Adnan Oktar'ın 2 Ağustos 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV, 2 Ağustos 2011

Ramazan ayının her günü bayramdır. Ramazan Allah’ın rızasını kazanmak için önemli bir vesiledir.

(Suriye Ordusunun dün Hama'da katliam yapmasıyla ilgili)

İddia edilen Ergenekon terör örgütünün klasik bir uygulamasıdır bu yapılanlar. Halktan nefret eden, tepeden bakan, halkı adeta böcek gibi gören zihniyettir, Baas’çı, komünist kafadır, Darwinist zihniyettir Süfyan rejimi. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir koludur Suriye’de bu olayı yapanlar. Müslümanlardan nefret eden bir sistemdir. Acımasızlık, sadistlik, psikopatlık üstüne kurulmuştur. Bütün şiddetiyle Müslümanlara baskı uyguluyorlar. Şahsı maneviyle, Hz. Mehdi (as) daha yüzlerce sene gelmez mantığıyla idare etmeye çalışmak, “nasılsa namazımızı kılıyoruz” kafası Müslümanları bu halde getiriyor. İttihad-ı İslam olsa böyle bir şey olmaz. İttihadı İslam’ı savunmayan herkesin manevi sorumluluğu vardır bu olaylarda. Buna karşı Müslümanların birbirlerini koruyup kollaması farz-ı ayndır. Kimi “gücüm yetmez” diyor. Kimi hiç ağzına almıyor.

Müslüman kardeşlere gidip sorsak, "İttihadı-ı İslam’ı için ne diyorsunuz?" diye pek bir şey demiyorlar. Oradaki bazı Nur talebelerine sorsak yine pek bir şey duyulmuyor. Herkes ayrı faaliyet yapmak istiyor. Mesela Müslümanlar Kardeşler Cemaati kendi başına bir topluluk. Kendilerini doğru yolda olduğunu kabul eden, ki inşaAllah doğru yoldadırlar. Fakat tek başına netice alacağına inanan bir topluluk. Halbuki Müslümanlar birlik ve beraberlik olmadan netice alınması mümkün değil. Allah bunu Kuran’da açıkça belirtiyor. Fakat burada görüyoruz, mesela onlar ayrı bir şey yapıyor. İhvan-ı Müslimin ayrı, bir başka cemaat ayrı, Caferiler ayrı, Sünniler ayrı, Nur cemaati ayrı. Nur talebeleri de kendi içlerinde ayrı bölümlere ayrılmış. Birçoğu kendisini doğru yolda kabul ediyor. Normal, doğru yolda kabul edebilirler, ama İttihad-ı İslam’ı isteyip tek bir manevi liderin etrafında toplanmak farzdır. Kendini doğru yolda bilsin, ama bir kişinin etrafında birleşmek ve İttihad-ı İslam’ı istemek, Türk İslam Birliği oluşturmak farz-ı ayndır. Bu konuda tereddüt son derece yersiz. Bekletmek de yersiz. Şahsı manevi zihniyeti olduğunda Müslümanlar paramparça oluyor, beyinleri parçalanıyor, vücutları parçalanıyor. Mahvediliyorlar. Daha hala herkes kendini doğru yolda kabul eder bir çizgi içerisinde olursa büyük sorumluluk getirir. Vicdanen buna müsaade etmemeleri gerektirir. Mutlaka birlikte hareket etmeleri gerekir. Cemaatler kendilerini hak bilsinler, ama ittifakta taviz olmaz. Bir kişinin etrafında toplanmak Kuran’ın bütününde sürekli gördüğümüz bir gerçektir.

Müslümanların ittifakla Ramazan’da dua etsin, İttihad-ı İslam’ı istesin.

İttihad-ı İslam olsa PKK’nın P’si kalmaz. Herkes dua etsin. Hz Mehdi (as)’ın zuhuruna Hz. İsa (as)’ın zuhuruna. Kardeşlerimizin bunu teşvik etmesi gerekiyor.

 

Bölgede olağanüstü olaylar oluyor, olağanüstü gelişmeler var. Bunların ne anlama geldiğini yaklaşık on sene sonra görecekler inşaAllah. Tarihin gelişimi içerisinde bu tarz olaylar görmüyoruz. Yanardağlar, depremler peş peşe, olaylar peş peşe, rejimler peş peşe çöküyor; peş peşe değişiklikler oluyor, olağanüstü gelişmeler oluyor. Ama İsrail’de de olağanüstü gelişmeler oluyor. Bunların ne anlama geldiğini yaklaşık on sene sonra bütün milletimiz hep birlikte görecekler inşaAllah.

Dünyadaki bütün siyasi olayların İslam’ın lehine gelişiyor olması çok düşündürücüdür. Hiçbir siyasi hareket İslam’ın aleyhine olmuş olmuyor. Hepsi Müslümanların lehine oluyor, bunda bir harikalık var.

Suriye ordusunu besleyen Suriye halkıdır. Fakir halktan toplanan vergilerle Suriye askerlerine para dağıtılıyor. Oradaki çakallar da o insanlara parayla silah imal ediyorlar, mermi imal ediyorlar, askerleri besliyorlar. Onlar da kudurmuş köpek gibi Müslümanlara saldırıyorlar. Hem onların parasını yiyorlar, hem onların imkanlarıyla besleniyorlar, keyif-zevk içerisinde yaşıyorlar, hem de halka tepeden bakıp, onları adam yerine koymayıp oradaki iddia edilen Ergenekon terör örgütünün emrinde çakallık yapıyorlar, Müslümanları paramparça ediyorlar. Darmadağın etmişler Müslümanları,  paramparça etmişler. Yemeklerini Müslümanlar sağlıyor, kıyafetlerini Müslümanlar sağlıyor, evlerini Müslümanlar sağlıyorlar, her türlü imkanlarını Müslümanlar sağlıyorlar, bunlar yiyip içip Müslümanlara saldırmakla mükellefler ve Müslümanlara tepeden bakmakla mükellefler. Müslümanlara karşı çok kin dolu ve nefret dolu bir ruh içerisindeler. Çünkü komünist-Stalinist eğitiliyorlar. Bu kafayı ancak eğitimle ortadan kaldırabiliriz. Eğitimin dışında bu kafanın ortadan kalkması çok çok zor. Ama biz sebebe sarılmakla mükellefiz, elimizden gelen gayreti en iyi şekilde göstereceğiz. Sonuçta zafer hakkı, iyiliği, güzelliği, hayrı savunanların olacaktır, inşaAllah.

Bizim ordumuz aslandır. Onları emekli eden de Allah, kaderleri öyle. Bir hayırla emekli olmuşlardır. Hızır (a.s) Türkiye’de her yerde görev alıyor. Ordu mensuplarımız dimdik ayakta, Türk ordumuz medar-ı iftiharımızdır, herkes birbirini sever. Bir hikmete binaen istifa etmişlerdir. Yerlerine gelen insanlar, onlar da hayırlıdır. Tabii ki onlar da kalsa hayırlıdır, ama Allah her zaman hayırlıdan daha hayırlıyı yaratır. İnşaAllah hayırlısı olmuştur, yerlerine gelen insanlar da hayırlı insanlar. Daha genç, daha dinamik, daha hareketli yeni bir kadro gelmiştir. İnşaAllah hayırlı olmuştur. Bir hikmet vardır, bir neden mutlaka Allah meydana getirir ama hikmetle meydana getirir. Yerlerinden gelenlerde de mutlaka bir iyilik ve güzellik vardır inşaAllah.

 

Erbakan Hocamız delikanlı, yiğit, aslan bir insandı. Aslan yürekliydi.  Mert ve dürüsttü. Asla yılan, çekinen, korkan bir ruha sahip değildi. Hak bildiği yönde, doğru bildiği yönde ısrarla devam eden, ısrarla hareket eden çok candan bir insandı. Nur insandı, örnek insandı. Onun için Erbakan Hocam’ı hiçbir zaman unutturmayacağız, sürekli gündemde tutacağız, sürekli onun güzel fikirlerinden istifade edeceğiz, inşaAllah.

PKK’ya karşı çözüm; fikirdir, imandır. PKK imansızlıkla ortaya çıkıyor. İmansızlık karşısında bir güç gerekir, imansızlığa karşı imanla çıkılması lazım. İman nedir? Kuran hakikatleridir, Kuran’ın gerçekleridir, anti-komünist, anti-materyalist, anti-Darwinist, anti-Stalinist faaliyettir. Suskunluk değildir, çorba tavsiyesi değildir. Din gerçeğini görmezlikten gelmemek lazım. Komünist bir ideolojinin karşımızda olduğunu ve komünist bir ayaklanma olduğunu kabul etmeliyiz, görmezlikten gelmek akılcı bir hareket olmaz. Gerçeklere göz yummakla gerçekler ortadan kalkmaz. Hareket komünist harekettir; Stalinist-komünist ayaklanma vardır. Buna karşı mutlaka bilimsel, ilmi, akılcı mücadele yapılması lazım. Bunun ikinci bir yolu, ikinci bir açıklaması yok. Susup geçiştirilecek bir olay değil ve geçiştirilemiyor, görüyorsunuz. Bir inançla karşımıza çıkmış durumda bu adamlar. Komünizm bir inançtır, dindir. Komünizme karşı, materyalizme karşı bir inançla karşı çıkılmazsa komünist inanç ilerler. Durdurmazsın. Dünyanın her yerinde bu böyle olmuştur. Biz de çok sağlam bir inanç var, çok sağlam bir düşünce var. İmanımız var, İslam’a inanıyoruz, Kuran’a inanıyoruz ve anti-Darwinist düşüncedeyiz. Böyle bir inanç içindeyken durmak, susmak Müslüman’a yakışmaz, inşaAllah.

Türkiye’de Mehdiyet bütün gücüyle atakta da. Komünistler Türkiye’yi deviremedi, yıkamadı; İddia edilen Ergenekon terör örgütü yıkamadı, deccaliyet yıkamadı, süfyaniyet yıkmamadı, yani Hafız Esad ve takımı, Baas düşüncesi yıkamadı. Mehdiyet dimdik ayakta ve gürül gürül ilerliyor, coşkuyla ilerliyor.

Irak’ta, Afganistan’da, Etiyopya’da, Somali’de, Çad’da, Güneydoğuda her yerde zorluk içerisinde Müslümanlar. Ramazan'da Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam herkesin dilinden düşmemesi lazım. Camilerde hoca efendiler sürekli bu konuda Müslümanlara dua ettirsinler. Herkesin dilinde olsun, herkesten bir talep olsun. Israrlı talepler sonucunda oluşuyor biliyorsunuz. Israrla bu da talep edilirse bu da olur. Mesela Diyanet İşleri Başkanımız falanca ülkeye yardın edelim diyor. Kökten çözüm olsa, meseleyi kökten çözecek acil tedbirin Türk İslam Birliği olduğunu herkes bildiğine göre ana tedbiri, asıl kökten tedbiri neden söylemiyorsunuz diyoruz? İnşaAllah hocamız söyler diye bekliyoruz.

 

İslam’a, Kuran’a bakış tamamen değişti insanlarda. İslam'ın anlatımlarının baştan sona doğru olduğu, İslam’ın hayat için, dünya için elzem olduğu mutlaka gerekli olduğu çok açık anlaşılmış oldu. Bunun anlatılmasında da bizim çok büyük emeğimiz ve faydamız oldu inşaAllah.

Necmettin Erbakan Hocamız harbi delikanlıydı, koç yiğitti, bir tek Allah’tan korkardı. Kimsenin ağzına alamayacağı konuyu gürül gürül anlatırdı.  Adnan Menderes rahmetli çok ürkekti. Türkiye’de şu anda da var benzer insanlar. Korkak, ürkek, her tarafını dengeler, korkar. Müslümanlara destek olmaktan ödü kopar. Aman der farkına varılırız, biliniriz. Aman aman kimse bilmesin. Ne korkuyorsun? Müslümansan açık açık Nur talebesiysen bilinsin. Fethullah Hoca'yı seviyorsan bilinsin. Ne korkuyorsun. Gizleyince bilinmeyecek mi? Utanç duyacağın bir şey mi bu? İftihar et, ne güzel. Sen zaten o makama gelmişsin. Bu fikirleriniz, bu düşünceleriniz sevilmiş. Demek ki seni dürüst bulmuşlar, güvenmişler. Oraya gitmişler seni. Aman selam vermeyelim, aman Allah’tan bahsetmeyelim, dinden bahsetmeyelim. Aman bir Müslümanın hakkı olsa da onun hakkını savunmayalım. Şimdi onun hakkını savunursak deşifre oluruz, bu da Müslüman derler. Anlaşılmış oluruz. Bu kafayla hiç hizmet edemezsin, hiçbir şeye faydan olmaz o zaman. Öyle tipler var bütün ömrü korkuyla geçer. Ödleri kopuyor, selam vermeye korkar, sağa dönmeye korkar, sola dönmeyi korkar. Net haklı bir Müslüman farz edelim. Şimdi beni yanlış anlarlar, kamuoyunda yanlış bilinirim ben ters bir karar vereyim bu iş bitsin. O tarz bir mantık. Bediüzzaman’da da bu böyle olmuştur. Bir çok kişi onun suçsuz olduğunu biliyordu. Adnan Menderes de çok iyi biliyordu. Ama kamuoyundan tepki, şundan tepki derken Allah onların canlarını feci şekilde yaktı.

Müslümanlar arasında nüans olabilir. Hepsinde hayır vardır. Hepsine saygı duymak lazım. Hepsine değer vermek lazım. Müslümanları birbirine karşı düşürmeye çalışan iblis takımına kardeşlerimiz mesafeli dursunlar. Hiçbir şekilde onları kale almasınlar. Müslümanlar birbirlerini sevecek, sayacak, önem verecek, değer verecek, koruyup kollayacaklar. Müslümanları birbirlerine düşürmeye çalışan her şeytandan uzak dursunlar. Birleştirmeye, birbirlerini sevemeye davet edenler Mehdi talebeleridir. Bir birlerine düşman olmaya teşvik edenler ise Deccal talebeleridir.

Bana kardeşlerimiz diyor ki, “Bu A9’un amblemi yan yatırıldığında Firavun’un sarayında var, masonlukta da var” diyorlar. Demek ki üç bin, dört bin yıl önce onları yıkacak sistemi Allah onlara ilham etmiş. A9’un onları fikren tepeleyeceğini, Firavunluğu, Deccaliyeti ortadan kaldıracağını ilham etmiş. Dört bin yıl önce kendi yazıtlarına, kendi resimlerine de göstermişler, hakikaten de benziyor ve onları yıkacak bir sistem olarak resmetmişler o yönüyle manidardır.

Resulullah (sav) nurdur. Cenab-ı Allah “senin nurundan bütün kainatı yarattım” diyor. Bütün dünya onun peygamberliğini kabul edecek inşaAllah.

 

A9 TV Mehdiyet ile çok bağlantılıdır. Hazreti Ali de Mehdi’den bahsederken 9 işareti yapıyor. Allah’ın bir hikmeti biz de A9 TV’ye vesile olduk. Demek ki Mehdi talebelerinin de  istifade edeceği bir kanala A9’a işaret varmış demek ki. Hakikaten hiçbir kanal yok böyle. Hep dolu dolu, hiç böyle boş bir anlatım yok. Hep pozitif, hep akılcı, hep ümit var, hep kucaklayıcı, hayırlı.

Bana bazen yazıyorlar. Ben evlenmek istiyorum diyorlar. Tamam evlenmek istiyorsun da nedir özelliğin? Ben canımı, malımı Allah’a sattım. Gece gündüz Allah’ın dinini yaymak için gayret ediyorum diyebiliyor musun? Bu var mı? Bunu bir duyalım. Allah bana Hz. Mehdi’yi, Hz. İsa (as)’ı göstersin diyor musun? Bunu bir duyalım. O genç kız en takva kişiyi aramakla mükelleftir. Mesela Peygamber Efendimiz zamanında olsa bir kadın ne yapardı? Peygamberimiz (sav)'i seçerdi. Çünkü evlilik karşısındaki adamı rahatlatması için evlenmez bir genç kız. Yani bu çok kızdırıcı, çok aşağılayıcı. Hakarettir bir Müslüman genç kız için. Müslüman bir kadının görevi adamı rahatlatmak değil, takva birisiyle, Allah’ın rızasının en çok bulduğu bir insanla sonsuza kadar beraber olup, dünyada da Allah’ın rızasının en çoğunu kazanabilmek için en yüksek vazifeyi yapabilecek kapasiteyi elde etmektir. Bir genç kız düşünür der ki, ben nasıl bir evlilik yapayım ki Allah’ın rızasını en çok kazanayım? Mesela Peygamberimiz zamanında düşünüyor kadınlar. Ben Allah’ın dinine en iyi nasıl hizmet edebilirim? Dünyada ve ahirette en çok Allah’ın rızasını nasıl kazanabilirim? Eşi olarak kim Resulullah var. En takva o, en güzel ahlaklı o, en iyi ilmi çalışma yapabileceği, Allah’ın dinini yayabileceği kişi o. Niye onu bıraksın? Bir başkası çıkıyor diyor ki ben rahatlamak istiyorum diyor. Müslüman kadına böyle bir şey denmez. Bu çok çirkindir. Müslüman kadının görevi Allah’ın rızasının en çoğunu kazanmaktır. Kimse kimsenin hizmetçisi konumunda olmaz o anlamda. Yani onun rahatlatıcısı konumunda olmaz. Kadını ucuz ve basit görme kafasından oluyor bu. Bastırırsın parayı alırsın kafasında. Böyle bir şeye takva bir kadın gitmez. Müslüman kadın neyi arar? Nasıl Resullullah zamanında Müslüman kadın Peygamberimizi seçiyorsa, en takva insanı arar. Ve onunla evlenmek, onunla Allah’ın dinine hizmet etmek azminde bulunur. Ne paranın peşindedir, ne köşe dönmenin, ne rahatın, ne eğlencenin, ne yemenin içmenin, ne gençliğin, ne anasını babasını eğlendirecek bir yönün. Onun tek amacı Allah’ın rızasının en çoğunu aramaktır. Öbür adamlar da o kafasından vazgeçmediği müddetçe yanlış yolda olduğunu göreceklerdir. Müslüman bir kadın Allah’ın ruhunu taşıyor. Muttaki bir insan, kısa bir süre imtihana gelmiş buraya. Katrilyon çarpı katrilyon sene vakit geçirse bir insan yine cennetteki hayatın vaktini tayin edemiyor. Buna karşın cennetteki hayatın daha başlangıcını bile diyemiyor. Daha sıfır hükmündedir. Cennet hayatı o kadar uzun. Bir kadın neden kendini böyle bir belanın içine soksun. Allah’ın rızasını niye öyle aşağılayıcı bir şeye tercih etsin.

O Yüzden Müslüman bir erkek en çok hedefleyeceği şey Allah’ın rızasını en çoğunu aramaktır. Allah’ın rızasının en çoğunu ararken, Allah onu nereye götürürse o ona razıdır. Hz. Süleyman, Hz. Musa ne yapıyor aynısını yapacak. Hz. Musa ne dedi “ya Rabbi vereceğin her hayra muhtacım.” Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor demek ki. Ne gelirse kısmetine. Özel olarak evlilik hedefleyen , özel olarak keyfini zevkini hedefleyen hiçbir tavrı yoktu. Baksınlar Peygamberlerin hayatlarına. Nerede keyfini, zevkini, çıkarını hedefleyen bir çalışma olmuş? Allah nimeti onların yanına getirmiş, onlar nimetin yanına hiç gitmemiş. Evlilik onların yanına gelmiş. Onlar evlenmeye gitmemişler. Onları seven kadınlar, onların yanına gelmiş. Onlar mal mülke gitmemişler. Mal mülk onlara gelmiş. Onlar dünyadan kaçmış, dünya onların peşinden gelmiş. Onun için Müslümanın tek arayacağı şey Allah rızasının en çoğudur. Müslümanın kalbi neyle ferahlar? “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle ferahlar” diyor Allah. Allah’ı zikreden bir insanın kalbi ferahlar. Çok kızdırıcı bir üslup bu. Yani rahatlamak amacıyla bir kadınla evlenmek istiyorum demek olmaz. Müslümanın bir tane hedefi var Allah’ın rızasının en çoğunu aramak.  Mesela bazıları diyor ki “ben sürekli geziyorum seyahat ediyorum” diyor. Sonrada diyor ki Kuran’da ayet var. Müslümanlar ölürken gezin mi diyor Allah sana? Her şeyin bir sırası vardır. Allah’ın rızasının en çoğu aranmazsa garip bir mantık ortaya çıkar. Onun için  Allah’ın rızasını aramak kilit konudur, hayatidir. Mesela diyor ki Allah’ım evlenmem lazım, zengin olmam lazım. Tamam ama peki sıralamayı neye göre yapıyorsun sen?  O zaman Allah’ın rızasını terk etmiş olursun. En çok sevabı istemiyor mu insanlar? En çok sevabı istiyor Müslümanlar. Allah’ın rızasında az istersen tamamı red anlamına gelir. Mesela Allah’ın bir şeyde bir, diğerinde bin rızası var. Sen bin rızayı tercih edersin.

2011-08-02 12:17:32
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top