Adnan Oktar'ın 22 Temmuz 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar
A9 TV; 22 Temmuz 2011
Ermeniler bizim canlarımız. Gelsinler. Rumlar da, Ermeniler de istedikleri gibi yerleşirler. Osmanlı döneminde nasıl iç içeydik. Aynı şekilde kardeşçe, dostça yaşarız, arkadaşça yaşarız. Bir düşmanlık, kin yok aramızda, ülfet var inşaAllah. Onlar da Allah’ın kulu, bizler de Allah’ın kullarıyız, dünya kardeşiyiz. Ama onlar da kendi aralarında din kardeşidir, dünya dostuyuz, onlar kendi aralarında din dostudur. Tabii ki birbirlerini koruyup, kollayacaklar, Müslümanlar da birbirini koruyup kollayacak, ama arkadaşça ve kardeşçe bir ortam olması lazım. Sayın Davutoğlu, mübarek, muhterem bir insandır. Ahir zamanda Mehdiyetin bir tecellisidir. Mehdi’nin zuhur ettiğinin de bir alametidir inşaAllah. Çok güzel hizmetler veriyor. Allah muvaffak etsin, Allah yolunu açsın, Allah kalbine inşirah, ferahlık versin.
(Öcalan'ın çatışmayı durdurabileceğini iddia eden haberle ilgili)
Çocuk gibiler, hayret. Gücü yetiyorsa, cezaevinde de, söylesin, halletsin. Bir kere komünist düşüncede savaş hiç bir şekilde bitmez. Diyalektik düşüncede savaş hiç bir şekilde bitmez. Sürekli çelişki vardır. Sürekli zıtların mücadelesi vardır ve proleterya diktatörlüğüne kadar kan akmaya devam eder. Hatta proleterya diktatörlüğü oluşsa bile yine o düşünce kendi zıttını ortaya çıkaracaktır diye inançları var, yine savaş olacaktır diye inanıyorlar. Yani durağanlık komünist düşüncede yoktur. Sürekli devrim düşüncesi vardır. Kesintisiz devrim düşüncesi vardır. Komünist düşüncede kansız bir dünya yoktur. Mutlaka kan vardır, mutlaka terör vardır, mutlaka anarşi vardır. Sükunetli bir dünyayı komünizm kabul etmez.
(Ankara'nın da Öcalan'ın gücünün farkında olduğuyla ilgili Hasan Cemal'in yazısı hakkında)
Suç işleyen cezasını çeker. O zaman şuç diye bir konu kalmaz ki. Suç varsa ceza vardır. Bunlar eski tüfek solcular. Gençliklerinde hiç bir şey yapamadılar. Şimdi kendi kafalarına göre birşeyler ortaya koyuyorlar. Ankara’nın farkında olduğu şey Türk İslam Birliği’dir. İttihad-ı İslam’dır. Devletin resmi politikası Türk İslam Birliği’dir. Atakürk’ün talebi budur. Devletin bölünme politikası olmaz. Böyle birşey hıyanet olur. Kimse böyle birşey yapmaya cesaret edemez. Dolayısıyla yanlış düşünüyorlar.
(MHP'nin Türkiye’nin bölünmesine izin vermeyecekleri hakkındaki açıklaması)
Helal olsun. Helal olsun, Böyle gür, tok bir ses, delikanlıca bir ses, yigit bir ses, maşaAllah. Memleket sahipsiz değil, daha önce de söylemiştik. Hiç kimse bölünmeyi kabul etmez, ne Ak Parti, ne MHP, ne Saadet, ne CHP. Hiç kimse. İnşaAllah.
Komünizmde barış olmaz, faşizmde de barış olmaz. Örneğin faşist bir iktidar olduğunda, biz barışı getirmek için geldik diyorsa şaka yapıyordur. Faşizm kan döker, istilacadır ve sürekli çatışmayı arar. Aynı şekilde komünizm de de, hiç bir şekilde barış diye bir konu yoktur komünizmde, çelişki vardır. Tez, antitez, sentez. Sürekli çelişir. Bütün olaylar çelişir, madde çelişir, toplum çelişir, hayat çelişir. Her yerin çelişki ile dolu olduğuna inanırlar. Dolayısıyla savaşın ve mücadelenin, devrimin kaçınılmaz bir gereği olduğuna inanırlar. Bunların kafasındaki devrimci düşünce budur. Kanın bittiği yerde komünizm de biter. Kan olduğu yerde komünizm de devam eder. Proleterya diktatörlüğü kan üzerine kuruluyor. Bakın kendileri söylüyor, diyor ki “Bu büyük kan denizinin ufkundan bir büyük kızıl güneş doğacak.” Daha ne desin adam. Bakın “Kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor. Komünist güneş. Komünizm doğacak diyor. Deniz gibi kan akatacağız diyor adamlar, daha ne desinler. Sloganlarında var, bütün yazılarında, her yerde var. Palazlanmak için iki adım ileri, bir adım geri. Komünistlerin yönemidir bu. Böyle bir şey yok. Vakte ihtiyaçları var. Palazlanmaya ihtiyaçları var. Stratejik açıdan rahat etmeye ihtiyaçları var. Konu bu. Bağımsız devlet kurduklarında kendi kafalarına göre, Allah muhafaza, ağır silahlarla donatılmış, Çin yapımı silahlarla donatılmış, geri kalan bölgeleri tamamen istila etmeyi düşünüyorlar ve dünyaya komünist proleterya diktatörlüğünü oturtmak istiyorlar kendi kafalarına göre. Barıştan bahsedenler ya komünizmi bilmiyorlar, komünizmin yapısını bilmiyorlar, yahut milleti oyalamak için taktik uyguluyorlar. Komünizmde barış diye birşey yoktur.
Yıllardan beri söylüyoruz komünist düşünceyi resmi ağızlardan duyalım. Hiç komünist kelimesini ağazlarına almadılar. Ben buna şaşırıyorum. Komünist, Stalinist bir ayaklanma yok mu orada? Var. Antikomünist faaliyet gerekmiyor mu? Bunu da söyleyin işte. Tek başına silahla çözülmeyeceğini görüyorsunuz, çözülemez silahla. Yani bir tarafta ideoloji var, diğer tarafta ideoloji yok. Bir tarafta inanç var, diğer tarafta inanç yok. Olmaz. Karşı inanç geliştirilmesi lazım. Mesela komünist inanç varsa, antikomünist, evrimci düşünce varsa Yaratılışçı düşünce. Mutlaka karşı tez, karşı inancın ortaya konması lazım. O zaman karşı düşünce rahatça ilerler ve bu netice meydana gelir. Bediüzzaman da diyor: “telkin kabiliyeti ve ikna ve propaganda kabiliyeti geliştikçe o taun da tevessül eder, gelişir” diyor ve gelişiyor. Adım adım gelişiyor. Karşı çalışmayı biz yapıyoruz, bazı kardeşlerimiz yapıyor ama yetersiz. Devletin yapması lazım, geniş çaplı olması lazım. Ve devletin önce orada komünist bir ayaklanma olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Sonra da antikomünist bilimsel faaliyetin gerekliliğini söylemesi lazım. Mesela, "buna karşı psikolojik çözümler de gerekiyor" diyorlar. Psikolojik çözümün ne olduğunu söylemeleri gerekir. Psikolojik çözüm nedir? Adamları alıp anaokuluna mı götüreceğiz? Doktor mu, telkin mi yapacağız? Psikiyatrise mi götüreceğiz adamları? Psikolojik çözüm antikomünist çalışmadır. Antidarwinist, antikomünist çalışmadır. Bunu mutlaka söylemeleri lazım.
Adam silahlı ve ideoloji ile ortaya çıkıyor. Senin ideolojin de yok, bir karşı atak da geliştiremiyorsun, bir fikrin de yok. Antidarwinist misin demiyorsun, antikomünist misin, anlatmıyorsun. Stalinizme, leninizme karşı bir eleştiri getirebiliyor musun? Getirmiyorsun. Susuyorsun. Susunca karşı ideoloji gelişir ve gelişiyor. Seni cahil, birşey bilmez adam olarak görüyor adam. Pasivist olarak görüyor, durumu muhafazacı olarak görüyor, yani komünistler seni dinlemez. Komünizm % 10, % 5 kitleyle hakim edilen bir düşüncedir. Yani toplumun tamamının komünist olması gerekmiyor. % 10 bol bol yeter bir ülkeyi komünist yapmak için. Birçok ülke için bu böyledir. % 10 ezici çoğunluktur onlar için. Lenin de söylüyor bunu. Lenin’in de, Stalin’in de açıklamaları var. İdeolojiyi tam kavramış % 10 bitirir işi. Güçlüyle zayıfların mücadelesi vardır, zıtların mücadelesi vardır diyor. Biz ezilen sınıfı temsil ediyoruz, işçi sınıfını temsil ediyoruz. Bunlar da çıkarcı sınıf diyor. Bunlarla biz yaman bir çelişki içindeyiz diyor. Çatışma var diyor. Bu çatışmada biz bunları yeneceğiz, tarihin doğal akışıdır bu diyor. Bir ideoloji, bir inanç, bir dindir bu. Bir inanç bu. Yani Tevrat’tan alınmış, Kuran’dan alınmış bir inancın Deccali hale getirilmesi, değiştirilmesiyle Deccali hale getirilmesiyle oluşmuş şeytani bir ideolojidir. Eğer karşı açıklama yapılmazsa bu fikir galip gelir. Dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Bunun adının mutlaka konması, antikomünist, antimarksist, antileninist, antidarwinst çalışmanın mutlaka yapılması gerekiyor.
Diyor ki Lenin, Pravda Gazetesi’nde 29 Ekim 1918 tarihinde “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman”, ayıplıyorlar, ne kadar zalimsin diyorlar, asıyorsun kesiyorsun, polisleri öldürüyorsun, askeri öldürüyorsun, bombalıyorsun, soygun yapıyorsunuz diyorlar, devrimci güçler diyorlar, komünistler. “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişileri en basit marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.” Hayret nasıl unutuyorsunuz, nasıl bilmezsiniz diyor. Lenin yine diyor ki: “Sosyal demokratların gururla ve böbürlenerek “Biz anarşist, hırsız, soyguncu değiliz. Biz bunların çok üzerindeyiz. Gerilla savaşını kabul etmiyoruz dediklerini görünce, kendime soruyorum: Bu adamlar ne söylediklerinin farkındalar mı?” diyor Lenin. Uyuyorsunuz diyor. “Ülkenin her yerinde kara yüzler hükümetiyle ve halk arasında silahlı çatışmalar ve çarpışmalar oluyor.” Terör. “Devrimin gelişmesinin bugünkü aşamasında bu kesinlikle kaçınılmaz bir olgudur” Mecburuz bunu yapmaya diyor. Geçenlerde bir belediye başkanı Abdullah Öcalan’a “silahları bırakacağız biz” dedi. Abdullah Öcalan “Sen çizdin mi” dedi. Biz bu çizgiye silahla geldik dedi. Kan dökerek, terörle geldik dedi. Ve kendi sözümüzü dinletecek hale gelmemizin sebebi buydu dedi. Onun için hiç şekilde biz silahı bırakmayız, o zaman gücümüzü kaybederiz diyor. Ve devam edeceğiz diyor adam. Bir yandan da beni bırakın, villa gibi bir yerde yaşayayım, temiz hava alayım ben diyor. O zaman daha iyi olur şartlar diyor. Daha iyi yönetirim, daha kolay işler hallolur diyor. O kendi derdinde, adamların O’na ihtiyacı yok.
Abdullah Öcalan’a ihtiyacı yok komünistlerin. Komünistlerin lider sorunu yoktur. Sürekli komünist düşünce lider üretir zaten. Lider sorunu olmaz. Abdullah Öcalan’ın öldüğünü düşünelim bir şekilde. Mesela eceliyle öldüğünü düşünelim. PKK duracak mı? Durmaz. Yeni bir lider devreye girer. Onun öldüğünü düşünelim, yeni bir lider, onun öldüğünü düşünelim, yeni bir lider. Peşpeşe devam eder. Parti esastır komünist düşüncede. Partiyi de dağıtamazsın. Parti ancak fikirle dağılır.
İşte bu gerçeği bilmediklerinde, barıştan kardeşlikten bahsediyorlar. Peki barışı kardeşliği savunacak ideolojin ne diyorsun, o yok diyor. Çiçekler açıyor ya diyor, baharda kelebekler, güvercinler uçuşuyor, onlar yeterli diyor. Anasının çorbasını içsin geçer hiç bir şeyleri kalmaz diyor. İşte zaman senin iflahını keserler. Ve o zaman mağlup olursun. Sahte bilimsel iddia ile karşına çıkıyorsa Sen gerçek bilimle cevap vermek durumundasın. Vermiyorsan mağlup olursun o kadar.
(Çin’de Uygurlu küçük çocuğa yapılan işkence)
Mehdi’den bahsediyoruz, ne Mehdisi diyorlar. İsa Aleyhisselam’dan bahsediyoruz, ne İsa Aleyhisselam'ı diyorlar. İttihad-ı İslam, ne gerek var diyor? Türk-İslam Birliği, ona da ne gerek var diyor. Ee, özerklik? O hemen olması lazım diyor. Kürt bölgesi kurulması lazım diyorTürk-İslam Birliği olmuş olsa, NATO’dan çok daha güçlü olur. Bütün dünya o azgınlığını bırakır. Hangi ülkelerse o azgınlık yapan ülkeler. Gayet güzel bir barış gücü oluşmuş olur. Meydana gelen ordu ezen bir ordu olmayacaktır, caydırıcı bir ordu olacaktır. Çünkü Mehdi dönemi olduğu için kan dökmek yok. PKK’nın böyle kabadayılık yapacak gücü olur mu? Olmaz. Onun için bu zor birşey değil. Türk-İslam Birliği’ni savunan kitaplar, çalışmalar, imani faaliyetler önemli. Mesela A9 TV iyi bu konuda, güzel faaliyet yapıyor inşaAllah. Bu televizyonun yayılması desteklenebilir. Dünya çapında seyredilmesi teşvik edilebilir. Türk-İslam Birliği’ni savunan kitaplar topluca okunabilir. Konferanslar verilebilir. Tanıtımlar yapılabilir. Yani benim gücüm yetmiyor diye bir şey yok, herşey yapılabilir. Akıl ve irade kullanılırsa olur. Ben nasıl yapıyorum? Ankara’dan geldiğimde tek başımaydım, 1979’da. Şu neticeye bak. Şu Türkiye’nin aldığı konuma bak. İslam, muazzam güçlendi. Darwinizm, materyalizm Türkiye’de fikren yerle bir oldu. Avrupa’da da fikren yerle bir oldu. Konuşamıyor artık adamlar. Son çare hahamları toplamışlar. Hocaları toplamışlar, Hıristiyan rahipleri toplamışlar, biz darwinistiz diye imza attırmışlar hepsine topluca. Komedi filmi gibi, çırpınmanızın ne alemi var, bu zavallılığa ne gerek var? Mühim olan fikren yenilmiş olmanız, imza mı durduracak bunu, yönteme bak, zavallılıklarını anla.
Abdullah Öcalan’da şeytanın ordusunun başı gibi yetiştirek istiyorlar. Kürt kardeşlerimizi de kendi kafalarına göre Yecüc Mecüc haline getirmeyi düşünüyorlar. Sonra da onları atom bombasıyla, nükleer silahlarla yok edip, işte kast edilen Armagedon buydu diyecekler. Buna hazırlık yapıyorlar. Türkiye’yi de bölmüş olacaklar. Türk milletini de yok etmiş olacaklar kendi kafalarına göre. İncil’de geçen yerler, Efes, Tarsus falan, heryeri de işgal etmiş olacaklar, kendi mantıklarına göre. Tabii onlar bir plan yapıyorsa, Allah da bir plan yapıyor. Allah’ın onların planlarını bozduğunu görüyoruz. Ve daha da bozmaya devam edecek Cenab-ı Allah, inşaAllah.
İmanı olmayan bir insana hüküm sunulmaz. Hükmü sunman için, güçlü bir iman gerekir. Allah’a karşı kalbinde derin bir sevgi, derin bir muhabbet olursa buna iman diyoruz. Allah’tan korkması gerekir, bunun için de iman hakikatlerine ağırlık verilmesi lazım. Böyle yetişmiş bir insana teklif olur. Mesela şu helaldır, şu haramdır diye. Ama daha imanı kamil hale gelmemiş, imanı gelişmemiş bir insana şu yasaktır, şu helaldir, şu haramdır dersen zarar vermiş olursun. Faydası olmaz. Bazı kardeşlerimiz eski medrese usulü gitmek istiyor. Eski medreselerde zaten imanlı bir topluluk vardı. Onlar helali, haramı açıklıyordu. İmanı olmayan bir adama sen helali, haramı anlatabilir misin? Allah’tan korkmayan bir adama anlatabilir misin? Önce çok güçlü, pekişmiş bir iman gerekir. İmanı pekişince zaten, senin ona anlatmana gerek yok, o zaten bulur, helali haramı öğrenir. Onun için Bediüzzaman da diyor: en mühim mesele iman hakikatleridir diyor. İnsanların imanını güçlendirmek. Allah’ın varlığına, birliğine inanmaları.
İman hakikatlerini bilen insan düşünür. Allah’ın varlığını, birliğini anlamaya başlar. Allah’ı çok sever ve Allah’tan korkar. O zaman Allah’ın hükümlerine de uyar. O kolay, ama daha İttihad-ı İslam'ı istemiyor, Türk-İslam birliğini istemiyor, bakıyorsun nefsine hoş gelecek konularda çok titiz. Bir an önce evlenmek, sünnet değil mi? Ya midesinin derdinde, ya kulağının derdinde. Böyle olmaz. Önce İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, iman hakikatleri. İttihad-ı İslam oldu mu zaten herşey hallolur, onlar sorun olmaz. Ama İttihad-ı İslam olmadan sen sürünürsün, ızdırap çekersin, acı çekersin. Görüyorsunuz Türk-İslam aleminin durumunu, paramparça. Türklük alemi de paramparça, İslam alemi de paramparça. Bütün Türklerin birleşmesi lazım ve İslam aleminin de birleşmesi gerekiyor.