (sav) bu bir mucizedir. Gelecekten haber vermesidir. Gelecekteki iletişim aletlerini söylüyor, televizyonu söylüyor, otomobili söylüyor, interneti söylüyor, minareyi de söyler Peygamberimiz (sav). Binanın vasfını söyleyebilir, özelliklerini söyleyebilir. Mesela ahir zamanda binaların yüksek olacağını söylüyor, gökdelenlerin yapılacağını haber veriyor. Şimdi adam, "Peygamberimiz (sav) zamanında gökdelen yoktu, ileride gökdelen yapılacağı nereden çıkıyor" dese bu mantıklı olur mu? Bayındır mantığında böyle dar düşünme vardır. İlerideki Şam'daki Ak Minare anlamında söylenmiş bir söz olabilir. Şu bildiğimiz, şu an gidip gördüğünüz Ak Minare demiyor. O devirde bir ak minare olacak, yüksek bir minare olacak, oraya inecek diyor. Ayrıca Hz. İsa (as), Kudüs'te, İstanbul'da olacağıyla ilgili de çok fazla hadis var. Niye bu hadise takılıp kalmış? Kütübi Sitte'deki anlamı açık birçok hadis varken, daha anlamı ortaya çıkmamış, tahakkuk etmemiş bir hadise takılıp kalması samimi değil. Ayrıca Şam kelimesi İstanbul'u da içine alan geniş bir bölgedir. Hadislere bakıldığında Şam denildiğinde, Şam'ın alanının çok geniş olduğunu görürüz. Ne malum İstanbul'daki o büyük yüksek minarelere işaret edilmediği? Mesela Ayasofya'nin minaresi kast ediliyor olabilir. O minarenin bulunduğu yere inecek anlamı da buradan çıkar. O bir yer belirleme. Mesela biz bu masadaki kitabı söylesek, bu masanın tamamını anlatmış oluruz. Ak Minarenin olduğu yer, o mescid, o bölge anlamında olur. Dolayısıyla Hocamız dar bakış açısıyla baktığı için ahir zamanda olacak olayları pek anlayamıyor.


Kaçkar TV, 9 Kasım 2010

  • Bazı kimseler, "Hz. Mehdi (as) Mekke ve Medine'de göreve başlayacaktır, orada çıkacaktır" diyorlar. Bunların hadis bilgisi de genel bakış açısı da biraz eksik, bozuk ve yanlış oluyor. Peygamberimiz (sav), deccalin giremediği iki yer olduğunu söylüyor. Bir de Kudüs, üç yer. "Mekke ve Medine'ye giremeyecek" diyor. Allah orayı koruyacaktır. Darwinist, materyalist, ateist düşünce oraya giremeyecektir. Deccalin girmediği yer de Hz. Mehdi (as)'ın ne işi var? Hz. Mehdi (as) deccali (fikren) tepelemeye geliyor zaten. Deccal de giremeyeceğine göre Mekke ve Medine'ye Hz. Mehdi (as)'ın orada bulunmasının bir anlamı yok, mücadele yapmayacağı bir yer. Mücadelenin olacağı yere gidecektir Hz. Mehdi (as). Mücadelenin olacağı yer neresi? İstanbul. İstanbul olduğunu nereden anlıyoruz, çok fazla hadisten anlıyoruz. Konstantiniyye diye Peygamberimiz (sav) açık, açık söylüyor. Peygamberimiz (sav)'e Hz. Mehdi (as)'ın medinede çıkmasıyla ilgili soruyorlar, "Hangi medine ya Resulullah?" diyorlar. Peygamberimiz (sav), onu açıklıyor,  "Konstantiniyye" diyor. Medine şehir demek, hangi medine diyorlar, İstanbul diyor. Gerçekten de deccaliyetin yoğun olarak etkili olduğu yerlerden biri de İstanbul'dur.
2010-11-10 22:38:56
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top