A9 TV, 31 Ağustos 2011
Dünyanın her yerinde İslam’da, Müslümanlıkta büyük bir uyanış var. Allah daha da artırsın inşaAllah. Çok güzel gidiyor, gidişat bayağı iyi, elhamdülillah, maşaAllah. Yobaz kafayla gerçek Müslümanlık arasındaki fark çok güzel fark edildi, anlaşıldı. Bir ara Müslümanlığı kan döken, zalimlik yapan bir sistem gibi gösteriyorlardı. Baktılar olacak gibi değil. Çünkü biz çok güçlü fikri karşı atağa geçtik. Bu düşünceyi ilmen kazıdık. Gayet güzel bir anlatım tarzıyla doğrusunu anlattık. İslam’ın şefkat, merhamet ve sevgi dini olduğunu belirttik. Allah niye insanların kanının dökülmesini istesin? Niye acı istesin? Niye hürriyetlerinin yok olmasını istesin? Neden birbirlerini sevmelerinin kötü olduğunu söylesin? Yobazlık bunu söylüyordu. Yobazları biz kendi sistemleri içerisinde etkisiz hale getirdik. En önemli konu deccaliyete karşı mücadele ederken iki kolun ikisini de ilmen kırmaktır. Dinsizlik kolunu da kırmak, yobazlık kolunu da kırmak. Biz her iki kolunu da kırdık. Ayette diyor Cenab-ı Allah; “Ebu Leheb iki elin kurusun” diyor. Biz işte deccaliyetin iki elini de ilimle kuruttuk, inşaAllah. Her iki eli de şu an mefluc vaziyette, felç oldu yani, inşaAllah.
Ahir zaman ile ilgilidir genellikle son sureler. Kuran’ın son sureleri hep kıyametten bahseder ve hep ahir zamandan bahseder. Allah sona bırakmıştır. Sona bıraktığı için de özellikle de anlamlıdır.
Alak Suresi, 19ayetten oluşan bir sure. Hem deccaliyeti hem Mehdiyeti anlatan bir suredir. Yani ahir zamanı anlatan, özellikle onlara işaret eden bir suredir. Tabii ayetin asıl anlamı Peygamberimiz (sav) zamanındaki olayları anlatıyor, ama Allah geçmişte olan bir olayı sadece bilelim anlamında anlatmıyor sadece. Genelde Kuran bir hikaye tarzında olayları anlatmaz. Yani mutlaka hayatta karşılaşacağımız olaylar vardır. Onları anlatır.
“Yaratan Rabbin adıyla oku.”
Ahir zamanda deccaliyete karşı ne yapılması gerekiyor? Müslüman’ın ne yapması gerekiyor? Bol bol okuması gerekiyor, kültürünü artırması gerekiyor. Çok müthiş bir genel kültüre sahip olması gerekiyor.
“O, insanı bir alak'tan yarattı.”
Hemen insanın yaratılışına Allah dikkat çekiyor. Yaratılışçılarla Darwinistlerin ilmi mücadelesinin ne kadar önemli olduğunu burada görüyoruz. Hep Kuran’da Allah ilk önce bir yaratılıştan bahseder. Yaratılışın önemini anlatır.
“Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;”
Yine Allah okumanın önemine dikkat çekiyor.
“Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.”
Aynı zamanda yazmak; bilgisayarla yazarsın, kalemle yazarsın. Her türlü yazmayı Allah gösteriyor. Biz de ne yaptık? 300 tane kitap yazdık. Yüzlerce internet sitesi açtık, televizyon kanalı açtık, radyolar, gazeteler. Her yerde İslam’ı, Kuran’ı tebliğ ediyoruz inşaAllah. “Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.” Kim öğretmiş? Kim yapmış? Allah yapmış. Biz mi yazmışız? Yok, Allah yazmış. Biz ne olmuşuz? Vesile olmuşuz. Sadece bir vesile. Her şeyi yaratan kim? Allah.
“İnsana bilmediğini öğretti.”
Demek ki cehalet büyük bir sorun. Ben şimdi insanlara konuları anlatıyorum. Kim anlatıyor? Ben anlatıyorum. Beni kim konuşturuyor? Allah konuşturuyor. Anlatan kimmiş? Allah. Ben neyim? Vesileyim. Öğreten kimmiş? Allah’mış. “İnsana bilmediğini öğretti.” Kim öğretiyor? Allah öğretiyor. Onun için hiç kimse ne gerçek alim ne de hoca oluyor. Herkese her şeyi öğreten Allah’tır.
“Hayır; gerçekten insan, azar.”
Bediüzzaman’ın özellikle üstünde durduğu bir ayettir. Darwin’in ölüm tarihini verir ebcedi, “insan gerçekten azar” ayeti, altıncı ayet.
“Kendini müstağni gördüğünden.”
Yani alim görür, büyük görür. İnsan kendini müstağni görmeyecek. Eleştirecek, hatalarını kabuk edecek, yanlışlarını kabul edecek. Büyük görmeyecek kendini. Bütün gücün Allah’ta olduğunu bilecek. Her şeyi yaratanın Allah olduğunu bilecek. Allah’a kendini teslim edecek.
“Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.”
“Ölümden sonra mutlaka dirileceksiniz” diyor Allah. “Allah’a döneceksiniz” diyor.
“Engellemekte olanı gördün mü?”
Neyi? İttihad-ı İslam’ı. Kim engelliyor? Yobaz takımı, deccaliyet, PKK, İddia Edilen Ergenekon Terör Örgütü. İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni, Kuran ahlakının yayılmasını, Darwinizmin yıkılmasını. Hepsini, hayır olan her şeyi engellemek ister deccaliyet.
“Namaz kıldığı zaman bir kulu.”
Kuran okutturmaz, namaz kıldırmaz, İttihad-ı İslam’ın oluşmasını kabul etmez, Türk-İslam Birliği’ne engel olur. Her şeye engel olur.
“Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,”
İşte bu Mehdiyet’e bakıyor buradaki ayet. Demek ki Mehdiyet engellenecek. İttihad-ı İslam engellemeye çalışılacak, Hz. Mehdi (as) hapsedilmeye çalışılacak, talebeleri durdurulmaya çalışılacak. Kuran’ın işari anlamı.
“Ya da takvayı emrettiyse.”
Hz. Mehdi (as) neyi emredecek? Takvayı anlatacak, Allah’ın emirlerini bildirecek, güzel ahlakı bildirecek, Allah’ın emirlerini nakledecek.
Kuran’ı okuyan bazı kişiler nasıl yapıyorlarsa evirip çevirip konuyu yobazlığa getiriyorlar. Kuran’ı açıp baktığımızda insanların kalbini ferahlatan, ruhunu açan, aklın bütün güzelliklerini ortaya koyan mükemmel bir yapıyla karşılaşıyoruz. Ama ben bir kısım şahıslarda böyle bir üslubu, böyle bir Kuran’ı anlatma üslubunu göremiyorum. Mesela şeytandan Allah’a sığınıyorum,
Araf suresi, 196, 198, 199, 200, 204, 205, 188
“Hiç şüphesiz, benim velim kitabı indiren Allah'tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.”
Şimdi ahir zamana bakan yönüyle baktığımızda ne anlarız? Hz. Mehdi (as)’ı Allah korur, İsa Mesih (as)’ı Allah korur, talebelerini Allah korur. Türk Milletini Allah koruyor, Türkiye’ye komünizmin gelmesini engelleyen Allah’tır. Türkiye’nin batmasını, yıkılmasını, bölünmesini engelleyen Allah’tır. Bin kere batardı Türkiye, bin kere bölünürdü. Salihleri Allah koruyor. Bunu görüyoruz.
“Eğer onları doğru yola çağırırsanız işitmezler.”
Biz de bir kısım yobaz takımını doğru yola çağırıyoruz, Kuran’a çağırıyoruz, işitmiyorlar, anlamıyorlar.
“Onları sana bakar (gibi) görürsün, oysa onlar görmezler bile.“
Mesela televizyonda seyrediyor ama görmüyor adam, anlamıyor, kavrayamıyor.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.”
Biz de ne yapıyoruz? Kolaylık yolunu benimsiyoruz, dini zorlaştırmaktan kaçınıyoruz. Kuran’ın sade anlatımına tabi oluyoruz.
“(İslam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.”
Adam anlamıyorsa biz de ondan yüz çeviriyoruz.
“Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.”
Allah bizi şeytandan korusun, şeytanın şerrinden, etkisinden korusun. Çünkü şeytanın etkisi var, Allah şeytanın etkisinden dua ettiğimizde bizi koruyacağını söylüyor. Allah’a sığınıyoruz.
“Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun.”
Mesela bak çok büyük bir bela bu; insanların Kuran okunduğunda dinlememeleri.
“Umulur ki esirgenmiş olursunuz.”
Ben camilere gidiyorum, Kuran okuyor orada hoca efendi. Cayır cayır konuşuyorlar. Dedikodu yapıyor böyle ayakta, arı kovanı gibi, uğultu var. Halbuki Kuran okunduğunda susup dinlemeleri lazım.
Bak “hemen onu dinleyin” diyor. “hemen onu dinleyin ve susun” adam ne susuyor ne dinliyor.
“Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine,”yalnız, “ürpertiyle,” derin bir heyecanla, huşuyla “yalvara yalvara ve için için zikret.” Dua böyle olur, Allah’ı zikretmek böyle olur. Bak bir daha okuyorum “sabah akşam” ne demek sabah akşam? Günün her saatinde, sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar, her zaman. “Sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle,” bağıra bağıra değil. “Kendi kendine,” yalnız, “ürpertiyle,” yani tüylerin ürpersin diyor Cenab-ı Allah, o kadar konsantre ol ki, o kadar derinleş, o kadar huşuyla, o kadar samimi dua et ki onun heyecanıyla tüylerin diken diken olsun diyor Allah. Ve “yalvara yalvara” yalvarma üslubuyla “ve için için” kalpten, içinden gelerek, coşkuyla Allah’ı zikret, Allah’a dua et. “Gaflete kapılanlardan olma.”
“De ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim.” Çünkü her şeyi yaratan Allah.
Yobaz takımı büyük bir tehlikedir. Müslümanları mahvetmişlerdi. Biz onları teker teker etkisiz hale getirdik. Elhamdülillah Müslümanlar şu an göğüslerini gere gere “elhamdülillah Müslüman’ız” diyebilecek hale geldiler, maşaAllah.
Yobazların asla yapamayacağı şeyleri yapıyoruz elhamdülillah, yobazlar yapabilir mi? Yapamaz. Amerikan ordusuna gidip tebliğ yapabilirler mi? Yapamazlar. Gidip mason localarında tebliğ yapabilirler mi? Yapamazlar. Bakın onun da müjdesini veriyorum, mason localarında tebliğe başladık, elhamdülillah. Asla ulaşamayacakları yerlere ulaşıyoruz. Asla konuşamayacakları şeyleri yapıyoruz. Darwinizm materyalizme yobaz yanaşmak istemez. Çünkü onun işinde gelir darwinizm materyalizm. Yani şeytani yönden işine gelir. Biz darwinizmi materyalizmi esaslı şekilde ezdik. Bir de kafası da basmaz yobazın. Yobazın darwinizmi materyalizmi ezmeye ne gücü yeter ne aklı yeter ne feraseti ne basireti yeter. Müminin aklı çok keskindir, kılıç gibi. Küfrün en ince, en detaylı oyunlarını bozacak güç ve imkana sahiptir Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
Yobazların asla yapamayacağı şeyleri yaptırarak Allah bizlere lütufta bulunuyor elhamdülillah. Yobazların kullanamayacağı kelimeleri kullanıyoruz; sevgi, şefkat, barış. Bir yobazdan barışı duyabilir misin? Silahları kaldıralım der mi yobaz? Yobaz kandan hoşlanır, pis kokudan hoşlanır, rezillikten hoşlanır, fitneden hoşlanır, dedikodudan hoşlanır, milletle uğraşmaktan hoşlanır, laf sokmaktan hoşlanır, insanları tedirgin etmekten hoşlanır, insanlara acı verecek, insanların neşesini kaçıracak şeylerden hoşlanır. Dini zorlaştırır, dini karmakarışık hale getirir, hurafeler anlatır. Mehdiyet de tam zıttını yapar. Biz de Hz. Mehdi (as) kolu olduğumuz için, Hz. Mehdi (as) talebesi olduğumuz için gayet güzel başarılı faaliyetler yapıyoruz. Allah yolumuzu açıyor elhamdülillah maşaAllah.
Sad suresi, 50-54, 56-57, 32
“Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır.”Allah inşaAllah cennet kapılarını bizlere de açar.
“İçinde yaslanıp-dayanmışlardır;”mesela bak yaslanıp dayanma bizim için bir nimet oluyor. Ama cennette niye nimet oluyor? Çünkü dünyada o aczi tattık ya, hep böyle yorgunluk çektiğimiz için, hep yaslandığımızda hoşumuza gider, sırtımızı yaslanacak bir yer olmasa rahatsız oluruz biz. Ama yaslanma bir nimet oluyor. Sonsuza kadar o nimeti unutamayacağız. O yüzden hep böyle içimizde o istek olacak, hep yaslanıp bir yere dayanıp konuşmak isteyeceğiz cennette. Halbuki cennette hiç ihtiyaç yok, çünkü yorgunluk yok. Dimdik dururuz hiçbir şey olmaz, ayakta sabahtan akşama kadar dursan, milyonlarca sene ayakta dursan yorulmazsın. Ama yaslanma hissi var, yani yaslanmayı bir nimet olarak bileceğiz cennette. Bunu dünyada öğreniyoruz.
“Orada birçok meyve ve şarap istemektedirler.” Cennet şarabı, güzel kadehlerde, inşaAllah kadehleri tokuşturarak içeceğiz cennet şarabını. Öyle metil alkol şu bu falan abuk subuk şeyler yok içinde. Tadı nefis, görünümü çok güzel, kadehler çok şık. Cennet kadehleri çok şık inşaAllah. Bir yudum ondan, biraz meyveden, biraz cennet yemeklerinden yiyeceğiz öyle hemen anında doyma da yok inşaAllah. burada mesela çocuklarla beraber yemek yiyoruz, sofra oluyor, hemen doyuyoruz. orada saatlerce, günlerce yersen doymazsın, senelerce yersen doymazsın. Sürekli; meyveden alırsın, ondan alırsın, kuş eti böyle güzel, pişmiş, ızgara yapar yersin inşaAllah. Birbirinden nefis yemekler var, çok zengin sofralar oluyor fakat doymuyorsun. Dünyada acz olarak Allah özellikle doyma hissini veriyor ve doyuyorsun. Cennette dünyadaki nimetlerin asıllarını göreceğiz inşaAllah. Burada anlayalım gibisinden küçük eşantiyon mahiyetindedir adeta, yani tanıma amaçlıdır. Meyveler de tanıma amaçlıdır. Asıl cennet meyveleridir. Meyve yerken hemen anlarsınız dersiniz “keşke bu biraz daha tatlı olsa.” Mesela hiç tam istediğimiz gibi üzüm bulabiliyor muyuz? Bulamıyoruz. Tam istediğimiz gibi şeftali bulamayız. Cennette asılları var inşaAllah. Şimdi bak, yemekleri yedik, şarabı içtik, cennet şarabını;
“Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.” diyor.
Çok büyük bir nimet olarak, en büyük nimettir cennette. Bakın dikkat edin; “bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş.” Ana delil olarak onu söylüyor.Bir kadının, mümin bir kadının tutkuyla bakması sevdiğine, eşine en büyük nimettir, çok etkileyicidir. Yürekte, ruhta çok sarsıcı etki yapar. Bütün benliğini kaplar insanın. Hakkıyla bakarsa, hakkıyla severse, hakkıyla böyle teslim olarak tam bir coşkuyla, aşkla eşine bakarsa nefesini keser. Çok etkileyici olur. İşte o nimet ahirette, cennette tam anlamıyla tahakkuk ediyor. İnşaAllah eşimiz bize baktığında içimiz eriyecek, ruhumuz eriyecek böyle, zevkten adeta biteceğiz. Öyle tabir edeyim, inşaAllah. Kıskanç mı olacağız? Allah işte bak ona kolaylık getirmiş, “Sadece eşlerine bakıyor” diyor. Etkilenmiyor başka kimseden kadın. Helali olan kadın sadece eşinden etkileniyor, sevdiğinden etkileniyor. Allah öyle yaratmış. Sadece onda o zevki alabiliyor. Yapamıyor yani, olmuyor. Allah almış onu. Başka kimseden o yönde etkilenmiyor, sadece eşinden ondan etkileniyor. Yalnızca eşlerine çevirmiş, Allah o şekilde terbiye etmiş. Dünyada zaten öğreniyorlar onu. Ama baksa da etkilenmiyor. Sadece eşinden etkileniyor. “Yaşıt kadınlar”; herkes genç. 33 yaş deniyor ama, genç işte. Tarif edilemeyecek bir gençlik. Klasik kafamızdaki genç kavramı neyse o. Tam hoş bir gençlik, hoş gençlik. Hepsi genç, eşi de genç kendisi de genç, hep öyledir.
Yaşlılık özel verilir, mucizedir. Yavaş yavaş Allah bir çizgi yaratır, bir çizgi daha yaratır. Saçta önce on tane beyaz yaratır. Sonra onu otuz yapar Allah. Sonra altmış yapar. Her saç köküne emir verilir ayrı ayrı. “Beyaz ol” der Allah beyaz olur. “sen de beyaz ol” der. Sayıları artar artar süt beyaza kadar gider. “Hepiniz beyaz olun” dediğinde Allah, hepsi beyaz olur saçların. Her saç teli Allah’ın emri altındadır. Hangi saç ne zaman dökülecek? Hangi saç ne zaman çıkacak? Hepsi Allah’ın emriyle çıkar. Saç teli diyoruz ama, bir de saç teli içindeki aleme bir sor bakalım. Onlar için o dev sütunlar halindedir. Koskoca gökdelen gibi gelir onun içinde olan için, bir saç teli. Bir gökdelenin yıkılması gibi olur o saç telinin gitmesi. İzafidir.
“İşte hesap günü size vaat edilen budur. Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok” diyor Allah.
Ne doymada tükenme var, doymuyoruz. Ne de yiyecekte tükenme var. Daldan koparırsın elmayı yersin, bakarsın yine dalda duruyor. Koparmanla dalda olması bir oluyor, anında. Şaşılacak bir durum, hayret edilecek bir durum. Fakat normal olan da budur. Elma, armut, portakal hepsinin orijinalleri vardır. Bir de Allah “hiç görmedikleriniz olacak” diyor. “hiç tatmadığınız şeyler, sürpriz yapacağım size“ diyor Cenab-ı Allah. Tabi aynı bu şekilde söylemiyor da buna benzer bir ayet var.
Cehennem içinde Allah diyor ki; “Cehennem; onlar oraya girecekler; ne kötü yataktır o. İşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin.”
İnsanın kaynar suyu içmek çok çekindiği bir şeydir. Çok Rahatsız olacağı bir şeydir. Allah en rahatsız olacağı şeyleri yaratacağını belirtiyor. Mesela; irin insanların en iğrendiği bir şeydir. Tedirgin olduğu bir şeydir. Yani görmek istemez. “En iğrendiğiniz, en hoşlanmadığınız şeyleri cehennemde yaratacağım” diyor. Bu ayetin anlamı budur.
“Ve onun şeklinden başka, çift çift olan daha beter azaplar vardır.”
Tahayyül etmediğiniz, bilmediğiniz azaplar vardır. Cehennemle Allah bizi korkuyor ki normal davranalım. Ama bir mümin, aklı başında bir mümin samimi bir mümin hiçbir şekilde cehenneme girmez. Hatta Allah ayette; “Uğultusunu dahi duymaz” diyor. Uğultu bile duymak yok. Bu ne demek? Uğultu duymayacak demek; “en ufak bir tedirginlik, acı, korku size hissettirmeyeceğim”diyor Allah, mümin iseniz. Cehennemden uzaktır ama yine de kalbinde bir tedirginlik olur. “Onu da yapmayacağım. Sadece size neşe ve sevinç vereceğim” diyor Allah. Müminler için bu vardır. Ölümünden itibaren bu sürekli hayatında olacak olandır. Küfür ölümünden itibaren sürekli azap çeker. Mümin ölümünden itibaren sürekli mutludur.
Hz. Süleyman’dan bahsediyor Cenab-ı Allah. Yobaz yakımı iyi dinlesin.
“O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim."
Malı seviyorum, diyor. Zenginliği seviyorum, altınları, güzel kadınları, güzel atları yani cisim olan tabii insana mal demez de, ben ilave olarak cümle akışı olarak söylüyorum. Güzel tahtlar, sütunlar, güzel halılar, muhteşem saraylar, Hz Süleyman (as) “bunu seviyorum” diyor. “Niçin seviyorum biliyor musunuz, Allah sevgimden dolayı, Allah’ın tecellisi olarak seviyorum, Allah’ı andığım için seviyorum” diyor.
Sad Suresi, 32-34, 37
Hz. Süleyman (as) diyor ki“Sonundabu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar.” Tabi burada bir işaret var."Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.” Bu bir sevgi gösterisidir. Yani sevginin ne kadar güzel olduğunu Allah orada gösteriyor. Ve sevgiyi ifade etme şekli olarak da bir örnek veriyor. Bak çok açık buradaki ifade.
“Bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. Andolsun Biz Süleyman’ı imtihan ettik. Tahtının üzerine bir ceset bıraktık”
Bunun bir sır yönü var. Sonra bu konuyu açıklayacağım. İnşaAllah.
“Sonra eski durumuna döndü”
Şeytanları Allah emrine veriyor, Hz. Süleyman (as)’ın.
“Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıcı da”
Emrine veriyor, Cenabı Allah.
Hz. Süleyman’a bir imkân veriliyor, bir güç veriliyor. Taşları yontmada, sert cisimleri kesmede Allah ona bir vasıta meydana getiriyor. Onu inceleyeceğiz sonra inşaAllah. Mesela Hz. Süleyman (as)’ın da asasını kemiren bir kurt var. Onun ne olduğunu da bir inceleyeceğiz İnşaAllah. Öyle bir şey ki bu lazer gibi. Taşı tam bir lazer gibi çok ince bir -sanki- ışıkla kesip atıyor. Ve jilet düzgünlüğünde taşı düzgünce kesiyor. İsrail’de bu taşı görmek mümkün. Açıklanamıyor. Nasıl kesildiği şu an bilinemiyor. Arasına jilet sokulamayacak kadar düzgün yapılmış, iki taşın arasına. O kadar düzgün kesilmiş taş. Çünkü el demiri ile falan kesilmiş gibi görünmüyor. Bir bunlara bakacağız inşaAllah. O Hz. Hızır (as)’ın da acaba kullandığı bir şey mi ona da bakacağız. Hz Hızır (as) da biliyorsunuz bina ustası ve çok seri yapıyor binaları. O taşları ne ile kesmiş? Hz. Süleyman (as) o ustalara ne sundu da onlar onunla o taşı kestiler? Daha bilinmiyor. Bunları inceleyeceğiz, İnşaAllah. Ama şimdilik bu kadar yeterli. Hatta, kurşun kap içerisinde saklanan bir cisimden bahsediliyor, kurşun kap içerisinde. Buğday tanelerinin içerisine konmuş, yani muhafaza kastıyla konmuş fakat tamamı da kurşun kap içerisine saklanmış bir cisim. Bir yeşil taştan bahis var. Onlara bakacağız inşaAllah.
“Her bina ustasını”
Yani taş yontucularını, mimarları, emrine vermiş Cenabı Allah Hz. Süleyman’ın. Hz. Mehdi (as)’ın da bu taş yontucularını, bina ustalarını yine Allah emrine verecek. Acaba masonlara mı bakıyor? Çünkü masonlar biliyorsunuz hepsi kendilerini taş yontucusu ve bina ustası olarak görürler. İnşaAllah.
2011-09-01 11:04:30