Adnan Oktar'ın 23 Şubat 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

TV Kayseri, 23 Şubat 2011

  • (Libya’da paralı askerlerin şiddet uygulaması haberiyle ilgili)

Kaddafi başlangıçta dengesizdi, sonra toparlanır gibi oldu ama sonra yaşının da ilerlemesinin etkisiyle ağır bunamaya girdi. Paralı asker kullanılması çok büyük bir rezalet.  Libya bir İslam ülkesi ve adam kendi vatandaşına karşı profesyonel katilleri getiriyor. Halkına karşı bunları kullanıyor. Müthiş bir rezalet. Özellikle paralı asker kullanılması rezaletin boyutunu göstermesi açısından yeterli. Kimsenin ona saygısı, sevgisi kalmamıştır. Paralı asker kullanmak, eli kanlı psikopatları kullanmak tam bir delilik alameti. Başka bir açıklaması yok. Adeta bir mafya teşkilatı kurmuş devlet içerisinde, devlet mafyası kurmuş, mafyayı halkın üzerine saldırtıyor. Diğer ülkelerin de Kaddafi'ye aklını başına alması için bir nasihat etmelerinde fayda var. Kendisi ve oğulları sessiz sakin çekilmeleri lazım. Ülkeyi nezaketle ters etsinler.

Türkiye modeli demek, Mehdiyet modeli demektir. Mehdiyet modelinin özelliği; ılımlı, sevecen, merhametli, makul, tutarlı, saldırgan olmayan, kandan kaçınan, kan akıtmaktan şiddetle kaçınan, huzuru arayan, özgürlüğü, bilimi arayan model olmasıdır.
(Libya halkı) Bayrağı da Osmanlı dönemindeki bayrağa çevirmişler. Yani bir Mehdiyet hareketi olduğu açıkça hissediliyor. Osmanlı deyince oraları fethetme anlamında değil. Mesela farz edelim, Libya, Fas, Tunus, bizim kastımız oradaki halkın rahat olması, neşe içinde olması, rahatça ibadetlerini yapmaları. Solcu insanlar varsa onların can güvenliğinin, mal güvenliğinin korunması. Onlara da derin saygı gösterilmesi. Tüm insanlara birinci sınıf insan olarak onlara muamele edilmesi. İslam’ın şefkatinin, merhametinin, dürüstlüğünün, güzel ahlakının, coşkusunun, sevincinin her yerde yaşanması. Yoksa kimsenin malına, mülküne kimsenin göz diktiği yok. Özgürlüklerine de kimsenin göz diktiği yok. Devletlerinin daha sağlıklı, daha iyi işlemesini istiyoruz. Kurulan hükümetlerin daha sağlıklı olmasını isteriz. Halkın, gençlerin daha iyi eğitilmelerini, mutluluk içinde yaşamalarını isteriz.

 

  • Kıbrıs’ı Kıbrıs yapan, oranın bir tatlılığı, bir şirinliği vardır. Kendine has kültürüdür. Sen oraya oteller, moteller, karmakarışık hale getirirsen, oradaki manevi dokuyu yok edersen orada ne kalır geriye? Binalar ve toprak kalır. Artık orası vatan olmaktan çıkar Allah esirgesin. Bir kere Kıbrıs’ı asla vermeyiz. Bunu unutsunlar. Bizim aşkla, muhabbetle sevdiğimiz kardeşlerimiz var Kıbrıs’ta, başka yerde var, hiçbirinden vazgeçmeyiz. Durup durup bunu tutturuyorlar. Güney Doğu’yu istiyoruz, Kıbrıs’ı istiyoruz, Antalya’yı istiyoruz, diyorlar. Boşuna uğraşıyorlar. Türkiye parçalanmayacak. Türkiye bilakis büyüyor ve büyüyecek. Oturmuşlar, orayı alalım, şurayı alalım.
     
  • Bazı kardeşlerimiz hiç kötü olmasın istiyorlar. O zaman iyiler olmaz. Mehdi zıtları olmasa Hz. Mehdi (as) da olmaz. Zaten Hz. Mehdi (as) demek kendi zıtlarıyla (ilmen) mücadele eden kişi demek. Mücadele eden karşıt güç olmasa zaten Hz. Mehdi (as) yok demektir. Dolayısıyla biz de Hz. Mehdi (as) talebeleri olduğumuz için karşıtlarımız olacaktır. Zaten zıttımız yoksa bir anormallik var demektir. Ne kadar zıttımız varsa, o kadar mükemmeldir. Peygamberimiz (sav)'in manevi değeri yaptığı mücadelelerle yükseldi. Peygamberimiz (sav) yolda yürürken üstüne deve işkembesi, dikenli çalı atıyorlardı. Bu peygamberliğin gereğidir. Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Pislik adamlar, haysiyetsizler bizim karşımızda olacaklar ki biz de onlara karşı olup mücadele edelim. Bu şevkimizi artırır, şeref meydana getirir. Aksi olursa çok acayip olur. Nimet olan bir şeyi külfet gibi görürseniz çok yanlış olur. Müslümanın karşıtları olması bir nimettir. Sevap kaynağıdır o. Irmak gibi sevap akar.
     
  • Ben mesela Bediüzzaman’ın zamanında olsam. Bana deseler, bu devrin Mehdi’si kim? Sizce ben anlar mıyım, anlamaz mıyım kim olduğunu? Anlarım. Nasıl anlamam ben? Çok vicdansızca olur aksi. Olay bağırır. Çok açık aleni, çok şiddetli alametler olur. Mesela sahte Mehdilerde bir milimse, gerçek Hz. Mehdi (as)’da milyondur alamet. Kahredici bir üstünlük vardır. Deliller çok sarsıcıdır. Bediüzzaman zamanında birçok insan var. Ben o devirde olacağım da bir türlü karar veremiyorum, acaba hangisi devrin Mehdi’si diyeceğim. Olacak iş mi bu? Hemen belli oluyor Bediüzzaman, hemen. İşine gelmiyor adamların, onun için görmezden geliyorlar. Bedizzaman’a tabi olmak ne demek? Hapishane demek. Öyle bir durumda  tabii anlamazlıktan gelecek kendi uyanık kafasına göre. Bir türlü çıkaramadım diyecek. Ona zarar vermeyecek bir Mehdi (as) arayacaktır. Hapse düşmesini engelleyecek, tahsilini tamamlamasını sağlayacak, evlenmesine mani olmayan, işini gücünü devam ettirmesini sağlayan, ailesiyle canlı, şekerli, bal, kaymaklı ilişkilerini devam ettireceği bir Mehdi (as)  gerekiyor. O zaman Mehdisi’ni bulur o. Gerçek Mehdi’lerde hayatın her yönüyle çatışma çıkar hemen hemen. O yüzden Mehdi (as) talebeleri az oluyor. Peygamberimiz (sav) anlaşılmıyor muydu? Neyi anlayamıyorsun? Bakar bakmaz anlaşılır. Anlaşılmaz olur mu Peygamber? Elinden yüzünden nur akıyor. Son derece dürüst, müthiş akıllı, keskin nazarlı, alabildiğine güzel ahlaklı bir insan. Dürüst olduğunu gördüğün halde, Peygamberim diyorsa Peygamberdir zaten. Aksi ne olabilir? Bir adam vardır. Kaşı gözü her yeri oynuyordur. İnanmazsın, o tamam. Ama elinden, yüzünden nur akıyor. Kuran ayetlerine bakıyorsun nefes kesiyor, şahane. Besbelli ki Allah hükmü. Niye anlamıyor biliyor musun? Sabah savaşa gidecek de onun için. Babadan, anadan ayrılacak. O zaman anlamaması gerekiyor kendi kafasına göre. Malını mülkünü verecek, gece sabaha kadar nöbet tutacak, müşriklerle ticaret yapamayacak. O zaman ben bir türlü çıkaramadım diyor.  Anlıyorsun sen, anlıyorsun da anlamazlıktan geliyorsun. Hemen anlarsın. Allah diyor ki; “vicdanları kabul ettikleri halde, zulüm ve büyüklenme nedeniyle kabul etmediler” diyor. Olay budur, zulüm ve büyüklenme. Başka bir şey yok. İsa Mesih (as) da öyle. Ben Peygamberi göreceğim de, tanıyamayacağım? Nasıl olur bu? Kalbin kapkaraysa tanıyamazsın tabii ki. Bir sahtekar çıkıyor, saçını platine boyatıyor. Eline bir sopa alıyor, ortaya çıkıyor. Ben İsa (as)’ım diyor. 5 yaşında çocuk olsa bunun deli olduğunu anlar. Nasıl anlamazsın onun sahtekar olduğunu. Hepsi anlaşılır. Biz mesela bir insanın ahlaksız olduğunu elinden, yüzünden anlıyoruz. Yanından uzaklaşıyoruz. Efendi bir insan geliyor. Nur gibi. Adam bir şey söylüyor. Tamam diyorsun, inanıyorsun. Kanaatin geliyor. Anlaşılır. Anlaşılmaz diye bir şey yok.
     
  • Güzel olan her şeyin uygulanmasıdır Mehdiyet. Baskı kötü, olmaz. Hürriyet güzel, olur. Hüzün kötü, olmaz. Sevinç güzel, olur. Mehdiyette sistem budur. Kötülerin hemen ayıklanması, güzel olanın da sürekli uygulanması sistemidir. Mesela Arnavutluk. Türk İslam Birliği oldu. Hükümete gitsen desen ki; hükümetinizi dağıttık, meclisinize el koyduk, sıkıyönetim ilan ettik, Arnavutluğu biz aldık.  Bu kötü, anormal. Ne diyorsun? Devletiniz kıyamete kadar baki olsun. Hükümetinize de helal olsun. Mülk sizin, sizi çok seviyoruz, var gücümüzle sizi destekliyoruz, ticaretimizin yolunu açalım, sevginin yolunu açalım, kardeşler olalım. Bu güzel. Tahakküm kötü. Sıkıyor insanı tahakküm. Bir insana baskı yapmak kötü. Bir insanı hizaya getirdin mi sen, ömrü boyunca unutmaz onu. Zorla hizaya getirmeler, insanların zoruna gider. Severek yaparsa çok güzeldir. Zor kullanırsan adam düşman olur, kafasından da gitmez. Onun için Mehdiyette zor yoktur.  Zorla güzellik bir arada olmaz. Mehdiyette zor yoktur, kalkar. Allah diyor; “dinde zorlama yoktur”. Genç kızlar, dünya çiçekleridir onlar. Alabildiğine özgür olacaklar. Alabildiğine neşe, sevinç içinde olacaklar. Hak ettikleri sevgiyi, saygıyı ve korumayı bulacaklardır. Onlar ezilirse bütün toplum ezilmiş olur. Onlar mutlu olursa, bütün toplum mutlu olur. Mesela çocuklara eziyet ediliyorsa bütün dünya gerilir. Çocuklar mutluysa bütün toplum mutlu olur. Mesela yaşlılar. Çok şekerdir yaşlılar, ayrı bir süstür onlar. Ne işleri var onların özel bakımhanelerde. Al getir eve. Felçli diyor. Sen olmayacak mısın? Sen de olabilirsin. O zaman seni de mi oraya koyalım? Al sevabı, ne güzel işte. Nöbetleşe bakacaksın. O zaman sen dünyada zor görmezsen nasıl imtihan oluyorsun? Yaşlı bir insana hayatı cennete çevireceksin. En güzel yiyecekler, kıyafetler. Ona sevinç vereceksin. Senin sevdiklerin de sana aynısını yapacaklar. Her yere sevgi hakim olacak Mehdiyet devrinde. Mehdiyet uzun uzun düşünülecek bir şey değildir. Mesela halkın olduğu bir yer var. Her yer taş bina, yeşillik yok, bahçe yok, olmadı. Yıkarsın binaları, orada güzel bir yeşil alan, havuzlu, bahçeler, bağlık yaparsın, evleri biraz daha ileriye alırsın. Bu oldu, bu Mehdiyet'tir. Taş binalar, iç içe binalar; ruhsuzluk deccaliyette olur. Rusya da öyleydi. Tek bir tane yeşillik yok. Küçücük dar alanlar. Ferahlık. Geniş geniş evler Mehdiyet'in gerekliliğidir. Çin’de adamların evi 3 metre kare. Mühendis adam 4 metre kare yerde oturuyorlar. İşte bu komünizmin, deccaliyetin dehşetini gösteriyor. Zaruri durumlarda geçici olarak kabul edilir. Çin’e git, bütün milletin suratı asık. Deccaliyetin neticesidir. Mehdiyet'te bütün yüzler güler, neşelidir, sevinçlidir. Sevinç, aşk belirtisi vardır. Sapsarı suratlar yoktur, canlı, dolgun yüzler vardır. Hayat doludur. İnsan hücrelerine hayat gelecektir Mehdiyet'te. Şimdi insan hücrelerinden hayat ruhu alındı. Ölü hücreler insanlarda. Bitkin, oksit sarı, gözler yerde, saçlar ölmüş, cildi ölmüş, bedeni ölmüş, elleri ölmüş. Bir ölüm hissediliyor Kuran’ın ruhunun girmediği yerlerde, Rahmani ruhun onları sarmadığı yerlerde. Kuran’ın ruhunun girdiği her yerde sıcaklık ve bereket olur. Mehdiyet budur.

“Câh’ıs-sadefî -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır: "Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zalim idareciler olacaktır. Daha sonra ehl-i beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır."” (Câmiüs-sağîr: 4768)

Hakikaten Resulullah (sav)’in söylediği gibi aynı bu şekilde oldu. Önce halifeler geldi, sonra emirler geldi, sonra krallıklar oldu, mesela Osmanlı’da sultanlar geldi, krallıklar gelişti. Mısır’da krallıklar vardı, her yerde krallık vardı. “krallardan sonra da zalim idareciler olacaktır.” Sonra da işte Enver Sedatlar, Kaddafiler çıktı, onun arkasından da “Ehli beytimden Muhammed Mehdi (as)” diyor Peygamber Efendimiz (sav). Son aşamadayız şu an.

  • Mehdi (as) özgürlükçü bir insan olacaktır. Sevecen bir insan olacaktır. Dostluğu, kardeşliği savunan bir insan olacaktır. İnsanlara vicdan azabı veren, vicdanlarını sıkan bir şey yapmaz Mehdi (as). İnsanlarda huzursuzluğa sebep olan, onları mahsunlaştıran, neşesini kaçıran bir şey yapmaz. Bilakis onların şevkini, heyecanını, neşesini, mutluluğunu artıran, içlerinin huzur içinde olmasını sağlayan bir kişilik olacaktır. “Uyuyanı uyandırmaz” diyor Peygamberimiz (sav). Bu çok geniş bir ifade. Bir kere sessiz ve sakin bir mücadele yapacağı anlaşılıyor. Ama insanları da psikolojik olarak sarsmayacağı anlaşılıyor, uyuyan kişiyi uyandırmayacak kadar özenliyse demek ki çok nezih tavırları. Çok akılcı halim bir insan olacaktır. Acı verme, insanları tedirgin etme gibi bir tavır olmaz. Bunu görüyoruz. Dolayısıyla kimsenin neşesine sevincine bir müdahalesi olmaz Mehdi (as)’ın, bilakis destekler. Ama herkese zarar veren bir şeyi açıklar, anlatır, makul olduğunu gösterir, insanlar buna inanır ve insanlar bunu yapmazlar. Mehdi (as) despot değildir, baskıcı değildir, olmayacaktır.
     
  • Almanya’daki, Avrupa’daki kardeşlerimiz konferans konusunda güzel atağa geçtiler. Diğer kardeşlerimiz de bu coşkuyu yaşasınlar, Almanya’da olsun, Hollanda’da olsun, çok nefis salonlar var. Allah bizlere hazırlamış. Muhteşem salonlar. Oradaki canlarımız, can kardeşlerimiz en güzel salonları tutsunlar, güzel ilanlar da bastıralım, onları da organize etsinler, bütün sokakları afişlerle süsleyelim, çok muhteşem konferanslar verelim, yeri göğü oynatalım. Nefes aldırmadan bunu yapalım. On tane olunca tamam anlamına gelmez. On taneyse yüz tane, yüz taneyse bin tane olması gerekiyor demektir. Konferansların vuruş gücü çok yüksek oluyor, psikolojik etkisi çok yüksektir. Kitabın etkisinden çok çok daha yüksek olur. Ömrü boyunca unutmaz konferansa giden adam, birebir anlatıldığı için. Kardeşlerimizin faaliyet yapmadaki aşkları, şevkleri çok güzel. Kütüphaneler kursunlar, Harun Yahya kütüphaneleri; konferanslar düzenlesinler, ev sohbetleri yapsınlar, ev sohbetleri güzel.  Kardeşlerimizi davet etsinler, 20 kişi-25 kişi. Çay, kahve, kurabiye tarzı şeyler, o aradaki sevgiyi artırır. Güzel hatip olan bir kardeşimizi seçsinler, iman hakikatleri anlatsın ama sıkmadan, coşkuyla. İmanı güçlü görülen kardeşlere bunu anlattırmak lazım, sevinçle anlattırmak lazım. Kucaklaşıp ayrılsınlar, çok faydası olur. Şiileri getirin sohbetlere, Alevi kardeşleri getirin, Bektaşi kardeşleri getirin. İman hakikatlerinde zaten bir tartışma olmaz. Fıkıh konusuna girmemek lazım. Herkes kendi fıkhına göre hareket edebilir. Mehdi (as) devrinde o istenilen şekle girecektir. Fıkıh konusuna girmedikten sonra bir Alevi, Bektaşi, Şii, Vahhabi kardeşimiz, hepsi beraber muhabbetle Allah aşkını konuşsunlar. Allah sevgisinden bahsetsinler. Onlara olan muhabbetlerini, sevgilerini göstersinler. La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah kardeşliğini yaşayıp zıtlarına güzel bir gösteri yapsınlar. Müslümanları birbirine düşürmek, Müslümanlara düşmanlık ruhu vermek isteyenlere ağır bir tokat olur, çok çok güzel olur. Ve her yerde de bu kardeşlerimize sevgilerini, muhabbetlerini ifade etsinler. Kulaktan kulağa, kulaktan kulağa yayılsın. Böldüler kardeşlerimizi biz birleştirelim.
2011-02-24 03:58:33
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top