(Ruşen Çakır’ın PKK’da olumlu değişikler olduğunu söylediği yazısı üzerine)
Adamların ilk baştaki koydukları prensip belli, dört ülkedeki Kürtleri birleştirip, büyük bir komünist Kürt devleti kurmak. O konuda fikirlerinden caymış değiller. Böyle bizi ikna etmeye çalışması yersiz. Yani biraz çocukça. Bizim milletimiz uyanıktır, aklı başındadır. Kurtuluş, komünist ideolojiyle bilimsel mücadeledir. Başka da bir yol yoktur. Sadece bilimsel mücadele. Yani komünizmin geçersizliğinin taa Darwinizm’den başlayarak anlatılması. O zaman bu din ortadan kalkar. Bu din ortadan kalkınca da adamların o şevki, o azmi, kararlılıkları ortadan kalkar. Yoksa bu böyle devam eder, söyleyeyim. Ben milletimi, Güneydoğu’da ki canım kardeşlerimi komünistlerin eline teslim etmem. Her ne pahasına olursa olsun. Şehit vermek sorun değil. Onlar diyor ki, “bol bol şehit alırız. Onlar da bıkar falan.” Hiç sorun değil. Günde yüz-iki yüz bin şehit de olabilir.Bir karış bile toprak vermeyiz. Bir tane bile vatandaşımızı teslim etmeyiz. Hodri meydan. Yani ne yapıyorlarsa yapsınlar, sorun değil. Ama silahla çözüm yok onu söyleyeyim. Çıkılacak, radyolardan, televizyonlardan, devlet kanallarından. Çok fazla kanalı var TRT’nin, hem radyosu var, hem televizyonu var. Geceli gündüzlü komünizmin geçersizliği, Darwinizmin geçersizliği ilmi olarak anlatılacak. Bu kadar, konu biter, inşaAllah.
Bakara Suresi, 14
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman iman ettik derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıkların da ise derler ki: Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz onlarla yalnızca alay ediyoruz.”
Evet, küfrün kafası odur. Kendi aralarında başka, Müslümanların yanında başka, değil mi? Müslümanların yanında kendilerini saf gibi gösteriyorlar. İşte iyi niyetli gibi gösteriyorlar. Ama onların yanına geldiklerinde kurtluklarını, şeytanlıklarını ortaya koyuyorlar.
Hasetçilerin, münafıkların ızdırap çekeceği konulardan birisi de Müslümanların sayısının gittikçe artması. Hem ne çekiyorlar, hem ne ızdırap. “Hasedin iza hased” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Haset edenler şakır şakır çatlıyorlar. Daraldan artık sağlıkları bozuluyor. Neredeyse kafayı çizecekler, inşaAllah.
Yobazlık sunulursa, “gel seni cehenneme atacağım” diyorsun. Yobazlık eşittir cehennem. Adam kaçıyor o zaman. “Gel seni İslam’a davet ediyorum. Asr-ı saadet Müslümanlığı” dedin mi, “oh” diyor, “cennetmiş, cennet.” İnşaAllah, elhamdülillah. Sahabe dönemi, Asr-ı saadet dönemi, o devrin kardeşliği, o devrin sevgisi, o devrin coşkusu, candanlığı. İstediğimiz o. Yobazlığa geçit yok, inşaAllah. İlimle, fenle, akılla, bilgiyle.
Yüzer yüzer Müslüman oluyor gençler, maşaAllah. Ellişer, yüzer. Eğer yobaz kafasıyla yaklaşmış olsaydık böyle İslam’ın yayılması pek mümkün olmazdı, Allah-u Alem. Ama sahabe ahlakı, sahabe döneminin İslam anlayışı, oradaki coşku İslam’ın süratli yayılmasına vesile oluyor, inşaAllah. Allah sayılarını arttırsın, şevklerini arttırsın, maşaAllah. Yine dün de iki tane Alman genç, onlar da Müslüman oldular, maşaAllah. Amerika’da vardı yine üç tane kız arkadaşım. Üçü birden bizim camideki kitaplardan okumuşlar. Amerika’daki bir camideki. Oradaki hoca vermiş. Bizim arkadaşlarımızla konuşmuşlar. Onlar da üç gün önce onlar da Müslüman oldular, maşaAllah. Haberi geldi. Dün maille haber gönderdiler, maşaAllah.
Furkan Suresi, 44
“Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” İnsanların çoğu söz işitmiyor, ayet. “Ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” “Çoğu akılsızdır” diyor, Allah. Aklını kullanamazlar. “Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar” Dünyanın şimdi büyük bir bölümü berbat durumda, Allah esirgesin.
Furkan Suresi, 45
“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl uzatıvermiştir?” “Gölgeyi özel yaratıyorum” diyor, Allah. Işık ayrı, gölge ayrı yaratılıyor. “Eğer dilemiş olsaydı onu durgun kılardı.” Gölge hareket etmezdi” diyor, Cenab-ı Allah.“Ben hareket ettiriyorum gölgeyi” diyor.İnsanlar gölge otomatik kendiliğinde oluşuyor zannediyor. Halbuki gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor. “Sonra Biz Güneş'i ona bir delil kılmışızdır.” “Güneşi gölgeye delil kıldım” diyor Allah. İkisinin ayrı yaratıldığını söylüyor. “Güneş için gölgeyi ayrı yaratıyorum, ışığı ayrı yaratıyorum” diyor, Allah.
Furkan Suresi, 46
“Sonra da onu tutup Kendimize ağır ağır çekmişizdir” diyor, Allah. “Ben çektim” diyor, Allah. Yani “o ağır ağır çekme işini de ben yapıyorum” diyor, Allah.
Furkan Suresi, 47
“O, geceyi sizin için bir elbise, uykuyu bir dinlenme ve gündüzü de yayılıp-çalışma (zamanı) kılandır.”Faaliyet zamanı kılandır.
Furkan Suresi, 50
“Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık.”Yani öğüt almak, düşünmek, derin düşünmek Kuran’ın hep bize bildirdiği Allah’ın bize bildirdiği hükümler.“Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler.” İşte onun için iman hakikatleri çok önemli. İman hakikatlerinin anlatılması çok önemli. Mesela insanların çoğuna fıkıh anlatırsın; anlamaz adam. Ama iman hakikati anlatırsak anlar, inşaAllah.
Furkan Suresi, 52
“Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir mücadele ver.” Ne ile? Sadece Kuran ile. Biz ne yapıyoruz? Kuran ile anlatıyoruz. İlave yapıyor muyuz? Yok.
Kuran’a dikkat etmiyorlar bazı kısım insanlar. Allah sürekli “insanların çoğunluğunun iman etmediğini, düşünmediğini, akıl edemediklerini” söylüyor, Allah.
Furkan Suresi, 41
“Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?"Bazı insanlarda hep böyle bir sapıklık vardır. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’la da alay edecekler. “Allah’ın gönderdiği Hz. Mehdi (a.s.) bu mu? İsa Mesih (as) bu mu?” gibisinden.
Furkan Suresi, 42
"Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik, neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Yani gelen Mehdi (a.s.)’lar o kadar şiddetli mücadele veriyorlar ki, küfür “az kalsın” diyor, “iman edecektik neredeyse” diyor. “O kadar güçlü etki yapıyorlar” diyor. Şimdi de, değil mi? Direniyorlar ama bir süre sonra iman ediyorlar.
Furkan Suresi, 43
“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?”. Kendi kafasına göre hareket ediyor. Kuran’a göre hareket etmiyor, Kuran’daki açık hükümleri mesela Kuran’dan delil veriyorsun. Açıklıyoruz mesela bak Hz. Musa (as)’ın örneğini de verdik. Hz. Süleyman (as)’dan örnek verdim. Peygamberimiz (sav)’den örnek verdim. Adam kabul etmiyor. İllaki puttan delil istiyor adam. Putlardan delil istiyor. Allah Kuran’dan delil vermemizi istiyor. “Kuran’dan delil verdim” diyorum. “Yok” diyor. “Ben Kuran’ın delilini kabul etmiyorum.” Peki, nasıl bir delil istiyor? “Bana” diyor, “put olursa kabul ederim” diyor. Putu da ben kabul etmiyorum. Sen Kuran’ı kabul edeceksin başka türlü olmaz. Bana putla gelirsen Kuran’a karşı, yapacak bir şey olmaz. Çünkü sen Kuran’ı kabul ettim diye geliyorsun karşıma. “Artı put” diyorsun. Biz diyoruz ki “putu bırak sadece Kuran.” “Sadece Kuran bana yeterli değil” diyor. O zaman dinle alaka kalmaz. Çünkü ahirette biz Kuran’dan sorulacağız.
(İslam’da Nazar var mıdır? sorusu üzerine)
Yani “adam bakar, çat diye seni çatlatır” dersen bu çok anormal olur. “Nazar boncuğu da bunu engeller” dersen, bu da put olur, şirk olur. Pis bakış vardır. Rahatsız edici bakış vardır. Yani kötü bakış vardır. Ayette de diyor, “Neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi.” Neredeyse. Yani pis bakışla rahatsız etmek, kızdırmaya çalışmak, huzursuz yapmak, inşaAllah. Nazar bu şekilde var. Sen nazara ilahi bir güç atfedersen bu bir şirk olur. Yani nazarı yaratan kimdir? Allah’tır. Dolayısıyla nazar etki meydana getirecekse Allah meydana getirir etkisini. Adamın müstakil gücü olmaz. Burada önemli olan budur. Yani “boncuk engelledi” dersen, daha büyük rezalet olur. Boncuk şak kırıldı, engelledi falan. Böyle şey olmaz. Ama “Allah gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Ayet var. “Neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi” diyor. Ama o gücü meydana getiren Allah’tır. Mühim olan bu, inşaAllah. Boncuk moncuk da engellemez. Allah korur insanı, inşaAllah. Adam diyor ki, “işte gözü açık renk mavi ise baktı mı şak diye adamı çatlatır.” Şimdi bu vahşiyane put inancı. Ne alaka? Bir kere mavi göz çok da güzel oluyor. Niye çatlatsın? Sevgiyle bakarsa çok etkileyici olur. Ama çok kötü nazar, nefretle bakıyorsa zaten bu pistir. Ayette de var mesela, şeytandan Allah’a sığınırım. “Yüzünü ekşitti” diyor. Mesela “yüzünü buruşturdu” diyor, değil mi? “Kaşlarını çattı” diyor. Pis hareketlerden bir tanesidir. Yani güzüyle pis bakmak rahatsız edicidir. Yoksa adamı devirecek bir gücü olmaz, inşaAllah. Allah yaratır, inşaAllah. Ama adam bakar da Allah onu vesile eder. Adamı hasta edebilir. Ama Allah yapar. Adamın bakışındaki güç yapmaz. O vesile olmuş olur, inşaAllah.
A9 TV, 5 Eylül 2011 (22:00)
(Kemal Burkay’ın “özerkliğin ve federasyonun ülkenin bölünmesi anlamına gelmeyeceği sözleri” üzerine)
Türkiye’de biz fitne fücur istemiyoruz. Biz büyük Türkiye istiyoruz. Türk İslam Birliği istiyoruz. Ve Kürt kardeşlerimizi de biz çok seviyoruz. Onların komünistlerin eline düşmesini istemiyoruz, bu kadar. Karmaşık bir şey yok. Bizi sürekli bu konuda rahatsız etmenin bir âlemi yok. “Biz” diyorlar “olay çıkartırız”, çıkart, bir şey değiştirmez bu. Anlatamadık herhalde; orada büyük bir komünist devlet kurdurtmaya yönelik bir çalışma var. Buna müsaade etmeyiz, bu kadar. “Ne sosyalizmi, komünizmi, öyle bir şey yok vazgeçtiler, siz rahat olun, federasyon falan öyle bir şey de yok, bölünme de yok, kafanızı hiç yormayın sıkıntıya da girmeyin, tıkır tıkır gider bu işler bir şey olmaz, rahat olun” diyorlar. Zannettikleri gibi öyle saf insanlar yok karşılarında, bayağı akıllı insanlarız. Akıllarını başlarına alacaklar, bu düşünceden vazgeçmeleri gerekir. Büyük Türkiye, Türk İslam Birliği çok hoş bir şey, çok güzel, herkesin lehine. Ama o dedikleri, federasyon, o olmaz. O bölünmeye bir adımdır, zaten onun arkasından, hemen arkasından bölünme gelecektir. Bölünmenin arkasından savaşlar gelecektir, savaşların arkasından bölge kan gölüne dönecektir. Başka bir şey olmaz. Komünizmin acımasız dişleri bölgede sürekli hareket halinde olacaktır. Buna aklı başında hiç kimse müsaade etmez. Dolayısıyla biz de müsaade etmeyeceğiz, inşaAllah.
(Bazı yazarların Dışişleri Bakanı’nı ve hükümeti İsrail ile arayı açtıklarını söyleyerek eleştirmesi üzerine)
Bu konuyu çözecek olan da Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda hem İsrail huzura kavuşacaktır. Uçsuz bucaksız bir rahatlık içerisinde olacaktır, zenginleşecektir. Filistin tam özgürlüğüne ve güce kavuşacaktır. Ve bütün bölge cennet gibi olacaktır. Ne kavga, ne gürültü, ne anarşi, ne terör, ne şu, ne bu. Dindarların alabildiğine rahat olduğu, çok huzurlu yaşadığı güzel bir gün olacaktır. Yoksa şu anki kilitlenme; bu katlamalı devam eder. Bu çözülecek bir şey gibi pek görünmüyor. Ama yine de uğraşacağız inşaAllah, özür dilemeleri için aracı olacağız. Tazminat için de aracı olacağız inşaAllah. Fakat Filistin’le olan çekişme, bu olaylar öyle duracak gibi, herhangi bir şekle şemale girecek gibi pek görülmüyor. Ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi kılıcıyla, ilmiyle, sevgisiyle ortadan kalkacak. Onların beklediği Shiloh Mehdi ile bizim Mehdi’miz aynı. Bir tane vardır ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.). Hz. İsa Mesih (a.s.) de ona yardımcı olarak geliyor, yani vezir olarak. “Vezirlerin en gözdesidir” diyor zaten hadiste, Hz. İsa Mesih (a.s.) için.
Bize ahirette sorulacak soru; Kuran'a uyduk mu uymadık mı, bu. Biz Kuran'da ittifak edelim. Tartışılacak konulara girersek İttihad-ı İslam kıyamete kadar olmaz. Bir kere bu konuda ittifak edeceğiz. Geçmişi unutacağız, Kuran'a tabi olacağız. Sünnet ve Kuran, o kadar inşaAllah. Onunla baş olunur mu? O zaman hiç kimse kimseyle birleşmez. Ne İsrail ile birleşebiliriz, ne Arap kardeşlerimizle birleşebiliriz, Araplarla da birleşemeyiz, onlarla da çok olay var. İran'la da birleşemeyiz, Yunanistan'la da birleşemeyiz, Rusya ile de birleşemeyiz. Bunları bırakacağız, geçmişi unutacağız. Af gözüyle bakıp şefkatle birbirimize sevgi duycağız inşaAllah.
(İngiltere'de 12 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilecek olan "İnsanlık için Barış" konulu konferans hakkında)
Barış Müslüman’ın en önemli özelliği. Allah bize "İslam" adını koyuyor, İslam barış demektir inşaAllah. Dünyayı savaştan terörden anarşiden korumak belalardan korumak Müslümanların vasfı, özelliğidir. Deccal, deccaliyet insanları kana boğmak, ızdıraba, acıya boğmak ister. Müslümanlar da barış ve saadet içerisinde, huzur içerisinde, sevinç içinde insanların yaşamasını ister. Biz kardeşlerimizi bu yönde tebrik ediyoruz, 12 bin kişilik bir topluluk çok güzel. Bir de seçkin güzide bir topluluk. Kuran'ın sevgi ve barış dinini anlattığını insanlara anlatıyoruz fakat bir kısım insanlar İslam'ın kan dini olduğunu, terör dini olduğunu iddia ediyorlar. Bu şeytanın onlara iğvasıdır, şeytan onlara onu o şekilde gösteriyor. Müşrikler onlara öyle gösteriyor. Müşriklerin etkisine kapılarak Kuran’ın tertemiz ruhunu, tertemiz anlatımını, Kuran'ın sevgi dolu, koruyucu, affedici anlatımını bir kenara bırakarak müşriklerin ruhuna, deccallerin ruhuna eğilim gösteriyorlar. Bu çok yanlıştır. Tuğyan ve dalalet daima hakkı batıl olarak göstertir, batılı da hak olarak göstertir. Onun için Müslümanlığın sevgiyi anlayışını, barışı ve kardeşliği anlayışını bütün dünyaya yaymaya devam edeceğiz.
Al-i İmran Suresi, 100
Ey iman edenler, eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba boyun eğecek olursanız, sizi imanınızdan sonra tekrar küfre döndürürler.
Şimdi “boyun eğme” ne demek? Onun inancına tamamen tabii olma. Mesela teslis inancına dönmüş oluyorsun. O zaman dinini kaybedersin. Ama mesela diyor ki Hıristiyan “ben ahirete inanıyorum”. Tamam, güzel, ben de inanıyorum. İttifak halindeyiz onda. “Ben Hz. İbrahim (a.s.)’ı seviyorum” diyor, ben de seviyorum, çok güzel, ittifak halindeyiz. “Allah birdir” diyor, tamam güzel, doğru, ittifak halindeyiz. Ama şirk olan bir husus olursa, yanlış olan bir husus olursa onda ittifak etmeyiz. Kuran’ın ifade ettiği anlam budur.
Şura Suresi, 13
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı).” Hepsinde aynı şey, bütün peygamberlere aynı din geliyor.“Bir şeriat kıldı” diyor, hepsi İslam dinidir. “Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi.” Biz müşriklere ne diyoruz? Gelin, Kuran’a uyun. Müşrikler ne diyor? “Yok biz hurafeye uyacağız, uydurmalara uyacağız.” Kuran’ı kabul ediyor mu? Etmiyor. “Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.” “Samimi olarak İslam’a yöneleni hidayete erdirir” diyor Cenab-ı Allah.
Al-i İmran Suresi, 102-105
“Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin.”
“Mutlaka Müslüman olarak ölün” diyor Allah.
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.”
Hepinizden kastı kim? Pakistan’daki Müslümanlar, Türkiye’deki Müslümanlar, Libya’dakiler, Fas, Tunus, Cezayir. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlara Allah emrediyor:
“Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın.”
Kuran’a sımsıkı sarılın.
“Dağılıp ayrılmayın“
Adamlar dağılıp ayrılma değil, dağılıp ayrılmanın kitabını yazmışlar. Hem dağılmışlar, hem ayrılmışlar. İki tane Allah’ın emrini yapmıyorlar. Dağılma da olmuş, ayrılma da olmuş. Paramparça olmuşlar, birbirlerinden haberleri bile yok. Halbuki diyor bak:
“Allah'ın ipine hepiniz” (topluca)“sımsıkı sarılın.”
Kardeş olun. Birlikte olun.
“Dağılıp ayrılmayın.Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz”
Birbirleri ile savaşıyor bilmem ne, değil mi? Şu anda da birçok Müslüman ülke birbirine düşman.
“O kalplerinizin arasını uzlaştırıp, ısındırdı ve siz O’nun nimeti ile kardeşler olarak sabahladınız”
Müminler neymiş? Kardeş.
“Yine siz tam ateş çukurunun kıyısındayken oradan sizi kurtardı”
Cehenneme düşecekken, belanın içine düşecekken. Anarşinin, terörün içine gidecekken.
“Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah size ayetlerini böyle açıklar”
Şimdi adamlar diyor ki “ya bu ayetleri geç” diyor. Peki, ne kalıyor geriye? Ne istiyorsunuz yani? Sabaha kadar evde zikir yapalım, diyor. Sen zikir yaparken Afganistan’da çocukların ırzına geçiyorlar. Müslümanları doğruyorlar. Sen zikri Allah’ın dinini yayarken yapacaksın. Cihat yaparken, tebliğ yaparken yapacaksın. Evin içine girip evden dışarı çıkmayarak, yan gelip yatarak olmaz. Acil olan cihat var. Cihat demek, cehdetmek gayret etmek. Onu yapacaksın.
“Sizden hayra çağıran, iyiliği marufu emreden, kötülükten münkerden sakındıran bir topluluk bulunsun”
“Tebliğ yapan bir ekip olsun”, diyor Allah.
“Kurtuluşa erenler işte bunlardır”
Müslümanların hepsinin bunu yapması gerekiyor işte. “Öbürleri kurtuluşa eremiyor” diyor Allah. “Kurtuluşa erenler işte bunlardır” diyor.
“Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan”
Apaçık belge; Kuran gelmiş. Parçalanma var mı? En şiddetlisini yapmışlar, parçalanmışlar. Ayrılma var mı? Ayrılma da var.
“ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın”
“Yok, biz anlaşmazlığa düşeceğiz” diyorlar. Mezhep ayrılıkları var, cemaat ayrılıkları var. Anlaşmazlığa düşüyorlar. Parçalanma da var. Paramparça olmuş İslam âlemi.
“İşte onlar için büyük bir azap vardır”diyor. İşte Müslüman âleminin başına gelen belanın nedeni bu. Allah ne diyor: İşte onlar için büyük bir azap vardır”. Allah azap veriyor o yüzden.
İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu anlatan yüzlerce ayetten bir kaç tanesini okuduk.
2011-09-06 22:59:55