Adnan Oktar'ın 22 Ocak 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

Kocaeli TV; Aba TV, 22 Ocak 2011

  • (Amerikan gazetelerinde Türk İslam Birliği’ni öven haberlerin çıkması hakkında)

    Eğer siz Türk İslam Birliği’ni kurarsanız, biz Amerika olarak, dış politika anlayışı olarak bundan memnun oluruz, hoşumuza gider anlamına geliyor. Amerikan gazetelerinde bu haberlerin çıkmasının amacı budur. Sürekli Türk İslam Birliği’ni övücü haberler çıkıyor. Bazıları; İsrail müsaade eder mi, Amerika müsaade eder mi diyor. İsrail de müsaade ediyor, Amerika da müsaade ediyor. İsrail canı gönülden istiyor Türk İslam Birliği’ni, Amerika da canı gönülden istiyor. Niye istemesinler? Anarşi, terör kalkacak, yobazlık kalkacak, rezillik kalkacak, fakirlik kalacak, niye istemesinler? Onların da lehine, herkesin lehine. Herkes özgür olacak. Böyle bir hayatı kim istemez. Bu gazetelerde çıkan haberler Amerikan dış siyaset anlayışının açıklamasıdır. Amerika resmi açıklama yapmaz, böyle açıklama yapar, basın kanalıyla açıklama yapar.

     
  • (Mavi Marmara hakkında)

    İsrail’in yapacağı nezaketli bir tarzda özür dilemek ve tazminat ödemektir. Haksız değil Türkiye bu konuda, son derece haklı. Bir çocuğun, genç delikanlının yüzüne birkaç el kurşun sıkılması; elinde silah yok, hiçbir şey yok, nasıl açıklanır? Özür dilenmesini bizim beklememize gerek yok, zaten  hiç söylemeden özür dilemeleri gerekirdi. Bu bir nezaket, saygı gereğidir. Eninde sonunda özrü dileyecekler benim kanaatim. Gereksiz bir gerilim oldu, inşaAllah o da ortadan kalkar. İsrail’i Türk İslam Birliği içerisinde görmek istiyoruz. Türk İslam Birliği’nin bir parçası olarak göreceğiz. Ermenistan, İsrail, özellikle bunlar kilit ülkelerdir.

     
  • Müslümanların nasıl koruyucu, nasıl şefkatli olduğunun da dünyaya gösterilmesi gerekiyor. Müslümanları hep Hristiyan Yahudi düşmanı gösteriyorlar. Böyle bir imkan olduğunda, Yahudilere gösterilen şefkat, Hristiyanlara gösterilen şefkat dünyaca görüldüğünde, İslam’ın ne kadar sıcak, sevgi dolu bir din olduğunu daha güzel olduğunu görecekler. Aynı Resulullah (sav) devrinde olduğu gibi. Resulullah (sav) nasıl ehli kitap geldiğinde onları ağırlamak için çıkarıp cüppesini altlarına seriyordu, zor durumda kaldığında Müslümanlar nasıl gidip Hristiyanların yanına hicret ediyorlardı, aynı ruhla, Resulullah (sav)'ın yaptığı aynı uygulamayı biz de inşaAllah uygulayacağız ve dünyaya bunu göstereceğiz. Hristiyan ve Yahudileri bulduğu yerde kesmek, asmak düşüncesi, şiddetli nefretle onları ezmek düşüncesi Kuran’a uygun olan bir düşünce değil. Bu yaranmak için, bazı çevrelerde etkili olmak için, taraftar toplamak için bazı fanatiklerin ortaya çıkardığı bir zulüm sistemi. Kuran’ın hükümlerine göre biz hareket etmek durumundayız. Kuran’da Allah Hristiyanlar için açıkça söylüyor. Biz Hristiyanlarız diyenleri kendinize yakın bulacaksınız diyor Allah. Bazıları bu ayeti hiç hükmünde görüyor. Allah Hristiyanları La ilahe illAllah’a çağırın diyor, o ayeti de hiç yerine koyuyor. Hristiyanlarla ilgili Kuran’da birçok hüküm vardır, bir tek bu ayetler değil. Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav)’in sünneti olarak da birçok uygulama vardır. Hakikatleri hiç yerine koyduğunda Kuran’a uymamış olursun. Eğer bu ayetleri kabul etmiyorsa dinden çıkar. Biz Hristiyanlık, Musevilik hak dindir demiyoruz. Hak din İslam’dır. Bunu herkes bilir. Fakat Hristiyanların ve Musevilerin şefkate, korunmaya ihtiyaçları olduğunu bilmeleri gerekiyor insanların. Güzel ahlakla, sevgiyle o insanlar İslam’a kazandırılabilir. Saldırganlıkla, ters tavırlarla, hakaretle, asıp keserek İslam’a kazandırılmaz. Dolayısıyla böyle nefrete dayalı bir politika Müslümanlıkta yok. Cenab-ı Allah sözün en güzeliyle hitap etmemizi söylüyor. En güzel bir tartışma biçimi dışında onlarla tartışma diyor. Adam küfür ediyor, asalım keselim diyor. Şimdi bu en güzel tartışma mı? En güzeli şefkatli olandır, saygılı olandır ve kazanmaya çalışan bir üslup güzel olandır. Bizim herkesi kazanmaya çalışan bir üslup içinde olmamız gerekiyor. Hatta Hz. Musa (as) firavunu bile kazanmaya çalıştı. Artık firavun, asrın deccali, onu bile kazanmaya çalıştı. Hz. İbrahim (as) nemrutu bile kazanmaya çalıştı. Onu doğru yola getirmeye çalıştı. Firavuna, nemruta bile tebliğ yapılıyorsa, Hristiyana ve Museviye niçin tebliğ yapılmasın? Neden şefkatli davranılmasın? 
     
  • Ehli kitapla evlenilebiliyor da. Mesela bir Hristiyan kadınla, Musevi kadınla Müslüman erkek evlenebiliyor. Eşim diyor, sevgilim diyor, hanımın diyor. Çocuklar anne diyor, canım annem diyor, biricik annem diyor. Çocuklar ey kafir demiyor, ey lanet kadın demiyor. Adam da evlendiğinde ey lanet kadın demiyor. Ne diyor? Sevgilim, aşkım diyor, eşim diyor, helalim diyor. O yüzden Müslümanlığı çarpıtmaya kalkmak, Kuran’a uymamak haram olur. Kuran’da onların yiyeceklerini de yiyebilirsiniz diyor. La ilahe illAllah diyen Hristiyanların ve Musevilerin yemekleri yeniliyor. Özellikle ayet bunu açıklamış ve onlarla evlenebileceğimizi söylüyor. Onlardan hanım alabileceğimizi söylüyor Allah.  Kuran ayeti. Ve “Güzel bir tartışma tarzının dışında onlara tartışmayın” diyor ve onları La ilahe illAllah’a çağırın diyor. Dolayısıyla öyle saldırgan ve bağnaz bir üslup Müslümanlıkta yok. Bağnaz bazı kişiler bunu ucuz kahramanlık olarak, etraflarından takdir toplamak için, inanmadıkları halde, bunun zulüm olduğunu bildikleri halde yapıyorlar. Çünkü böyle tipler dinde taviz vermeyen yaman Müslüman gibi tanınıyor bazı çevrelerce. Böyle asan, kesen, saldıran, bombalayanlar için, bu tam hakiki Müslüman, taviz vermiyor diyorlar. Halbuki asıl taviz veren onlar, Kuran’ı uygulamayan da onlar. Kuran’a uygun hareketleri Allah bize açıklamış, bunun dışında biz yeni bir yöntem bulamayız, yeni bir yol bulamayız. Şefkatli davranmak durumundayız, eğer Allah’ın rızasını istiyorsak. Öbür türlü  şeytani olur, deccali olur, Müslümanlığa yakışmaz. Çünkü Allah Hıristiyanları ilk aşamada La ilahe illAllah’a çağırın diyor. Allah bunu beğeniyor. Yani onların La ilahe illAllah demesini beğeniyor Allah. Çünkü Allah’a karşı dostluğunu göstermiş oluyor o insanlar, sevgisini göstermiş oluyor. Allah’ın onlara dost olması için de, Allah’ın da onları sevmesi için de Allah’ın dediğini yerine getirmeleri, yani Muhammedi olmaları, yani Kuran’a tabi olmaları gerekiyor. Ama Allah La ilahe illAllah demelerini hiç hükmünde görmüyor. Onu bir güzellik olarak görüyor. Hiç hükmünde görse Kuran’da belirtmezdi bunu. Demek ki onun bir hükmü var, bir anlamı var ki Allah onu beğendiği için istiyor. Dolayısıyla Müslümanlar da Hristiyanların La ilahe illAllah demeleri için gayret edecek.
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)

Rahipleri, din adamlarını böyle hüküm koyucular olarak Allah yerine koymayın diyor Cenab-ı Allah, Allah gibi görmeyin diyor. Hüküm koyucu Allah’tır diyor. Bazı cahil Müslümanlar da kendi şeyhlerini hüküm koyucu olarak görüyorlar. Kuran’ın üzerinde bir güç olarak görüyorlar, onlar da  rahiplerini ve din adamlarını hüküm koyucu, Allah adına hüküm getiren insan olarak görüyorlar. Bunun yanlış olduğunu söylüyor Allah. Hüküm koyucu Allah’tır, inşaAllah.

 
  • Barış insanı, sevgi insanı, dostluk insanı olmak lazım. En hoş olan güzelliği aramaktır. Sevgi zevkli bir şey, dostluk zevkli bir şey, affetmek çok güzel bir şey adamlar bunu istemiyorlar. Küfretmek, saldırmak, hakaret etmek, düşmanlık bundan zevk alıyorlar. İnanılır gibi değil. İnsan baldan, baklavadan zevk alır. Bunlar zehirden zevk alıyorlar. Ateşten zevk alıyorlar, çok garip. İyiliği güzelliği savunan insan çok az oluyor. Bakıyorum gazetelere sevgiden, şefkatten kardeşlikten, Türk-İslam Birliğinden, İttihad-ı İslam’dan bahseden yazılar arıyorum çok nadir buluyorum. Hep düşmanlık, saldırganlık, bu Allah’ın hikmeti hayret verilecek bir şey.

Abdullah Bin Mu'tim radıyallahu anh hadisinde varid oldu ki; "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu; "Deccal... Şüphesiz o doğu tarafından gelir VE BENİM YOLUMA DAVET EDER. İnsanların kendisine tabi olması ve kendisine mensup olmaları için onlarla harp eder ve galip gelir." (Buhari Tarihu Kebir (3/515) Buhari Tarihu Sağir (2/280))

Ahir zamanda bir kısım deccaller türeyecek. Deccallerin vasfı aynıdır. Peygamber (sav)'in sünnetine davet edecek. Ehl-i Sünnet itikatinde olduğunu söyleyecek. Hakiki dindar olduğunu, çok takva olduğunu iddia edecek. Fakat deccallik yapacak. İslam dışı, İslam’a zıt bir ruh halinde olacak. Saldırgan ve Müslümanlara düşman, barışı, kardeşliği, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk İslam Birliğini istemeyen, fitneyi arayan, kargaşayı arayan, zulmü arayan ve kökeninde de İslam’ı yaşamayan gizli deccaller olacağına Peygamberimiz  (sav) işaret etmiş oluyor.

Peygamberimiz (sav) benim yoluma, benim sünnetime davet edecek diyor. Demek ki koyu Ehl-i Sünnet inancında kendini göstererek deccaller ortaya çıkacak. Buna karşı da Peygamberimiz (sav) uyarıyor ümmeti. Hatta onların kıyafetlerinden de, tavırlarından da, sayılarından da bahsediyor. Mesela “Başları tıraşlı, sarıklı yetmiş bin kişi, deccal avanesi zuhur eder” diyor ve Hz. Mehdi (as)’a karşı atak yaparlar diyor. Zaten deccalin ana vasfı Mehdi (as) zıttı olmasıdır. Mehdi (as) zıttı olan her hareket deccal hareketidir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerine göre bu böyledir. Çünkü iki cereyan var. Biri Mehdi (as), biri deccal. Hz. Mehdi (as) deccalin, deccal de Hz. Mehdi (as)’ın karşıtıdır. Ahir zamanda bu iki hizbin mücadelesi vardır.

Çeşitli, irili ufaklı deccallerden bahsediyor Peygamberimiz (sav).  O deccallerden bahsederken ortak özellikleri olduğunu görüyoruz. Koyu Ehl-i Sünnet itikatında olduğunu ileri sürecek çıkan bir deccal, fakat anti Mehdi (as). Hz. Mehdi karşıtı, Hz. Mehdi (as)'ı durdurmak için şeytan tarafından görevlendirilmiş bir mahluk.  Bir iblis ama insan görünümünde, bazı Müslümanlar onun koyu Ehl-i Sünnet görünümdeki tavrına bakıp onun gerçek mahiyetini göremeyecekler. Bu anlatılmış oluyor inşaAllah.

ÇÜNKÜ ONLAR KALPLERİ CANAVARLAŞMIŞ KUZU KILIĞINA GİRERLER... (Ebu Nüaym Ma’kal b. Yasar (ra)'dan...)

Görünüşte masum gibi görünen fakat aslında da tam bir gaflet ehli, tam bir iblis taraftarı ve deccaliyetin bütün vasıflarını toplamış bir anti Mehdi şeklinde zuhur edeceğini anlatıyor Peygamberimiz (sav). “Ruhu canavar ruhlu insanlar kuzu kılığına girecekler” diyor. Baktığında anlayamıyor insanlar demek ki. Sarığından cübbesinden, şalvarından veya başka kıyafetlerinden, üslubundan, koyu Ehl-i Sünnet inancında olduğunu iddia etmesinden Müslümanların büyük kısmı fark edemiyorlar. Peygamberimiz (sav) oradaki ifadesi çok manidar. Benim yoluma davet eder diyor, fakat deccal.

Yedinci Mes'ele: Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilim ile dalalete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar."

Vel'ilmu indAllah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, ZEKÂVETİYLE VE FENNİYLE VE SİYASÎ İLMİYLE O MEVKİİ KAZANIR VE AKLIYLA ÇOK ÂLİMLERİN AKILLARINI TESHİR EDER, ETRAFINDA FETVACI YAPAR. VE ÇOK MUALLİMLERİ KENDİNE TARAFDAR EDER.

Demek ki deccallerin ortak özellikleri zeki olmaları, ilmi olması, aklı ile çok alimlerin akıllarına tesir etmesi. Fetvacı olması. Çok alimler, muallimleri kendine taraftar eder. “Bazı insanlar onu gerçek bir mürşit sanıp peşine düşecek” diyor Peygamberimiz (sav). Hakiki bir mürşit, bir tarikat ehli, değerli bir insan zannederek, gerçek bir mürşit sanıp peşine düşeceklerdir. “Deccal çıktığı zaman insanlar ilk defa iman ve doğruluğa davet edecek. Herkes onu sahici bir mürşit sanıp peşine takılacak. Bunu gören akıl sahibi kişiler de ondan ayrılacak” diyor. Akıl sahibi kişileri uyandıran Hz. Mehdi (as) olacaktır. İki güç sürekli mücadele halinde olacaktır. Bir deccal ordusu bir de Mehdi (as) taraftarları. Deccal tek başına olmuyor. İrili ufaklı otuza yakın deccal var. Ama vasıfları aynı, aynı karakteri gösteriyorlar. Yöntemleri, üç aşağı beş yukarı aynı oluyor.

,

  • Bir Ermeni çocuğa gidip, mesela 10 yaşında Ermeni gence gittik, “Ya katiller zalimler, siz bize ne yaptığınızı biliyorsunuz değil mi?" desek, "siz şöyle aşağı milletsiniz böyle kötüsünüz" desek, çocuk demez mi ben ne yaptım, benim suçum ne demez mi? Biz o katliamı yapanların yakasına yapışırız o ayrı konu, ama masum Ermeniler, cinayetten nefret eden, insan sevgisi ile dolu olan Ermeniler, Ermeni genç kızlar, genç delikanlılar, çocuklar, bunların suçu nedir? Niye bunlardan nefret edelim? Osmanlı döneminde Osmanlı'ya sadıkane hizmet etmiş ve haklı olarak millet-i sadıka denmiş. Millete çok büyük hizmetler yapmışlar, sanatta, bilimde, doktorlukta. Osmanlı Devletinin kilit noktalarında görev almışlar. Kuzu gibi insanlar. Ne zaman bu olaylar olmuş? Darwinizm Osmanlı’ya girince, Darwinist ve materyalist düşünce Osmanlı'ya girdikten sonra. Ondan sonra faşist ve komünist olmuşlar, faşist Darwinist olunca katliam yapması gerekir. Onlar da onun gereğini yapmışlar. Burada suçlu kim? Darwinizim, materyalizm, komünist düşünce, deccaliyet ve o cinayeti işleyen katiller.


Kahramanmaraş Aksu TV; Gaziantep Olay TV, 22 Ocak 2011 

O, karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk için Biz ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.  (En’am Suresi, 97)

Navigasyon cihazında gideceğimiz yer görünüyor, arabanın gitmesi de görünüyor üzerinde. Birkaç uydu kanalıyla yapılıyor. Araba nereye gitse gösteriyor. Gideceğimiz nokta da belli. Elimizle koymuş gibi aradığımız adresleri bulduk. Yolunuzu bulmanız için yıldızları var ettim diyor Allah. Bu da uydulardan gelen bilgi sayesinde oluyor. Gökyüzüne baktığımızda uyduyu da parlayan bir yıldız gibi görüyoruz. Yıldız, gökyüzünde parlayan cisimlerdir. Havada duran uydu da baktığımızda pırıl pırıl parlıyor. Hatta yıldızlardan daha fazla parlıyor. Parıl parıl parlıyor. Kuran’ın bir işareti bu işte. Çünkü net yol bulmayı sağlayan bir sistem.

O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (En’am Suresi, 96)

O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş taneler türetiyoruz. Yeşillik, klorofilin rengi yeşil. Klorofil kanalıyla bitkiye gıda sağlanıyor, o gıdaları da insanlar yiyorlar. Ve tanelerin oluşmasında da yine klorofil kullanılıyor. Buna işaret var.
“Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bakın” diyor Allah.  Meyveleri inceleyin diyor, bitki ve meyveleri. Hem de hepsini, bütün meyveleri inceleyin diyor Allah.

Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır.

Biz zaman zaman meyveleri gösteriyoruz. Allah bunlarda ibret vardır, dikkatlice bakın, inceleyin diyor. Her birinin kokusu, tadı, rengi, biçimi göze de hoş geliyor, kokusu da çok güzel, tadı da çok güzel. Mineral ve vitamin yönünden çok zengin. Protein de var içinde.

Allah meyveleri düşünün diyor. Allah onu düşünmemizi istiyor, O'na şükretmemizi, Allah’ın yarattığı o güzelliği tefekkür etmemizi istiyor. Kabuğu vernikli gibi pırıl pırıl parlıyor, içi çok güzel, kokusu çok güzel, asitliği çok güzel, şeker oranı çok mükemmel. İçinde yağ oluyor, protein de var, karbonhidrat da var, hemen hemen bütün vitamin çeşitleri var, bütün mineral çeşitleri var ve içindeki su da nefis, tertemiz. Ve müthiş güzel bir kıvamı var. Aroması şahane zaten. Allah bunları insanlara sunuyor. Adamlar diyor ki tesadüfen oluyor diyor. Bu işte vicdansızlık olur. O zaman Allah o nimetleri alacak onlardan ahirette. Madem tesadüf olduğuna inanıyor, tesadüfe benzediğine kanaat getirdiği meyveler yiyecek. Onlardan da hiç hoşlanmayacaklar inşaAllah.

2011-01-23 03:40:28
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top