Adnan Oktar'ın 07 Mart 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar
Adıyaman Asu TV , 7 Mart 2011
Komşu ziyaretleri, bunlar çok büyük zevktir. Sonradan bunları öldürdüler, bambaşka bir hale getirdiler. İnsanlar yalnız kaldı. Halbuki o hayat çok güzel. İnsan ruhunu dengeleyen, insanın asıl beğeneceği hayat budur. Birbirlerini ziyaret edecekler, birlikte namaz kılacaklar, sohbet edecekler, gönül alacaklar, birlikte yemek yiyecekler. Güneydoğu şahanedir, Karadeniz, İç Anadolu. Oralara deccalin eli pek değmedi. Yani Darwinist, materyalist ruh oralara girmedi. Büyük şehirlerde biraz etkisi fazla oldu. Tabii farkında değil onlar ama farkında olmadan o sistem içine girdiler. Özellikle büyük apartman ve sitelerde kimse kimseden haberi bile olmuyor. Adam ölüyor, haberi olmuyor. Bu güzel değil. Mehdiyet devrinde bütün bu güzellikler yeniden canlanacak. Sevgi, dostluk, kardeşlik, komşu hakları. Komşu hakları çok çok büyük bir olaydır. Onun ayrı bir hukuku vardır. Komşu yok ki hukuku olsun şu an. Öyle bir konu kalmadı. Detay detay komşu hukuku vardır. İnşaAllah bunlar yeniden güzellik olarak karşımıza çıkacak.
İkna çok önemli; yavaş yavaş, sakin, aklı başında, delillere dayandırarak, samimi bir üslupla anlatılması gerekiyor. Çünkü karşı taraf sürekli tek taraflı anlatmış, bizim de akılcı olarak anlatmamız gerekiyor. Kitaplarla, belgelerle. Duygusal değil, romantik değil; akılcı, gerçek delillere anlatıyoruz. En önemli yerlerden başlıyoruz. Konuyu genişletmiyoruz. Demagoji yok. Karşı tarafın silahı demagoji. Bizde samimiyet dürüstlük, candanlık, doğru delil, kolay delil, kolay anlaşılırlık. Karmaşık anlatılacağına hiç anlatmasak daha iyi. Bilimsellik adına karmakarışık anlatılırsa halk anlamaz. Öyle kolaylaştıracağız ki yedi yaşında çocuk bile anlayacak. Bizim yaptığımız öyle. Üniversite profesörünün de anlayacağı gibi, çocuğun da anlayacağı gibi. O şekilde anlattığımız için çok başarılı oluyor.
Samimiyet bulut gibidir, insanın üzerinden kayar gider. Duman gibi kayar, insanların üzerinden gider. Sürekli tutulması gerekiyor samimiyetin, gerekirse her on dakikada bir, on beş dakikada bir insanın toparlanması gerekir. Çok çabuk unutulur samimiyet. Hemen insan sokağın zahirliğine gidebilir, insanların stiline gidebilir, yapmacıklığa gidebilir, doğal olmayan üsluba doğru gidebilir. Ama kendisini toparlarsa, kendisini toparladığında; “beni konuşturan Allah’tır, ben kaderde Allah’a teslim olmuş Allah’ın ruhuyum” der. “Allah beni ruhundan yarattı. Ben bir hiçim, Allah’ın bir gariban kuluyum” der. “Benim kaderimi Allah yaratıyor, beni Allah konuşturuyor, benim konuşacak bir gücüm olamaz. Sesi ben yaratamam, sesi ben duyuramam. Bütün güç kuvvet Allah’ındır. Ben Allah’ın bana söylediklerini, bana ilham ettiklerini aktarıyorum” diyecek, Allah’ın verdiği güçle. O zaman güzel konuşur, doğru konuşur, kalplere de etki eder. Kalplere etki ettirecek de Allah’tır. Anlatırsın etkilenmez adam, boş boş durur. Ama kalplere etki eden de Allah olduğu için, samimiyet bir duadır. Sürekli samimi olmak bir ibadettir, mühim bir ibadettir samimi olmak. Mesela namaz ne kadar sürer? On, on beş dakika sürdüğünü düşünelim, ama samimiyet sabahtan akşama kadar devam eden bir ibadettir. Sürekli diri tutulması lazım. Allah; “ancak samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bu durumda samimiyetin ana konu haline getirilmesi gerekiyor. İbadet olarak ana konu haline getirilmesi gerekiyor. Samimiyet de sık sık insandan gideceğine göre, unutulursa gider, sürekli bu ibadetin içinde olunması gerekiyor. Dolayısıyla bir zikirdir bir nevi. Çünkü Allah’ı zikrederek samimiyet duruyor. Allah’ı zikretmekle samimiyet iç içedir. Beraberdir, ayrı değildir. Samimi olan Allah’ı anmadan samimi olamıyor. Allah’ı anarak samimi olabilir. Dolayısıyla da zikirdir. Sürekli Allah’ı zikretmektir. Makbul bir ibadettir samimi olmak. Allah ayette diyor, “ancak Allah’ın samimi olan kullarım kurtulur.” Hepsini samimiyetin içine almış Allah. Bir tek samimiyet. Samimi olan helale harama da dikkat ediyor, güzel ahlaka da dikkat ediyor, Allah’ın emirlerine de dikkat ediyor, hepsine dikkat eder. Tevazu içindedir, şirkten kaçınır, yapmacık olmaz, dürüst olur, gerçekleri gizleyemez, gerçeği açıkça söyler, yalan söyleyemez; Allah’tan korkar, yalan söylemekten çekinir. Bütün peygamberler çok samimiydiler. Allah Kuran’da dikkat çekmiştir, “Allah’ın samimi bir kuluydu” diyor, “ihlaslıydı” diyor Allah. O da samimiyettir. “Salih” diyor, yine samimi demektir. Bir çok kelime vardır, aynı anlama gelir hepsi, hepsi samimiyet üzerine kuruludur. Samimi oldu mu insanın beyni açılır, etki gücü artar, hikmet gelir. Hikmetli ve etkileyici konuşur.
Bizim de bu kadar sarsıcı olmamızın nedeni inşaAllah samimiyetimiz. Avrupa’da başkaları da yapıyor konferans. Darwinizmle ilgili çok konferanslar yapıldı. Adamlar izlemiyorlar, adam da gelmez, etkisi de olmuyor. Allahualem pek samimi olmuyor, yapmacık oluyor. Mesela Darwinistlerin yaptığı konferanslar oluyor, Darwinizm savunan konferanslar, kimse gitmiyor. Türkiye’de kaç defa yaptılar, bomboş, hiç kimse gelmedi. Defalarca yapıldı, kimse gelmedi. En zor şey yalan dinlemektir. Doğru olmayan bir şeyi dinlemek insanı çok sıkar. Yalancı dinlemek çok ızdırap vericidir. İnsanın içini en çok sıkan, rahatsızlık eden şeylerden birisi de budur. Samimiyetsiz bir insanı dinlemek, doğru olmadığını bile bile bir şeye ikna etmeye çalışan birisini muhatap almak çok zordur. Onun için de kimse gitmiyor konferanslarına. Ama biz gittiğimizde mutlaka delil gösteriyoruz, mutlaka samimi bir anlatımımız var. Hedefimiz samimi, anlatımımız samimi. Çünkü hedefimiz ne? İnsanlar birbirini sevsin diyoruz. Yahudisi, Hıristiyanı, müşriği, Budisti, hepsi Müslüman olsun istiyoruz. Ama zor olarak değil, zorlayarak değil. Sevgiyle, şefkatle, merhametle, dostlukla ve isteyerek, severek. Bütün dünya kurtulsun istiyoruz, bütün dünya barış içinde olsun diyoruz. Demokrasi olsun diyoruz. Bütün devletler özgür olsun, bütün milletler özgür olsun, bütünlüklerini korusunlar, üniter yapılarını korusunlar, bölünmesinler, parçalanmasınlar, huzur içinde yaşasınlar. Biz bunu istiyoruz. Birbirlerine yardımcı olsunlar, destek olsunlar, kimse kimseyi üzmesin. Bu çok kolaydır, aksi zordur. Ama Darwinizm hallolmadan bu bela hallolmuyor işte. Darwinizmin olduğu yerde mutlaka felaket, acılar, belalar oluyor, ızdıraplar oluyor.
Libya için mutlaka demokratik akılcı çözüm gerekiyor. İki taraf da çok büyük kayıplar veriliyor. İki tarafa da yazık oluyor. Türk İslam Birliği’nin içerisinde çok huzurlu, kolay bir netice alınabilecekken Türk İslam Birliği’nin olmamasının bereketsizliğini, acısını en şiddetli yaşayanlardan biri de Libya oldu. Herkes, her yer yaşıyor, şimdi de Libya yaşıyor. Türk İslam Birliği olsa bu rezalet olur mu? Mümkün değil.
Mahmut Sami Ramazanoğlu çok büyük bir alim, çok büyük bir mürşit, çok değerli bir insan. Allah rahmet etsin. O da Mehdi (as)’ın bu yüzyılda geleceğinden emin. Hatta altın veriyor torbayla “bunu ona ver” diyor. “Ben göremeyeceğim ama sen göreceksin” diyor. Yaşayan bir insana veriyor, genç bir insana veriyor.
Kahraman Maraş Aksu TV, 7 Mart 2011
Tabi ki biz bütün bölgelerin rahat olmasını istiyoruz. İsrail’in Türk İslam Birliği içerisinde yerini alması bütün sıkıntıları ortadan kaldıracaktır. İsrail’in güvenliği açısından da, Filistin’in güvenliği açısından da, anarşi ve terörün son bulması için de mükemmel bir sistem olacaktır Türk İslam Birliği. Bunun bir acil ihtiyaç olduğu belli. Yoksa biz onlara küselim, onlar bize küssün, onunla aramız açılsın, bununla aramız açılsın biz bunu istemiyoruz. Hiç bir ülke ile aramız açılsın istemeyiz. Hiç bir ülkenin de zulmüne müsaade etmeyiz. Zulmü makul göremeyiz. Tabi ki zulme karşı tavır almak farzdır, Allah’ın emridir.
İradeli, kararlı bir öncü olmadığında insanlar zayıf yaratılmıştır, dinsizliğe kayabilirler, insanlar genellikle elliye ellidir. Elli bir yapmak irade kullanmakla olur. Mesela Hz. Mehdi (as)'ın görevi o elliyi elli bir yapmaktır insanların büyük bir kısmı mütemerrittir. Sürekli tereddüt ederler. "Ahiret var mı? Haşa Allah var mı? Din doğru mu? Peygamberimiz (sav)'in sözleri doğru mu? Ahir zaman doğru mu? Deccal doğru mu?" diye şüpheleri olur. Hz. Mehdi (as) gibi, Hz. İsa (as) gibi imanı güçlü insanlar bu dengeyi düzeltirler. Peygamberimiz (sav) zamanında da sırf Kuran inse, Peygamberimiz (sav) olmasa çok büyük felaket olurdu. Yani Kuran'ı kabul eden insan sayısı çok az olabilirdi. Peygamberimiz (sav) bizzat öncü ve örnek olduğu için çok hızlı yayılmıştır. İmanı güçlü, kararlı insanlar çok güzel örnek olabilirler. Dinsizin de kararlılığı olduğunda onun da sürüklediği kitleler oluyor. Mesela Marx, Darwin, Lenin çok kararlı insanlardı. Milyonları arkalarından sürüklediler. Dindarlardan da çok kararlı kimseler olduğunda onlar da inananları yanlarına çekiyorlar. Sistemi Allah böyle yaratmış. İnsan telkine açık bir varlıktır, zayıftır insan. Kuran’da Allah bunu özellikle belirtmiştir. “İnsan zayıf yaratıldı” diyor. Mesela gayet neşeli bir insana "niye bu gün hüzünlüsün?" desen adamı birden acayip etkilersin, büyü etkisi yapar. Bir kişinin açıklamasıyla çökebilir. İki veya üç kişi açıkladığında dümdüz olur. Büyü etkisi yapar. Hz. Mehdi (as)'ın vefatından sonra, Hz. İsa (as)'ın vefatından sonra Müslümanlar başsız kalacaktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi (as)'dan sonra insanlarda bir beklenti olmadığı için psikolojik bir çökme oluyor.
Dini her zaman Allah imtihanda ortalı yaratıyor. Yani dinsizliğe de açık kapı bırakır Allah, dindarlığa da açık kapı bırakır Allah. Elliye elli yapar imkanları bastıran dindar yapar, bastıran dinsiz yapıyor. Biraz gayret eden dindar yapar. Mesela Nemrut zamanında Nemrut bastırmıştır dinsiz olmuştur toplum, Firavun mesela biraz bastırmıştır, toplumu dinsiz yapmıştır. Mesela Darwin çıktı hafif bir bastırmayla bütün dünyayı dinsiz yaptı. İnsanların zayıf yaratılmışlığının açık delilidir bu. Hz. Mehdi (as) da çıkıp aksine yani çok iradeli ve kararlı olduğu için dengeyi değiştiriyor Allah’ın dilemesiyle. Allah onu vesile ediyor. Çok küçük bir azınlık dünyada her zaman belki binde birlik bir azınlık iman etmiştir. Toplamına baktığımız da çok az topluluk Allah’a iman etmiştir. Küfür her zaman kalabalık olmuştur. Onun için cehennem doymuyor ayette de var. “Daha yok mu?” der diyor Allah cehennem. Yani muazzam insan kitlesi cehennem için yaratılmıştır. Cennette de insanlar vardır fakat azdır.
Cehennem cennet için yaratılmış bir olaydır aslında. Cehennemin vasfı ayrıdır. Orada ibret alma vardır. Ve adaletin tahakkuk ettiğini görme vardır. Allah’ın adaletini görürüz biz cehennemde. Zalimlerin, ehli zulmün karşılığını almasından dolayı psikolojik rahatlığa sebep olur Müslümanlarda. İçinde bir ferahlık olur. Mesela zulmetmiş, acı çektirmiş, annesini babasını asmış kesmiş insanları Müslüman cehennemde gördüğü vakit içinde bir ferahlık oluyor. Allah’a karşı sevgisi artıyor. Allah’ın adaletini görmüş oluyor. Adalete karşı insanlarda sevgi oluşmuştur kalpte. Filmlerde bile bilinir, insanlardan biri adaleti sağladığında o filmin kahramanı olur. Filmlerin hepsinin kökeninde, romanlarda falan adaleti sağlayan insana karşı sevgi meydana gelir. Hz. Mehdi (as) adaleti sağlayan kişidir dünyada. Ahirette de Allah vesilesiz adaleti sağlamış oluyor inşaAllah.
Hz. Mehdi (as)'ın çıktığını anlatırken zorlanmıyoruz. O kadar çok delil vermiş ki Allah. Mesela Hz. Mehdi (as) çıktığında 2 tane olabilirdi delil. Bu güçsüz olurdu. Bayağı zorlanırdık. Ama öyle yapmamış Cenab-ı Allah 150’nin üzerinde delil meydana getirmiş. Belgelerle ispat edilecek gibi yapmış, dünyaya ispat edecek internet sistemi, televizyon sistemi, radyo sistemi vermiş elimize. Hz. Mehdi (as) öncüsü için, Hz. Mehdi (as) talebesi için muazzam bir imkan bu. Mesela uydu var, muazzam bir güç. Anlatırken de karşı taraf o kadar zavallı bir üslup kullanıyor ki. O kadar acz içinde ve yüzsüz ki yani o fikri, fikren ezmek böyle kül yığınını üflemek gibi oluyor. Gayet kolay oluyor.
Hızır (as) kaybolmaz, kayboldu dediğin yerde hazır nazırdır. Dağın içinden geçer gelir Hızır (as), öyle bir konusu olmaz. Bir anda zaman ve mekan değiştirir. Geçmiş zamana geçer, ileri zamana geçer, bir anda sehpa haline gelir. Bir anda aynanın içinden geçer, gider. Bir anda bakarsın yakışıklı bir delikanlıdır. Bir bakarsın yaşlı bir dede görünümünü alır. Bazen bir kuş şekline girer. Hızır (as) öyle bir konusu yok. Kaybolma diye bir konusu yok.
Kadınlar dünyanın en tatlı varlıklarıdır. Hem güzelliğiyle, hem huyuyla, hem varlığıyla dünyada nefasetin, temizliğin, sıcaklığın, barışın, merhametin, şefkatin, Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisidir kadınlar. Allah’ın verdiği en büyük nimettir kadın. Bütün dünyayı huzura gark ederler. Zayıf iman ortamında çok büyük felaket olacağı belli. Çok kötü olur. Sevgisizlik, şefkatsizlik, merhametsizlik olurdu. Kadınlar güzellikleriyle, sıcaklıklarıyla dünyayı süslerler. Dünyanın süsüdürler ama çok iyi korunup kollanmaları lazım. Çünkü kadın adale gücü olarak daha zayıftır, erkekten. Daha naiftir, daha naziktir. Zor işlere sokulmaması lazım. Böyle onare edilecek, onların hoşuna gidecek işlerin onlara teklif edilmesi lazım. Her şeyine dikkat etmek lazım. Yemeğine, içmesine, sağlığına, uykusuna dikkat edeceksin. Mutluluğu çok önemlidir, neşesi çok önemlidir. Sevinci önemlidir. Aldığı gıdaların kalitesi çok önemlidir. Yıpratacak bir ortam olmaması lazım. Kadınlar çok naif varlıklardır. Çok çabuk yıpranırlar. Çok çabuk üzülmeye açıktırlar. Daha duygusal oldukları için çok daha alıngan olurlar. Olağanüstü özen gerekli. Allah ayette söylüyor “çiçek gibi” diyor kadınlar için. Asrımızda kadınların kıymeti o kadar bilinmiyor. Hz. Mehdi (as) devrinde çok değerleri bilinecektir. Hem hürriyetleri hem de güzel yaşantıları o zaman tam olacaktır. Toplumun her kesiminde kadın hakimiyeti olacaktır.
Kadınların iyi eğitilmesi önemli, genel kültürleri önemli. Görgüleri önemli. Kültürsüz bir kadın acı çeker. Maddi yönden de güçlü kılmak lazım. Maddi yönden güçsüz olduğunda kendini korumada da güçlük çeker. Eğer seviyorsa insan eşini mutlaka onu maddi yönden de güçlü hale getirmesi lazım. İnsan sevdiğinin geleceği için sebebe sarılır. Tabii ki geleceğini Allah yaratır. Her şeyde Allah’a tevekkül ederiz. Ama sebebe sarılma denen de bir olay vardır. Tedbir takdiri bozmaz. Ama tedbir alınırken hanımlara öncelik tanınması gerekir.
Akıllı bir kadın çok büyük bir nimettir. Akıl kadını çok güzel hale getirir. Akıllı zeki bir kadın tutkuyu, derinliği, aşkı çok iyi bilen varlıktır. Tutkuyu bilmeyen bir kadın, aklı zayıf bir kadın güzel de olsa gücü çok zayıftır. Ama akıllıysa zaten derin imanlıdır, Allah’ı bütün güzelliğiyle görebildiği kadarıyla görür. Konuşmaları makul ve tutarlıdır. Sıkıcı olmaz. Gönül alıcıdır. Affedicidir. Şefkatli, merhametli olur. Mesela gaddar bir kadın güzel olmaz. Çok zordur gaddar bir kadınla anlaşmak.