Adnan Oktar'ın 03 Aralık 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar
Kocaeli TV, 3 Aralık 2010
Kardeşlerimizin en dikkat edecekleri şey, Müslümanların kendi akıllarına çok önem vermek. İnsan büyüğünden akıl alır, ama asıl kendi aklıdır. Çünkü biz kendi aklımızdan sorulacağız. Bizi bizden soracaklar. Ne yaptığımızı bize soracaklar. Onun için bir şeye teşhis koyarken, "Mürşidim zaten bana söyler" mantığı doğru olmaz. "Deccal varsa zaten mürşidim bana söyler, Hz. Mehdi (as) varsa bana söyler" deyip, çok açık ve net olan bir konuyu görmemek olmaz. Bunu bize Peygamber (sav) söylüyor, Kuran söylüyor. Biz imtihan dünyasındayız. Kimin cennete, kimin cehenneme gideceği bilinmez. Şeyhi cennete gidiyor, o cehenneme gidiyor veyahut kendi cennete gider, şeyhi cehenneme gider. Demek ki bu tarz bir bağlantı kurtarıcı bir bağlantı değil. Onun için “Hz. Mehdi (as) çıktıysa bana şeyhim söyler, mürşidim söyler” mantığı olmaz. Peygamber Efendimiz (sav) neden anlattı o zaman ahir zaman alametlerini? Kuran neden anlatıyor? Biz Kuran’a bakacağız, hadislere bakacağız. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bilenlerden sorunuz” diyor Allah.
İttihad-ı İslam'ı anlamazlıktan gelmek, Türk İslam Birliği’ni anlamazlıktan gelmek, Mehdiyet'i anlamazlıktan gelmek olmaz. "İmanın nuru ile fark edilir" diyor Bediüzzaman. Yani şahsi iman ışığına göre fark edilir diyor. Şeyhin fark edemez sen fark edebilirsin. Ama adam anlamak istemiyorsa şeyhi söylese de anlamaz. Şeyhi işaret etse de anlamaz. Mürşit belirli bir derecede anlatabilir. "Falanca kişi Mehdi’dir" diyemez. Bu hadise de aykırı olur, İslam'a da aykırı olur küfre düşer. "Falanca topluluk" diyemez, ancak işaret edebilir. Ama adam kafası çalışmıyorsa istediği kadar işaret olsun yine göremez. Alenen mürşidlerden bilgi beklemek hatalı olur. Bediüzzaman “Bu dünya imtihan ortamı, akla kapı açılır ama ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. Bediüzzaman "topluca tanıyacaksınız" demiyor, “fert fert tanıyacaksınız” diyor. Onun için benim camiam tanıyamadı, benim arkadaşlarım tanıyamadı, ben de tanımadım olmaz. Deccali fark etmek de imanın nuru ile oluyor.
Eğer deccal çıktıysa Hz. Mehdi (as) da çıkmıştır. Deccal varsa mutlaka karşı güç Hz. Mehdi (as) harekete geçmiştir. Hz. Mehdi (as)'a uyanlar ne yapar? Deccale karşı mücadele ederler. Ben mesela Hz. Mehdi (as)'ın şahsını görmedim, ama var gücümle deccale karşı mücadele ediyorum. Mühim olan İttihad-ı İslam’ın oluşması ve Hz. Mehdi (as)'a yardım edilmesidir. Biz Mehdiyet’e yardım ettikten sonra, Mehdiyet’in talebesi olduktan sonra Allah o mübareği gösterir. "Bana şeyhim, mürşidim, hocam eğer deccal çıktıysa haber verir", böyle bir İslam anlayışı yok. "Deccali ben bilmem" diyor, "bana şeyhim söyler" diyor, yemeği de şeyhin yedirsin o zaman. Mürşidler sadece genel anlamda işaret eder. Bu onların usulündendir. "Müslümanlar perişan durumda" derse, "Müslümanlar çok büyük açmaza girdiler" derse, bu deccaliyet çıktı demektir. "Allah, İnşaAllah çok yakında kurtuluş verecek" diyorsa bu da Hz. Mehdi (as) çıktı demektir. Aleniyet olmaz, "falanca deccaldır, falanca da Mehdi'dir" diyemez. Alenen de söyleyemeyecekleri için, “nasıl olsa bana söylemedi” diyor, “deccal de çıkmadı o zaman, Hz. Mehdi (as) da çıkmadı" diyor. Ye, iç, yat o zaman. Bunun olmayacağı belli. Bu kalbinde nifak olanların, hastalık olanların, aklı zayıf olanların kaçamak yaşamak için, nefsani hayat yaşamak için gösterdikleri bahanelerdir.
Bu tip insanlara kıymet vermesinler, değer vermesinler. Herkes ayrı imtihan olacaktır, herkes kendi görecektir. Mesela Bediüzzaman ne diyor? "1400'de zuhur edecek, İstanbul’da zuhur edecek, Darwinizm'i ve materyalizmi fikren yıkacak, vakti derin araştırma yapmaya müsait değildir, hazır eserlerden hazır kitaplar hazırlayacak, onunla o birinci vazifeyi yapacak” diyor. "Risale-i Nur’u da kendine hazır bir program yapacak" diyor. İşaret noktaları veriyor. Mesela bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş, alanı aydınlatmış. Gözün kör değilse görürsün. Görmüyorsan, Allah göstermiyor demektir, imanın nuru yok demektir. Ama göreceğin kadar aydınlatılmış oluyor. İlla şahsını görmen de hemen şart değil; sesini duysan, icraatlarını görsen anlarsın. Biz sesini duyuyoruz, icraatlarını da görüyoruz, ben de ona tabiyim. Etini kemiğini görmemiş olmak benim için sorun değil. İcraatini gördükten sonra, sesini duyduktan sonra, kokusunu duyduktan sonra, hareket ettikten sonra tamamdır, inşaAllah. Bir çok kardeşimizi böyle pasifize eden şeytani mürşitler var, sözde mürşitler, bu oyalama siyasetiyle insanları uyuşturuyorlar. Aydınlatıldığı halde, işaret edildiği halde görmemenin bir anlamı yok. Peygamber (sav) işaretlerini veriyor, gözün kör mü? Senin gözün görmüyorsa deccalin gözü de görmüyor zaten? Nasıl deccalin gözünün görmesine şaşmıyorsak senin gözünün görmemesine de şaşmıyoruz, deccalin de avanesi var çünkü.
Cahilliğinden görmeyenler müstesnadır onları tenzih ediyorum, ama aydınlatıldığı halde, işaret edildiği halde görmemenin bir anlamı yok. İlk defa tarihte Fırat’ın suyu kesildi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları oldu, Irak İran savaşı oldu, Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi benim gözüm görmüyor diyor. Senin gözün görmüyorsa deccalin de gözü görmüyor zaten. İki tane kuyruklu yıldızı Allah çıkartıyor, pırıl pırıl iki tane yıldız, "ben görmedim" diyor adam, görmediysen gösteriyoruz işte. Buna rağmen "göremiyorum" diyor. O zaman bir gözün gitmiş. Çıkarlarını çok iyi tespit ediyorsun, Mehdiyet konu oldu mu "mürşidim bana söylesin" diyor.
Aklı başında hakiki mürşitlere tabi olunması lazım, gerçek mürşit çok az kaldı dünyada. Gerçek alimlerin kalmaması deccal alametidir. Cahil cühela kaldı. Nefisinin peşinde olan tipler kaldı, bir kısmı iyi insanlar tabi ama çok az. Bu Mehdi devrinin özelliğidir. Mehdiyeti buradan da anlarız. Gerçek mürşitlerin kalmamasından da anlarız.
Bir de böyle tipleri büyütmek, enaniyetlerini okşayarak gerçekten alimmiş gibi göstermek ayrı bir zulüm olur. Deccaliyete dolaylı yönden yardım eden bu tip insanları geliştirdikçe, büyüttükçe deccalin kollarını büyütmüş olursunuz. En azından susmak lazım böyle tiplerde. Bunların nezaketiyle yönlendirmeleri lazım. "Bu hadis yanlış mı, bu alamet yanlış mı?" diye sormak lazım. Yanlış diyemez çünkü olay zaten çıkmış. Dolayısıyla böyle uyuşturma görevi verilmiş, uyuşturucu özelliği olan mürşitler deccaliyetin afyon saçmasında, Müslümanların beyninin uyuşturulmasında, Müslümanları hipnoz etmede görev almış, şeytanın ordusu olmuş oluyorlar. Farkına bile varmaz insan. Deccale insanlar öyle bile bile uymuyor zaten. Bu tarzda uyuyorlar. Bilmeden cahillikle ve gafletle uyuyorlar. Deccale farkına varmadan uyuyorlar. Hissetmez adam deccalin adamı olduğunu. "Yetmiş bin sarıklı Müslüman, başı tıraşlı deccale tabi olacak” diyor, bilerek yapar mı? "Biz müşriklerden değildik" diyorlar ahirette. Müşrik ama haberi yok.
Mehdiyet bu fitneyi durdurmaya çalışacak bir cereyandır. Mehdiyet bütün gücüyle İttihad-ı İslam’ı müjdeleyecektir, Türk İslam Birliği’ni müjdeleyecektir, İsa (as)’ı müjdeleyecektir.
5. Şua çok önemli, herkesin bilmesi gerekir. İmtihanın sırrını anlatıyor Bediüzzaman. İmtihanın sırı, en hayati noktalardan biri. “İmtihan bir tekliftir, ihtiyar dairesinde bir tekliftir, eğer ihtiyar kalmazsa teklif de kalmaz” diyor. İmtihan ortamında olduğumuzu bileceğiz. Herkes kendi aklıyla, Allah’ın güzelliğiyle Allah’ı görmeye çalışacak.
Alametlerin olup olmadığını görmek için çok fazla düşünmeye gerek yok, bunlar biliniyor. Allah’ın birliğini, varlığını sen kendi vicdanınla biliyorsun, takva olmak da vicdani kanaatinle oluyor. Şeyh ne yapsın ona? Onlar işaret eder, gösterir ama anlayana. Aleniyet beklemesinler, açıklık beklemesinler. Dinde öyle bir stil yoktur. Öyle bir şey olsa küfre girer o şahıs. "Şeyhimin cübbesinden tutarım beni cennete götürür" olmaz. Melekler seni o cübbenin ucundan alır, cehenneme atar, Allah esirgesin.
Kaçkar TV, 3 Aralık 2010
İslamiyet’in dünyaya hakim olması çok kolay birşey, fakat psikopatlık Müslümanlık gibi gösterilirse bu çok korkunç olur, sorun bu. Makul olan Kuran'a inanan, hadislere inanan denildiğinde sevgi dolu insan olmasıdır, böyle insan gelir akla Müslüman denince. Ama adam çok farklı çıkıyor. Dinden imandan bahsediyor, sonra "bana vahiy geldi" diyor. Tahmin edilemeyecek bir psikopatlık. Kuran'dan bahsediyor, arkasından zırvalama tarzında bir hurafe anlatıyor. Çok ürkütücü bir durum. Ağızlarından hep düşmanlık, kan ve irin akıyor. Kadın düşmanlığı, Bektaşi düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı. Bunları anlatacağına, Allah'ı sevdirecek bir söz et. İman hakikati anlat, Kuran mucizesi anlat. Sevgiyi anlat, barışı kardeşliği anlat, insanların kafasına ferahlık gelsin. Bu tarz insanları da takva Müslüman görüyorlar. Ne kadar düşmanlıktan bahsederse, ne kadar taşkın üslup kullanırsa, onun en takva olduğuna inanıyorlar. Böyle psikopatları yalnız bırakmak gerek. Müslümanlıkta cennet sevinci ve neşe vardır, bu yoksa orada deccaliyet var demektir. Bir insanı dinlerken insanın içini sevinç, huzur ve neşe kaplamıyorsa onda bir şeytanlık vardır. Ölçü şudur; baktığında içinin açılması. İçinde bir ferahlık olması çok önemlidir. Eğer sıkıntı duyuyorsa o şahıstan, bir anormallik vardır. Yüzünde simasında bir anormallik varsa o da önemli bir alamettir. Bunu önemsiz görmesinler, çok önemlidir.
Allah'ın dışında hiçbir şeyden korkulmaz. Mesela ben Allah korkusu olan bir insanım. Şeyh Hocam'ı da çok seviyorum ve birisi ona birşey söylemiş, bu benim ağırıma gitti, asla peşini bırakmam. Allah korkusu olmadığında ne olur? Adamı ilgilendirmez. Ne oldu? Sevgiyi öldürdü. Sevgide sabır gerekir. Eğer Allah korkusu olmazsa sevdiğini harcarsın. İnsanın sevdiğini harcamamasının nedeni Allah korkusudur. Ona acırsın. Mesela Allah vermesin, çok sevdiğin bir insanın eli yüzü yanar. Allah korkusuyla, aşkla onu koruyup kollarsın. Zordur, sabredersin. Allah korkusu insanda aşk meydana getirir. Aşkın kökenidir. Tutkunun kökenidir. Acıyı bilmeyen onun için sevgiyi de bilmez. Allah korkusu sabrı gerektirir, yoksa insanlar sabırlı olmaz. Çok sevdiğin bir insan ters hareket eder, bir daha ters hareket eder, bir daha ters hareket eder, harcar bırakırsın, unutursun. Ama Allah korkusunda bunu yapamazsın. Allah hesap sorar diye her seferinde sabırlı olursun, bırakmazsın. Onun için Müslüman sevgiyi çok iyi bilir, aşkı, tutkuyu çok iyi bilir. Şarkılara bakın, her aşk biter. Her aşkın sonunda bir gözyaşı vardır, der ya bir şarkıda. Adı üstünde aşk denilen şey, mutlaka ayrılıkla sonuçlanan ve kavgayla, belayla sonuçlanan bir olaydır onlara göre. Müslümana göre sonsuza kadar birlikte olmaktır aşk. Çünkü Allah'ın tecellisiyle sonsuza kadar birlikte oluyor, yaşlanıyor yine birlikte, ölüyor yine birlikte. Yine ahirette de birliktesin. Bunu yaparken Allah korkusu olmasa, Allah vermesin, bize kötülük yapandan Kuran'a uygun olmayacak tarzda intikam alabiliriz. Kuran'a uymadan bir intikam alabiliriz, hakikaten de başarılı olabiliriz Allah'ın dilemesiyle. Ama Kuran bunu yasaklıyor, illegal intikamı Allah bize yasaklamış. Allah korkusu sevginin kapısını açıyor. Çünkü çok kötü bir intikam aldığında o insanla bir daha dost olamazsın. Ama Kuran bizim usturuplu yaşamamızı sağlıyor. Böylece geri dönüş imkanımız oluyor. Mesela birisine kızsak bile geri dönüş imkanımız oluyor. Müslümanlıkta bu böyledir. Mesela buğz ediyorsun, Allah için buğz ediyorsun, Allah'tan korktuğun için uyarıyorsun. Düzeltiyor dostluğun devam ediyor, hiç kopmamış gibi. Müslümanlıkta bağ incelebilir ama kopmaz, Müslüman olduğu müddetçe. Allah korkusunda namaz kılarsın. Yoksa namazlarını kılmazsın, Allah'ı seviyorum der kılmaz. Allah'ı seviyorum der gayri meşru kazanca girebilir. Rüşvet alabilir, ama Allah'tan korktuğu için yapmaz. Bu bütün toplumdaki güzelliği sağlar. İnsanların arasındaki bağları mükemmelleştirmiş oluyor. Allah korkusu olmasa bu saatte niçin tebliğ yapayım? Allah'ım seni çok seviyorum der yatarım. Hatta buna açıklama da getirebilirim, derim ki "uyku kuvvet getirir." Veya arkadaşlarımla sinemeya gidiyorum diyebilirim, kültürüm artacak diyebilirim. Mükellef bir sofra kurdum, meyvelerin güzelliğini tadıp Allah'a şükredeceğim, kitap alıp okusunlar internetten okurlar diyebilirim. Bu ne zaman denilebilir, haşa, Allah korkusu olmadığında. Dürüst olmadığında. Allah korkusu olmadığında dürüst olamıyorsun, samimi olamıyorsun. Allah korkusunda dürüst olmak gerekir. Mesela birisine bir söz söylüyorsun, söz güzel gitmiyor, onu niye düzeltiyorsun? Allah korkusundan. Acıyorsun çünkü, onun üzüleceği belli. Üzüldü mü Allah onun hesabını sorar. Onun mutlaka dengelenmesi gerekiyor, güzel söz buluyorsun. Neden bu? Allah korkusundan. Allah korkusu aşkın, tutkunun kökenidir. Her aşkın sonunda gözyaşı vardır diyor, ayrılıyor. Allah'tan korkan sevdiğinden ayrılır mı? Nasıl ayrılsın? Korkmadığı için ayrılıyor. Allah korkusu derin şefkat ve koruma hissini meydana getirir. Evliliği şehvetle götürmeye çalışıyor. İlk gecesinde iki üç dakika içinde gidiyor şehveti de, "aa ben ne yaptım, erken karar verdik" diyor. Halbuki hayvanlığından senin, Allah'tan korkun olmadığından o. Gözündeki şehvet perdesi gidince karşısındaki insanı et yığını gibi görmeye başlıyor. Evrimle gelişmiş, solucandan gelişmiş bir mahluk gibi görüyor. Ondan sonra da ayrılıyor, her aşkın sonunda ayrılık vardır diyor. Bunun başında da aşk yok sonunda da aşk yok. Aşkın lafını ağzınıza almayın. Aşk, Allah aşkına dayalı olan aşka denir. Allah'ı sonsuz aşkla seversin. Çünkü sonsuz güç Allah, sonsuz güzellik. Allah’tan sonsuz sevmeyi dilersin, Allah ne kadar veriyorsa o kadar seversin. Sevdiğini de sınır olmayacak şekilde seversin, Allah rızası için, Allah'ın tecellisi olarak. Buna denir Allah korkusu. Allah korkusu Allah’ı darıltmamaktır. Yoksa Müslüman Allah korusun, cehenneme de gitse Allah aşkı ile yanar. Ama samimi bir Müslüman cehenneme gitmez. Allah sonsuz adildir, sonsuz akıldır, sonsuz merhametlidir. Bize merhameti öğreten Allah'tır. Acıma hissini veren Allah'tır. Akıllı düşünmemizi sağlayan Allah'tır. Allah'ın verdiği akılla, Allah hakkında akıl yürütmeye kalktığında çok komik duruma düşer insan. Çünkü Allah'ın verdiği bilgi kadar Allah'ı düşünebilir insan, eksik de düşünemez, fazla da düşünemez. Tam o ayarda düşünebilir.
Müslümanlar başsız kalmıyor. Hz. Yusuf başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Zülkarneyn başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Süleyman başa geçiyor, ondan sonra bereket oluyor. Hz. Zülkarneyn'e sana yardım edelim diyorlar, bana sadece insan gücüyle yardım edin diyor. Lider olmayınca kaliteli, etkin insan topluluğu harekete geçemiyor. O zaman yecuc mecuca başarı elde edilemiyor, anarşi, teröre karşı başarı edilemiyor. Başta Allah'ın ilham edeceği insana ihtiyaç var, yetenekli insanlar olduğu halde baş olmadan başarı olmaz. Bana insanla yardım edin diyor, başa geliyor bedene bir baş gelmiş oluyor, ondan sonra beden canlanıyor. Başsız beden ölü olur, kıpırdanır hareket eder, ama bitkisel hayatta olur; şu anda da Müslüman alemi bitkisel hayatta. Karaciğeri hastalanıyor, kolu sakatlanıyor, felç oluyor. Baş olmuş olsa bütün beden kurtulacak inşaAllah.
Fethullah Hocamız'dan istirham ediyorum, bunu açık istirham ediyorum, Hz. Mehdi (as)'ın şahıs olarak geleceğini açık olarak söylesin. Hz. İsa (as)'ın şahıs olarak geleceğini açık olarak söylesin. Bediüzzaman'ın 1506'ya kadar Müslümanların açık olarak mücadele edeceğini, 1400-1500 arasında herşeyin biteceğini açıkça söylesin. 1545 gibi de kıyamet kopacak diyor Bediüzzaman. Bu açık gerçekleri söylesin. Öbür türlü Bediüzzaman'ın sıcak ruhu bu cemaatin üzerinden gidiyor gibi görünüyor. Sonunda, kültürlü bilgili ama nötr olan gençlere dönüşür olay Allah esirgesin. Sonu iyi olmaz Allah esirgesin. Fethullah Hocam tabi ki daha iyi bilir. Ama Allah rızası için rica ediyorum. Ama öbür türlü insanlar alenen küstahça Bediüzzaman'a iftira atarak yalan söylüyorlar. Hz İsa (as)’ı da gömdük diyorlar. İftira ediyorlar diye açıkça söylesin. Eğer söyletmiyorsa ben onu oradan gider alırım. İstirham ediyoruz bunu söylesin. Yoksa Nur talebelerine güven kalmaz. Açık olan bir gerçeği gizliyorlarsa, adam nasıl inansın ona. Maslahat icabı gizlenmesi gerekiyordu tamam. Ama artık yıl 2010. En fazla ne olur? Hz. Mehdi (as) sevgiyi, barışı getirecek. Demokrasiyi fikir özgürlüğünü daha da geliştirecek. Zor da kullanmıyor. Kimi rahatsız edecek böyle?. Amerikan yönetimi de Rus yönetimi de istiyor. İttihad-ı İslam'ı istiyorlar. Ama sevgiyi, kardeşliği isteyen bir birliği istiyorlar. Kan ve irini değil.