Adnan Oktar'ın 01 Şubat 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

Gaziantep Olay TV, 1 Şubat 2011

  • Sıkıntıyla imtihan Allah’ın imtihan yöntemlerinden birisidir. Allah Hz. Eyüp (as)’e uygulamıştır onu. Çok uzun süre uyguladı Cenab-ı Allah. Ağır sıkıntı çekti Hz. Eyüp (as), hepsine sabretti. Allah çok şiddetli çile meydana getirdi. Çocuklarını elinden aldı, eşini elinden aldı, mallarını elinden aldı. Malsız, mülksüz kaldı. Bir de ağır bir hastalık verdi, çok ağır hastalık. Artık Allah’ızikredemeyecek hale geldi sıkıntının şiddetinden. “Ya Rabbi” dedi, “bu azabı üzerimden kaldır” dedi. Allah imtihanı bittiğinde üzerinden o acıyı kaldırdı. Candan dua ettiği için Cenab-ı Allah ona vahiyle bildirdi. "Su iç” dedi, soğuk su. “Suyla yıkan, bir de ayağını depret” dedi Allah. Hareket et. Spor, su içmesi ve duş alması. Allah üzerinden o belayı kaldırdı, rahatsızlığı kaldırdı. Allah yeniden ona çocuklar verdi, yeniden eş nasip etti, zengin oldu ve rahatladı.
     
  • Kürtler çok efendidir. Nezaket, hürmet, efendilik, incelik, misafirperverlik, yiğitlik, delikanlılık; hepsi bizim milletimizin genel özelliklerinden, onlarda da çok mükemmel gelişmiştir. Çok efendi insanlardır, onlara çok zulmettiler. Allah zulmedenlerin yaptıklarını ahirette onlara karşı getirsin, inşaAllah. Hz. Mehdi (as) devrinde tamamen ferahlayacaklar, rahatlayacaklardır.
“… Ebu Abdullah (İmam Cafer-i Sadık) dedi ki:” Ey Hişam, kaç duyun var?

Dedi ki “Beş duyum var.”

Buyurdu ki :“Bunlardan hangisi daha küçüktür?”

Dedi ki: “Görme duyusu.”

Buyurdu ki: “Peki görme duyusunun çapı ne kadardır?”

Dedi ki: "Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür."

Buyurdu ki : ”Ey Hişam! Ön tarafına ve üst tarafına bak ve bana ne gördüğünü bana anlat.” Dedi ki:” Göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum.”

Dedi ki : “ Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden ve yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir.”

Hişam derhal İmam’a sarıldı; ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi: “Bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.a)’ ın oğlu!”(Usul-i Kafi, El Kuleyni, Sayfa 104-105)

 
  • O devirdeki ilmin derinliğine bakın. Beyinde görüntünün olduğu yeri anlatırken ben de sürekli mercimek kadar bir yer diyorum. O da mercimek demiş, büyüklük olarak. Çok manidar. Bütün bunların hepsi mercimek kadar bir yerde oluyor diyor. Ledün ilmini veriyor. Hayrettir. Demek ki on iki imam ilmin özünün özünün özüne kadar hepsini biliyormuş.
     
  • Öldüğümüzde ruh olduğumuzu biliyoruz. Yani bir bedenin olması ayrıdır, ruh olarak olmak ayrıdır. Ruh haline geldi mi insan bunu yeterli görmez. İllaki bir beden gerekir. Hoşnut oluyor ondan. Yapı olarak Allah bizi öyle yaratmış. Akşamları yatıyoruz, uyuduğumuzda biz ölüyoruz. Sabah kalkıyoruz. İnsanlar bir başka memlekete gidiyor. Bir kalkıyor, zor toparlıyor.  İşte ölümden sonra da ara ara böyle safhalar olduğu anlaşılıyor. Yani insanın uyanıp, yeniden uyuduğu, yeniden uyanıp yeniden uyandığı safhalar olduğu anlaşılıyor. Ahirette dirilirken uykudan uyanır gibi diriliyorlar. Orada da şaşırıyorlar. Eyvahlar bize bu diriliş günü diyorlar. Ölürken melekler canını almaya gelir, eğer Müslümansa çok nezaketli, çok sevgi dolu bir üslupla onunla konuşurlar. O da zaten dünden istekli olur, canının alınması için. Zaten canını almaya geldiklerinde canı alınmış oluyor onun. Önündeki perde kalkıyor, o gün görüş keskindir diyor Allah. Sadece seni almaya geldik diyorlar. Canının çok yumuşak alındığını söylüyor Allah. Hiç hissetmezler, öyle can yakıcı bir şey olmaz. Küfürde çok ızdırap vericidir canın çıkması. Çok şiddetli acı çekerler, oradan anlıyorlar. Eğer başlangıçta o varsa Allah vermesin karşılığı cehennem anlamına geliyor. Anlamı budur. Müslümanlarda hem ön tarafında hem sağ tarafında bir ışık oluyor, mahşer yerinde. Ve onların yanında sürücüleri var, onları orada götüren mihmandarları, yer gösteren, yol gösteren. Ama küfürde öyle bir şey yok. Onlar tek başına, yapayalnız geliyorlar.  Üzerleri zift gibi bir madde kaplı, Kuran’da açıklandığı şekliyle.  Çıplaklar ama zift gibi bir madde kaplı üzerlerinde. Petrol gibi, ona benzer koyu bir şey kaplı. Onun için siyah görünümleri. Anlarlar zaten, anlamamaları mümkün değil. Müminin zaten nuru var, ön tarafında ışık var, sağ tarafında da ışık var ve yanında da mihmandarı var. Allah kuvvetle ümit ederler cennete girmeyi diyor. Çünkü Kuran’a göre normalde onların cennete girmesi gerekiyor.  Ama yine de yüzde yüzdür diye bir kanaat gelmiyor içlerine. Ayete göre kanaati gelmesi gerekir.
     
  • Onlara cennetin kapıları açılır diyor. Kapı denildiğinde metal bir kapı gibi akla gelir. Orada onu gördüğümüzde, o sistemi gördüğümüzde anlayacağız. Belki ışıktan kapılar, belki hiç tahmin etmediğimiz bir maddeden kapılar. Küfür orada yandığı halde dedikodu yapıyor. Daha hala psikopatlık yapıyorlar. Cehennemdeki yanmanın bizim bildiğimiz bir yanma olmadığı anlaşılıyor. Yüzünü alev bürümüştür diyor. Yüzü yanıyor, yüzünde ateş devam ediyor, üzeri katran gibi bir madde kaplı ama daha hala ukalalık yapıyor orada. Daha hala yalan söyleyebiliyorlar. Mesela pişmanlıklarını gizlerler diyor Allah. Göz ucuyla bakarlar diyor, daha hala enaniyet yapıyorlar orada. Bizim bildiğimiz tarzda bir durum değil, biz oraya gidince görmüş olacağız. Kafamızda canlandırdığımız gibi değil. Çünkü normal yanan bir insan hiç konuşamaz. Ateşin içinde olan bir insanın konuşacak hali kalmaz, çok şiddetli acıdan dolayı kontrolünü kaybeder. Ama orada konuşuyor adamlar. Hatta diyorlar ki;  Rabbinize söyleyin de bize size verdiği rızıktan ve sudan getirin diyorlar. Allah’ım bize su ver, rızık ver demiyorlar, ağırlarına gittiği için. Siz söyleyin diyorlar. Hala inkardalar. Devam ediyor inkar. Bir de hala oradan çıkmanın yolunu arıyorlar, kendilerini uyanık zannettikleri için. Küfür kafası var. Allah akıllarını almış. Daha hala bir yerden, bir şekilde oradan kaçabileceklerini zannediyorlar. Sürekli de çabalıyorlar. Orayı bir hapishane zannediyorlar anladığım kadarıyla. Ya birini kandırarak, ya bir yol bulup oradan kaçabileceğini zannediyor. O da Allah’ın onlara verdiği azaplardan birisi. Aptalca bir çabalama içinde oluyorlar.

6.8 --- Muhammed b. Hanefi (r.a.)’dan rivayet edildi ki: Bir gün biz Hz. Ali’nin yanındayken biris Hz. Mehdi’den sual etti. Ali (r.a.) “Heyhat” dedi. Sonra eliyle bir dokuz yaptı ve sonra da O ahir zamanda, kişiye “Allah’dan kork, Allah’dan kork” denildiği zamana çıkar, dedi. (ve şöyle devam etti): Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O’nun etrafına bir kavim toplar. Onların kalblerini uzlaştırır. Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez, kendilerine katılana da sevinmezler. Sayıları Bedir ashabı kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler ve onların sayıları Talud ile nehri geçenler kadardır. (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)

…7 sene ile tahdid edilme, bütün ülkelere tam manasıyla yedi sene hakim olması itibariyledir 9 sene ile tahdid edilmesi, Kostantiniyeyi fethetme müddedi itibariyledir... (Kıyamet Alametleri, 184)
 

  • Yani Hz. Mehdi (as)’ın İstanbul’a geliş ve İstanbul’daki faaliyetini 7 ve 9’la bağlantılı halde söylüyor Peygamberimiz (sav). Yani 79’a da işaret var. 7 ve 9 zaten tekli rakamlar.

Bulutların semada toplandığı gibi, Allah O'nun etrafına bir kavim toplar.  (Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman, 57)

  • “Bulutların semada toplandığı gibi” bulutlu olaylara da işaret ediyor anlamında. Mesela 11 Eylül olayları, Çernobil olayı, o yanardağı patlaması olayı. Hem Çernobil’de, hem yanardağ patlaması olayında böyle bir bulut Türkiye’ye kadar geldi. Peygamberimiz kapalı anlatıyor biraz. 9 diyor, bakıyoruz 1979’a işaret ediyor. 9’la ilgili, Bediüzzaman da Hz. Mehdi (as)'ın 9 cephede fikri mücadele vereceğini anlatıyor.  “9 düşmanın, 9 cephesine göndermiş” diyor. 9 cephe, yani Darwinizm, mateyalizm, komünizm, Stalinizm ve diğerleri.
Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken, nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu seçti ve onun bilgi ve bedenî gücünü arttırdı. Allah, kime dilerse mülkünü verir; Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir." (Bakara Suresi, 247)
  • Hz. Mehdi (as)'a “bu insan nasıl Mehdi olur” diyorlar. Talut kıssasında da aynı olayla karşılaşıyorlar. Olayların aynısı burada da var. Hz. Mehdi (as)’ı da ahir zamanda kabul etmeyecek bir kısım insanlar. Bir kısım yobazlar, biz daha imkan sahibiyiz, etrafımız var, ilmimiz var" diyecekler ve itiraz edecekler. “Malı mülkü de yok” diyorlar. Allah istediğini lider seçer.
“Peygamberleri, onlara (şöyle) dedi: "Onun hükümdarlığının belgesi, size Tabut'un gelmesi (olacaktır ki) onda Rabbinizden 'bir güven duygusu ve huzur' ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar var; onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır." (Bakara Suresi, 248)
  • Ahir zamanda bulunacak olan tabut bu. “Rahatlayacaksınız” diyor Allah.
Hz. Mehdi ... Beyt-ül Mukaddes'in hazinelerini, Tabut-u Sekine'yi Ben- İsrail sofrası  ile levhaların madenlerini Hz. Adem'in cübbesini, Hz. Süleyman'in minberinin asasını  ve Allah'ın Ben-i Israil'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır.
El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar,35
  • Onun için masonlar da beyaz eldiven giyerler. O eldivene duydukları hayranlıktan dolayı. Hz. Mehdi (as) bulacak o eldivenleri. Dolayısıyla masonlar için o çok önemli bir delil olmuş olacak. Hz. Süleyman (as)’ın asası, Hz. Adem (as)’in cübbesi. Bunları çıkaracak, gösterecek. Masonlar da onu görünce tabii iman edecekler, inşaAllah. İman etmeyen de iman edecek.  Özellikle Kutsal Sandık. Onlar hasretle bekliyor Kutsal Sandığı. Hem Masonlar, hem Tapınak Şövalyeleri, hem Gül-Haç Teşkilatı. Yıllardan beri, yüz yıllardan beri arıyorlar, Kutsal Sandık’ın yerini bulamıyorlar. Bulamazlar, çünkü bulamayacakları bir yerde. Onu sahibi çıkaracak. Çıkarttığında da nefesleri kesilecek. Masonları da çok derinden ve şiddetli etkileyecek.

“Naim b. Hammad Fiten’de, ve Ebu Cafer, Muhammed b. Ali (r.a.)’dan tahric ettiler. Buyurdu ki: Abbasi, Horasan’a ulaştığı zaman Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Bu yıldız, ilk çıktığında Allah Nuh kavmini helak etmiştir. Hz. İbrahim ateşe atıldığında da çıkmıştır. Firavun kavmi yok edildiğinde ve Yahya b. Zekeriya öldürüldüğünde de görülmüştür. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah’a sığının. O yıldızın “Doğması güneş ve ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler ‘alaca karga’ Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder.”

  • Hadiste tarihin akışı kusursuz gösterilmiş. Ay ve Güneş tutulmalarından sonra diyor, Ay ve Güneş tutulmaları oldu, 15 gün arayla Ramazan ayında oldu. İki uçlu kuyruklu yıldızın, Lulin kuyruklu yıldızının doğacağını söylüyor Peygamberimiz (sav), bu da oldu. Onun arkasından Mısır karışacak tarzında bir üslup var.  Şahsa varıncaya kadar söylüyor Peygamber Efendimiz (sav).
     
  • “Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak.”

    Zincirleme diğer ülkelere yayılacak diyor. Bu da bu şekilde oldu şu an. Bir yerde başladı, oradan oraya sıçradı, oradan oraya sıçradı.
     
  • “Bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak ve bu durum bir münadinin semadan seslenerek: "Ey insanlar, emiriniz artık Mehdi'dir" demesine kadar devam edecektir.”

    Bu olaylar durmayacaktır diyor Peygamberimiz (sav). Hz. Mehdi (as) ortaya çıkıncaya kadar devam edecek diyor.
     
  • “Mehdi  sabah namazına abdest almak için denizin yanında sancağı dikecek.”

    Hz. Mehdi (as)’ın bulunduğu mekan denizi gören bir mekan demek ki. Orada da büyük bir bayraktan bahsediyor. Bir sancak, bir bayrak. Denizin kenarında olacak diyor, müthiş bir detay.

Kaçkar TV, 01 Şubat 2011

Mısır'da yaşanan olaylar ahir zamanın mühim olaylarından olduğu için, Mübarek bu anlamda önemli bir kişi  olduğu için Peygamberimiz (sav) detaylı tarif ediyor olacak olayları:

H.30--- Deylemi, Ebu Ali Merdani’den (ravi silsilesi ile) O da Ebu Zer’den, O da Resulullah (s.a.v.)’den rivayet ettiler. Buyurdu ki: MISIR’DA KUREYŞ’TEN BİR ADAM ÇIKAR, ÇÖKÜK BURUNLUDUR. MAĞLUP OLUR VE MÜLKÜNÜ ZAİL EDER VE RUM’A KAÇAR. Onları alıp İskenderiyye’ye getirir ve müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur.

H.31--- İbni Asakir Tarih’nde, Ebu Zer’e dayanan ravi silsilesi ile rivayet ettiler. Resulullah (s.a.v) buyurdu: MISIR’DA... BURUNU ÇÖKÜK BİRİS ÇIKAR. MAĞLUP OLUR VEYA MÜLKÜNÜ ZAİL EDER, RUM’A KAÇAR. ONLARI İSKENDERİYYE’YE GETİRİR VE EHLİ İSLAM İLE SAVAŞIRLAR. Bu melhamelerin ilki olur.


Mercani (Ehbarul-Medine) de Cabir (ra) dan merfuan rivayet etmiştir: «Bu iş-Din- Medine’ye mutlaka dönecektir, onsuz iman tamamlanmayacaktır…» Fitne bütün dünyayı saracak, yukarıda Mehdi’nin bahsinde bu geçmiştir. Yalnız Medineliler hidayet içinde olacaklar, Çünkü o zaman halis mümin olarak kalan ancak onlar olacak, zira gerçek halife olan Mehdi’ye tabi olmuşlardır.. Gerçek halife mevcud olup da onu tanımayan veya tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü cahiliye ölümü gibidir… İşte din Medine’ye dönecektir, sözünün manası budur. Sonra, O içindeki yaramazları atacak, böylece münafıklar ve kötü kişiler oradan ayıklanmış olacaklar.. Ve Halis İman Medinede kalack, Beyt-i Makdıs ve diğer ülkelerde böyle olmayacak, çünkü münafıklar ehl-i zime ve yaramaz kişiler oraları dolduracak..

  • Peygamberimiz “fitne bütün dünyayı saracak” diyor. İstanbul’a ayrıca dikkat çekiyor. Oradaki insanların daha imanlı olacağı, hidayet bulacaklarını belirtiyor. Medine diye geçiyor. Yani Darwinizm, materyalizm dünyayı öyle bir kaplayacak ki, ateist düşünce öyle bir kaplayacak ki “Mehdi (as)’nin olduğu şehirde çok güçlü bir iman hakim olacak” diyor Peygamberimiz (sav). “O içindeki yaramazları atacak.” Böylece münafıklar, kötü kişiler oradan ayıklanacak. “Mehdi cemaatinden münafıklar atılacak” diyor Peygamberimiz (sav). Kötü kişiler ayıklanmış olacak. Ve halis iman Medine’de kalacak. İstanbul’da. “Beytü’l-Maktis, Kudüs ve diğer ülkelerde böyle olmayacak.” Orada Darwinist, materyalist, ateist sistem yayılacak diyor Peygamberimiz (sav). Dinsizliğin yayılacağı söylüyor. “Ve yaramaz kişiler buraları dolduracak” diyor.
     
  • “Kahtani, Cehcah, Heysen ve Mekat isimli kişiler çıkacak” diyor.  Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri bu kişilerden bir tanesi bence. Ya Kahtani, ya Cehcah, ya Heysen veya Mekat. Mesela  Şeyh Yasin Hazretleri de bu kişilerden bir tanesi.  Ahir zamanın önemli şahısları.
     
  • "Bir sene bir ay olmadıkça kıyamet kopmaz” diyor Peygamberimiz (sav). “Bir gün de bir saat gibi olacağı rivayetlerde geçmiştir.” Zaman alenen hızlandı. “Zamanlar tekarüb edecek, yani yaklaşıp kısalacak. Evet, zamanlar iki kere kısalacak.. Biri Deccal'ın zamanında.. Sonra yerin bereketi tekrar avdet edip günler ve seneler eski haline dönecek..” Zaman Mehdi devrinde yeniden düzeliyor. Yeniden eski makul hızına kavuşuyor. Rivayette açıkça söylüyor, “Biri deccalin zamanında” diyor. “Sonra yerin bereketi tekrar avdet ediyor.”  Yani artık seller, kasırgalar olmuyor. Yağmur evleri yıkacak, seller meydana getirecek derecede olmuyor. Toprağı tam besleyecek derecede oluyor. Makul derecede oluyor. Bunun sonucunda çok müthiş bir bereket oluyor. Seneler de eski haline dönüyor, makul geçiyor zaman. "Bilahare İsa aleyhisselam öldükten sonra dünyanın sonuna kadar yine kısalacak." Bir daha kısalıyor, dalgalanmalar yapıyor. Deccal çıkıyor, zaman hızlanıyor. Hz. Mehdi (as) geliyor normale dönüyor, İsa (as)’ın zamanında normale dönüyor. İsa (as)’ın vefatından sonra yine hızlanıyor. “Kıyamet kopana kadar öyle devam edecek.”
     
  • Maide Suresi 66- “Ve eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni (Kur'an'ı) ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (sayısız nimeti) yiyeceklerdi. İçlerinde aşırı olmayan (mutedil) bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür!”
     
  • Tevrat’ın hak olan kısmına uyan kişiye ben kin duymam. Tevrat'ın ve İncil'in hak olan bölümlerinin hangileri olduğunu Kuran'a bakarak anlarız. Tevrat ve İncil'in Kuran'a uygun hak olan bölümlerine uyan, yani Tevrat’ın orijinaline, İncilin orijinaline uyan bir insanla düşman olunmaz. “İçlerinde aşırı olmayan mutedil bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür” diyor Allah ayette. Demek ki aşırı olmayan mutedil olanlar var içlerinde. Bir de kötülük yapanlar var. Kuran bunu ayırıyor.
     
  • Maide Suresi 68- “De ki: "Ey Kitap Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkarlarını artıracaktır. Sen de kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma.”
     
  • Ayakta tutmak demek hükümlerini titizlikle korumak Allah’ın dediği gibi hayata geçirmek. Tevrat’ı da koruyun, İncil’i de koruyun ama Kuran’ı da koruyun. Ve Kuran’a da uyun, deniliyor.
     
  • Demek ki Muhammedi olduktan sonra İncil’in hak olan kısmına uyması güzel olan bir tavır oluyor. Tevrat’ın da hak olan kısımlarına uyması güzel olan bir tavır olmuş oluyor. Ehl-i Kitap’tan olan bir kimseyi Hz. Mehdi (as) gördüğünde ne yapacak? Onu önce Tevrat’ın orijinaline çağırıyor, Tevrat'ın bozulmamış haline çağırıyor ve onla hükmediyor. O hükmetmeyi Allah güzel görüyor. Çünkü orijinaline uymuş oluyor, gerçeğine uymuş oluyor. O zaman orada bir küfür alameti yok. Küfür hareketi yok. Fakat tam olması için, mükemmel olması için Kuran’da bunu açıklıyor. Muhammedi olmaları gerekiyor. Kuran’a da tam uyduklarında hiçbir sorun kalmamış oluyor.
     
  • Hristiyanlardan Musevilerden Tevrat'ın orijinaline uyarsa, böyle bir insanı biz anormal göremeyiz. Hz. Mehdi (as) Tevrat'ın orijinaliyle hükmedeceğine göre onlara, Hristiyanlara da İncil'in gerçeği ile hükmedeceğine göre, o zaman biz onlara dostumuz deriz. Muhammedi olmadıktan sonra gerçek İslam dini oluşmuş olmaz. Biz nasıl ki herhangi bir peygamberi reddedersek Müslüman olamıyorsak, bir Musevi de herhangi bir peygamberi reddettiğinde Müslüman olamaz. Aynı şekilde Hz. Muhammed (sav)'i de reddederse Müslüman olamaz. Çünkü Müslümanlar bütün peygamberlere iman etmekle mükellef. Peygamberler bir bütün. Aralarından birini veya birkaçını çıkaramaz. Mutlaka hepsine iman edecekler.
     
  • Ayetlerden açıkça görülüyor: Biz Kitap Ehli'ni sapkın yönlerinde dost edinmeyiz, sapkın inançlarında dost edinmeyiz. Ama Tevrat'ın ve İncil'in orijinaline uyuyorsa, yani Kuran'da hak olduğu bildirilen bölümlerine uyuyorsa o kişiyi de düşman edinmeyiz. Bu Kuran'a uygun olandır, sünnete uygun olandır.
     
  • Tevrat ve İncil'e uyun dendiğinde Kuran'a uygun hükümler kastedilir. Ama Tevrat ve İncil hiç demek doğru değil. İçindeki Kuran'a uygun sözleri takip etmek gerekiyor. Mesela Hristiyanlar Hz. İsa (as) çarmıhta öldü diyor, buna inandın mı zaten dinden çıkarsın. Ama "La ilahe illAllah" diyen bir Museviye ben sana uymuyorum diyemezsin. Namaz kılan bir Museviye ben buna uymuyorum denmez, kılıyorsa buna uyar. Temizlikte ona uyar. Hak olmayan hükümlerde uymayız, hak olmayan hükümlerde dostluk olmaz. O zaman evlenemezdik biz Kitap Ehli ile. Hristiyanları en yakın olarak görürsünüz diyor ayette. Demek ki hak olan konularda Ehli Kitaba bir karşıtlığımız olamaz. Küfür olan, Kuran'a uymayan, Allah'ın yanlış olduğunu bildirdiği konularda biz onları veli edinmeyeceğiz, onlara uymayacağız. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsinler diyor Allah, demek ki Kuran'a uygun hükümlerde biz onlardan razıyız, ama küfür olan konularda o hükmü kabul etmiyoruz, ona karşıyız. Allah'a dost olmalarından memnun oluruz. Biz dua ederiz, Allah da onları dost edinsin diye. Allah'ın dost edinmesi için de Muhammedi olmaları ve Kuran'a uymaları gerekiyor inşaAllah.
2011-02-02 01:57:55
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top