A9 TV, 12 Ağustos 2011
Fethullah Hocamız açıkça derse ki, “evet Hz. Mehdi (as) çıkmıştır.” Yer yerinden oynar. Diyecekler “Nerede Hz. Mehdi (as)?” İstanbul’da derse, çok büyük olay çıkar. Yerini bilmiyorum derse yine olay çıkar. “Kendini mi ima ediyorsun?” diyecekler. Falancayı mı söylüyorsun? Neyi kastediyorsun?” diyecekler. Onun için Fethullah Hocamız ortalı konuşuyor. Şahsı manevidir, şahıstır, olabilir de, olmayabilir de, Bediüzzaman şöyle gibi demişti diye anlatıyor. İsa (as) için de aynısını yapıyor. Şahsı manevi de olabilir, şahıs da olabilir. Gelmiş de olabilir, gelecek de olabilir. İşin doğrusu yoğun konuşmalar arasında konuyu boğuyor. Ama mecbur hissediyor kendisini. Çünkü aksinde olay çıkıyor. “İsa (as) gelecek” diye bir kelime geçirdiler Aksiyon dergisinde, yer yerinden oynadı. Bir kelime, kapalı yolla. Onun için Hocamız mağdur olabilir. Fethullah Hocamız delikanlı ama konumu itibariyle bir nevi mecbur diyebiliriz.
Cevat Akşit Hocamız, çok acayip bir şey söylemiş. Gösterdiklerimiz hayattan gerçek filmler ve Türkiye’de de bu var. PKK da bunu yapıyor. Mısır’da da var, Irak’ta da var, her yerde var. Bütün dünya kaynıyor. Dünya tarihinde görülmemiş bir katliam ve fitne var. Dünyanın %99’u dinsiz, imansız oldu. Darwinist, materyalist felsefenin eline teslim oldu. Hocamız da son derece rahat. “Camiinin için ne kadar sessiz bak ne güzel. Namazımızı kılıyoruz. Kimse bir şey diyor mu? Bana hizmet ediyorlar. Çok seviyorlar” diyor. Bir çık dışarı bak dünyaya. Fas’a, Tunus’a, Cezayir’e git. Libya’ya git, kan gölü gibi, yer yerinden oynuyor. Filistin'in zaten hali malum. Doğu Türkistan’da sel gibi kan akıyor. Afganistan’da adamlar kulak kesiyorlar, parmak kesiyorlar, kurutup kollarına, bacaklarına süs diye asıyorlar adamlar. Akıl almaz bir kepazelik var. Hocamız da “Hiçbir şey yok çok daha rahat olun” diyor. “Türk-İslam Birliği’ne gerek yok, İttihad-ı İslam’a da gerek yok” diyor. "Hz. Mehdi (a.s)’a gerek yok, İsa (as)’a da gerek yok” diyor.
Kuran’da işaret edilmiştir. Hz. Musa (as)’ın kavmi acur, sarımsak ve soğan istiyorlar. “Allah şu değersiz şeylere, Allah’ın verdiklerini mi tercih ediyorsunuz?” diyor. Hakikaten sarımsak, soğan tavsiye edilecek, yenilecek bir şey değil. Çok acayiptir bir Müslüman’ın sarımsak kokması, evinin, ocağının sarımsak kokması, soğan kokması. Bütün mahalleye soğan kokusunu yaymak. Kötü ve rahatsız edici bir koku olduğu belli bunun. Israrla tavsiye etmenin ve yahut millete yedirtmenin, o şekilde milletin burnunun dibine girip konuşmanın bir alemi yok. Oruçlu iken ağzını insanın sık sık çalkalayıp, tertemiz yapması lazım. Müslüman mis gibi kokar. Ağzının çirkin, pis kokusunu kutsal görüyor. Pis koku kutsal olmaz. Pislik kutsal olmaz. Çirkinlik kutsal olmaz. Gayet kolay, Allah ona imkan vermiş. Pis kokulu şeyleri Müslümanlara yedirtmek için iftara çağırıyorlar. Mesela; sarımsak kokulu şeyleri oturtup yediriyor. Yiyor evine gidiyor, orada da milleti rahatsız ediyor. Çorabı ayrı kokar, ağzı ayrı kokar, yediği ayrı kokar. Ve bu belli bir kesimin sanki klasik özelliğiymiş gibi oluyor. Bunu da hiç hisstemiyor gibi üslupları oluyor. Karşısındakini rahatsız ettiğini nasıl bilmez? Müslümanın çok kaliteli, aklı başında, tertemiz, derin düşünen insan olması lazım. Tertemiz olacak her şeyi. Yemesi, içmesi, yatması, kalkması, her şeyi temiz olacak, üslubu temiz olacak. Örnek alınacak bir hayatı olması lazım Müslüman’ın. Berbatlığı takva alameti olarak gösteriyorlar. Berbat giyinmeyi, berbat yemeği, berbat tavırlar göstermeyi takva alameti olarak gösteriyorlar. O müşriklerin tavrıdır. Allah Kuran’da diyor ayette; şeytandan Allah’a sığınırım. “Dünyada sizin ama ahirette ise yalnızca sizindir” diyor. Çünkü dünyada küfür de nimetlerden istifade eder. “Ama ahirette sadece size aittir” diyor. Fakat dünyada sizin değil demiyor Allah. “Dünyada da sizindir” diyor, inşaAllah.
(İttihad-ı İslam’dan, Mehdiyet’ten, Türk-İslam Birliği’nden bahsedilmesinden çok rahatsız olanlar hakkında)
Sarımsak, soğan nasıl çintilir onu anlatıyorlar. Pilavın faydalarını anlatıyorlar, şalvarın boyutunu anlatıyorlar. Ben de İttihad-ı İslam’ı anlatıyorum. En büyük farzı anlatıyorum. Bediüzzaman, “en büyük farzdır” diyor. Kuran’ın hangi sayfasını açarsanız açın İttihad-ı İslam’dan bahseder. Bir tek biz anlatıyoruz İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, müsaade etsinler de anlatalım.
Kuran ayetinde açıkça söylüyor Cenab-ı Allah; “hastaysanız oruç tutmayın” diyor. Hasta adamın oruç tutması haram olur. Tutmaması da ibadet olur. Allah’ın emrini yerine getirmiş oluyor çünkü. O da sevap olur, yani tutmaması da sevap olur hasta olanın. Onun için ciddi hastalıkları olan kardeşlerimiz sakın böyle bir şeye girmesinler. Mesela mide hastalığı olabilir, böbrek hastalıkları, tansiyon hastalıklarında, sürekli ilaç alması gereken hastalıklarda oruç tutmak olmaz. O zaman harama girmiş olursun. Bir doktora sorup öğrenecek. Oruç tutmanda mahsur yok derse birkaç doktor, tamam. Ama tutman mahsurlu derse tutmaması vacip, farz olur.
(ABD Hava Üssü’nde Harun Yahya Konferansı ve sonrasında hediye olarak gönderilen madalya)
Bu haber çok önemli. Amerikan ordusunda Kurani, İslami bir anlatımda bulunulması, Muhammedi bir üslup, Darwinizm, materyalizmin geçersizliğinin anlatılması çok harika bir şey. Oradaki talep, istek çok harika. Bunlar da yüksek rütbeli olacak çocuklar. O yönden de çok önemli. Madalya vermeleri de çok acayip. Böyle bir konferansa izin vermeleri de çok acayip. Yani askeri tesis konferans yapılan yer. Talepte bulanıyorlar, yine gelin, yine anlatın diyorlar. Ancak İsa Mesih (as)’in gelişiyle bu açıklanabilir. Birilerinin onları uyarmış olması gerekiyor. Birisinin talimat vermiş olması gerekiyor. Birilerinin yönlendirmesi gerekiyor. Onları kim yönlendiriyor? Bir harikalık var. Madalyadan kasıt sevinçlerini ifade etmek. Bir iltifat, bir sevgi göstergesi, saygı ifadesi olarak onu sunuyorlar.
Sevgiyle, şefkatle yaklaşmak lazım. Deccali vahşilik, deccali azgınlık inanılır gibi değil. Ne güzel insanlar, sevelim, sevilelim, dost olalım. Sevgiyle Muhammediliği anlatalım. İslamiyet çok güzel, Kuran çok güzel. Hayatı en lüks, en kaliteli hale getirir Kuran, en seçkin hayatı bize sunar. Birinci sınıf insan meydana getirir Kuran. Akıllı, kaliteli, dürüst, samimi, sevecen, yardımsever, akla, bilime, sanata, estetiğe sahip olmak için can atan güzel insanlar oluşturur. Kuran’ın özelliği budur. Hayatı süper kaliteli yapan bir sistemdir. Allah’ın yaptığı bir sistemdir.
(“Avrupa Birliği tarafından yorgun düşen Türkiye Osmanlı Birliği kurmaya karar verdi” başlıklı haber hakkında)
Osmanlı bir dönemdi geldi geçti. Yeniden Osmanlı olacak diye bir şey yok. İttihad-ı İslam ayrı bir şeydir, Türk İslam Birliği ayrı bir şey. Müslümanların birlikte olmasıdır. Her devlet ayrı, bağımsız, rejimlerine müdahale olmaz. Herkes kendi iç ve dış işlerinde bağımsızdır. Bu bir kardeşlik, sevgi ve muhabbet bağıdır. Osmanlı'nın siyasi yapısı daha değişikti. Fetih siyaseti de vardı. Siyasi hakimiyeti görülüyordu ama asimile etmiyordu. Dillerine, dinlerine dokunmuyordu. Türk İslam Birliği’yle hiçbir şekilde karşılaştırılamaz. Sevgi ve kardeşlik, dostluk esas olan. Yardımlaşma esas olur. Derin sevgi, derin muhabbet bağıdır. Büyük bir alim düşünün. Büyük bir aydın insan çocuğuna nasıl titiz olur, eşine nasıl titiz olur, annesine nasıl titiz olur. Aynı bu şekilde. Yani ailesine titiz olan babanın çocuklarını koruyup kollaması gibidir İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği. İnsan çocuğuna karışıyor mu? İstediği gibi gidiyor okulunda okuyor, geziyor, başkasına da karışmıyor ama tehlike olduğu vakit insan koruyor. İttihad-ı İslam da budur, inşaAllah.
2011-08-12 21:26:28