Adnan Oktar'ın 23 Ağustos 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV, 23 Ağustos 2011

İşin doğrusu Libya artık Türk İslam Birliği’nin bir parçası oldu. Benim ne demek istediğimi daha ileriki günlerde anlayacaksınız. Suriye de aynı şekilde olacak inşaAllah, Mısır da. Bu olayların böyle gelişeceğini Bediüzzaman önceden bildiriyor. Diyor ki: “İstikbal, yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak.” Yani ne komünizmin, ne faşizmin, ne şunun ne bunun. “Hâkim, Kuran-ı Kerim’e uygun olan imani gerçekler olacak” Kuran-ı Kerim’e uygun olan gerçekler dünyaya fikren hâkim olacak diyor. “Ey bu Emevi Camii’ndeki kardeşlerim gibi İslam âleminin bu büyük camisinde olan kardeşlerim” yani bütün dünya Müslümanlarına sesleniyor. “Siz de ibret alın, bu kırk beş senedeki bu dehşetli olaylardan ibret alın. Tam aklınızı başınıza alın. Ey düşünen ve akıl sahibi ve kendini bilgili telakki edenler” Yani asıl, akil olanlar, yönetici konumunda olanlar, dava adamı, devlet adamı olanlar.

“Sözün kısası biz Kuran talebesi olan Müslümanlar” dikkat edin, Kuran talebesi diyor. Bu özel bir izah; Kuran talebesi. Biz Kuran talebesiyiz diyor. Yani Kuran’ın yeterliliğini vurguluyor. Çok hayati bir üsluptur bu, Kuran talebesi denmesi. Kuran’ın yeterliliğini söylüyor. Çünkü müşrikler Kuran’ın yeterli olduğunu kabul etmezler. Münafıklar kabul etmezler. Münafıklar oradan harekete geçerler ,yani Kuran’ın yetersizliğini iddia ederek Müslümanlara alçakça ve kahpece saldırırlar. “Doğruyu yanlıştan hakkı batıldan ayıran delile uyuyoruz” Doğruyu yanlışı, hakkı batılı biz nereden anlıyoruz? Kuran’dan anlıyoruz. “Akıl ve fikir ve kalbimizle imani gerçeklere inanıyoruz” Bir kere aklımızı kullanıyoruz diyor, fikir sahibiyiz ve vicdani kanaatimizle “imani gerçeklere inanıyoruz.” Kuran’ın hakikatlerine, imani olan her türlü delile inanıyoruz. “Başka dinlerin bazı insanları gibi rahipleri taklit için doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayıran delilleri bir kenara bırakmıyoruz” Yani net delile uyuyoruz, şirk tavrı göstertmiyoruz diyor.

Altıncı, yedinci mâniler: Bizdeki istibdad ve şeriatın muhalefetinden gelen sû-i ahlâkımız mümânaat ediyordular. Bir şahısdaki münferid istibdat kuvveti şimdi zevâl bulması, cemaat ve komitenin dehşetli istibdatlarının otuz-kırk sene sonra zevâl bulmasına işaret etmekle ve hamiyet-i İslâmiyenin şiddetli feveraniyle ve sû-i ahlâkın çirkin neticeleri görülmesiyle bu iki mâni de zevâl buluyor ve bulmaya başlamış. İnşâAllah tam zevâl bulacak.”  Artık 30-40 sene sonra hürriyet yayılmaya başlayacak, demokrasi yayılmaya başlayacak diyor. Dediği gibi aynısıyla oldu. Bediüzzaman’ın bir kerametidir bu. PKK’nın yaptıkları, uyuşturucudan insanlar ölüyor, Afganistan’da insanları şehit ediyorlar, Irak’ta zulüm görüyorlar, Libya’da Kaddafi psikopatlık yaptı, Suriye’de o sırık millete müthiş azap çektiriyor. “İnsanlar artık İslam’ın gerekliliğine tam kanaatleri geliyor” diyor. Tam Hz. Mehdi (as)’ın vaktini veriyor diyor. Bunu ta Abdülhamit döneminde söylüyor. Ta 71’den sonraki hayata bakıyorum diyor. Önce gidiyor 71’e, tayyimekan tayyi zaman. Önce o vakte gidiyor, 1371’den sonraki hayata bakıyor. “30-40 sene sonrası” diyor. Abdülhamit döneminden çıkmış zaten. Zamanın içinde durmuyor. Bir o zamanda bir o zamanda bir o zamanda. Görmediğimi yazmadım demiş Bediüzzaman, yeminle söylüyor. “Görmediğim bir şeyi yazmadım” diyor.

Hz. Mehdi (as)’ın özelliği olarak Bediüzzaman diyor: “evet meşhurdur ki en kesin fazilet odur ki düşmanları dahi o faziletin tasdikine tanıklık etsin.” Hz. Mehdi’ye mecbur olacaklar, hakikaten üstünmüş maşaAllah diyecekler. Bak “düşmanlarına dedirttirecek Allah, düşmanları tasdik edecekler faziletini” diyor. “En yüksek fazilet budur” diyor. En sükseli, en güzel fazilet budur ki “düşmanları dahi o faziletin tasdikine tanıklık etsin.” “Helal olsun”, “bu kadar”, “maşaAllah” diyecekler.

(Ahmedinejad’ın Suriye sorununu biz Amerikasız çözelim açıklaması üzerine)

Esad üst perdeden gidiyor. “Türkiye bize akıl verebilir, görüşülebilir, ama fazla da konuşmasına gerek yok” gibi bir üslup kullanıyor. Üst perdeden bir havası var. Dostane sıcak bir üslubu yok. “Türkiye tabiî ki bizim ağabeyimizdir, İran bizim kardeşimizdir toplanalım, beraber karar verelim” demiyor. "Bizim kimsenin aklına ihtiyacımız yok, siz söyleyin ama sizin söylediğiniz ayrı konu, anlatırsınız iyi olur, değişiklik olur, konuşmuş olursunuz. Ama kararı ben veririm” diyor. Karar veriyorsun, ama mahvediyorsun Müslümanları. Zorla “Esat haşa Allah’tır” dedirttiriyorsun. Bir kere orduya gücün yetmiyor, orduya derin devlet hakim. Mahvediyorlar orada Müslümanları. Genç kızların, kadınların ırzına geçiliyor. Dinsiz imansız Suriye ordusu. Büyük bölümü Allah'sız, kitapsız, hepsini Marksist, Leninist, komünist yetiştirmişler. Darwinizm beyinlerini pişirmiş. Müslümanlığa karşı müthiş bir nefret var içlerinde adamların, kindarlar. Milletin parasıyla besleniyorlar. Maaş alıyorlar, bayağı da yüksek maaş alıyorlar, her türlü imkânları var, ordu evleri var, yiyip içiyorlar milletin dinine imanına mukaddesatına saldırıyorlar.

Esad’a haşa Allah dedirttiriyorlar Müslümanlara, döverek. Bunun bundan haberi yok değil ki, o orada oturmuş, gayet sakin. Bütün Suriye perişan vaziyette, Müslümanları havadan, karadan, denizden her yerden bombalıyorlar. Suriye ordusu eğer kabadayılık yapacaksa gitsin İsrail’e yapsın bakalım göreyim kabadayılığını. Bunların kabadayılığı Müslümanlara, artistlikleri Müslümanlara. Müslüman hanımlara, genç kızlara kabadayılık yapma dedin mi her türlü adiliği yapıyorlar. Her türlü çakallığı yapıyorlar. Bunların kendi milletine kabadayılığı. Ordunun özelliği nedir? Dış güce, dışarıya karşıdır değil mi? Ben zaten İsrail’e saldırsınlar demiyorum, tabii ki kardeş olacaklar, tabii ki dostluk içinde yaşayacaklar. Ama korkaklar. Ve zafiyet içinde güçsüz adamlar. Fakat Müslümanlar dilsiz tabi, vurana dilsiz, sövene dilsiz. Sakinler, mazlumlar bir şey dedikleri yok. Habire postallarla çiğniyorlar, sokaklarda arabalarda orada burada sille tokat dövmeler, işkenceler, delik deşik etmeler. İsrail ordusunu gördün mü de bacakları ayrılıp yere düşüyorlar. Müslüman oldu mu dayılanıyorsun. Müslümanların parasıyla besleniyorsunuz siz. Müslümanlar size vergi veriyor, siz onunla palazlanıyorsunuz. İran’la Türkiye tamam birleşsin, ama şimdi Esad’ın konuşacak hali de yok. Derin devlet hakim olmuş Suriye’ye, çakallar hakim olmuş. Durdurun bu savaşı falan dese onun boynunu koparırlar anında. Öyle olacak gibi değil. İran’la Türkiye, askeri bir güç oluşturup birlikte Suriye’ye girmeleri lazım, Suriye’nin kabulü dâhilinde. Ortak bir askeri güç oluşturup girmeleri lazım. Başka türlü olacak gibi değil. Bu çete çakallarla başka türlü baş edilmez. Suriye derin devleti iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir kolu. Aynı kafada, aynı şeyler. Yedi başlı bir canavarın bir kafası orada işte.

Kaddafi de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün beslemesidir. Onlar yetiştirdiler o çakalı. Libya’da gidip onu yetiştirdiler. Bu çakallığı zulmü onlardan öğrendi. Ama bak Allah tepesine geçirdi sistemini. Onun için burada yapılacak şey; Türk ordusu delikanlıdır, yiğit bir ordudur, materyalizme, Darwinizme karşıdır. Hepsi dindardır, bakın şehit cenazelerinde hepsi sünnete uygun namazlarını kılarlar. Genelkurmay Başkanlarından tut, bütün kuvvet komutanları, albaylar, yarbaylar tamamı cenaze namazlarını sünnete uygun kılarlar. Bu Allah’a olan derin imanlarındandır, derin sevgilerindendir. Mehmetçik tamamı dindardır. Ve mütevazidir bizim ordumuz, mazlumdur. Bırakın, girsinler oraya, temizlesinler. Kan dökmez bizim ordumuz. Sesi sedası yeter, yeri göğü, Şam caddelerini bir inletsinler “her şey vatan için” diye. Konu biter. Bir tümen göndereceksin konu biter. İnim inim inletirler herkes hizaya girer. İşin doğrusu İran ordusuna bile gerek yok, ama illa şey yapıyorlarsa sembolik anlamda göndersinler onlar da. Türkiye onun hakkını verir, öyle bir konu olmaz. Suriye ile Türkiye’yi birleştirmek lazım. Yöneticilerin hemen değişmesi için demokratik bir seçim, bütün partiler girsin Suriye’de. İktidara gelsin hangi parti ise halkın istediği. Türkiye ile ittifak, pasaportları vizeleri kaldırıyorsun, sınır kapısını açacaksın, Şam’da akşam Şam tatlı yemeğe gideriz o zaman. Bu kadar kolay, inşaAllah. Öbür türlü on binlerce şehide mal olur. Suriye’de Esad takım gidecek. Kurtuluşu yok, söyleyeyim. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Onun için nezaketiyle aklı başına alsın. Korkuyorsa Türkiye’den bir heyet çağırsın, onlara gizlice söylesin, “bu adamlar çakal, iddia edilen Ergenekon terör örgütüyle işbirliği halindeler, derin devlet de etrafı sarmış vaziyette, ben bunlardan çekiniyorum” desin. Bizim dışişleri bakanımız delikanlı, yiğit evelAllah tek başına söker, öyle bir konu olmaz. Orada gereken tedbiri alır Türkiye, gereken şeyi yapar. Dolayısıyla Libya’da olan olaylar olmadan Suriye’nin bu konuda aklı başında tavır göstertmesi lazım. Ben olacakları söyleyeyim. Hızır’ın girdiği bir yerde zulmün direnmesi mümkün değildir.

Ahmedinejad aklı başında bir insan, Türkiye ile iyi bir iş birliği yaparak, Esad'ı gerekirse Ankara’ya çağırabilirler veyahut Tahran’a çağırabilirler. Bu konuları konuşup aklı başında hareket etmeleri için ve çözüm için bir plan ortaya koyabilirler, inşaAllah.

(PKK ile mücadelede yapılan operasyonlar ve PKK ideolojisi hakkında)

Kara operasyonu, deniz operasyonu bunlar tabii netice almak için yapılan operasyonlar ama, komünist gerilla yönetimi klasik savaşlar gibi değildir. Mesela klasik savaşlarda iki ordu vardır. Orduların karargahları bellidir. Tankların yeri bellidir, topların yeri bellidir. Şehirler bellidir. Köprüler, yollar, stratejik noktalar bellidir. Birbirlerini bombalarlar karşılıklı, savaş hukukuna uyarak. Komünist gerilla yönetimi bu sistemin tamamının dışında. Bunlar da hedef yok. Deniyor ki mesela, “inlerine gireceğiz”, adam ininden kaçıyor. Durmaz o ininde yani dağılır, her yere kaçar. Uçsuz bucaksız coğrafya, her yere kaçarlar. Durmaz orada o. Ortamın sakinleşmesini bekler. Bombardıman biter, ondan sonra onlar yine aynı yere gelirler. Komünist gerilla yönteminde öyle belirli bir hedef yoktur. Mesela yollar, köprüler, elektrik tesisleri, santraller, barajlar yani öyle tahrip edildiğinde onlara zarar verecek bir yapı yok orada. Çok ilkel, briketten falan yapılmış uydurma, kartondan, suntadan yapılmış kötü kötü barakalar var. Oraya atılan bombanın değeri; mesela 1 trilyon değerinde bomba atılıyor, orası 1 milyon bile etmez. Pis pis briketlerden kerpiçten yapılmış, amonyak kokan leş gibi yerler. Adamlar orada durmuyorlar, durmazlar. Bombardıman yapılırken beklemez. Hiç alakasız yerlere kaçıyorlar. O yüzden çözüm fikri çalışmadır. Bunu ben kimseden duymuyorum henüz, yani bu bir mucize hayret edilecek şey. Kardeşim mesela Amerika, radikal örgütlere karşı yine kendince fikri bir çalışma yapmayı keşfetmiş. Yine Müslümanların aklı başında olanlarını onlarla konuşturuyorlar. Radikal unsurların yanlış yönlerini onlara tarif ettiriyorlar. Mesela bu fikri bir mücadeledir. Zayıf bir şey ama, çok flu bir çalışma yapıyorlar. Öyle gerçek anlamda yapmıyorlar. Zaten gerçek anlamda yapsalar İslam ahlakı hakim olur. Konu da biter. Burada da adamlar komünistler, karşılarında karşıt bir görüş olmadığı için, karşı bir inanç olmadığı için, bilimsel ortaya konan bir anlatım olmadığı için alabildiğine rahat komünist propaganda yapabiliyorlar. Ve adamlar hiç kuşku duymadan inanıyorlar buna da. Çünkü karşıtı yok. Mesela Darwinizmi anlatıyor. Karşıtı var mı yok. TRT’ye bakıyor, TRT de zaten Darwinizmi anlatıyor. Materyalizmi anlatıyor, TRT de materyalizmi anlatıyor. O zaman diyor adam, “Darwinizm doğru mu? Doğru, materyalizm doğru mu? Doğru. Dünya o zaman diyalektik kanunlarına tabii mi?” diyor. “O zaman biz ne anlatıyoruz? Diyalektik felsefeyi anlatmıyor muyuz?” diyor. “Anlatıyoruz.  Tarih de diyalektik olarak işliyor. Kapitalizm yıkılıyor, yerine komünizm geliyor. Komünizmin gelmesi için çatışma gerekir” diyor. “Kapitalizm malını mülkünü korumak için asker oluşturur, devlet oluşturur, mahkeme oluşturur, seninle çatışır” diyor. “Sen ne yapacaksın? Buna karşı komünist şiddet kullanacaksın, bu kadar basit. Komünist şiddet kullanırken de acımasız olacaksın, gerilla yöntemleri kullanacaksın” diyor. Sistem böyle işliyor. Sistemin tamamının yanlışlığı anlatıldığında adamın beynindeki o inancı almış olursun. İnancını aldın mı o beden artık terörist olamaz, gücü yetmez. Ama ne yapıyorlar? Psikolojik karşı hareket olarak? “Utanmanız yok mu? Acımasızlık yapıyorsunuz, zulüm yaptınız. Bu mübarek günde bu yapılır mı? Müslümanlığa yakışıyor mu?”  Ya adam dinsiz imansız zaten Allah’sız, kitapsız. Allah’ı inkâr ediyor, Marksist, Lenininistim diyor zaten. Haşa Allah yok, diyor adam. Sen diyorsun ki, “dine uygun oluyor mu bu yaptığın, mübarek günde bu olur mu?” diyorsun. Çok yanlış bir strateji izleniyor. Israrla anlamazlıktan geliyorlar. Darwinizm materyalizm yıkıldığında, Marksist Leninist düşünce yıkıldığında PKK diye bir konu kalmaz. İnancı kalmamış oluyor. Anlaşılıncaya kadar anlatacağız.

Yobaz takımıyla uğraşmaya gerek yok. Onlar milletin eğlencesi. Oturup kale almaya gerek yok. Eğer bir yobaz takımını hedef alır da onlarla uğraşmaya kalkarsak yobaz takımının hurafelerinin ucu bucağı yoktur. Habire hurafe çıkarıyor, habire uydurma çıkartıyor. Hurafenin çirkin, berbat bir denizi bunlar. Allah adına sürekli yalan söyleyen, utanmayan, yüzlerine teneke çakılmış, arsız tipler. Dolayısıyla oturup bunları isim isim kale alırsak çok gereksiz iş yapmış oluruz.

Tabi ki şeytan insanların kulağına fısıldar, “ne gerek var” diyecektir, “uzak tarihlerde, uzak zamanlarda”, yahut “geçmiştir”, yahut “boş verin böyle şeyleri”, siz mi kurtaracaksınız”, “böyle gelmiş böyle gider” der. Abuk subuk, ipsiz sapsız konuşurlar, kale almayacaksınız. Ben de akademiye ilk geldiğimde “evlen, işine gücüne bak, okulunu bitir. Ne işin var senin. Koskoca dünyayı sen mi değiştireceksin? Diyanet İşleri var, Diyanet İşleri gerekeni yapar. Böyle şeyler tehlikelidir. Seni öldürürler, asarlar, keserler” buna benzer yüzlerce konuşma oluyordu. Hiçbirini kaale almadım. Ve gayet güzel Allah yolunda, hak yolda, Kuran yolunda, hak yolda ilmen gayret ettik. Bakın, Mehdiyetin geldiği safhaya bakın. İttihad-ı İslam’ın geldiği safhaya bakın.

Biz Hz. Mehdi (as) talebesi olmak için uğraşmadık, ben kendimi Hz. Mehdi (as) talebesi ilan ettim. Ve aldığımız yola bakın elhamdülillah, maşaAllah. Onun için, Hz. Mehdi (as) talebesi olmak için belirli bir yere müracaat edilecek olsaydı ben müracaat ederdim. Kendi kendinizi Hz. Mehdi (as) talebesi ilan edeceksiniz. Kendi kendinizi Hz. İsa (as)’ın talebesi ilan edeceksiniz. Kendi kendinizi Hz. Muhammed (sav)’in talebesi ilan edeceksiniz. Ve hizmet edeceksiniz inşaAllah.

Başbuğ Türkeş'in bazı konuşmaları, bazı tavırları yanlış anlaşıldı. Başbuğ ledün ilmini kullanan bir insandı. Böyle davayı riske sokacak şeylerde itinalı bir dil kullanıyordu. Kullandığı o itinalı dil de bazen yanlış anlaşılıyordu. Yoksa Türk İslam Birliği’ni, İttihat-ı İslam’ı ilke edinmişti zaten, onun ideali oydu. Ama o devirler iddia edilen Ergenekon terör örgütünün o azgın olduğu devirler olduğu için üslubunu ledünni bir dile bazen çeviriyordu. O yüzden de bazen yanlış anlaşılıyordu. Demek istediğimi anlayan anlar inşaAllah. Yoksa davasından asla taviz bir insan değildir Başbuğ, maşaAllah.

(İslam alemi) Neden bu durumdalar? Çünkü şirk yaygın İslam aleminde, olay bu, bu kadar. Allah bela verdiğinde, parçaladığında, Müslümanların mülklerini yıktığında nedenini gerekçesini Kuran’da çok net açıklıyor. Ne zaman hakim olduklarını, iyi olduklarını, güç kazandıklarını ve ne zaman yıkıldıklarını net ölçüyle açıklamış. “Bana şirk koştuğunuzda dünyayı başınıza yıkarım” diyor Allah. “Bana şirk koşmayıp Kuran’a tabi olduğunuzda da sizi fikren hakim ederim” diyor. Kuran’ı terk ettikleri için, Peygamberimiz (sav)’in bir tane şikayeti var zaten, başka da şikayeti yok, “Ve elçi dedi ki: "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar."” diyor. Arkasından felaket geldi işte, İslam alemi paramparça oldu. Şirk koşulmadığında, Kuran’ın yeterliliği kabul edildiğinde, ama sadece Kuran’ın yeterliliği kabul edildiğinde, Peygamberimiz (sav)’in tefsir ettiği tarzda Kuran kabul edildiğinde dünyada fikri hâkimiyeti oluyor. Çok net. Kum gibi müşrik kaynıyor, kum gibi münafık kaynıyor ortada. Onların dedeleri yıktılar İslam âlemini, torunları devam ettiriyor. Bu tabii ırk, mezhep yoluyla, genetik yolla geçen bir şey değil. Hepsi şeytana tabi olduğu için, o anlamda bir yapılanma oluyor. Geçmişte Ebu Lehebler, Ebu Cehiller ne ise asrımızdaki münafıklar da aynı. Onlar da Kuran’a düşmandılar, onlar da Kuran’a düşman. Onlar da Kuran’ı değiştirmek istiyorlardı, bunlar da Kuran’ı değiştiriyorlar. Aynı kafa.

Özgürlük çok hayatidir, çok önemlidir. Ahir zamanda Hz. Mehdi (as) devrinde Allah bu nimeti nasip ediyor. Yoksa Amerikan ordusunda ve en büyük tesiste İslam’ı, Kuran’ı tebliğ etmek olacak iş değil normalde ama Allah dileyince oluyor maşaAllah.

İttihad-ı İslam olduğunda israf edilen para, israf edilen zenginlik en güzel şekilde kanalize edileceği için, İslam alemine yettiği gibi Hıristiyan alemine de, Musevilere de yardım etmemize sebep olacaktır. Ve herkesin huzur refah içinde olmasına, zengin ve kalkınmış olmasına vesile olacaktır inşaAllah.

(Şehit cenazesinde ağlamayan şehit ailesiyle ilgili)

Bütün şehit ailelerinde böyle olması lazım. Mesela bu gerçek şehit ailesi.  Onlar da gerçek şehit ailesi ama şehit ailesinin bir adabı da o yiğitliği, o delikanlılığı sergilemektir ki; komünist çeteler yaptıkları çirkinliğin etkisini alamadıklarını, netice alamadıklarını görsünler.

Yusuf suresi 44-48:

Dediler ki: "(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu bilenler değiliz." Çünkü Hz. Yusuf çok güzel şerheden bir insandı, çok güzel yorumlayan bir insan, tefsir gücü yüksek.

"O iki kişiden kurtulmuş olanı, nice zaman sonra hatırladı ve: "Ben bunun yorumunu size haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin" dedi." Daha önce önem vermiyorlar, ama orada Hz. Yusuf (as)’u çok akıllı ve önemli bir kişi olduğunu bildiği için gidip buluyor.

"Yusuf, ey doğru (sözlü insan)..” Peygamberimiz (sav)’in neydi lakabı? Muhammedül Emin. Doğru sözlü, emin olan insan. Hz. Yusuf (as)’a ne diyorlar? Ona da doğru sözlü diyorlar. Peygamberlerdeki kişilik hep aynı.

“Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver. Umarım ki insanlara da (senin söylediklerinle) dönerim, belki onlar (bunun anlamını) öğrenmiş olurlar.”Mesela ahir zaman hadislerini bize en mükemmel Hz. Mehdi (as) açıklayacaktır. insanlar kavrayamayacaktır, anlayamayacaklardır. O şerh ettikçe, o açıkladıkça o harikayı anlayacağız. Bizler onun öncüsü olarak bildiğimiz kadar açıklıyoruz.  Ama asıl Hz. Mehdi açıklayacaktır, inşaAllah. Ona işaret var burada. Yusuf Hz. Mehdi (as)’ı anlatan bir sembol gibi düşünebiliriz. Çünkü Hz. Yusuf bir peygamber ve Cenab-ı Allah ondan örnek almamızı Yusuf Suresinde çok güzel hikmetler olduğunu Allah bize söylüyor ve onlardan istifade etmemizi söylüyor. Hz. Yusuf (as) ve Hz. Süleyman’dan bahsettiği yerde bileceğiz ki Mehdi (as)’dan bahsediyor, ahir zaman işaretleridir. Çünkü sırf geçmişte olan olayları bilelim diye Allah anlatmıyor. Oradaki Cenab-ı Allah’ın kastı oradan ibret alıp öğrenmemizdir.

“Ey doğru (sözlü insan).. Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği”Şimdiahir zamana bir işaret var. Normalde inek havyan eti yemez. Ama ahir zamanda şimdi sığırların beslenmesinde geniş çaplı havyan yemi kullanılıyor. Hayvan yeminde ne kullanılıyor? Hayvan eti kullanılıyor, kanı, kemiği ve eti. Protein kaynağı olarak o kullanılıyor ahir zamanda. Demek ki olay ahir zamana bakıyor, hayvanlar alenen et yiyorlar. Fenni yem olarak, fenni yemin içinde geniş çapta var.

“Yedi besili ineği yedi zayıf (ineğin) yediği ve yedi yeşil başakla diğerleri kuru olan (rüya) konusunda bize fetva ver.” Yediler, 2007, 47. 47. ayet.

Dedi ki: "Siz yedi yıl, önceleri (ektiğiniz) gibi ekin ekin, yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın." En iyi ekini muhafaza metodunun başağıyla muhafaza etmek olduğunu bu sene anladılar. Gazetelerde yazdı, ekini en güzel muhafazanın kendi başağıyla muhafaza etmek olduğunu. Ayet ne diyor; "yediğinizin az bir kısmı dışında (kalanını) biçtiklerinizi başağında bırakın." Muhafaza etmek için. Bozulmadan kalıyor, küflenmiyor, gücünü kaybetmiyor, gayet kaliteli olarak kalıyor. Temiz muhafaza olmuş olarak kalıyor. 47. ayette yedi yıldan bahsediyor.

“Sonra bunun arkasından (kuraklığı) zorlu yedi yıl gelecektir, sakladığınız az bir miktar dışında, daha önce biriktirdiğinizi yiyip bitirecektir.” Kaçta başladı 2007 da başladı, kaçta bitecek 2014 de bitecek ekonomik kriz inşaAllah. Ona bakıyor bak yedi yıl. O zaman da yedi yıl sürmüş kriz. Bak şimdi de yedi yıl sürüyor. Ben önce yedi yıl sürecek dedim kriz, adamlar ne alakası var öyle bir şey yok altı aya falan biter dediler. Yok yedi yıl sürecek dedim. Direttiler. En sonunda IMF çıktı resmi açıklama yaptı dedi ki; “ekonomik kriz yedi yıl sürecek” dedi. Nereden anladın? Ben söyledim. Başka var mı kaynağın? Yok. Bilimsel başka hiçbir kaynak yok. Benim dışımda açıkladıkları bir kaynak yok. Biliyorlar yedi yıl süreceğini, benim sözümün doğru olduğunu anladılar. Ve yedi yıl bak cayır cayır gidiyor. Ekonomik kriz dalgalanarak devam ediyor. Bu sene yeniden ekonomik kriz arttı.

2011-08-26 01:17:22
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top