Adnan Oktar'ın 03 Mart 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

Kahramanmaraş Aksu TV; Kaçkar TV, 3 Mart 2011

  • Müslümanların mutlaka bir lideri olması lazım, bu farzdır. İslam ahlakı dünyaya hakim olacak; ama kanla, irinle değil; olay çıkararak değil, kan dökerek değil, demokrasiyle, sevgiyle, barışla, uzlaşmayla hakim olacaktır, inşaAllah. Ve bünyesi laik olacaktır, laik sistem üzerine oturacaktır, inşaAllah.
     
  • Demagojiyle inanamadıkları şeyleri, bambaşka şekle sokmaya çalışanlara kardeşlerimiz itibar etmesin. Çünkü o din olmaz. Din, samimi inancı gerektiren bir şey, yani samimi kanaati gerektiren bir şey.  Mesela biz melek deyince başka bir boyutta son derece güzel, kanatları da olan yahut Cenab-ı Allah nasıl yarattıysa, daha fazla da değişik güzel yönleri olabilir, varlıklar olarak görüyoruz. Ve öldürülemeyen ancak Allah’ın canlarını aldığı varlıklar olarak görüyoruz.  Ve iman ediyoruz. Şeytanların varlığına inanıyoruz, cinlerin varlığına inanıyoruz. Bunları değiştiren sisteme bu yüzyılda geçtiler. Mesela cehenneme inanamıyor, bakıyor ortada bir cehennem yok. Ne yapsın? Güneşi cehennem hale getiriyor, "güneş cehennemdir” diyor. Cennet? Cenneti de, "Allah dünyayı güzelleştirecek, o şeklide cennet olacak” diyor. Bu hasta ruhlara insanlar uymasınlar. Saf ve  samimi imana göre hareket edeceğiz biz. Doğru anlamı neyse o. Hurafeye de girmeyeceğiz. Dürüst, samimi, ilk anladığımız, vicdanımıza doğan şekli doğrudur. Mesela Mehdi (as)’yi 1300 sene Müslümanlar insan olarak, şahıs olarak her yüzyılda beklemişler, sevinçle anlatmışlar. Kimse örtbas etmek istememiş, kimse korkup kapatmak istememiş. Hicri 1400’e gelince en aklı başında görünen bazı insanlara bakıyorum örtbas etmeye, kapatmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla bunun arkasından neler geleceğini düşünmesi lazım insanların.
     
  • Atomların her biri bir alemdir. Atomların hiçbir şeyle alakası yoktur. Ben dediğimiz varlık ruhtur. Atomun içine bir girsek Samanyolu galaksisi gibi koskoca bir şeyle karşılaşırsın.  Asıl olan ruhtur. Ruhun atomla, matomla, hiçbir şeyle alakası yoktur. Şu an beni ruhun dinliyor, ruhun görüyor, ruhun hissediyor. Cisim atomlardan oluşur. Ahirette bambaşka bir yaratılışla yeniden yaratılacağız. Fizik kanunları yeniden değişecek. Bütün fizik kanunları değişecek. 4. boyuta geçtiğimizde oradaki fizik kanunları, buradaki fizik kanunlarıyla uzaktan, yakından alakası yok. Orada atom kullanıyor ama bildiğin atom değil. Ama ruh ne parçalanır, ne bölünür. Allah “ruhumdan üfürdüm” diyor. Allah'ın ruhu hiçbir şekilde yok olmaz. Sonsuz evvelde de vardır, sonsuz sonrada da vardır. Hiçbir şekilde yok olmaz. Ruhun üzerine beden ilave ediyor Allah. Ona kalırsa bedenin sürekli eriyor her gün. Vücut sürekli parçalanıyor, defalarca tazeleniyor. Bir insan ömrü boyunca aynı bedende kalmıyor. Her gün vücuttan, vücut hücrelerinin yıkımından oluşan azot ıtrahı vardır. Sürekli vücut, protein alır, protein yıkımı olur. Atomla alakamız yok bizim. Atom seyretmiyor, ruh seyrediyor, Allah’ın ruhu seyrediyor. Atom duymuyor, benim ruhum duyuyor. Dokundum, atom değil hisseden, ruhum hissediyor şu an. Anlattıklarımı biraz derin düşünürseniz, zaten çok açık. Karışık bir şey yok.
     

İnşirah Suresi,

1-Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?

2- Ve yükünü indirip-atmadık mı?


Bu manevi bir ferahlığa işaret ettiği gibi; sıkıntının, baskının gitmesi gibi, ikinci anlamı sanki Peygamber Efendimiz (sav)’in biraz kilo verdiğini anlıyoruz buradan.

3- Ki o, senin belini bükmüştü;

Rahatsızlık vermişti sana diyor Allah.

4- Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?

2009 ebcedi.

5- Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.

Bu imtihanın sırrının bir açıklaması.

6- Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.

İki kere tekrarladığında biz buradaki rakamlara dikkat edeceğiz. 5 ve 6, 1956’ya bakıyor, inşaAllah. Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı ve Bediüzzaman’a en şiddetli baskıların yapıldığı tarih. İki kere tekrarlıyor Allah.

7- Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.

Yani boş durma. Boş durmak zarar verir. Sağlığa da zarar verir, akla da, ruha da zarar verir. Sürekli hareketli olmak gerekiyor.

8- Ve yalnızca Rabbine rağbet et.

Sadece Allah’a tevekkül et, Allah’a kendini bırak. Öbür türlü insan sıkılır ve hasta olur. Allah’a tam teslim olursa kafası dinç olur, ruhu dinç olur. Gerilim içinde olmaz. Öbür türlü oldu mu, ne yapacağız, ne edeceğiz, mesela içinde biraz sıkıntı duyar, acaba ben kalp hastası mı oldum, al sana bir sıkıntı konusu. Saçını tarıyor, saçı biraz dökülüyor, gitti saçlar diyor, vesvese ediyor. Biri bir şey söylüyor, alınıyor, saatlerce onun etkisinde kalıyor. Hatta bahane bulmada hiç güçlük çekmeyecek hale geliyor. Her şeyden rahatsız olur, her şey onu rahatsız ediyor aklına gelen. Tevekkül eden müminde bunların tamamı toptan yok oluyor, hepsi gidiyor. Dolayısıyla Müslümana sağlık sıhhat gelmiş oluyor. İnsana en büyük düşmanı yine kendisidir. İnsana en büyük kötülüğü yine kendisi yapar. Hiç kimse dışarıdan insana bu kadar eziyet edemez, bizzat kendisi kadar. En büyük acıyı insan kendisi verir. Ayette Cenab-ı Allah, “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyorlar" diyor Allah. Acayip zulmediyorlar kendilerine. Korkutur, tedirgin eder, vesveseye sokar, ümitsizliğe kaptırır, sabırsızlık verir. Ruh da bedene hakim olduğu için ruh bedeni yıpratmaya başlar. Ruh bedene saldırır bu durumda, tevekkül edilmediğinde. Ruh emrediyor biz kolumuzu kaldırıyoruz. Ruh emrediyor kolumuzu indiriyoruz. Ruh emrediyor ağzımızı açıp konuşmaya başlıyoruz. Kas ne anlar. Ağız etten kemikten oluşmuş bir şey. Çene kasları, ağzı, değil mi? Ruh emredince harekete geçiyor. Kas bir şeyden anlamaz, kas durur, bekler de bekler. Ama ruh hadi konuş dediğinde konuşuyor. Bu yüzden Müslüman Allah’a tam tevekkülü çok önemli bir hedef haline getirecek. Onu unutması zehir etkisi yapar. İlaç almayı unutan adam nasıl hastalanıyor, tedavisi var adamın, sürekli ilaç kullanması gerekiyor. İlacı kestin mi hastalanıyor. Suyunu kestiğinde susuzluktan perişan olur. Yemeğini yemezse hasta olur. İnsan da tevekkülünü kestiğinde hasta olur. Geçen hafta tevekkül etmiştim diyor.  Tevekkül kesintisiz devam eder, ibadet kesintisiz, namazlar kesintisiz, güzel ahlak kesintisiz, sabır kesintisiz devam eder. Dalgalanmalar şeklinde olmaz. Hayatının bir bölümünde var, bir bölümünde yok, o şekilde olmaz.


 


Gaşiye Suresi,

1-(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?

2- O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'


Bir kere kıyametin haberi sana geldi mi demek kıyamet haberleri. Ahir zamana bakan yönü olduğu görülüyor.

3- Çalışmış, boşuna yorulmuştur.

Ticaret yapmış, köşeyi dönmüş, çalışmak ibadettir diyor sadece ama Kuran’a, İslam’a sırt çevirmiş. Hiçbir önemi yok diyor Allah.

4- Kızgın bir ateşe yollanırlar.

5- Kaynar bir kaynaktan içirilirler.

6- Onlar için (zehirli olan) darı dikeninden başka bir yiyecek yoktur.


Evrimleşmiş dedikleri gibi, onların kendi kafalarına göre, çok biçimsiz, itici bitkiler. Zehirli, zarar veren, rahatsız eden bitkiler.

7- Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.

Bir bitkinin insanın kilo almasına, boy atmasına sebep olması olağanüstü bir şeydir. Yerden bir tahta parçası, çamurlu suyun içinden bir şey meydana getiriyor; elma, portakal meydana getiriyor, insan onu yiyip gelişiyor, zindeleşiyor, sağlık kazanıyor, biçim alıyor. “Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.” Hiçbir faydası olmaz diyor, etkisi olmaz diyor Allah.

8- O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.

9- Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.

10- Yüksek bir cennettedir.

11- Orda anlamsız bir söz işitmez.


Müslümanlar, gerçekten iman edenler, eğer gerçekten dünyada da iman ederlerse o andan itibaren cennet hayatı gibi bir hayat başlar. Samimi iman ettiği andan itibaren, o andan itibaren ama tereddüt etmeyecek, vesveseye düşmeyecek, o andan itibaren müthiş bir nimet başlar. Vefatı zevklidir, cennete gidişi zevklidir, cennetteki hayatı zevklidir. Hiçbir aşamada rahatsızlık duymaz. Allah o konuda garanti veriyor. Dünya için de garanti veriyor, ahiret için de garanti veriyor. Dünya için garanti vermesi çok büyük mucize. Dünyada da çok rahatlık içinde yaşıyorlar.
İncil’de diyor ki; Hz. İsa (as)’ın suyun üzerinde yürüdüğünü gördüğünde talebesi, o da aynı şekilde suyun üzerinde yürümek istiyor. Hz. İsa (as) da gel diyor, hakikaten yürümeye başlıyor, bir anda tedirgin oluyor, acaba batar mıyım gibisinden, hemen batmaya başlıyor. Hz. İsa (as) diyor ki; “ey zayıf imanlı” diyor, hemen ona onu hatırlatıyor.  Halbuki imanda tereddüt etmese, hakikaten güçlü, derin imanda olsa devam edecek. Edemiyor. Allah’ın orada vurgulamak istediği derin imanın hiç bırakılmamasıdır, tevekkülün hiç bırakılmamasıdır. İnsanların çoğunda bu dalgalanır. Peygamberimiz (sav) hadiste söylüyor; “sabah imanlı olur, akşam imansız; akşam imanlıdır sabah imansız olur” diyor.
Mehdi (as) asrımızın şartlarına uygun olan, akılcı olan bir tavır içindedir, asrımızın şartlarını uygular. Güzel olan bir şeyi kaldırmaz. Mesela demokrasi güzeldir, onu devam ettirir. Laiklik güzeldir, devam ettirir. İnsanların ruhunu, aklını sarsacak bir şeye Mehdi (as) müsaade etmez, istemez, kabul etmez. Mehdiyet’te de zor yoktur. Mehdiyet tekliftir, insanlar severek kabul ederler. Ben bunu bütün konuşmalarımda anlattım. Mehdiyet’te bir dayatma, bir zor yok. Çok sevdikleri için, çok muhabbet duydukları için Mehdi (as)’ın sözünü dinler insanlar. Yoksa Mehdi (as)’dan çekindikleri için, tedirgin oldukları için, 
Allah’ı çok sevdikleri için, Allah için Hz. Mehdi (as)'ı çok sevdikleri için sözünü dinlerler.


Abese Suresi,

1-Surat astı ve yüz çevirdi;


Ahlaksızlığın detaylarını veriyor Allah. Surat asmak ahlaksızlıktır, haramdır, çirkin bir harekettir. Kızdırıcı bir şey. Maymun gibi somurtur oturur bazı kimseler. Maymunları kızdırıyorlar, koşuyor, elini bağlıyor, yan döner oturur. Maymun yapar da insan yapmayacak. Çok ayıptır insanın sevdiğine yüz çevirmesi.

5- Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,

Müstağni görünce nasıl oluyor? Kendini beğenmek ve eleştiriye kapalı olma. Mesela diyorsun ki, mütevazı ol. Ben zaten mütevazıyım diyor. Doğru konuş diyorsun, ben zaten doğru konuşuyorum diyor. O zaman sana hiçbir şey demeyelim. Bayağı mükemmelsin o zaman. O zaman akıl hastası olur bir insan. Akli dengesini kaybeder. Kendini müstağni görmek çok tehlikelidir. Mesela diyor ki adam, mütevazı ol. Hay Allah razı olsun, mütevazı olmaya gayret ediyorum, daha da edeceğim, daha da iyisini yapacağım demesi lazım. Müstağni gördü mü, Alak Suresi’nde var, “insan kendini müstağni gördüğünde azar.” Müstağni görmek bir akıl hastalığıdır. Müstağni gördüğünde insan çirkinleşir, aklı gider, muhakeme ve yargısı bozulur, negatif bir elektrikle yüklenir, ters bir görünüm alır, itici olur, çok tehlikelidir. Sevilecek hali kalmaz. Çok tehlikelidir. Nefsini ezen, eleştiren bir insan, eleştirildiğinde de ondan mutlu olup, onu alan bir insan çok sevilir, üzerine güzel bir elektrik gelir. Güzel bir hava gelir, güzel bir ortam olur. Ona karşı kalpte bir muhabbet olur. Onun eti yumuşar, ruhunda bir mülayemet, insancıl bir hal alır.

2011-03-04 18:58:51
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top