A9 TV; 1 Eylül 2011
(İran’ın PKK örgütüne kapılarını açması hakkındaki haberle ilgili)
Gerilla savaşında belirli bir yer diye bir konu yoktur. Adamın nerde olacağı, ne yapacağı belli olmaz. Onlar halkın arasına karışırlar. Dolayısıyla o klasik savaşa benzemez. Belirli bir yerde askeri güçler yoktur ki onlar gitsin. Adamlar dünyanın her tarafına dağılır. Çiftçi zannedersin, köylü zannedersin. İşinde, gücünde, okulda öğrenci zannedersin. Gerilla savaşında hedef belli değildir. Mücadelede insanlar kendini gizlerler. Dolayısıyla İran’ın desteklemesi diye bir konu olmaz. İran komünist bir örgütü desteklemez. Haram olur. Müslüman bir ülke komünist bir yapılanmayı, Allah’sız, kitapsız bir yapılanmayı desteklerse harama girer. Öyle bir şey olmaz.
Başörtüsünün farz olduğuna inanan birinin tabiî ki açmaması lazım. “Okula gideceğim” diye adam namazı bırakıyor mu? Deseler ki “okula gittiğinde namaz kıldırmayacağız.” Adam da dese ki “öyle mi, o zaman ben namazı bırakayım da okula gideyim” diyemez. İnanıyorsa inancının gereğini yapacak.
Sevgi dolu bakışa, sevgi dolu bir karşılık verilir. Yani sevgi dolu bakış, sevgi dolu bakışı çeker zaten. Ama göz berbatsa mecburen kaçıracak. Bazı vakalar için diyorum. Bakışı berbatsa, sevgisizse, gözünden melanet akıyorsa, sevgisizlik akıyorsa, negatif elektrik akıyorsa bakamaz. Baksa da karşısındaki ona bakmak istemez.
Benim güzelliklerden zevk almam da onlara çok ağır geliyor. Çünkü onlar hakikaten her şeyden nefret ediyor. Çiçek görüyor zevk alamıyor, hayvan görüyor zevk alamıyor. Kedi görür zevk alamaz. Manzara görür zevk alamaz. Çok bulanıyor bunlar. Ya gidip, içki içip kendilerini uyuşturmaya çalışıyorlar, ya kavgacı bir üslupla sinirlerini deşarj etmeye çalışıyorlar. Bir de bakıyorlar ki ben güç geçtikçe daha dinçleşiyorum, gençleşiyorum, daha sağlıklıyım, daha iyiyim. Bütün yaptıkları tuzaklar bozuluyor. Büyük basından da bir çok gazeteci ve patronu da dahil, bir çok kurumla, kuruluşla bağlantıya geçerek onların içindeki bazı iddia edilen Ergenekon terör örgütünün sempatizanı olan veya destekleyen kişileri de arkalarına alarak bana yönelik muazzam bir mücadele verdiler. Kaç yıl? 20 yıl. Ne oldu? 20 yılda ben daha gençleştim, daha güçlendim, daha zenginliğimiz arttı, daha etkimiz arttı. Dünya çapında şöhret oldum. Sevenlerim kat kat arttı.
Hakikaten Allah her tarafımda güzellik yaratıyor. Bakıyorlar ki yüzlerce kadın beni çok seviyor. Adamların bir tane bile kadın seveni yok, bir tane bile. Benim yüzlerce, bir tane iki tane değil. Hem de aşkla, tutkuyla, Allah aşkı ile seviyorlar. Adamların ciğerine oturuyor, içleri kavruluyor. Benim hakikaten kadınlardan hoşnut olduğumu anlıyorlar. Hayvanları, bitkileri hakikaten sevdiğimi anlıyorlar. Hayat dolu olmamız, arkadaşlarımın gençliği, dinçliğimiz, her tuttuğumuzun altın olması, her yerde başarılı olmamız bunlara tabiri caizse acayip zarar veriyor. Biz de kızdırmaya devam edeceğiz inşaAllah.
Mesela sizlerin güzelliğiniz onları kızdırıyor, sağlığınız kızdırıyor. Bunların karşılaştığı adamlar da maymun gibi oluyorlar. Yani böyle iki maymun bir araya gelmiş gibi oluyorlar. İkisi de, münafıkın ve münafıkat. Münafıkların erkeği de maymun gibi oluyor kadını da maymun gibi oluyor. Bizde her türlü güzellik var. Müziğin en güzelini dinliyorum elhamdülillah. Yemeğin en güzelini yiyorum, kadınların en güzelleriyle muhatap oluyorum. Sözün en güzeli ile muhatap oluyorum. Evin en güzeli, arabanın en güzeli, kıyafetin en güzeli, her şeyin en güzeli. Allah ahirette de en güzelini nasip etsin. Allah’a hamdolsun. Sonsuz kereler hamdolsun. Her şeyin en kalitelisini Allah nasip ediyor. Mesela anlatımımız da en kaliteli anlatım oluyor. En özlü, en vurucu, en derli toplu anlatım oluyor maşaAllah. Bütün arkadaşlarımızın yüzünde nur var. Hatta yeni gelen yabancılar bile. Mesela içine kapalı oluyor, ızdıraplı oluyor, sıkıntılı oluyor. Benimle tanıştıktan sonra kalplerine bir inşirah, ferahlık geliyor. Hayat dolu oluyorlar. Daha güzelleşiyorlar. Daha kalplerine bir ferahlık geliyor. Üstelerindeki stres gidiyor, gerilim gidiyor. Hep de dost ahbap oluyorlar. Ben söylemeyeyim dedim ama en az şu son günlerde, son 8 ay içerisinde 100’ün üzerinde yabancı Müslüman oldu elhamdülillah ve birbirinden güzel hanımlar bunlar, 100’ün üzerinde. MaşaAllah. Genç delikanlılardan da görüyorsunuz çıkıyorlar televizyona. Dağ gibi boy pos. Son derece yakışıklı delikanlılar, “biz sizi çok seviyoruz” diyorlar. “LailaheillAllah Muhammeden Resulullah, bizim dinle imanla hiç alakamız yoktu, muttaki mümin olduk, elhamdülillah, diyorlar.
Arada sırada diğer kişileri de göstertiyorum. Mesela adam bakıyor ki ehli maaş. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah; “sizden ücret istemeyenlere uyun”, “sizden ücret istemiyorum.” Sürekli Allah tekrar ediyor Kuran’da. Bu adamlar meslek haline getirmiş. Takır takır parayı sayıyorsun, ondan sonra dini anlatmaya başlıyor.
Bizde din aşktır bende, tutkudur, hayatın anlamıdır. Benim arkadaşlarımda da öyle. Delicesine tutkudur din. Resulullah (sav) sevgisi delicesine bir tutkudur, peygamber sevgisi delicesine bir sevgidir. Allah için gözümüzü kırpmadan canımızı veririz. İslam için, Kuran için, Allah için. Herkes de biliyor. Ne evlendim, ne iş güç sahibi oldum. Bütün varımla, yoğumla İslam’a, Kuran’a hizmet ediyorum. Dünyada da hiçbir şey beklemiyorum. Evlatlar, oğullar peşinde değilim. Mallar peşinde de değilim. Makam mevki peşinde de değilim. Ne siyasete girdim, ne şuna girdim, ne buna, ne de devlet kademesinde herhangi bir görev, makam peşinde değilim. Bizim istediğimiz makam sadece Allah’ın rızasıdır. Rıza makamına ulaşırsak; tamam inşaAllah.
İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda zaten insanlar birbirlerine hepsi aşık olacaklar. Allah aşkı dünyayı kaplayacak. Bütün insanlar birbirlerine aşık olacaklar. Herkes muhabbetle, Allah aşkıyla coşmuş olacak. Hayvanlara sevgi olacak, bitkilere sevgi olacak, kelebeğe, kuşa, ağaçlara, çiçeklere, her şeye açık olacaklar. Her yerde Allah’ın tecellisini görecekler. Müziğe aşık olacağız, sanata aşık olacağız, cennete aşık olacağız. Bu neden kaynaklanacak? Allah aşkından. Şu an öyleyiz ama bunu bütün dünya yaşayacak.
Hz. Süleyman (as), benim dedem benim canımın içi dedem, aslanım dedem, mübarek peygamber, ayağının tozuna Allah rızası için kurban olayım ben onun, Sebe Melikesine haber gönderdi “bana gelsin” diye. Sebe’de kadın melike. Geldi. Şakacı, sevgi dolu, dünya tatlısı peygamber. Muhteşem bir havuz yaptırıyor. Böyle derin görünümlü, baktı mı en az bir metre, 1,20 gibi su var görünüyor, derin görünüyor. Üstünü cam kaplatıyor, ışık sistemi de var. Görünüşü öyle. Baktı mı 1-2 metre derin su gibi görünüyor. Işık sistemi de var, dalgalanması da var. Elektrik var o devirde. Elektriği firavun da kullanmış, Hz. Süleyman (as) da kullanmış, geniş kullanılmış. O netleşti. Ben önce acaba diyordum. Sonra araştırdık, net. Elektriği geniş çapta kullanmış ama daha çok saraylarda kullanmışlar. Kandını çağırıyor, Sebe melikesini. “Hadi havuza gir” diyor. Şaka yapıyor ona. Kadına “havuza gir” diyor. Kadın bacaklarını açıp havuza girmeye çalışıyor. Basınca tabii cam olduğu anlaşılıyor. Gülüyorlar, şakalaşıyor Hz. Süleyman (as). Ve kadın diyor ki “elhamdülillah”, hoşuna gidiyor.
Sevgiyle kalbini fethediyor, sevgiyle. Önce kendine bağlıyor. Bak, “bana itaat edin, size doğru yolu göstereyim.” Önce sevgiyle, güvenle, kaliteyle, sanat anlayışıyla, ihtişamla, candan tavırlarıyla kendisine bağlıyor. Sonra da kadının iman etmesine vesile oluyor. Kadın da Müslüman oluyor. Dolayısıyla kavmi de Müslüman oluyor. Ayetlerin aynısı bu şekilde. Hz. Süleyman (as) bu şekilde, Hz. Musa (as) dedem, dünya tatlısı dedem, onun da ayağının tozuna Allah rızası için kurban olayım ben, o mübarek de hicret etmişken iki Peygamber kızı görüyor. Gözlerinin içine baka baka, yüzlerine baka baka konuşuyor. Hanımlar da ona bakıyorlar. Ama oradaki çobanlara bakmıyorlar. Ama Hz. Musa (as)’a bakıyorlar. Niye? Güvenilir, temiz, kaliteli, iyi, pozitif bir insan. Zaten ne diyorlar? “Güvenilir ve güçlü bir insan” diyorlar. Nereden bilecek gücünü? Bakmadan gücü anlaşılır mı? Nereden anlayacak? Demek ki görmüş. Gücünü görmüş. Güvenilir olduğunu nereden anlamış? Konuşmuş, bakışlarına bakmış, ses tonuna bakmış, üslubuna bakmış ondan sonra anlamış. Bunu Allah söylüyor ayette, Kuran’da söylüyor. Hz. Musa (as) da çok güvenilir, Peygamber kızları da güvenilir. Nur ikisi de tertemiz insanlar. Net teşhis koyuyorlar; güvenilir ve güçlü. Bir insanın güvenilir olduğu nasıl anlaşılır? Konuşmadan anlaşılır mı? Gözlerine bakmadan, yüzlerine bakmadan güvenilir olduğu anlaşılabilir mi? Gözündeki anlamdan anlaşılır insanın güvenilir olduğu. Ses tonundan, vurgularından, kurduğu cümlelerden anlaşılır. Demek ki yakın bir bağlantı içinde olmuşlar ve güçlü diyor. Görmeden güçlü olduğunu bilebilir mi? A
(Hz. Süleyman (as) devrinde, kullanılan lazere benzeyen ışık hakkında)
Lazer gibi bir ışık kullanmış benim anladığım. Çünkü kurşun bir kapta saklıyor. Bu çok acayip bir şey. Fakat içine “buğday doldurulmuş” deniliyor ama onlar da muhtemelen buğday gibi görünen kurşun taneleri olabilir. Yani görgü tanığının bildirdiği o. Ufanmış kurşun, toz kurşun içine konulmuş olabilir, toz benzeri, granül tarzı kurşun içine konulmuş olabilir; yeşil bir taş. Çünkü kurt gibi bir şeyden bahsediliyor ve gözleri vardır deniliyor. Yani açık bir yara ve içinde de bu taşın olduğu söyleniyor. Onunla taşların, metallerin kesildiği şeklinde bir açıklama var. Bak, çok dikkatliler, o gün ben anlatıp geçtim. Elektrik geniş çapta kullanılmış, net, ampuller, şu, bu, hepsi tamam. Yani sistemin tamamını ortaya çıkarttık. Yani fotoğrafların hepsini inceledik. Tarihi belgelere de baktık. Bu bildiğimiz barajdan elde edilen elektrik tarzı değil. Birkaç çeşit elektrik elde etme tarzını kullanmışlar. Yani daha sade, daha kolay elektrik elde etme yöntemleri var, onları kullanmışlar. Bir de tabiatta, yeryüzünde olan serbest elektriği de toplayarak güçlü akımlar elde ederek onu da kullanmışlar. Onları net tespit ettim. Bu taş kesme, taşlara da baktık; hakikaten jilet gibi kesilmiş taşlar. Kardeşim, yani öyle az buz değil ki. Mesela 50 metrelik taşı kesmişler, jilet gibi gitmiş. Yani onu yapacak bir alet edevat yok o devirde. Yani metalle yapılacak bir şey değil. El demiriyle yapılacak bir şey değil. Yapılsa kopmalar olur, parçalanma olur. Tek bir kopma yok, jilet gibi kesilmiş. Bir de ayrıca jilet gibi bombe verilmiş taşa. Yani ovallik verilmiş. Boydan boya gidiyor ya, 100 metre, 50 metre gidiyor ovallik. Kusursuz, bakıldığında matematik düzgünlükte, çok geometrik düzgünlükte kesilmiş. Lazer tarzı bir şeyle kesmişler. Yani şimdi onu araştırıyoruz, bu neyin nesidir diye. Zaten kitaplarda var. Üstü kapalı anlatılıyor ama ne olduğunu tam çıkaramadık. Saraya ait sırlardan, inşaAllah.
Otistik çocuklar için devlet bir fon kursun. Hükümete ben istirham ediyorum Başbakanımıza. Ailelerinin baş edebileceği gibi bir şey değil. Bakımı zor bunun, çok çok zor. Devlet memuru bir babanın, devlet memuru bir annenin baş edeceği gibi değil bu. Felakete dönüşür. Benden mesela istesinler ben para vereyim. Herkes verir. Kanser vakası, otizm vakası bunları ailelerin üstünden alalım bu tip şeyleri. Ben Sayın Başbakanımızdan istirham ediyorum. Bir fon kurulsun. Ne gerekiyorsa yapalım. Belirli sayıda bulunan, Devlet bu hastalıklarda masrafı tamamen karşılasın. Ücretsiz hastane olsun, ücretsiz ilaç verilsin. Ailelere bu sanki bir külfet haline gelmesin.
Maun Suresi
“Dini yalanlayanı gördün mü?” Yani deccal, deccaliyet, inşaAllah. “İşte yetimi itip-kakan; odur” diyor Allah. Yani yetime eziyet eden, ona baskı yapan, iftira eden, onu müşkül duruma sokmaya çalışan, onun zora girmesini veyahut acı çekmesini isteyen odur. Yetim, ahir zamana bakarsak, yani ahir zamana göre bir yorumunu yaparsak, tefsir yaparsak; Hz. Mehdi (a.s.) yetimdir, Hz. İsa Mesih de yetimdir, biliyorsunuz. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın babası yok, Allah tarafından babasız olarak yaratılmıştır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da babası genç yaşta, Hz. Mehdi (a.s.) gençken vefat ettiği için, Hz. Mehdi (a.s.) da yetimdir. “İşte yetimi itip-kakan; odur.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’a zarar veren, İsa Mesih’e zarar vermeye çalışan, onla mücadele eden deccaldir. “Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Mesela bütün İslam âlemi yoksul şu an, perişan vaziyetteler. Diyoruz ki; “İttihad-ı İslam olsun. Türk İslam Birliği olsun, acı çekmesin Müslümanlar” diyoruz. Adamlar kabul etmiyor. Bak, “Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” İttihad-ı İslam’ı savunmadın mı, kabul etmedin mi yoksulu da doyurmayı teşvik etmemiş oluyor kim olursa olsun, yoksulu zor durumda bırakmış oluyor, yoksulu ortada bırakmış oluyor. İşte telefondan bir SMS gönderdin mi olmaz. İttihad-ı İslam’la tam anlamıyla doymaları mümkün olur, tam anlamıyla kurtulmaları mümkün olur. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline” demek ki Müslümanlardan bunu yapanlar olacak, Müslümanlardan İttihad-ı İslam’a karşı olanlar olacak, Hz. Mehdi (a.s.)’ı zora sokmaya çalışanlar olacak, Ahir zamana bakan yönüyle, Hz. Mehdi (a.s.)’a baskı yapan, İsa Mesih’i engellemeye çalışan, onun gelişini istemeyenler olacak. Bu namaz kılanlardan olacak. Ki, Allah “namaz kılanların vay haline” diyor. “Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar” Namazlarını yanlış kılarlar, yani hurafelerle, yanlış bilgiyle, Peygamber Efendimiz (sav)’in kıldığı gibi değil, sahabelerin kıldığı gibi değil, kendi kafalarına göre yaparlar. “Onlar gösteriş yapmaktadırlar” diyor Allah. Sarıkla, cübbeyle, işte misvakla gösteriş yapıyor ama fiiliyata geldin mi “İttihad-ı İslam’ı istiyor musun?” dediğinde “Yok.” “Türk İslam Birliği’ni istiyor musun?” dediğinde “Yok.” “Hz. Mehdi (a.s.)’ı istiyor musun?” dediğinde “Yok.” “İsa Mesih’i istiyor musun?” “Yok” “Niye?” “Keyfim yerinde de onun için, maaş alıyorum, oturuyorum aşağı” diyor. “Ama gösteriş tamam mı?” “Tamam.” İşte “sabaha kadar tespih çekiyorum” diyor. “Çok takvayım, gece namazlarına kalkıyorum” diyor. Ama Allah diyor ki; “namazlarında yanılgıdadırlar, Onlar gösteriş yapmaktadırlar” diyor, Allah. “Ve ufacık bir yardımı (veya zekâtı) da engellemektedirler.” Yani çok kolay bir şey, değil mi? Mehdiyete, İttihad-ı İslam’a bir parça yardım etseler, Türk İslam Birliği’ni bir kere ağızlarına almış olsalar, söylemiş olsalar bile çok büyük bir yardım ve destek olmuş olacak, onu dahi yapmıyorlar. Kuran, bu konuya Ahir zamana bu yönüyle dikkat çekiyor, inşaAllah. Son sureler özellikle Ahir zamana bakar.
Kafirun Suresi
“De ki: “Ey kâfirler.” Yani dinsiz, dini kabul etmeyen herkes “Ben sizin taptıklarınıza tapmam” Yani “ben sizin inancınızı kabul etmem. Ben sizin dininizle, inancınızla bağlantım yok.” “Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.” Yani siz de Müslümanlığı kabul etmiyor olabilirsiniz. “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim.” Yani sizin yolunuza benim gitmeyeceğim belli. “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.” Yani benim Allah’ıma, dinime bağlanmayacağınız belli. Yani Allah’ın dilemesi dışında, görülüyor. Bak, “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” Buyurun demokrasi işte. Cenab-ı Allah, “Sizin dininiz size, benim dinim bana.” diyor. Burada baskı var mı? Yok. Zorlama var mı? Yok. Serbest. Adama en fazla söylenecek söz bu. “Senin dinin sana, benim dinim bana” Ben sana karışmam sen de bana karışma.
Nasr Suresi
“Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,”
Önce Allah’ın yardımı, sonra fetih geliyor. “Geldiği zaman”, Ne zaman? Peygamberimiz zamanına bakmakla beraber ahir zamanda İslam’ın dünya hakimiyeti olduğunda, İttihad-ı İslam olduğunda, Hz. Mehdi (as)’ın o mükemmel hurucu oluştuğunda.
“Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,”
Demek ki önce fert fert dine girecekler sonra dalga dalga büyük atılımlar halinde, büyük ataklar halinde dine girecekler. İşte o nimete eriştiğinizde diyor Allah.
“Hemen Rabbini hamd ile tesbih et”
Elhamdülillah.
“ve O'ndan mağfiret dile.”
Allah’tan bağışlanma dile.
“Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.”
İki şey çok önemli Müslümanlar için; bir tevbe etmek, bir de Allah’tan mağfiret dileyip bağışlanma diledikten sonra Allah’a hamd etmek, Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek.
Felak Suresi
“De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.”
İslam’ın sabahını Allah meydana getiriyor. İşte Arap baharı dediği İslam’ın sabahıdır, Mehdiyetin sabahıdır.
“Sabahın Rabbine sığınırım.”
Sabahı da yaratan Allah’tır.
“Yarattığı şeylerin şerrinden,”
Mesela deccali, şeytanı Allah yaratır. Onların yapacağı kötülüklerden Allah’a sığınılıyor.
“Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,”
Müslümanların üzerine o saldırının yoğunlaştığı, acıların yoğunlaştığı dönemin şerlerinden de Allah’a sığınılıyor.
“Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,”
Mesela Ahir zamanda kadınlardan bir çok kadın fitnecidir, fitne çıkartır. Hatta bunlar dernek de kurabiliyorlar, kendi aralarında örgütlenebiliyorlar ama bunlar düğümlere üfürüyorlar. Yani karmaşa meydana getirip, düğüm oluşturup ve o düğümlere üfürüp onları daha da içinden çıkılmaz hallere getiren kadınlar var ahir zamanda. Ahir zaman kadınları. Tabi biz ahir zamana bakan yönüyle bakıyoruz yoksa ayetin birinci anlamı açık.
“Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.”
Kıskanç kadınların, kıskanç erkeklerin kıskanç olan herkesin şerrinden Allah’a sığınılıyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’a haset edeceklerdir, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gücüne, imkanlarına, sağlığına, sıhhatine, iktidarına, ihtişamına ve saltanatına haset edeceklerdir. Ve bu haseti de Peygamberimiz Efendimiz (sav) çok detaylı anlatmıştır. Peygamberimiz (sav)’in de gücüne, iktidarına, sağlığına, sıhhatine, sevincine, Allah’ın verdiği nimetlere haset etmişti o zamanki ehli küfür. Onun için hasetçinin şerrinden Allah’a sığınılıyor. Biz de bize haset edenlere karşı ne diyoruz, “hasetçinin şerrinden Ya Rabbi sana sığınıyoruz” diyoruz inşa Allah.
Bediüzzaman’ın (Mehdi’yi, İttihad-ı İslam’ı anlatan) sözlerinden dolayı Bediüzzaman’ı reddetmeye başladı bazı Nur talebeleri. “Bediüzzaman her konuda isabet emiş diye bir şey yok” diyorlar, “İttihad-ı İslam konusu, Hz. Mehdi (a.s.) konusu, Hz. İsa Mesih (a.s.) konusu; bunlarda hata yapmıştır” diyor. Ama diğer konular, onlar ona dokunmuyor, çıkarlarına dokunmayan konularda “onları kabul ederiz” diyor. “Ama bu konularda kabul edemeyiz” diyorlar, yeni çıktı bu moda. Eğer bu riske dikkat çeker de böyle Müslüman kardeşlerimizi uyandırırsak; zaten yeteri kadar güçlü eğitilmiş Müslüman var. Bütün mesele onların şevkini ve coşkusunu arttırmak, onları samimi, gerçekten İttihad-ı İslam’ı isteyen insanlar haline getirmek. O olduğunda zaten İttihad-ı İslam rahat rahat olur. Yani onda birlik sayıyla bile olur. Fakat bu pasifize eden hocaların etkisini azaltmak çok önemli.
Neml Suresi, 14. Ayet;“Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.” Normal anlıyor, İttihad-ı İslam’ın gerekliliğini, farziyetini anlıyor. Ama zulüm ve büyüklenme dolayısıyla terk ediyorlar. Mesela bazı siteler var, giriyoruz. Kitap indireceğiz. “Ücret ödeyin” diyor. Nasıl oluyor bu? Dinle, imanla ilgili bilgi edinmek istiyorum ben. Ne parası? Bak bizim sitelerimiz elhamdülillah hepsi ücretsizdir. Ben haya ederim. Allah esirgesin ne kadar acayip bir şey olur. Önce doları yatır sonra siteye gir denir mi? Allah bak ayette diyor: “sizden ücret istemeyenlere uyun”. Kuran’da bütün elçiler geldiklerinde “Ben sizden bir ücret istemiyorum” diyor. Defalarca tekrarlıyor Allah, bir kere iki kere üç kere değil defalarca. Ama ahir zaman işte, paraya gark olmuş, mevkiye, makama gark olmuş tipleri ne İttihad-ı İslam’ı istiyorlar, ne Türk-İslam Birliği’ni, ne Hz. Mehdi (as)’ı, ne Hz. İsa (as)’ı. Kendi kafalarına göre bir yol tutturmaya çalışıyorlar. Biz de uyarıyoruz ki kardeşlerimiz ona göre tedbirli ve dikkatli olsunlar. Hatalı hareketler olmasın. Faydalı da oluyor hem de bayağı faydası oluyor. Gelen maillerden de anlıyoruz inşaAllah.
(“Müslümanlara acı verenlerin Hıristiyanlar ve Yahudiler olduğunu neden söylemiyorsunuz?” sorusuna cevap)
Gerçek bir Hıristiyan, gerçek bir Musevi insanlara zulmeder mi? Onları yapanlar dinsiz Ateist ve darwinist ve materyalistler. Senin gibi ahmaklar darwinist ve materyalistlere dikkat çekmekten kaçınıyorlar. Ateistlere dikkat çekmekten kaçınıyorlar. Çünkü darwinizmle materyalizmle baş edemeyeceğinizi biliyorsunuz. O bizim işimiz. Gerçek bir Hıristiyan niçin zulmetsin? Bunlar temiz insanlar, bunlar mazlum insanlar. Hıristiyanlar, gerçek bir Hıristiyan şefkatlidir, zulmetmez. Bunları yapanlar ateist ve materyalistler. Darwinistler bunu yapıyor. Dolayısıyla Amerika’daki darwinist ve materyalistler, İngiltere’deki darwinist ve materyalistler asıldır, bunları hedef almanız lazım. Hedef kaydırıyorsunuz. Ahir zamanda gerçek Hıristiyanlarla, dindar Hıristiyanlarla Hz. Mehdi (a.s) işbirliği yapacak, ittifak edecek ve dinsizliğe karşı mücadele edecek. Bunu kim söylüyor? Bunu Resulullah (sav) söylüyor. Bunu kim söylüyor? Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri söylüyor. Risale-i Nur Külliyatı’nda söylüyor.
“Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı. (Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. “
Lanetlenmiş dediğin, kafir dediğin adamın yemeğini nasıl yiyeceksin o zaman? Demek ki onlarda bir yakınlık meydana getirttiriyor Allah. Demek ki onları insani bir dost olarak görmemizi, insani bir sevgi duymamızı istiyor ve yemeğine güvenle yaklaşmamızı ve yemeklerini yememizi istiyor Allah. İnşaAllah.
"(Kendilerine) Kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin de yemeğiniz onlara helaldir. "
Bak Hıristiyan’ı çağırıyoruz, Musevi’yi çağırıyoruz yemek yediriyoruz değil mi? Beraber yemek yiyoruz, masa kuruyoruz. düşman olduğun, lanetlenmiş bir adamla nasıl sofrada yemek yiyeceksin? Bakın şimdi Hıristiyanlarla oturup demek ki yemek yiyoruz, evimize davet ediyoruz. Onlar bizim yemeğimizi yiyorlar, güveniyorlar bize. Demek ki biz bir sevgi göstertiyoruz onlara, bir dostluk göstertiyoruz, insani. Yemeği getirip “ey lanetliler, ey kafirler gelin yemek yiyin” mi diyeceğiz? Sevgi gösterterek çağırıyoruz. Biz de onun evine gidiyoruz, evine. Düşman olduğun adamın evine nasıl gidersin sen? evine gidiyorsun, sofrasına oturuyorsun ve onun temizliğine, yiyeceğine güveniyorsun. Yemeğine zehir de koyabilir o zaman senin kafana göre. Madem kafir, sana düşman, yemeğine zehir koyabilir. Allah "yemeğini yiyin" diyor. Demek ki dünya dostuyuz.
Şuursuzca bir Hıristiyan ve Yahudi düşmanlığı var. Yani bizim Hıristiyan ve Yahudilerle ittifak etmemizi engelleyecekler, böylece dinsizler güç kuvvet bulup dünyaya hakim olacaklar. Çok akılsızlar. Halbuki Hıristiyanlar, Museviler, Müslümanlar, Allah’ın birliğine inananlar ittifak etse dünyada Allah’ın birliği kabul ettirilecek. Ondan sonrası kolay zaten, İlam’ın dünyaya hakim olması an meselesidir. Bütün mesele La ilahe İllAllah dedittirmekte. Dünyada şuan La ilahe İllAllah diyen insanların sayısı binde bir diyor Muhamed Raşid Erol Hazretleri, binde bir. Az sayıda olan Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar birleşirseler büyük bir güç olurlar o zaman, La ilahe İllallah için. Kuran’da da ayet var; onları La ilahe İllallah a davet edin diyor Allah ayette. Onlarla savaşın demiyor, La ilahe İllallah a davet edin diyor, Ehl-i Kitab’a.
Maide Suresi, 82
Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun.
Bak sevgi bakımından , yani sizi seviyorlar diyor Allah, "siz de onları sevin" anlamına gelir bu ayet. "İnsani sevgiyle sevin" anlamına geliyor. Sevgiden bahsediyor Allah. Kimmiş? Hıristiyanlarmış. "Onlardan, iman edenlere" Müslümanlara, "sevgi bakımından en yakın olarak" bak en yakın diyor artık Allah, en yakın. '"Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun.' anlamıyorlar bu ayeti.
"Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması" bak papazlara ve rahiplere Allah şefkatle ve sevgiyle yaklaşmamızı istiyor. "ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. Enaniyet yapmazlar diyor Allah. İnsani olarak onlara sevgi duymamızı istiyor Allah, Kuran, ayet bu.
Ankebut Suresi 46
İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, kan döken, zulmeden, dinsiz imansızları hariç
"Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında" bak kitap ehliye. dindar, Allah'a inanıyor, Allah'ı seviyor, kitap ehli. en güzel tarz. en güzel tarz nedir? güzel demiyor bak Allah, en güzel tarz; en nezaketli, en sevecen en iyi tarzın dışında "mücadele etmeyin." saldırmak yok, hakaret yok, terslik yok, saygısızlık edepsizlik yok, küstahlık yok, kin nefret yok. şefkatle ve sevgiyle mücadele edin diyor Allah. "Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik;" biz incil'e de iman ediyoruz, Kuran'a da iman ediyoruz, Tevrat'a da iman ediyoruz, Kuran'a da iman ediyoruz. hak kısımlarına Tevrat ve İncil'in iman ediyoruz. "bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir" aynı Allah'a inanıyoruz diyeceğiz. Hıristiyanlar için de, mesela Allah'ın birliğini savunan her Hıristiyanla aynı Allah'a inanıyoruz, Musevilerle de aynı Allah'a inanıyoruz. "ve biz O'na teslim olmuşuz." Allah'ın birliğine onları davet edin diyor başka bir ayette de Allah.
2011-09-04 00:50:33