A9 TV, 4 Eylül 2011
İman hakikatleri bütün İslam alemi için çok hayati. Bediüzzaman onu 80-90 sene önce ortaya koymuş; çok da güzel anlatmış, büyük bir kitleyi de bu konuda da ikna etmiş maşaAlllah. Hakikaten eskiden, “namaz nasıl kılınır”, “oruç nasıl tutulur”, “riazat nasıl yapılır” sadece bunlar anlatılırdı. Peki adamın imanı var mı, soruyor musun? Yok. Allah’a inancı nasıl, ahirete inanıyor mu, cennete, cehenneme inanıyor mu, kitaplara inanıyor mu, geçmiş peygamberlere inanıyor mu, meleklerine, cinlere inanıyor mu? Daha bunlara bakmadan, adamın bu konuda imanının zayıf olduğunu bildiği halde “gece namazı nasıl kılınır, vitir namazının detayları, abdest alırken hangi detaylara dikkat edecek?” Adam imansız, imanı zayıf. Nitekim namazı bırakıyorlar. Sabah namazına kalkmak istemiyor adam. “Yorgunum” diyor, “öğlen kaza ederim” diyor. Kendi kendilerine formüller buluyorlar. Onun için iman hakikatleri çok önemli, çok hayati.
(Londra’da otobüslerin üzerindeki “Allah var” yazılı Harun Yahya ilanıyla ilgili)
Hay maşaAllah. Milletin gözü gönlü açıldı. Deccalin memleketinde, deccale cevap. Deccal orada çıktı, Darwin, 100 küsür sene sonra cevabını alıyor, inşaAllah. Gayet güzel netice aldık, inşaAllah.
MaşaAllah. Allah yarattı. Ben Allah’ın gariban, zavallı, aciz bir kuluyum. Dünyada tebliğ mükemmelliği açısından üstümüze yok. Varsa desinler ki, “şu kişi var” desinler. Söz bir Allah bir gidip ayağının altını öpeceğim. Önce ayakkabısının altını sonra çorabını da öpeceğim. Yok, elhamdülillah tekiz. Allah’a hamd olsun. Ve Müslümanların medarı iftiharıyız. Keskin ilim kılıcıyız. Çekti mi böyle Müslümanlar küfrü ilimle, bilimle yerle bir ediyorlar Allah’ın izniyle. En zıtlarımız bile gizli gizli kitaplarımızı okuyorlar. En zıtlarımız bile bizim kitaplarla tebliğ yapıyor. Başka türlü yapacak bir şeyi yok adamın. Neyi yapsın başka türlü, nasıl yapsın? Karşısındaki adam materyalist-Darwinist. Ne cevap versin, ne diyecek? Allah’a inanmıyor. Önce bir Harun Yahya’dan oku. “Oku” dedi mi konu bitiyor.
Reenkarnasyon Kuran’da yok. Allah; “bir daha dönüş yok, perde var, bir daha dönemezler ” diyor. Bir de reenkarnasyonun mantığı niçin olsun? Şimdi bir insan imtihan oluyor. İmtihan olurken nasıl oluyor? Mesela ben çocukluğumda bir şey yapıyorum farz edelim, daha iyisini yapmaya çalışıyor. 20 yaşında, 30 yaşında daha iyisini yapmaya çalışıyor, tecrübeleri birbirine ekleniyor, gelişme oluyor. Çünkü bilgi artışı var, tecrübe artışı var. Peki reenkarnasyonda adam diyor ki, “Hindistan’da bir adamdın, şimdi yeniden bu bedende doğdun.” “Nereden anladın” diyoruz, “ben hayal meyal hatırlıyorum” diyor. Bunun faydası olması için aynısıyla adamın bütün hatıralarının o bedene girmiş olması lazım. O zaman o tecrübeleri de alır, yeni tecrübelerini de ekleyerek kendini geliştirebilir. Tamamı gitmiş iddiasına göre “hiçbirini hatırlamıyorum” diyor. Yeni bir gelişme olmayacağına göre, ahlaki bir üstünlük, ahlaki bir inkişaf beklenemeyeceğine göre, tecrübe olmadığı için ne alaka? “Ruhum mütekamil olacak” diyor. Ruhu nasıl mütekamil olsun yeni bilgi eklenmedikten sonra, tecrübe olmadıktan sonra? Dolayısıyla son derece mantıksızdır reenkarnasyon. Boş bir inanç. Buraya gelen Tapınak Şövalyeleri de, onlarla da konuştum bir kısmını ikna ettim. Mantıksız.
(Tunceli’de çatışma haberi üzerine)
Bu şekilde terörün önü sonu kesilmez. Söyledim. Yani sabahtan akşama kadar dağı, taşı bombalasalar fark etmez. Çünkü gerilla savaşında hedef yoktur, hedef belli değildir. Yani klasik harpte, klasik savaşta bellidir. Yollar, köprüler, fabrikalar hedeftir. Ondan sonra askeri birliklerin yeri bellidir. Yani klasik savaş metotları kullanılır. Harp okullarında öğretilen savaş metotları kullanılır orada. Aşağı-yukarı da anlaşılır kimin kimi yeneceği. Hesaplanabilir o mühendisliktir. Fakat gerilla savaşında adam ortada yok. Hedef ortada yok. Kimse yok. Araziye giriyorlar. Kimi bir ağacın altına saklanır, kimi bir mağaraya saklanır. Kimi toprağın altına saklanır. Kimi gider köylü bir vatandaşın evine girer orada ırgat görünümünde yahut çalışan görünümünde gizlenir. Dolayısıyla hedef belli değildir. Ama kültürel, fikri çalışma yaptığında moral yönden çöker. Yani gerilla savaşının asıl ruhu moraldir. Morali ne bozar? Asıp, kesmek bozmaz. Mesela desen ki “yüz kişiyi öldürdük”. Daha adam şevklenir, daha atak hale gelir. İntikam hırsıyla dolar. Ama fikren yenersen bitti. Felç olur. Eli kolu tutmaz, vazgeçer. Yöntem budur. Madem adam Leninist, materyalist, Darwinist, ne yapılacak? Materyalizm, Leninizm, Darwinizm elinden alınacak. Beyninden o pislik alındı mı, beynini temizlersen, adamın bedenini temizlemeye o zaman gerek yok. Bedenini temizleyerek değil, beynini temizleyerek netice almak lazım. Netice budur. Bak Başbuğ da diyor: “bataklığı kurutmazsanız” diyor. “Bataklık sürekli sivrisinekleri üretir” diyor.
(11 Eylül Olayında Hz. Hızır (as)’ın Görevli Olması İle ilgili)
Hz. Hızır (as)’ın mantığıyla, halk mantığı aynı değildir. Çok farklıdır, çok ince hesapları vardır Hz. Hızır (as)’ın. Denize bir taş atar. Oradan dalga gelir gelir, dalga kıyıdaki böceği suyun içine düşürür. Böceği oradaki bir kurbağa kapar. Kurbağa onu kaparken hoplar, oradaki atı ürkütür. Çok acayip sistemleri vardır. Zincirleme planlar yapar, Hz. Hızır (as) Allah’ın dilemesiyle. 11 Eylül; hem İslam’ın hem dindarlığın gelişmesine çok güçlü bir şekilde sebep olan bir olaydır. Müthiş dindarlık artmıştır. İslamiyet’e eğilim müthiş artmıştır. Afganistan’ın işgaline sebep olmuştur, Irak’ın işgaline sebep olmuştur. Afganistan ve Irak’ın işgali Hz. Mehdi (as)’ın çıkış alameti mi? Hz. Hızır (as) onu kitapta okudu mu? Okudu değil mi? Hadiste var. Hz. Hızır (as) ince plan yapar onu söyleyeyim. Libya’da da ince plan yaptı, Mısır’da da ince plan yaptı, Türkiye’de de ince plan yapıyor. Siyaseti yönlendirir, orduları yönlendirir, olayları yönlendirir. İşin doğrusu biz dedik ki o binanın temeline atom bombası koydular. İşte ona benzer bir düzenek kurdular. Bizim bildiğimiz anlamda bir atom bombası değil o. Lut kavmine de kullanılan bir bomba çeşidi bu. Lut kavmine de kullanılmıştır bu bomba. Aynı bomba orada da kullanılmıştır. Binanın dibine birisi yerleştiriyor aynı bombayı. Çok basit iki maddenin birleşmesiyle oluşan bir şey. İnsanların hiç aklına gelmeyen bir şey. Oraya geldiğinde adamlar, “biz burada kim varsa hepsini yok edeceğiz. Siz sabahtan erkenden çıkın” diyorlar. Hz. İbrahim (as) diyor ki; “orada Lut (as) var”. “Biz hepsini biliyoruz. Sen rahat ol” diyorlar. “Sadece o karısı o geride kalanlardan olacak, o batacak yani belli kaderinde. Ama hiç kimse geriye dönmesin, bakmasın” diyorlar. Yani bu silahın, bu bombanın, bu maddenin değişik bir etkisi var. Fazla da detaya gerek var mı bilmiyorum.
Mesela Azerbaycan işgal oluyor, hadiste var. Azerbaycan işgal olunca ne oldu? Azerbaycan çok dindar oldu. Türkiye ile birleşme arzusuna girdi. PKK terörü azınca ne oldu Türkiye’de? Müthiş bir Türk-İslam Birliği eğilimi, İslam’a ve Kuran’a dönme oldu. Bosna’da ne oldu o katliamdan sonra? Bütün bölge dindar ve Müslüman oldu. Daha önce var mıydı böyle bir şey? Yoktu. Bu tip olayların hepsinin içerisinde Hz. Hızır (as) vardır. Olayları yönlendirir, bir hikmetle, bir amaçla. Tarihi yönlendirir, tarihi dizayn eder. Allah’ın dilemesiyle. Tarihçidir, Hz. Hızır (as). Tarihi meydana getirir, tarihin vesilesidir. Tarihte vesiledir. Şimdi yine tarihi yönlendiriyor. Hz. Mehdi (as)’ın yolunu açıyor şu an, Hz. İsa Mesih (as)’ın yolunu açıyor ve tarihi yönlendiriyor. Görevi budur. Sonra kıyametin yolunu açacak, kıyametin tarihini yönlendiriyor. Kıyametin son anında çekilir. Çekilecektir, çünkü vazifesi bitmiş oluyor. Hz. Hızır (as)’a sorsanız çok normal görüyor faaliyetlerini. Bize acayip geliyor, yani izafi oluyor. Mesela Hz. İsa Mesih (as) kendini çok makul bir Müslüman olarak görüyor. Hz. Mehdi (as) ile de görüşsek, o da Allah’ın günahkar, aciz bir kulu olduğuna inanır. Öyle büyük bir azameti olmaz. Onlar da Hz. Hızır (as) özelliklerine sahiptir. Onlar da tarihi yönlendirirler, Allah’ın sevkiyle. Her biri bir Hz. Hızır (as) talebesidir. Hz. Musa (as) nasıl Hz. Hızır (as)’ın talebesiydi. Hz. Mehdi (as) da Hz. Hızır (as)’ın talebesidir, Hz. İsa Mesih (as) da Hz. Hızır (as)’ın talebesidir.
“Şimdi binayı masonlar yıktı” diyoruz. Olayın o birinci perdesi, bir altına indiğinde Hz. Hızır (as) ile karşılaşıyoruz. Biraz daha inersen melekleri görürsün. Biraz daha çıktığında Allah’ın saf gücüdür. Sebepler silsilesi olarak söylüyoruz. Yani özetle hepsi hayırla meydana gelmiştir. Hayırsız değildir. “Tozlu, dumanlı bir fitne” Resulullah (sav) bildirmiş. İllaki olacak bu. Görevli olan Hz. Hızır (as)’dır. Tarih yönlenecektir, tarih meydana getirilecektir, tarihi yönlendirir, bu. Kader öyle olmuş oluyor. Mesela Peygamberimiz (sav) kendi zamanında Hz. Hızır (as)’ın ne yaptığını görüyor. Hz. Hızır (as)’ın yaptığı olayı anlatıyor. 1400 sene öncesinden. Zaman olmadığı için, zamanın dışında olduğu için anlatıyor. Zamanın dışına çıkıp, tayyi mekan yapıp anlatıyor. Bilinen klasik atom bombası kullanılmamıştır. “Bir çığlık yetti” diyor, Kuran’da birçok yerde. Melekler gelir bölgeye “Selamun Aleykum” diyorlar. “Biz geldik. Görevliyiz” diyorlar. “Siz çıkın, şunlar şunlar çıksın. Onlar kalabilir. Bir mahsuru yok” diyorlar. Genellikle sabah vaktini kullanıyorlar. Sabah vakti, tan ağırma vakti. Hz. Hızır (as) ve meleklerin onları yakaladığı vakit. Başka özellikleri de vardır. Çok fazla şaşıracağnız yetenekleri vardır Hz. Hızır (as)’ın. Ve çok kolay sebeplerle bize ilk bakışta karmaşık gibi gelen ama çok kolay sebeplerle meydana getiriyorlar Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın emriyle.
Mesela atom bombasında da değil mi? Mesela iki maddenin nihayet karşılaşmasıyla bir reaksiyon meydana geliyor. Buna benzer dünyada sistemler var. İnsanlar bunun farkında değil. Yani bilim bunları bulmuş değil. Bulması da mümkün değil, Allah’ın izniyle. Çok kolay sistemler. Mesela Hz. Musa (as)’ın zamanında, Hz. Süleyman’ın zamanında kullanılmış teknoloji var. Mesela elektrik Firavun zamanında geniş çapta kullanılmış. Saraylarda geniş çapta inşaat teknolojisi kullanılmış. Lazer tarzı bir sistem kullanmışlar ayrıca taş kesmede ve metal kesmede. Ama nasıl olduğunu bilmiyoruz. Yani çok flu bilgiler var. Şu an tespit edebildiğimiz kalın bir kurşun blok içerisine sakladıkları bu maddeyi. Granül şeklinde kurşun içinde aynı şekilde yine onun içine koydukları yeşil bir taştan bahsediyorlar. Yani ışık saçan yeşil bir taş. Bilmiyoruz ne olduğunu. Bunları bir kitap haline getireceğiz sonra daha detaylandıracağız, inşaAllah. Tarihi inceledikçe oradan, buradan, şuradan yakalanıyor bunlar, fark edilebiliyor. O zamana ait fotoğraflar, belgeler, yani mesela o taşların fotoğrafları, kabartmaların fotoğrafları falan incelendiğinde bunları görebiliyoruz, bir kısmını.
Global yayıncılık, bu kitapları satan Global denen şirket, bizim tanıdığımız, Müslüman kardeşlerimizin Allah rızası için kurduğu bir şirket. Yani çıkar amaçlı, kar amaçlı bir şirket değil. Yani kitapları maliyetine imal edip, satmak için, oluşturulmuş bir şirkettir. Sahipleri de öyle tanımadığımız, bilmediğimiz yabancılar değil. Muttaki, mümin, sırf Allah rızası için hareket eden insanlardır. Zaten öyle ticari amaçla olsa ben müsaade etmezdim. O konuda ben güvence veriyorum. Global Yayıncılığa güvence veriyorum. Bayağı güzel faaliyet yapıyorlar. Kitapları tam yerli yerince, güzel basımlarını yapıyorlar, dağıtımlarını yapıyorlar. Allah muvaffak etsin. Hakikaten de kar etmiyorlar. Onu da biliyorum. Ucu ucuna tam böyle kağıt ve mürekkep, matbaa masrafını tam karşılayacak tarzda. Zaten o şekilde kabul etmiştik. O yönde gidiyorlar, inşaAllah.
(“Madem ki Allah geleceği bilir, kaderi beliyorsa neden şeytanı yarattı?” sorusuna cevap)
Allah yalnız olmayı sevmiyor. Şuurlu varlıkların, insanların olmasını istiyor. Yani kendini takdir eden, yarattıklarını takdir eden, güzel olan, her şeyi bilen, onlardan hoşnut olan, onlardan sevinç duyan varlıkların olmasını istiyor. Ama insan doğrudan yaratılığında, cennette Hz. Adem ve Hz. Havva’yı yaratmıştır biliyorsunuz. İstenen o heyecan, o derinlik, o teslimiyet olmuyor, oluşmuyor. Hz. Adem (as) ulul azim peygamber, ama oluşmuyor. Fakat şeytan olduğunda, nefs olduğunda ve cehennem olduğunda insan müthiş bir derinlik kazanıyor. Her şeyin bir anlamı oluyor ondan sonra. Fincanın bir anlamı oluyor, bardağın bir anlamı oluyor, hayatın müthiş zenginlikleri olmuş oluyor, güzelliklerin bir anlamı oluyor. Şeytan olmadan imtihan olmuyor. İmtihan olmadığında hayatın anlamı çok söner. Yani çok flulaşır, dümdüz duvara doğru gider. Dümdüz beyaz bir duvar düşünün, başka hiçbir şey yok, oraya doğru gidersiniz. Mesela bu bardak niye hoşumuza gidiyor? Başka bardaklarla kıyasladığımız için hoşumuza gidiyor. Bu bir güzellik, tek sebebi bu kıyastır, kıyas olmasıdır. Bu benim kalemim güzel. Niye güzel? Başka kalemlerle kıyasladığımız için güzel. Yoksa bu bize çok vasat gelir. Diğer varlıklarla kıyasladığımızda nimet haline gelmiş oluyor.
Mesela şeytan olmadığında biz neyle mücadele edeceğiz? Mücadele etmemiz gerekiyor. Şeytan olmadığında bu tebliği yapamazdık belki. Nefis ve şeytan olduğu için bunların anlatılması gerekiyor. Anlatılınca Mehdi (as) talebesi olunuyor, Mehdi (as) talebesi olunca da çok zevkli bir şey oluyor. Heyecanlı oluyor, delikanlı oluyorsun, yiğit oluyorsun, koçyiğit oluyorsun, değil mi? Paramparça ediyorsun küfrü aklınla, fikrinle. Bu bir zevk, güzellik, heyecan. O yok, bu yok o zaman hayatın güzelliğini, heyecanını yok etmiş oluyorsun. Allah hayata heyecan katmak için şeytanı yaratıyor, nefsi yaratıyor, deccali yaratıyor, deccale karşı Mehdi (as)’ı yaratıyor, İsa Mesih’i geri indiriyor, Hızır (as)’ı yaratıyor, olaylar meydana getiriyor Allah. Heyecan meydana geliyor, güzellik meydana geliyor. Hayat anlam kazanıyor. Yani monotonluk, düzlük ortadan kalmış oluyor. Mesela melekler var. Allah takva insanı çok çok daha fazla sever meleklerden. Melek Allah için yeterli olmuyor, insanı istiyor Allah. İnsanı daha çok beğeniyor Allah. Çünkü şeytanla ve nefisle mücadele ediyor o ve Allah’ı görmeden gayba iman ediyor o. Bu yönleriyle çok seviyor Allah insanı, takva insanı. Mesela bizim Peygamberimiz (sav)’i “senin nurundan yarattım kainatı” diyor Allah, çok seviyor Peygamberimiz (sav)’i. “Habibim” diyor. Mesela Hz. İbrahim (as)’e “Halilullah, halilim” diyor Cenab-ı Allah, hoşuna gidiyor, seviyor. Allah güzellikten hoşlanan bir varlık. Bütün güzellikleri seviyor Allah. Güzel insanı seviyor, güzel manzarayı seviyor, güzel konuşmayı seviyor bizim de bu güzelliklerden hoşlanmamızı istiyor. Kendi de beğeniyor Allah. Ama bizim ki tabi acz içinde, Allah’ta acz yoktur. Mesela ayetleri müzikli, ihtişamlı, ahenkli indiriyor Allah. İsterse dümdüz indirebilirdi. Bir ahenk olmayabilirdi. Dümdüz madde madde yazabilirdi. Mesela Ebu Leheb’i, Ebu Cehil’i çıkarıyor Allah Peygamberimiz (sav)’le mücadele ettiriyor. Hz. Hamza’ya Hz. Vahşi’yi musallat ediyor Cenab-ı Allah. Onu şehit ettiriyor, onun ciğerini yedirten de Hz. Vahşi’ye Cenab-ı Allah’tır. Orada Müslümanlarda coşkun bir hamiyet hissi meydana geliyor o zaman. Hz. Hamza (as) hiç hissetmez o an cennette o. Şehitliğin acısı yoktur, hiç hissetmez, hiç, sıfır. Çoktan canı alınıyor onun. Maksat orada Müslümanlarda hamiyet hissi meydana getirmek. Mesela Afganistan’ı işgal ettirdi Allah, hamiyet hissimizi tahrik etmek için yapıyor. Irak’ı işgal ettiriyor. Mesela çocukların aç kalmasına, perişan olmasına imkan sağlayan da Allah’tır. Onları yaratan da Allah’tır. Hamiyet hissimiz meydana geliyor, Yoksa çocukların hiçbiri acı çekmez. Şehit olan bir çocuk doğrudan vildan olur o, haberi olmaz. Allah bizim kafamızda onu öyle gösterir imtihan için. Dış alemdeki halini biz zaten bilmiyoruz, Allah’la onun arasında. Ama hiçbir mazlum acı çekmez onu bileceksiniz, hiçbir şekilde. Ama bizim beynimizde öyle gibi gösterir Allah. Bizleri teşvik etmek için, bizi heyecanlandırmak için ve bizden hesabını sormak için. “Allah insanlara zulmetmez” diyor Allah ayette, mümkün değil. Mesela can çekişerek ölür gibi görünür; hiçbir şekilde acı çekmez; çoktan onun ruhu alınır. Ayette de var; “insana dayanamayacağı yükü yüklemeyiz” diyor Allah.
Ben mesela 55 yaşındayım. Hayatımda hiç hatırlamam dayanamayacağım bir yükü. Mesela tımarhaneye girdim artık en azılı delilerin içine koydular. Ayeti düşündüm, hakikaten rahatsız olmuyorum. Orada gayet rahattım. Mesela hapishanede de delilerin olduğu koğuşa koydular. Yine çok rahattım. Böyle bir şey olmuyor. Benim bulunduğum yerdeki herkes adam öldürmüştü. Koğuşa, cezaevi içine adam öldüren kişileri getiriyorlardı. Hepsi benim yanımda geziniyorlardı, ben onlarla arkadaş oluyordum, sohbet edip konuşuyordum. Hatta dedi ki cezaevi albayı “özellikle hocanın yanına gönderdim” dedi. Yani böyle adam öldürmüş, defalarca adam öldürmüş insanlar, bir tane iki tane değil, doluydu benim bulunduğum koğuş. “Adam kediye bile kıyamayacak hale geldi, acayip sevgi dolu oldu hocamızın yanında” diyordu inşaAllah. Sorun, albay duruyor, genç. Herkese anlatıyordu cezaevi albayı. İmtihanın gereğidir bunlar. Onları öyle mülayim yapan da Cenab-ı Allah. Adam orada sudan bir sebeple cezaevinde kavga da çıkarır, her şey olabilir; olmadı. Mesela deliler benim bulunduğum kapıyı kırdılar, yedi tane adam öldürdüler benim bulunduğum dönemde akıl hastaları. Bana hiçbir şey olmadı elhamdülillah. Ve tedirgin de olmadım ayrıca gayet rahattım. Zor şartları da Allah güzelleştiriyor. Deliler de beni orada doktor zannediyorlardı. Şaşırıyorlardı. Ne işin var gibisinden. Bir çoğunun şuuru kapalı, bağırtılar, çağırtılar falan. Hiçbiri doğal ihtiyaçlarını bilmiyor. Ben o ortamda gayet rahat, güzel yaşadım. Doktorlar geliyor bayılıyordu, hemşireler geliyor bayılıyorlardı olayın, atmosferin dehşet verici olmasından kaynaklanıyor. Neden oluyor bu? İmtihan, anlı şanlı bir geçmiş olsun, delikanlılık olsun. Hep çocukluğumdan beri zorluklarla karşılaştım elhamdülillah ve o beni güçlendirdi, tekamül ettirdi. Yoksa kim bilir nasıl oldurduk? Durgun olur insan. Bu kadar coşkulu ve sevgi dolu olmamın sebebi bu zorluklardır aynı zamanda. İnsanın derin düşünmesine, derin düşünen insan olmasına vesile olur böyle şeyler. Allah beğeniyor, güzel buluyor böyle şeyleri. Sonunda da mükafat olarak cennet veriyor, sonsuza kadar yaşatıyor. Sonsuza kadar da unutmuyor. O zaman cennet sana lezzetli geliyor. Öbür türlü adam zevk almaz, cennetten de zevk almaz. Cennetin köşküne sokarsın adam aval aval bakar, Allah dilemiş olsa. Cennet yemeklerinden anlamaz, ama burada çile çektiyse, zorluklarla, şeytanla boğuşmuş, deccalle boğuşmuş, nefsiyle boğuşmuş Peygamberleri tenzih ederim, kendim için diyorum ben, onlar için mücadele etti derim. Çok anlamlı olur. Cennetin ufacık bir tası bile müthiş hayranlık meydana getirir. “İnce işlenmiş ağır atlastan” diyor Allah ve ince ipekli ve fakat işlenmiş. İnce işlemelerden zevk almak için derin bir ruha, derin bir akla sahip olmak lazım. Adam yoksa onu göremez. Bu dünyada böceğin, karıncanın, hücrenin detaylarını göremeyen cennette onun detaylarını da göremez. Bu dünyada arıya bakıyoruz, nefesimiz kesiliyor. O zaman cennetin arısını görünce de nefesimiz kesilecek inşaAllah. Orada da var hayvanlar. Hiçbir hayvan yok olmaz, hepsi Allah’ın Katında durur. Hiçbiri sonsuza kadar yok olmaz. Allah’tan dilendiğinde hangisini istiyorsak Allah onu getirir, gösterir, yanında olur. Kedisi, köpeği, atı, eşeği neyse sevdiği. Yani bir böcek dahi yok olmaz, hiçbir şekilde yok olmaz. Allah Katında bir kere olan bir şey sonsuza kadar artık imkansızdır yok olması. Haşa Allah’ın yok olması lazım onun yok olması için. Allah’ın yok olması mümkün olmadığı için onlar da yok olmaz.
Alak Suresi,
“Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir alak'tan yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini (bilmediklerini) öğretti. Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.”
“Mükemmel gördüğünden azar” diyor.
“Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir. Engellemekte olanı gördün mü? Namaz kıldığı zaman bir kulu.”
Kuran okumayı engellemek, namazı engellemek, Müslümanlarla görüşmeyi engellemek. Hepsi aynı hükümdedir, inşaAllah.
“Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,
İslam’a, Kuran’a hizmet ediyorsa, Allah rızası için gayret ediyorsa.
“Ya da takvayı emrettiyse.”
En mükemmel, en iyi olmayı Allah’ın rızasının en çoğunu aramayı insanlara anlatıyorsa
“Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.”
Kuran’ın yeterliliğini kabul etmiyor ve Müslümanlardan da yüz çeviriyor.
“O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu?”
Müşrikler Allah’ın gördüğünü bilmez. Kendi kafasına göre hareket eder. Gördüğünü bilse zaten yapmaz.
“Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz; O yalancı, günahkar olan alnından.”
Alnında sarığı da olsa, başka şeyi de olsa “tutar sürüklerim” diyor, inşaAllah. Örtüsü varsa, örtüsünden tutar sürükler, alınındaki örtüsünden. “Saçından da tutar, sarığından da tutar sürüklerim” diyor Allah.
“ O zaman da meclisini çağırsın.”
“Cemaatini, ihvanını, kardeşlerini, kimi çağırıyorsa çağırsın”diyor Cenab-ı Allah.
“Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır; ona boyun eğme,”
Yani onun engellemelerini kabul etme. Onun Kuran’ı okutturmaması, anlattırmaması, namazı engellemesi, Müslümanlarla görüşmesini engellemesi gibi eylemlerine boyun eğme.
“(Rabbine) Secde et ve yakınlaş.”
Sen namazlarını kıl. Allah’a, İslam’a, Kuran’a hizmet etmekte gayret et, devam et. “Ve yakınlaş” diyor Cenab-ı Allah.
“Hayır; gerçekten insan, azar.”
Burada Bediüzzaman şöyle diyor; “deccalin hem şahsına ve zamanına cifir ve manasıyla işaret ettiği gibi Ehl-i Selate tayirane saldıracağına da işaret ediyor” diyor. Deccaliyete işaret ediyor. Bu ayetin ebcedi Darwin’in ölüm tarihini verir. Bu ayet için; “hayır; gerçekten insan, azar” ayetini Bediüzzaman o şekilde şerh ediyor, açıklıyor. Yani “Darwinizm, materyalizm tabii Ehl-i Selate karşı, Ehl-i İman’a karşı materyalist, Darwinist, Leninist düşünceyi ortaya koyduğu için, saldırgan bir ideoloji ortaya koyduğu için ona da işaret eder” diyor.
Fatiha Suresi,Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Mekke’de indirildi, yedi ayetten oluşuyor.
“Hamd Alemlerin Rabbinedir.”
Bak bütün alemlerin, demek ki çok fazla alem var. Sırf dünyanın, sırf Samanyolu’nun, sırf bu gördüğümüz alemin değil.
Önce “Rahman ve Rahim.” Hep böyle koruyucu ve seven, iyilik yapan, hep hayır, hep insanların güzelliği için olan.
Ve “Din gününün malikidir.” “Din gününün” anlamı; kıyamet, İslam’ın dünya hakimiyeti, inşaAllah. Din gününün maliki olan, ona sahip olan, onu meydana getiren Allah’adır.
“Biz yalnızca Sana ibadet eder,”
Şirk yok, yobazlık yok. İslam ahlakının dünya hakimiyeti için şirk yok. Yobazlıkta sadece Allah’a ibadet var mı? Yok. Yobazlıkta adam, hurafeye ibadet eder. Hurafenin kaynaklarına ibadet eder. Ayette ne diyor? “Biz yalnızca (sadece) Sana ibadet eder ve yalnızca(yine bak vurguluyor) Sen’den yardım dileriz.”
İşte falanca kişiden, feşmekancanın ruhaniyetinden değil. Sadece Allah’tan. Hurafecilerin yardımı istemiyor Cenab-ı Allah.
“Bizi doğru yola ilet;”
Kuran’ın yoluna, sahabenin yaşadığı hayata.
“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna”
Kimlere nimet verdi Cenab-ı Allah? İmam-ı Rabbanilere, Abdulkadir Geylanilere, Sahabeye, on iki imama değil mi?
“Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.”
Darwinistlerin, materyalistlerin, ateistlerin, yobazların yoluna değil. Çünkü bakın hem gazaba uğramışlar hem de sapmışlar. Allah belalarını vermiş, hem de sapmışlar. Sapkınlar, “onların yolunda değil” diyor. Deccalin yoluna değil. Burada hem Mehdiyet’e hem deccaliyete işaret var Fatiha suresinde.
Ayet okurken şeytandan Allah’a sığınmak lazım. Şeytan unutturur, özelliğidir. Allah’ın andığında hemen o etki kalkar. Deccal Kuran’dan nefret eder. Mümin Kuran’a hayrandır. Müşrikun ve müşrikat, münafıkun ve münafukat Kuran’ı zahiren savunuyor gibi görünür. Ama Kuran’ın okunmasını istemezler.
Fatiha Suresi, içinde çok sırrı barındıran bir sure. Bediüzzaman, Fatiha’dan Nur talebelerinin faaliyetlerinin ne kadar süreceğini, bu kıyametin tarihini çıkarıyor ebcedle. Hem Peygamberimiz (sav)’in hadisinden, hem de Fatiha’dan.
Yobazlık büyük tehlikedir. Pislik gibi yayılıyor ve mikrop gibi yayılıyor, veba mikrobu gibidir yobazlık. Hayret edilecek bir şey güzelim insanları mahvediyor. Elini yüzünü maymuna çeviriyor. İnsanlıktan çıkarıyor yobazlık. Suratına kezzap atmışsın gibidir. Adam suratına ha kezzap atmışsın ha yobazlık yapmışsın. Mahvedersin. Onun için bütün dünya yobazlıktan titrer. Büyük bir beladır. Çok acımasızdır yobazlar. Bir kere çok fitnecidir. O pisliğe düştü mü müthiş ahlaksız olur insan, yobaz olduğunda. Çok dedikoducu olur. Fitneci olur, iftiracı olur. Sevgisiz olur, nefret oturur üstüne. Sinsice suç işleyen hale gelir. Sevdiği hiç kimse kalmaz. Bu ahlaksızlar önce Allah’a düşman olur. Sonra Peygamber’e düşman olur. Sonra kendi kafasında bir din çıkarır bu alçaklar. Kendi de uymaz. Milleti de uydurmak için teşvik eder. Böyle bir şeytanın oyunudur yobazlık. Şeytanın bir pisliğidir. Mahveder dünyayı. Şeytanın iki boynuzundan bir tanesidir. Biri dinsizlik darwinist düşünce, komünistlik, biri yobazlıktır. Şeytan işi bir pisliktir yobazlık. Şeytan bu elindeki o iki uçlu süngüsüyle kafasındaki iki boynuzuyla ve iki sivri dişiyle bütün dünyayı hercü merc ediyor, mahvediyor. Musevileri de mahvediyor. Musevilerin de yobazları var. Hıristiyanların da yobazları var. Onları da mahvediyor. Müslüman’ın da yobazları var. Müslüman’ı mahvediyor. Osmanlı’yı yıkan şeytanın oluşturduğu yobaz güruhudur. Darwinizmle, yobazlıkla bir girdi Osmanlı’ya buradan girdi oradan çıktı. O koskoca Osmanlı’yı yıktı geçti, iki kanaldan boğdular Osmanlı’yı. Yobazlıkla ve darwinist materyalist düşünce ile. Şeytanın iki boynuzunun arasında ezdiler. Mehdi ne yapıyor? Onun iki boynuzunu da ilimle söküyor. Biz de Mehdi talebesi olarak, ilimle, fikirle, bilgiyle şeytanın dişlerini kırıp boynuzlarını kırmakla uğraşıyoruz. Nefret dolu oluyorlar. Neşe dolu sevgi dolu güzel insanlardır Müslümanlar.
Allah Azerbaycan’a zeval vermesin İnşaAllah. Devlet başkanlarına dua edin. “Yarabbi kalbine inşirah ver. İmanını arttır. Yobazların fitnesini onun üzerinden çek” dersiniz. “Muhterem Aliyev biz senin yanındayız. Komünizme Darwinizm’e de karşıyız yobazlığa da karşıyız. Birlikte devleti ali hale getirelim. En iyi noktaya getirelim.” dersiniz, ne diyecek ki? Ne desin? Hay Allah razı olsun, der. Ama göz göre göre yobazlığı hakim etmeye kalkarlarsa, devlet ani bir refleksle kendini şiddetle savunmaya başlar. Yaşla, kuru aynı anda yanar, Allah esirgesin. Haklıyı haksızı ayırt etmesi çok güç olur. Daima Müslüman, devleti koruyan olacak. Devleti tamir eder. Devlet yıkılmaz. Dua edeceksin yardımcı olacaksın, destek olacaksın. Hami olacaksın devlete. Gizli açık iki türlü de olur, devlete hami olmak. Devlet milletten oluşuyor. Kendi haline bırakmak olmaz. Milletle kaimdir devlet. Millet severek desteklesin ki devlet de ayakta dursun. Millet karşı olsa devlet ne yapsın? Çöker Allah esirgesin. Şeytanın eline, deccalin eline devlet bırakılmaz. Yobazların eline devlet bırakılmaz. İblusun ve iblisat, kafirun ve kafirat, münafıkın ve münafıkat insanlığa dehşet saçar. Bela olurlar. Daima iyilerden haktan yana olacağız. Tamirci olacağız. Tamirat yanlısı olacağız İnşaAllah.
2011-09-06 22:29:55