Adnan Oktar'ın 28 Ocak 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

Kaçkar TV, 28 Ocak 2011

  • Ahir zamana girdiğimiz için İslam aleminde her yerde bir kaynama başladı. 2011’de çok büyük olaylar olacak dedik. Tam söylediğimiz şekilde olaylar gelişmeye başladı. Çözüm İttihad-ı İslam’dadır. Mısır’da sokağa çıkmak, Sudan'da sokağa çıkmak, bunlar hiçbir şeyi değiştirmez. Bilakis genellikle Müslümanlar hep mağdur olmuştur bu olaylarda; ezilmişlerdir, tutuklanmışlardır, acı çekmişlerdir. Halbuki dünya çapında bütün yazarlar, tüm önde gelen alimler ittifakla, "biz Türkiye’nin öncülüğünde  İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, Türkiye’nin öncülüğünde Türk İslam Birliği’ni istiyoruz" demiş olsalar, İttihad-ı İslam’ın oluşması saatler içinde olur, ne Hüsnü Mübarek dayanabilir, ne şu dayanabilir, ne bu dayanabilir. Kimse bir şey diyemez. Ama bunun oluşması için de tabii Mehdiyet'in gündemde olması lazım. "Biz daha iyi biliyoruz, Peygamber (sav)’den daha iyi biliyoruz, Peygamber (sav)’in söylediği Mehdi (as)’a gerek yok, Allah’ın göndereceği Mehdi (as)’a gerek yok, Hz. İsa (as)’ın inişine de gerek yok, biz rahatça İttihad-ı İslam’ı oluşturacak güçteyiz, derneklerimiz var, imkanlarımız var, adamlarımız var" derlerse, yüzyıldan beri çekilen acı kesintisiz devam eder. Devam ediyor, yine devam eder. Ne Mısır’da netice alabilirler, ne Sudan’da, ne Fas, ne Tunus, ne Cezayir, hiçbirinde netice alınmaz. Alınsa da bölgesel alınır. Bütün İslam aleminin kurtulması çok önemlidir, tamamının kurtulması. Bütün Hristiyanların ve Musevilerin kurtulması da çok önemlidir, onların da Muhammedi olması, Kuran’ın nuruyla şereflenmeleri çok hayati bir konudur. O yüzden bölünmüşlüğün ortadan kalkması, İttihad-ı İslam’ın oluşması için bütün İslam aleminin el ele ittifakla gayret etmesi gerekir. Bütün yazarların, önde gelenlerin bu güzel müjdeyi yaymaları gerekiyor. Hz. Mehdi (as)’sız İttihad-ı İslam olmaz, bunu bilecekler. İttihad-ı İslam olmadı mı adam telefonu da keser, suyu da keser, elektriği de keser. Çok rahat netice alınır. Ama Mehdiyet gündemde olursa,  İttihad-ı İslam gündemde olursa manevi güçleri kırılır. Bir insanın beyninin Mehdiyet’e karşı çalışması mümkün değildir. Allah adamın aklını alır. "Ben Hz. Mehdi (as)’a karşı mücadele edeceğim" diyen adamın Allah aklını alır, gücü gider. Allah ayağına dolandırır. Ama ben yapacağım derse o zaman da kendisinin ayağına dolandırır. "Hz. Mehdi (as)’a gerek yok, Peygamberimiz (sav)’in dediklerine gerek yok, ben güç sahibiyim, iktidar sahibiyim, benim aklım yeterli" derse, Allah onu da ayağına dolandırır. Mesela Peygamberimiz (sav)’e tabi oldu sahabeler, mutlaka kazandılar. Peygamber (sav)’in sözünü dinlemediklerinde savaş kaybedildi. Hz. Musa (as)’da da öyle olmuştu. Hz. Musa (as)’ın sözünü dinlediklerinde savaşı kazanmışlardır. Sözünü dinlemediklerinde mutlaka kaybetmişlerdir. Allah adamın ayağına dolandırır. Mehdiyet’te de böyledir. "Hz. Mehdi (as)’la nasıl yapacağız?" derse bu Allah’a güvenmemek olur, Peygamber (sav)’e güvenmemek olur. Sen tabi oldun da, Mehdiyet’i kabul ettin de Allah sana zafer mi vermedi? Sen tabi olmamışsın ki, daha tabi olmadan mağlubiyeti kabul ediyorsun sen. Sen bir tabi ol bakalım. Allah’a güven, Allah’a teslim ol, Hz. İsa (as)’ın zuhurunu Cenab-ı Allah’tan aşkla, şevkle iste, Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunu iste, bak bakalım neler olur. Kainatın metafizik yapısını o zaman daha açık göreceklerdir, inşaAllah. Biz yapacağız, biz ederiz dedikçe acı bitmez. 

 

  • Peygamber (sav)’e güvenmek çok hayatidir. Peygamber (sav)  nasıl kurtulunacağını göstermiş, Müslümanlar bir dehlize girmişler, çıkamıyorlar. Peygamberimiz (sav) sağdan gireceksiniz, oradan döneceksiniz, sol tarafa geçeceksiniz, yeniden ilerleyeceksiniz,  orada bir kapı göreceksiniz, kapının yanından aşağıya inip, yukarı çıktığınızda kurtuluşa erersiniz diyor. Yok diyor adam, ben kendim bulurum diyor. Bir gidiyor kafasını bir duvara çarpıyor; biri gidiyor, başka bir duvara çarpıyor. Bir türlü netice alamaz. O dehlizin içinde boğulur kalır. Aynı Peygamberimiz (sav)’in dediği gibi, tarihi tarihine, dakikası dakikasına tam o güzergah üzerinde hareket edilmesi lazım. O zaman tarihin kaderdeki akışına tam uymuş olur insan ve selamet yurduna rahatça çıkar.

 

  • Allah kulunu vesile eder. Eti kemiği yaratan Allah’tır. Bizim etimizi, kemiğimizi Allah yaratıyor. Ruhumuz da Allah’a ait. Konuşmamızı da Allah yaratıyor, kitaplarımızı da Allah yaratıyor. İnsan kendi yaptığı gibi bir hisse kapılır. Hiçbir şeyi insan yapmaz. Hepsini Allah yapar. Ama Allah beni vesile ediyor, arkadaşlarımı vesile ediyor, bu açık.
     
  • İnsan fena makamına geçerse yani ruh haline geçerse tayyi mekan, tayyi zaman mümkün tabii. Hz. Hızır’la bağlantı kurulabilir. Meleklerle bağlantıya geçebilir. Ama bunu herhangi bir insan kaldıramaz, çok şiddetli etkileneceği için. İnsan zayıf yaratılmıştır. Böyle bir şeye tahammül edemez. Çok çok şiddetli ürker. Onun için mutlaka bir yardımcı gerekir. Hatta ayette de var, “beni güzel bir girişle girdir, güzel bir çıkışla çıkart. Beni katından bir sultanla destekle” diyor ayette. Fena makamına geçtiğinde insanda çok şiddetli heyecan meydana gelir. Hatta şuur kapanması da olabilir. Çünkü bir nevi baygınlık hali gelir. Ve konuşmaları artık şahsın 3. bende olur. Konuşması makul olmaz. Rüyadaki insanın konuşması gibi olur konuşması artık. Yani bir nevi kendini kaybeder. Çünkü başka bir boyuta geçmiş oluyor, başka bir yapıya geçmiş oluyor. Dolayısıyla çok ürker. Mürşid olmadan, yanında iyi bilen biri olmadan böyle bir duruma girmek pek uygun olmaz. Ama yekaza haline gelenler de, fena makamına girenler de yaklaşık bu sistemin içinden geçerler. Mesela Peygamberimiz (sav)'e vahiy geleceği vakit Peygamberimiz (sav) ruhaniyet kesbediyordu. Yani cismaniyetten çıkıp adeta ruhani bir varlık haline geliyordu. Ruh gibi oluyordu. Sanki bir başka boyuta geçiyordu. Ondan sonra Cibril Peygamberimiz (sav)'le bağlantıya geçiyordu. Peygamberimiz (sav) Cibril’i görüyordu. Ama insanlar göremiyorlardı onun gördüğünü. O başka bir boyutta gördüğü için göremiyorlardı. Mesela ayeti uzun uzun anlatıyor Cibril. Peygamberimiz (sav) su gibi ezberine alıyor, ama insanlar duymuyorlardı. Sadece sahabeler “arı uğultusu gibi bir uğultu oluyordu” diyorlar. “Ve hepimizin üzerine müthiş bir ağırlık çöküyordu” diyorlar. Hatta Peygamberimiz (sav)'in üzerine tülbentle örtüyorlar. Peygamberimiz (sav)'de o basıncın etkisi görülüyordu. Hatta Peygamberimiz (sav) devenin üzerindeyken Cebrail geldiğinde, deve dayanamayıp hayvan çöküyordu. Sahabenin gözünün önünde oluyor bu. Ve bir uğultu. Tarif edilemeyen bir uğultu. İnsanın beyninin içinde bir uğultu olur, onun gibi yoğun bir uğultu. Arı vızıltısı gibi bir uğultu. Vahiy bittikten sonra o uğultu kesiliyor. O ağırlık da kalkıyordu. Peygamberimiz (sav)'in tülbendini açıyorlardı, Peygamberimiz (sav)in genellikle rengi soluyormuş vahiy geldiğinde. Sonra kendine geliyor. Tamamen açılıyor. Sonra su gibi ezberden o mükemmel Kuran ayetlerini hafızlara, oradakilere okumaya başlıyor Peygamber Efendimiz (sav). Onlar da kusursuz mükemmellikteki Kuran ayetlerini kayda alıyorlar. Peygamberimiz (sav) de ayetleri, gelen Kuran vahyini ilk defa o anda öğreniyor.
     
  • Bu (maddenin gerçeği) dünyada insanların bilmesi gereken hayati bir sırdır. Bunun bilinmemesi bir insanın insanlığına yakışmaz. Biz maddeyi asıl haliyle hiçbir şekilde göremiyoruz. Bilimsel bir gerçek. Dinsiz de kabul etmek durumunda, dindar da kabul etmek durumunda. Madde dışarıda saydam ve simsiyah karanlıktır dışarısı. Dışarıda ışık yok. Renk, ışık ve cismin böyle kitlevi, saydam olmamasının görüntüsü beyinde oluşuyor. Allah tarafından yaratılıyor. Teybe konmuş bir kaset gibi bu görüntü sürekli akar. Şu anda da görüntü sürekli akıyor. Hiç kesilmiyor. Ölüm anında bu görüntü, şu elips ekran birden açılıyor. Daha keskin daha net bir görüntü görülmeye başlıyor.
2011-01-29 03:33:00
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top