Adnan Oktar'ın 11 Ağustos 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV, 11 Ağustos 2011

(Fatih Altaylı’nın Türkiye, Suriye'ye ABD'nin görüşlerini iletiyor yorumu hakkında)

O görüş demek talimatı alıp oraya götürmek, oraya aktarmak anlamına gelmez. Oradaki amaç aklı selimle hareketi yapmaktır. İsabetli hareketi yapmaktır. Türkiye bütün dünyadaki dengeleri hesaplamak, ona göre hareket etmek durumdadır. Kendi kafasına göre sabit bir düşünceyi uygulayamaz. Herkesin menfaatine olan, herkesin faydalı göreceği görüş içerisinde hareket edecektir. Dışişleri Bakanımız gayet aklı başında halim, selim bir insan.

İftarların hepsi gerekir. Çünkü kültürlü, bilgili, okur yazar olan insanların toplanması bir araya gelmesi güzelliktir. Fakir olan insanlar, onlar bizim canımız. Onlar da bir araya gelir. Orada bölünmeye gerek yok. Fakir de gelsin, zengin de gelsin, hepsi gelsin. Ama israf olmaması çok önemlidir. Mühim olan o. Namaz kılarken biz nasıl fakir zengin ayrımı yapmıyorsak, iftarda da fakir, zengin ayırımı olmaz. Hepsi Allah’ın Katında , Allah’ın kuludur. Namazda Bakan da oluyor, çok fakir insan da oluyor, çok cahil insan oluyor. Yanında alim olan oluyor. Her türlü insan olur. İftarlarda da, o şekilde her çeşit halden insanla beraber iftar yapılır.

Deccal zamanında telefon, telgraf, internet, seyahat, sürat motorları ortaya çıkacak. Bir hadise, bir olay tüm dünyada işitilecektir. Gazetelerde okunacaktır. Deccaller despot diktatörler sıfatıyla işitilir. Deccalin bilinmeyen özel bir vasıtası var. Bunu insanlar sonradan fark edecekler.

Cevat Akşit Hocamız'ı severim, saygıyla ellerinden öpüyorum. Ama öyle bir anlatım yapıyor ki, ona göre sanki dünyanın her tarafında büyük bir zulüm yaşanmıyor. Her yerde fitne, bela, azap görüldüğü halde, “ne var?" diyor. “Türk-İslam Birliği’ne de gerek yok, İttihad-ı İslam’a da gerek yok. Allah’a şükür namazımızı kılıyoruz, oturuyoruz. Gayet sakin olalım, bir şey yok” diyor. Peki  bu olanlar ne? “Ne kadar güzel konuştu Hoca” diyorlar. Müslümanların şevkini kırıyorlar. İttihad-ı İslam’ı durduruyorlar. Türk-İslam Birliği’ni durduruyorlar. Mehdiyet’i durduruyorlar.

Afganistan’da Müslümanları mahvediyorlar. Irak’ta Müslümanlar mahvoluyorlar, Suriye’de mahvoluyorlar. Fas, Tunus, Cezayir her yer kaynıyor. Açlık bir yandan, fitne bir yandan, Darwinizm, materyalizm yeri yerinden oynatıyor. Güneydoğu kan gölü, her gün polislerimizi, askerlerimizi şehit ediyorlar. “Ne var, bir şey yok” diyorlar.  Televizyon seyretmezsen, gazete okumazsan, internete girmiyorsan bir şey yok tabii. Bir şey göremezsin. Dön bir bak bakalım neler var? Cevat Akşit Hoca’nın ilmini beğeniyorum, sevgi duyuyorum, saygı duyuyorum. Ama anormal bir şey söylediğinde kim olursa olsun hakkı söylerim. Böyle anormal bir fikri, anormal bir sözü sineye çekemeyiz. Makul karşılamayız.

Dünyadan silahların kalkmasını, insanların barış içinde yaşamasını istiyoruz. Onun için İttihad-ı İslam’ın olmasını istiyoruz, Türk-İslam Birliği’nin olmasını istiyoruz. O dünyada Hıristiyan’da rahat eder, Musevi’si de rahat eder. Dinsizi, imansınız da rahat eder. Bu fitne, bela ortadan kalkar. Silaha harcanan para fakire, fukaraya dağıtılsın. Yiyeceğe, içeceğe dağıtılsın, inşaAllah.

Şehit ailesi evinde yalnız bırakılmaz. Herkes, her gün bir aile o mübarekleri davet etmesi gerekir. Aslında her gün olması lazım. Şehit ailesine yemek yaptırmak olmaz. Her gün bir eve davetli olması lazım mahallede. Çok mübarektir şehit ailesi. Oraya nur iner, inşaAllah.

(Kardeşlerimizin yaptığı faaliyetler; kitap dağıtma ve A9 Kanalı’nın tanıtımına yönelik)

Küçük hizmetler gibi görünüyor, ama bunlar çok büyük hizmetler. Bayağı etkileyici. Sonuçta çok büyük faydası olacak güzel çalışmalar, maşaAllah. Ben de Akademiye geldiğimde tek başımaydım. “Bırak bu işleri” diyorlardı haşa. “Sen kendi işine bak, okulunu bitir, evlen, işine gücüne bak, çoluğa çocuğa karış, devletin Diyanet’i var, o ilgilenir, senin ne vazife senin üstüne” diyorlardı. Bak, bütün dünyayı fikren sardık elhamdülillah. Darwinizm, materyalizm ilmen yerle bir. Gayet güzel, mükemmel bir hizmet yapıyoruz, elhamdülillah.

 “Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Şimdi ahir zaman hocaları da yetişmek amelinde bulunmak istemiyorlar. Ahir zamandaki insanların bir kısmı yetişmek istemiyorlar.

Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünki her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır.Şimdi Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayatın ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadîsi tefsir edenler, metn-i ehadîsi tefsirlerine ve istinbatlarınatatbik etmişler. Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyaniyeyi Hz. merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi o eşhasın zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez. Belkinur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhirzaman tanınabilir. (Sözler, s. 318)

Hz. Mehdi (as) imanın nuruyla belki tanınabilir diyor, ilk çıktığında.  Hz. Mehdi (as) nasıl tanınıyormuş? Nur-u imanın dikkatiyle. Yani keskin bir dikkat, yüksek bir vicdan, samimi bir bakışla çok rahat tanınabiliyor. Öbür türlü tanımak mümkün değil.

Mehdi (as)’ın çıkış yeri İstanbul diyor, bu bir. Küfründe en yoğun olduğu yer yine İstanbul olacak diyor. Şam ya da Medine değil; İstanbul'da. Merkezi saltanat en son nerede kaldı? İstanbul'da. O zaman İstanbul'dan çıkacak inşaAllah. Dinsizliğin de yoğun olduğu, dindarlığın da yoğun olduğu bir şehir olacak İstanbul diyor. İki fikir İstanbul’da çakışacak diyor, fikren tabii. Mehdi (as)’ın da, deccalin de bir cemaati olacak diyor. Nur-u iman ile Hz. İsa (as) tanınabiliyor. Diyorlar ki biz tanıyamıyoruz. Nur-u imanınız varsa tanıyabilirsiniz diyor Bediüzzaman. İlk çıktığında tanınmaz diyor Bediüzzaman. Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) başlangıçta kendisi dahi kendisini bilmez diyor. İmanın nuruyla çok az bir topluluk tanıyabiliyor. Tanımamak ayrıdır. Anlamazlıktan gelmek ayrıdır. Deccal; mekteplere, üniversitelere hakim oluyor. Bir çok dünya ordusuna hakimdir deccal. Bir çok bilim adamını kontrol altında tutacak. Çok az Hz. İsa (as)’ın talebelerinin sayısı. 

Mehdi (as)’ın tek başına her şeyi yapacaklarını düşündüğü için insanlar ilk çıktığında onun rahatça tanınacağını zannetmişler diyor. Halbuki ilk çıktığında tanınmaz diyor. Bir de Mehdi (as)’ın 313 talebesinin yaptığını, sırf kendi yaptı zannedecekler diyor.  O 313, artı kendisi 314 kişiyle yaptığı faaliyet var.  Fakat 313 kişiyi Peygamberimiz (sav), Mehdi (as) yapmış gibi anlatıyor anlatırken hadislerde. O yüzden de böyle bir faaliyeti biz ilk çıktığında hemen anlarız diyorlar.“Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas, hattâ o müdhiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten Deccal olduğunu bilmez” diyor Bediüzzaman.

2011-08-11 20:18:31
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top