Adnan Oktar'ın 29 Ocak 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar
Kocaeli TV; Aba TV, 29 Ocak 2011
Hz. Mehdi (as) faaliyette tamam, ama henüz mezhepler kaktı diye bir şey yok. Hz. Mehdi (as) bir ilim meclisi oluşturacaktır, dünyadaki bütün alimleri bir araya getirip. Orada mezheplerin kalktığını açıklayacak ama delilleriyle, gerekçeleriyle, mantığıyla, Kuran’la, sahih hadislerle açıklayacaktır. Bu açıklama olmadan mezhep kalktı denir mi, o zaman müthiş kargaşa olur. Hz. Mehdi (as) bu açıklamayı yapıncaya kadar bekleyeceğiz
("İndigo nesli tanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusuna cevap)
Allah ahir zamanda insanlara Hadi ismiyle tecelli ediyor, karmaşık bir şey yok. Yeni nesil, eski nesil fark etmez. Allah’ın kulları hep aynıdır. Allah insanlara yaşına göre muamele yapmaz. Bir tane ruh vardır, o ruhun da yaşı yoktur. Her zaman o ruh yaklaşık 33 yaşındadır. Hiçbir şekilde değişikliğe uğramaz. Beden şekilden şekle girer, o önemli değil, ama ruh sürekli sabittir. Dolayısıyla ruh yaşını esas alırız biz. Müslüman için yaşlı genç ayırımı yoktur. Ruh olgunlaşabilir sadece. Mesela 40 yaş olgunluk çağıdır diyor Cenab-ı Allah. 40 yaşına doğru olgunlaşır insan, tecrübe, bilgi ve görgüsüne dayalı olarak. Allah Hadi ismiyle tecelli edip insanlara hidayet veriyor. Mehdiliğin zıl ve gölgesi dünyayı kapladı.
Mehdiyet’le insanlar bir şekilde muhatap olur. İstesin veya istemesin. Şeytanla da bir şekilde muhatap olurlar. Mesela şeytan onların karşısına insan olarak çıkar haberleri olmaz. Hz. Mehdi (as) da onların karşısına çıkar haberleri olmaz. Hz. Mehdi (as)’ın yüzüyle karşılaştığında haberi olmadan feyz alır ve hal alır. Adeta manevi bir bağ oluşur. Bir elektrik bağı oluşur ve sürekli Hz. Mehdi (as)’ın etki alanına girer. Şeytanla bağlantısı olan da sürekli şeytanın etki alanına girer, kurtulamaz ondan. Allah Hadi ismiyle tecelli ettiğinde insanların Hz. Mehdi (as)’a karşı ruhlarında bir eğilim ve muhabbet olur. Tanısın veya tanımasın Hz. Mehdi (as)’ın etkisi altında kalırlar. Hz. Mehdi (as)'ı tanımaları şart değil. Onun elektriği, onun feyzi bir şekilde onu bulur. Her hangi bir şekilde yüzüyle karşılaşması, herhangi bir şekilde bakışlarıyla karşılaşması yeterli olur ve ondan sonra onun etki alanına girer bir daha da çıkmaz. Sonuna kadar da öyle kalır. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’de öyle oluyordu. Bir kere baktığında hemen Peygamberimiz (sav)'in etki alanına giriyordu. Allah Hadi ismiyle tecelli ettiyse, bir insan simasını bir kere 50 metreden bile görmüş olsa yeterlidir o ve sahabi olur ondan sonra, inşaAllah.
Müslümanlar her yerde ayrı eziyet görüyorlar. Mısır'da, Suriye’de ayrı, Fas, Tunus, Cezayir’de ayrı eziyet görüyorlar. Birbirlerinden haberleri de olmuyor. Halbuki bir başları olmuş olsa, Allah’ın beğendiği bir lideri, Allah’ın onlara "bağlanın" dediği bir lideri aramış olsalar, Allah bütün dertleri belaları üzerinden kaldıracak, ama kabul etmiyorlar. Herkes kendine lider seçiyor. Küfür her birini parçalanmış olarak çok rahat boğabiliyor. Halbuki Müslümanlar birlik olsalar böyle bir zulüm mümkün değil. İttihad-ı İslam olacak, Türk İslam Birliği olacak böyle bir şey olmaz. Gök kubbe başlarına geçer yapamazlar. Onları orada güçsüz ve sahipsiz gördükleri için, "bir başları yok bir birliktelik yok" diyorlar. Bin parçaya bölünmüşler, parçaya bölününce parçayı ezmek kolay oluyor, ama bütünü hiç kimse ezemez. İttihad-ı İslam farz. Cenab-ı Allah o yüzden bu felaketleri gösteriyor. "Birlikte olmaz, beraber olmazsanız böyle acı çekersiniz" diyor Allah, "böyle kan akar, felaketler birbirini kovalar, ama birlik olur, beraber olursanız bu acılar durur, zaman da normal hale gelir, bereket normale döner, ekonomi normale döner, acılarınız tamamen yeryüzünde silinir gider hatta hastalıklarınızı bile kaldıracağım" diyor Cenab-ı Allah. "Yeter ki Mehdime uyun, yeter ki Hz. İsa Mesih’e uyun, yeter ki Resullah (sav)’ın size bildirdiği açıkladığı talimatları yerine getirin" diyor.
Mehdiyet’i hafife almak çok büyük bela getirmiştir. Biz Hz. Mehdi (as) ile normal yaşayacak şekilde yaratılıyoruz. Nasıl beynimiz olmadan yaşayamıyoruz. Hz. Mehdi (as) olmadan, İsa Mesih (as) olmadan da normal yaşayamıyoruz. Bizi Allah öyle yaratmış. Hz. Mehdi (as)'a ve Hz. İsa Mesih (as)'a önem vermedi mi bir insan, Allah onun ruhunu boşaltıyor aklını boşaltıyor, basireti bağlanıyor.
İnsan ne kadar aciz varlık, beyinde tümör oluyor, kulakta tümör oluyor, yani her yerden hastalık çıkabiliyor, her şey insanı hastalandırabiliyor. Yere eğiliyor beyin damarı çatlıyor, yada evde otururken aort yırtılıyor durduk yere. Ölüm her yerden geliyor. Peki bu bir kısım insanları ilgilendiriyor mu? Yok. Deliler gibi yaşamanın peşindeler. Halbuki Allah ibret almamız için ve kendisine yakın olmamız için bu belaları veriyor dertleri veriyor. Gün içerisinde bir kere bile Allah’ı anmıyor, bir kere bile. Allah’ın verdiği yiyecekleri yiyor, Allah’ın verdiği havayı soluyor, Allah’ın verdiği canla geziyor, Allah’ın yarattığı güzel kokuları kokluyor, Allah’ın verdiği ekmeği, meyveyi bütün her şeyi yiyor içiyor tek kelime ne şükrediyor, ne Allah’ı takdir eden Allah’ı tesbih eden bir üslubu olmuyor. O zaman işte bela yol bulup geliyor. Allah vermesin. Hastalıklara karşı hamd edici olmayı ve tevekkül etmeyi nasip etsin Allah. Çünkü beterin beteri vardır derler. O haline de hamd edecek, o haline de şükredecek. Allah şifa verdiğinde de gevşeyip bozulmayacak.
Türk İslam Birliği’nde, Hz. Mehdi (as) zamanında düğün ortamı, bayram ortamı olacak, herkes gani gönüllü olur, coşar. Malını mülkünü hibe edenler, Allah için dağıtanlar çok olur, zenginler fisebilillah bütün fakiri, fukarayı doyurur. Müthiş bir coşku olur. Devlet müthiş zengin olacak Hz. Mehdi (as) zamanında.
Egoistlik, bencillik ve vahşilik dünyaya yayıldığı için bir takım tarikatlarda de kendini gösterdi, cemaatlerde de kendini gösterdi. Bencil, sevgisiz, katı, saldırgan, dediğim dedik, sert görüşlü, sert mizaçlı, ruhu kavrulmuş, içi yanmış, içinde Allah sevgisi, Allah korkusu kalmamış, ama kabuk kısmı kalmış kabuk insanlar çoğaldı bazı yerlerde. O kabuk insanların da kabuk açıklamaları oluyor. İnsanlar onlara itibar etmeyecekler. Gavs Hazretlerinin sözü ortada. Peygamberimiz (sav)'in hadisleri ortada. Bediüzzaman’ın talebelerinin açıklamaları ortada. Bediüzzaman’ın kendi açıklamaları ortada. Bu açılamalar varken kabuk adamlara gidip sarılırlarsa, onlardan medet beklerlerse, onlardan hidayet beklerlerse, onların zalimane, düşmanca, hasut, kin dolu sözlerini kendilerine esas alırlarsa, Müslümanlarla görüşmeyi yasaklayan, kendi içlerine çekilmelerini isteyen, Hz. Mehdi (as) sevgisini kalplerinden alan, Hz. İsa (as)’a olan sevgiyi kalplerinden alan, Allah sevgisini onlardan uzakta tutan, şeytan ve iblisatın emrinde olan kabuk şahıslara itibar ederlerse, bu olmaz. Sen Hz. Mehdi (as)’a tabi olmakla mükellefsin. Sen, “ben Hz. Mehdi (as)’ı tanımıyorum” diyorsun. Sen zaten Allah’ı da tanımıyorsun, Peygamber (sav)'i de tanımıyorsun. Çünkü Allah’ı tansan içinde sevgi olur, muhabbet olur, şefkat olur, koruyup kollayıcılık olur, dost canlısı olursun. İçinde bir muhabbet bir ateşi olur. O muhabbet ateşini de Müslümanlara canı gönülden sevgi gösterirsin. Bütün Müslümanları bir görürsün. Kin dolu olduğuna göre kabuk işte seni bu hale getirmiş. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette? "Şeytanı” diyor, “onlara kabuk gibi bağlatırız.” Bazıları da işte kabuğa tabi olmuş ve dolayısıyla hasta oluyor.
Kahramanmaraş Aksu TV, 29 Ocak 2011
Duyuların karışmaması çok acayip. Çünkü beyne gelen elektrikte bir kablo falan yok, bir izolasyon maddesi yok. Beyne elektrik versen beyin her yerden alır elektriği. Beyin çünkü bir et parçası, elektrik verildiğinde her yerden alır. Ama mesela göze gelen akım hiç yolunu şaşırmadan mutlaka gözle ilgili yere geliyor. Gözden şuura geliyor. Kulağa gelen kısım göze gitmiyor. Kulağa gelen elektrik mutlaka kulakla ilgili bölüme gidiyor. Kulakla ilgili bölümden de şuura geliyor. Koku şuura geliyor, dokunma şuura geliyor, görme şuura geliyor, duyma şuura geliyor, hepsi şuura geliyor. Mercimek kadar bir yer, hiçbiri birbirine karışmıyor. Karışsa çorbaya döner ortalık. Görmeye ses gelecek, sese görme gelecek, dokunma duyusu başka yere gidecek, karman çorman olur. Hepsi yerli yerinde ve tam isabetli olarak geliyor ve tam uyumlu olarak geliyor. Orkestra gibi, en ufak bir hata, en ufak bir çözülme, dengesizlik olmuyor. Tabii bunların hepsi sebep.
İnsanın yapısı tam anlamıyla metafizik. Fizik gibi görünüyor ama metafiziktir insan. İnsan kendine dönerse, kendine bakarsa olağanüstü bir varlık olduğunu anlayacaktır. Madde gibi görünen ruhtan müteşekkil olduğunu görür. Madde yönü vardır ama ruhun esas olduğunu görür. Biraz daha düşünürse ruhunun varlığını fark eder, hisseder. Bazen bu şiddetli heyecana sebep olabilir, ama korkmasınlar hiçbir şey olmaz.
Ülfet çok faydalı ama çok da zararlı bir şeydir. Çok dikkatli kullanılması gerekiyor. Ülfet tamamen kalkarsa Allah’ın heybetinden, haşyetten insanda müthiş bir korku meydana gelir. Çok sarih dünyayı kavradığı için, maddeyi ve her şeyi çok net kavradığı için kontrolün de çok zorlaşacağı bir durum olur. Şiddetli korku benzeri bir duyguya kapılır. Ve biraz hayat kalitesi bozulabilir, zor yaşar. Ülfet çok güçlü olduğunda da maddenin hakikatini görme konusu körleşmeye başlar. Mesela biz diyoruz ki bir kromozomun içerisinde trilyonlarca bilgi var diyoruz. Başka diyor, başka nedir diyor. Bunda fevkalade olan nedir diyor. Bir kütüphane dolusu bilgi, elektron mikroskopta göremediğin kadar küçük bir parçanın içerisine kodlu diyoruz, Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki bütün bilgiler kodlu. Ne var, bu normal diyor. İşte buna ülfet diyoruz. Basiret ve feraset kapanması. Muhakeme ve yargının bozulması, kafanın donuklaşması, algının donuklaşması. Kıyamet çok yakında diyoruz. 70 yıl sonra ne Müslümanlık kalacak, ne Hıristiyanlık kalacak, ne Musevilik kalacak diyoruz; daha çok var 70 yıla diyor. 70 yıl, yedi tane on sene. Çok kısa bir süre, göz açıp kapayıncaya kadar bitecek bir süre, çok kısa bir süre var. Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)'ı on yıl içerisinde göreceğiz diyorum, ne var bunda, gayet normal diyor. Kıyamet alametleri peş peşe oluyor ve hepsi 1980 tarihini veriyor. Göktaşlarının dünyayı sarması olayı ilk defa oluyor dünya tarihinde, 1980 tarihinde başlıyor. Zamanın kısalması bilimsel olarak açıklanıyor, 1980’den itibaren başlıyor. Nemesis’in Dünya’ya yaklaşması yine 1980’lerde. Ay ve Güneş tutulmaları ve diğer saydığımız 150 alamet hep 1980’lerden sonra. Adamlara bunları anlatıyoruz, bazı kişilere; gayet makul diyor. Bu basiret ve ferasetin durmasından kaynaklanıyor. Buna ülfet diyoruz. Yani beynin adeta donması, akılda bir durgunluk meydana gelmesi. Bu yüksek dozda olduğunda işte böyle bir zararı oluyor. Ama tamamen kalkıp da insanın kafası çok berrak olursa çok şiddetli korkudan dolayı bu sefer ayağa kalkamayacak duruma gelir, çok şiddetli korku sarar. Onun için Allah hafif ülfet vermiştir insanların üzerine ki o şiddetli heyecanı yaşamasınlar. Normalde beynin içinde yaşıyor insan. Bunu kavraması an meselesidir bir insanın. Çok kolay kavrar herhangi bir insan. Ama tam kavrarsa çok şiddetli heyecanlanır. Allah ülfetle onu tutuyor, o heyecanı yaşamalarını durduruyor. Yoksa bir insan, bütün ömrünü birkaç milimetrelik bir yerde geçirdiğini net anlasa ne olur? Üstelik ruh olarak yaşadığını görürse orada? Muazzam heyecan duyar. Bunu tam yaşamaması için baskılama sistemi kuruyor Allah, ona ülfet diyoruz.
Seller, Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla birden duracak. Bu da çok şaşırtıcı olacaktır. Hz. Mehdi (as)’ın bir kerametidir. Peygamberimiz (sav)'in de bir mucizesidir. Hem depremler duracak. Hem seller duracak. Hem zaman normale dönecek. Ömürler uzayacak. Ekonomik kriz duruyor. Bu ahir zamanın mühim olayları, Hz. Mehdi (as)’ın önemli bir şahıs olduğunu, Hz İsa Mesih (as)’ın inişinin nasıl bereket getirdiğini, Hz. Mehdi (as)’ın zuhurunun dünyaya nasıl bereket, bolluk ve güzellik getirdiğini görmeleri açısından da Allah’ın bir ispatı olmuş olacak. Allah önce özellikle böyle bir gerilim meydana getiriyor. Bu zorluklar birden kalktığında Hz. Mehdi (as)’ın ne kadar hikmetli ve önemli bir insan olduğunu anlamış olacaktır.
Dua ederken yalnız dua etmek gerekir. Dikkati dağıtacak bir şeyin olmaması lazım. İkincisi maddenin konumunu düşünmeleri lazım. Maddenin aslını göremediğini bilecek, dua eden insan. Allah’ın ona beyninde görüntü gösterdiğini, beyninin içinde yaşadığını bilecek. Allah’a kendini tam bırakacak. Allah’ı aşkla sevecek. Allah’a hep pozitif, hep olumlu olarak yaklaşacak. Allah’a hep hayır gözüyle bakacak. Sevme gözüyle bakacak. Allah’ı bırakmayacak. Ve ümitvar olarak bakacak. Allah’a böyle kabus kafasıyla değil, aydınlık, sevgi kafasıyla bakacak. O şekilde dua edecek. Dualarında maddi çıkarı değil de manevi güzellikleri esas alarak dua etmesi lazım. Çünkü manevi yönden birçok hastalığı, eksiği olduğu halde önemli görmeyip de sadece maddi çıkarı için dua etmek bir eksikliktir. Önce manevi eksikliklerin ortadan kalkması için Allah’a dua edecek. Kendini sürekli samimiyete doğru çekecek, dua ederken. Samimi olduğunu düşünecek, daha da samimi olmaya, daha da samimi olmaya çalışacak. İnsan zalimliğini ortadan kaldıracak. Cahilliğini ortadan kaldırarak yaklaşacak. Alabildiğine dürüst, alabildiğine samimi olarak dua edecek. O zaman Allah duasını kabul eder, inşaAllah.
Namazda vesvese hiç kaale almayın. Hiçbir anlamı yoktur, sıfırdır. Ne ondan dolayı günaha girersiniz, ne sorumlu olursunuz. Hiç muhatap olacak bir şey değil. İstediği kadar gelsin. İstediği kadar çapı büyütmüş olsun. İstediği kadar çirkin olsun o sizin imanınızın gücünü gösterecektir. Direk iman alametidir. Şeytan nezih insanlara, derin imanlı insanlara bu tarzda zaten musallat olur. Müslüman ne yapacak? Sadece kovacak. Kaale alması çok yanlış olur. Çirkinlik orada olur işte, eğer kaale alırsa.