Adnan Oktar'ın 07 Şubat 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar
Adıyaman Asu TV, 7 Şubat 2011
Bazı kimseler modern düşüncenin nimetlerinden istifade edeceklerine, modern kafanın çıkarttığı egoistliği, bencilliği aldılar. Birçok Müslüman cemaate de sevgisizlik sirayet etti. On tane ayrı cemaatten Müslümanı bir araya getirmek birçok yerde çok zor. Her biri birbirini tekfirle suçluyor, bir anda birbirleri ile boğuşur hale geliyorlar. O yüzden Cenab-ı Allah ona çözüm olarak ahir zamanda tek bir topluluk olarak Müslümanların birleşmesinin müjdesini veriyor. Bunun da Hz. Mehdi (as) kanalı ile olacağını söylüyor inşaAllah.
Mehdiyet buram buram gelişiyor. Suriye’de şu an oylama yapılsa, ezici çoğunluk Türkiye ile birleşmeyi ister. Hem de tam anlamıyla birleşmeyi ister öyle yarım da değil, İnşaAllah. Bu, işte Allah’ın kalplere etki etmesi ile meydana gelen metafizik bir durum. Her şeyi materyalist kafa ile anlatıyorlar; şunun bunun etkisi değildir, Mehdiyet’in etkisidir. Allah onu vesile ediyor, biraz daha araştırılsa, biraz daha incelenirse bu gerçek ortaya çıkacaktır, inşaAllah.
Darwinist düşünceyi inceleyenlerin proteinlerin yapısını ve fosilleri çok iyi bilmesi gerekiyor. Bunu bildi mi zaten Darwinist olamaz. Yani proteinlerin moleküler yapısını biliyorsa ve paleontolojiyi biliyorsa başka bir şey bilmesine gerek yok.
En ummadığımız kişileri bile Darwinist yapıyorlar. Halktan bazı kardeşlerimizin bilgisizliğinden istifade edip, ortaya çıkıp böyle yapmak olmaz. Bu kafaya nefes aldırmayacağız. Müslümanları Darwinist yapıp, entel yapıp, ondan sonra dinsiz yapacak bir çizgiye doğru götürüyorlar.
Dindarlık sürekli devam etmiyor. Dindar gördüğüm birçok insan vardı, sonra alenen dinsiz gibi oldular. Bütün üslupları değişti. 20 yıl, 30 yıl dayanıyor, 40. yıla doğru sapıtıyor adam. İnsanların hepsinin aklı aynı değildir. Allah ayette insanlar zayıf yaratıldı diyor. O kadar dirençli değiller. Dış telkine, dış etkiye karşı güçlü olmuyorlar. Biraz üzerine gittin mi çökebiliyor. Ama aynı şekilde dinsizlik için de bu vardır. Dinsizlik de öyle güçlü bir cereyan değildir. Üzerine biraz gittin mi çöker. Ama dindarlık da bazı insanlarda öyledir. Üzerine biraz gidildi mi o da çöküyor. Onun için imanı güçlü, aklı güçlü liderlerin gücü, psikolojisi, ruhu ve enerjisi topluma yansıyor. Böyle liderler olduğunda yıkılmıyor toplum. O insanları noktayı istinat ediyorlar. Mesela Bediüzzaman zamanında öyleydi. Bediüzzaman ve talebelerinde noktayı istinat ettiler ve imansızlığa karşı dayandılar, çok güçlü kaldılar. Ve geriledi imansızlık. Şimdi de Mehdiyet devrede olduğu için, biz de Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri olduğumuz için onun enerjisi, onun gücünü dünyaya yansıtıyoruz. Ve insanlar zincirleme bundan etkilenerek dinsizliğe karşı dayanabiliyorlar. Yoksa dinsizliğe karşı dayanmak çok güçtür.
Dışarıdaki maddeyi eğer biz o şekliyle görmüş olsaydık, ne ışık görecektik, ne gölge görecektik. Zifiri karanlık görecektik. Zifiri karanlık hafif aydınlanmış olsa bile renk göremeyecektik. Sadece saydamlık görecektik. Allah bize çok renkli, üç boyutlu, çok kaliteli nefis bir görüntü meydana getiriyor. Mercimek kadar yerde ruh, gözü olmadan görüyor, kulağı olmadan duyuyor, dili olmadan tadıyor, burnu olmadan kokluyor, eli olmadan da dokunuyor. Sadece elektrik akımı var. Küçücük bir ortamda oluşuyor. Ruh bunların hepsini, birbirine girmiş elektrik akımını bu şekilde okuyor. Pırıl pırıl renkli bir dünya, çok nefis tatlar, çok güzel kokular olarak, mükemmel bir dokunma hissi olarak alıyor ve çok güzel sesler olarak alıyor. Ama bakın, kulağı olmayan ruh, kulaksız duyuyor. Kulağın getirdiği sesi ruh kulaksız duyuyor. Demek ki insanın ne göze ihtiyacı varmış, ne kulağa ihtiyacı varmış.
Allah “ol” der, oluyor. Hz. Musa (as)’a firavun geliyor. Hz. Musa (as) ilk önce her şeye yaratılışı veren Allah’tan bahsediyor. İlk anlattığı budur, yaratılışı anlatıyor. Yaratılışı Allah’ın yaptığını söylüyor. Firavun diyor ki; “o zaman ilk nesillerin durumu ne?” diyor. Şimdiki Darwinistler gibi o da soruyor. O da Darwinist. “Hepsi Rabbim’in Katında bir kitaptadır” diyor. “Rabbim hiçbir şeyi unutmaz ve yanılmaz” diyor. Yani “hepsini Allah yaratmıştır” diyor. Daha öncekileri de daha sonrakileri de. Ama ayetin 4., 5. işari anlamına bakacak olursak, bir kitaptadır dediğine göre ahir zamanda demek ki Darwinizmi çökertecek kitaplar da var. Mesela Yaratılış Atlası gibi bir kitap. İlk anlamı kaderdeki anlamıdır, Allah’ın kader kitabındadır. Ama 3., 4., 5. işari anlamına bakacak olursak; “cevabı” diyor, “bir kitapta vardır” diyor, inşaAllah.
Kahramanmaraş Aksu TV, 7 Şubat 2011
Kuran’ı okuyup Kuran’ın içindeki toplumlara bakacağız. Hangi toplum başsız? Hiçbir toplum başsız değil. Mutlaka dinsizlerin de bir başı var. Müslümanların da başı var. Böyle ayrı bir yapı hiç görülmemiş. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden de Peygamberimiz (sav)'in bizi yalnız bırakmadığını ve bize yol gösterdiğini de görüyoruz. Onun için Allah’a güvenelim. Peygamber (sav)'e güvenelim. Hz. Mehdi (as)’ı açıklaması ve arkasından tam tarif edildiği gibi gökte ve yerdeki olayların olması Allah'ın mucizeyle yardımıdır. Sırf Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı açısından değil bu. Allah’ın varlığı ve birliği, Allah’ın varlığının imani alameti olması açısından da elle tutulur çok önemli bir delilidir. Şahıslar, varlıklar hepsi çok detaylı anlatılmış. Ama insanların vicdanıyla anlayacağı gibi.
Kuran’a baktığımızda baştan sona akılcılığın hakim olduğunu görüyoruz. Ve her yerde vicdansızlık yapılmaması üzerinde Allah duruyor. Hangi sayfayı açsanız, ya vicdanlılar ya vicdansızlar ne yapıyor onu görüyoruz. Ana konu budur Kuran’da. O zaman biz vicdanımıza uyacağız. Yobazlık tarzında bir din anlayışını Allah defalarca yıkmış mı? Yıkmış. Ve ümmeti perişan etmiş mi? Etmiş. Mahvetmiş Allah. Her zaman mahvetmiş. Tutucu, Kuran’a uygun olmayan İslam anlayışını Allah mahvetmiş. Hiçbir şekilde müsaade etmemiş. Ya insanları musallat etmiş veyahut olayları musallat etmiş ve yok etmiş. Ama Kuran’a uygun samimi, sevgi dolu İslam anlayışında bir sıcaklık, bir sevecenlik hakim oluyor. Allah’ın koruması alenen net oluyor. Gün normale dönüyor. Hayat pahalılığı kalkıyor. İnsanların yüzü gülmeye başlıyor. İnsanlar sağlıklı hale geliyor. Sevecenlik artıyor. İnsan ruhunda bir korku yaşamıyor. Mesela İslam hakim, ama adam korku içinde yaşıyor. Demek ki irtica hakim. Gericilik hakim. İslam hakim olduğunda adam gece 3’te yataktan fırlayıp, sokakta neşe içinde koşması lazım ve kimsenin ona karışmaması lazım. İrticada sen öyle sokakta koşamazsın. Mesela genç kızlar gözleri korku içinde geziyorsa orada İslam yoktur. Gözlerinde parıl parıl neşe varsa, bir araya geldiklerinde neşelenip gülüyorlarsa, beş arkadaş çıkıp göğüslerini gere gere taa İstanbul’dan çıkıp Şam’a kadar gidebiliyorlarsa ve sokakta da onlara kimse bir şey diyemiyorsa, saygı duyuyorlarsa İslam budur işte.
Ölüm çok az düşünülüyor. Halbuki ölüm insanın hem mütevazı olmasını sağlar, hem Allah’tan korkmasını sağlar, hem derin düşünmesini sağlar, egoistlikten, bencillikten kurtulmasını sağlar. Makul, dengeli olmasına vesile olur. Ölümü az düşünüp iyi olacağını düşünmek olmaz. Bazı insanlar mutlu olacağını zannediyor. Ayette var; “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Mezarlığın kapısında da yazıyor. O yazının kaldırılmasını istemişlerdi. O yazı kalktı mı, o üslup, o düşünce kalktı mı egoistlik, bencillik gelişiyor. Ama öbür türlü cömert olursun, sevecen olursun, dostlarını ararsın, dünyaya hırsın olmaz, sıcak kanlı olursun, mütevazı olursun. Manevi yönler olmazsa dünyada da bir şey kalmıyor. Sevgi yoksa, dostluk yoksa, kardeşlik yoksa, affedicilik yoksa, sabır yoksa hiçbir şey kalmıyor. Sabır olmadan dostluğun, sevginin devam etmesi mümkün değil. Kafasına eser adamın durduk yere görüşmek istemiyorum, o kadar. Keser, atar. Bahane de yok, bıktım diyor, o kadar. İnsan sevdiğinden bıkar mı? Bıktım diyor veyahut çok adice şeyler düşünebiliyor, egoistçe, bencilce. O yüzden ölümün gündemde tutulması gerekiyor. Ölümü teknik olarak da anlatmak lazım. Ölümün her safhasını, ölüm anını, insan ölürken ne hale geldiğini, ölümden sonraki safhaları çok iyi anlatmak lazım.
Allah benim kaderimde İslam’ı anlatmayı var olarak yaratmış. Ne güzel, hazır kaderimde. Hiç zorlanmıyorum, sadece samimi oluyorum; Allah bana televizyonda anlatma imkanı veriyor, internette anlatma imkanı veriyor, radyoda anlatma imkanı veriyor. Anlattıkça kendim de zevk alıyorum, kendi kendime de anlatmış oluyorum anlattıklarımı. Benim beynimin içindeki bir görüntü bana bunları anlatıyor, ben kendim konuşuyor değilim ki. Allah konuşturuyor. Konuşmayı ben yaratıyor değilim, ben yaratamam. Konuşmayı Allah yaratıyor, ben de konuşmayı dinliyorum. Siz nasıl dinliyorsanız ben de dinliyorum. O bilgiyi aktaran da Allah.
İmtihan içerisinde ölümü, kıyameti düşünmek çok hayatidir, çok önemlidir. Metafizik olduğumu ta lise yıllarında fark ettim. Kainat çok harika, çok acayip. Bunu unutmaya kalkan Allah’a karşı saygıya uygun olmayan bir tavır göstermiş olur. Dürüst olarak Allah’a teslim olursak Allah dünyayı da ahireti de çok güzel yapıyor. Bir kere dünyamız çok güzel oluyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’in sevgisi kalbimizi sarıyor.
Ahir zamanda bizi bırakmamış Peygamberimiz (sav). Benden sonra ne yaparsanız yapın dememiş. Bunu diyebilirdi. Ne yapıyorsanız yapın, ben hayatta olduğum müddetçe sizinle ilgileniyorum, imamlığınızı yapıyorum, ben vefat edince de ne yapıyorsanız yapın, ben size karışmıyorum diyebilirdi. Ama öyle olmamış. Allah Peygamber (sav)’e emretmiş, ümmetine ta kıyamete kadar imamlık yap diyor. Kıyamete kadar imamlığın devam etsin, onlara gerekli bilgileri ver diyor Cenab-ı Allah. ben onlara bir imam göndereceğim, Hz. Mehdi (as)’ı göndereceğim, senin evlatlarından Mehdi (as)’ı, eşkali, görüntüsü şudur. Ve gökyüzünde ve yerde alametler yaratacağım ki insanların kanaati gelsin, onun Mehdiliğine inanabilmeleri için.