Adnan Oktar'ın 08 Aralık 2010 tarihli röportajından önemli başlıklar

TV Kayseri; Samsun AKS TV, 8 Aralık 2010

  • 10 yıl içerisinde Hz. Mehdi (as)'ı görecek insanlar İttihad-ı İslam’ı görecekler. Hz. İsa Mesih (as)’ı 2000 yıl sonra Allah'ın Katından inmiş olarak insanlar görecekler. Bu hayret üstüne hayret, hayret üstüne hayrettir, yani çok büyük olay bu, şahane bir olay bu. Ahir zamanın bu kadar renkli olması, bu kadar güzel olması, maşaAllah. Ama Mehdiyeti kapatmak için yapılan emeklere de dikkat edin. Panik halde örtbas etmeye çalışıyorlar, bir de şirin görünme gayreti var. Milletimizin hassas konularına bakıyor, "Yahudi düşmanı olayım, 3 yaşında çocuk da olsa düşmanım ve hepsinden nefret ediyorum" diyor Hristiyanları da katledilecek insan olarak görüyor, puan kazanma kafasıyla. Bu kişilerin ana konusuna geldiğimizde sevgiyi bilmediklerini görüyoruz. Hiçbir konuşmasında sevgiden bahsetmezler, şefkatten bahsetmezler, muhabbetten bahsetmezler, İttihad-ı İslam'dan bahsetmezler, Türk İslam Birliği'nden bahsetmezler. Hep fitne, fücur hasetlik, kıskançlık. Önüne gelene haset eder. Bir tek kendini çok beğenir başka kimseyi beğenmez. Ama yıkma kastıyla tamir kastıyla değil. Onun için Fetullah Hoca; “başarılarınızı sakın söylemeyin” diyor.
     
  • Türkiye’de Mehdiyet’in ruhunun hakim olmaya başladığını görünce, gericiliği yaymaya çalışıyorlar. Mehdiyet’in ruhu hakim oluyor, bunaldılar, zorla, suni olarak gericiliği yaratmaya çalışıyorlar. Zorluyorlar ama olacak gibi değil. Komünistlerin, Marksistlerin, ateist masonların, iddia edilen Ergenekon Örgütünün, bazı ehli keyif takımın, bazı başka düşüncede olan kişilerin en büyük ihtiyacı gericiliktir. Gericiye çok ihtiyacı vardır. Gericilik olmadı mı İslam’ın, Müslümanlığın gerçeklerine karşı tavır almaları mümkün olmaz. Yani gericiliğe atak tarzında, İslam’ın hakikatlerine karşı tavır alabiliyorlardı. Biz İslam’ın hakikatlerini gürül, gürül çok berrak ve keskin anlatınca, gerici de diyemiyor. Her noktada, üniversitelerde, kolejlerde, her yerde berrak bir İslam anlayışı gürül gürül yayılıyor.


Kaçkar TV, 8 Aralık 2010

  • Bir milletvekili, bir siyasetçi veya bir bilim adamı, ne olduğu belirsiz kişilerin olduğu veya suç işlemeye müsait kişilerin olduğu toplulukların karşısına savunmasız olarak çıkartılmaz. Mesela bir salonun içinde bin kişi var; dört tane çakal var, bir tane sapık var, bir tane PKK'lı var, dört tane terör örgütü mensubu var. Bir devlet yetkilisinin toplantı yapacağı yere mutlaka güvenlik soruşturmasından geçen insanlar gelebilir. Her insan alınmaz. Üniversiteli gençlerle sohbet güzel, ama üniversite gençliği demek kusursuz, hatasız, eksiksiz, içinde sapığı olmayan, ahlaksızı olmayan, üçkağıtçısı olmayan, PKK'lısı olmayan topluluk anlamına gelmez ki. Üniversite de toplumun bir bölümü, içinde her tür insanı çıkar. Her önüne geleni, "gelin kardeşim" diye devletin yetkilisiyle yüzyüze edersen olmaz. Devletin istihbaratı var, emniyetin istihbaratı var, bütün herkesin aşağı yukarı ne olduğu bilinir. Adamın orada ne yapacağı da belli. Sürpriz bir olay olmuyor ki. Onun için bu tip şeyler de mutlaka seçerek, veyahut öğrencilerin arasına güvenlik güçlerinin yerleştirilmesi lazım. Özellikle ilgili, kuşkulu, şüpheli şahısların yanına. Kuşkulu şahıs tamam geliyorsa yine gelsin, fakat yanında mutlaka emniyetten bu münasebetsizliği yaptığı anda anında müdahale edecek görevliler olması lazım. Yumurta atan bomba da atar, silah da sıkar, burada müthiş bir güvenlik zaafı oluşturulmuş olur. Üniversiteli demek kusursuz insan anlamına gelmez. Bir holdingte çalışması kusursuz olduğunu göstermez, bir mahalle, bir şehir  kusursuz insanlardan oluşmaz. Her şehirde, o şehrin cezaevleri o şehrin vatandaşlarından suç işleyenlerle dolu.  Üniversiteli olup cezaevinde yatan bir çok katil var, hırsız var, hepsi var. Üniversiteli demek, "aman dokunmayalım üniversiteli bunlar zaten mutlaka doğrudurlar" diye mantık olmaz. Üniversiteliler tabi genelde iyidir, ama psikopatı da vardır. Onun için devletin bu konuda titiz davranmasını istirham ediyorum. Bir milletvekiline yumurta atmak falan çok çirkin hareketler bunlar. Bir de bunu Avrupalılara özenip demokratik hareket gibi gösterip eğlenceli olay gibi göstermek olmaz. O zaman o üniversitelinin kafasına başka biri yumurta atacak. Buna mutlaka kökten çözüm meydana getirmek lazım. Toplumda bunlar güvensizlik ve zaaf gibi görünür, rahatsız edici olur. Ben sevdiğim, saygı duyduğum bir insanın başına yumurta atılmasını istemem. Espri yapacaksa gidip kendi kafasına atsın yumurta. Bunlar münasebetsizlik, nezaketiyle çok güzel halledilir. Adam örgüt mensubu oluyor, eylem yapabilir, çok çirkin eylem yapabilir, fiili saldırı olabilir. Üniversite deyince, "biz modern görüşe sahibiz, üniversitelerin özerk olduğunu biliriz, tabi ki yumurta atacak gençler, gençtirler kendilerini kaptırdılar" gibi tatlı muhabbetlere gidecek bir konu değil bu. Densizlik terbiyesizlik yapılırsa karşılığının verilmesi gerekir. Herkes herkese saygılı olacak, hürmetli olacak. Örgütlü bir hareket varsa, örgütlü olduğu biliniyorsa –hiç alakası olmayan insanlara dava açılıyor bazen- böyle alenen eylemler varken ilgili kanun maddeleri de ortadayken bununla ilgili soruşturma yapılmaması garip olur. Özgürlük ayrı saygısızlık ayrıdır, saygılı olacaklar. Saygılı olduktan sonra fikrini beyan etsin, istediği gibi konuşsun. Ama bağırtı çağırtı, küstahlık bunlar anormal hareketler. Özgürlük güzel şey ama saygılı olacak herkes herkese.
     
  • Cılız, güçsüz, pasif yöntemlerle Filistin konusu çözülmez. Bir inanç dayanağı olmayan, bir zemini olmayan çözüm olmaz. Filistin konusunun çözümünü Allah bize göstermiş: İttihad-ı İslam. Tek çözümü vardır. İttihadı İslam olmadan yok Uruguay, yok Parguay destekliyormuş, hiçbir etkisi olmaz. Manevi bir kuvvet, manevi bir güç oluşması gerekiyor. Kuran'ın emridir bu. İttihadı İslam oluşması gerekiyor. İttihadı İslam olunca Filistin sorunu, Uruguay'a, Paraguay'a gerek kalmadan kökünden hallolur. Öbür türlü çürük yöntemlerle olmaz. Filistin'i kökten kurtarmak istiyorsan, İsrail'i de kurtarmak durumundasın. Ermenistan'ı da kurtarmak durumundasın. Hepsini kurtarmak zorundasın. İnsan ayrımı yapılmaz. İttihadı İslam'da Allah'ın yarattığı her kula karşı şefkat, merhamet vardır. Filistin'i İsrail'le birlikte kurtaracak sistemin adına İttihadı İslam denir, yani Türk İslam Birliği. İsrail sürünüyor, halkı hep fakir, perişan durumdalar. Ve din özgürlüğü yok, ibadet özgürlüğü yok. Dindar Museviler aşağılanıyorlar, eziliyorlar, binbir parçaya ayrılmışlar. Koskoca duvarlar, hapishaneye dönmüş. İsrailli baktı mı dev bir duvarla karşılaşıyor, uçsuz bucaksız bir manzara göremiyor. Filistinli de baktı mı o da dev duvar görüyor. O duvarların yıkılması Türk İslam Birliği'nin gücüyle olur. Yoksa o duvarlar daha da gelişir, daha da güçlenir. Bu çürük yöntemlerle, bu açmaz yöntemlerle faaliyet yapmak boşa zaman kaybıdır. Yıllardan beri bu yöntemler yapılıyor, sadece acı, sıkıntılar, açmazlar, zorluklar meydana getiriyor. Arafat döneminde evi dahi ablukaya alındı, kuşatıldı, muazzam acılar çektiler. Hiçbir netice alamadılar. Filistin daha da bölündü, daha da küçük parçalara ayrıldı. İttihadı İslam'a karşı direnirlerse, ümmeti inim inim inletecek perişan bir çizgiye getirirler. Allah çözümü açıkça göstermişken, İttihadı İslam'ın net çözüm olduğu belliyken, bunu söylemeyip de böyle açmazlarla çözüme gitmek olmaz. Olacak olsa şu ana kadar çoktan olurdu.
     
  • (Abhazya konusu) Türk İslam Birliği kökten çözüm, onun dışında kenardan çalışmalar netice vermez. Hep sürünme, hep perişanlık, hep kan, hep gözyaşı getirir. Allah'ın dediği dışında bir yol aranırsa, Allah insanı perişan eder ve etti de görüyorsunuz. Yahudi lobisi dediğin, İsrail'deki Musevi dindarları ezim ezim ezen bir avuç dinsiz. Tevrat'a da karşı, Kuran'a da karşı bir avuç dinsiz. Ermeni lobisi içindeki kişilere bakıyoruz, tabi benim bildiğim diğerlerini bilmiyorum, bir avuç komünistten ve faşistten oluşmuş, gözü dönmüş, ateist masonların yönettiği takım. Bunlar bir avuç güçle bölgede muazzam dengeler oluşturuyorlar. Kardeşim İslam alemi 1.5 milyar. Bugün 1.5 milyarın yarısı, dörtte biri "İttihadı İslam'ı istiyorum" dese İslam dünyaya hakim olur. Demiyorlar.  Bir kısmı da çıkıyor, 200 yıl ilave yapıyor. O 200 yıl ne demektir, biliyor musun? 200 yıl daha İslam alemi sürünecek demektir. 200 yıl daha Müslümanları ezme payı vermiş oluyor. Yahudi lobisi derken dinsiz, Museviye de düşman olanı kast ediyorum. Ermeni lobisi derken, Ermeni'ye de düşman adam, sel gibi Ermeni kanı akıtanlar bunlar. Sırf Türk kanı akıtmıyor bunlar Ermeni kanı da akıtıyor.
     
  • Mehdi karşıtlığı şeytanın ve nefsin desiseleriyle ne hallerde karşımıza çıkıyor. "Ben Mehdi'ye karşı değilim, o mübareğin ayağının tozu olamam" diyor. "Canımız o bizim bir tanemiz" diyor, "Ama 570 yıl sonra" diyor. "Ben istemiyorum"un başka bir yolu. İnsan evine misafir gelmesini istemez de binbir türlü uğraştırır ya, onun gibi. Taşınacak olmasak, gerçekten seni çok özlemiştim ama taşınacağız, ev çok yoğun onun için sen bu aralar gelme diyor.
     
  • Hz. İsa (as) geldiğinde aklın ihtiyarını kaldıran bir durum olmaz. Bir topluluk içinde uyuyan, geçmişini hatırlamayan bir insan olarak bulunacak. Şaşırıyor. Bizim aklımıza gelecek şey şuurunu kaybetmiş bir insan gibi diyeceğiz. Böyle bir insan zannedecek bazı insanlar, ama bir kısmı da kıyafetlerinden, tavırlarından olağanüstü olduğunu anlayacak. O da kendisi sonradan Hz. İsa (as) olduğunu anlayacak. Annesi yok, kimsesi yok. Geçmişini hatırlamayan bir kişi zannedecekler. Burada aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey olmayacak. Ama tavrından, hareketlerinden, başarısından, mucizelerden kendisinin peygamber olduğunu anlayacak. Çünkü bir insan elini yüzüne sürdüğünde cildindeki rahatsızlık geçiyorsa olağanüstü bir insan olduğu açıktır. Daha da önemlisi Allah ona vahiyle bildirecek, 3 saat veya 3 gün önce ölmüş bir insanı diriltebileceğine dair bir ses duyacak. Bizler vicdanımızla anlayacağız. İnanmak zorunda değiliz. Hristiyanlar da tabi olacak. Hz. Mehdi (as) da geldi ama aklın ihtiyarı kalkmıyor. Herkes normal karşılıyor. Bu paniğe gerek var mı Hz. Mehdi (as)'ın geldiğinden emin olunmasa. İki yüzyıl daha ileriye atmaları Hz. Mehdi (as)'ın geldiğinden emin oldukları içindir.
     
  • Hz. Mehdi (as)'ı durduramazsın, öldüremezsin. Hz. İsa (as) da öyledir. Peygamberimiz  (sav) de öyle, hiçbir şey yapamadılar. 63 yaşına kadar yaşadı. Dört tarafı sarıldı, düşman tarafından tek amaçları Peygamberimiz (sav)'i şehit edebilmek. Her türlü imkanları ve silahları var. Üstelik zırh yok üzerinde, saatlerce düşman içinde oluyor, elinde kılıçla mücadele ediyor ama kimse bir şey yapamıyor. Bu mucizedir. Hz. Mehdi (as)'da öyle olacaktır. Öldürülemeyecek olması, başarılı olacak olması iman zafiyeti olan insanlarda gerçekten zorlanmaya sebep oluyor. 
2010-12-09 06:22:48
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top