A9 TV, 10 Eylül 2011
Kuran’a bakanlar, Kuran’ı akılcı olarak bir inceleyecekler. Allah en çok neyin üzerinde duruyor? Hep Allah küfrün anormallikleri ve buna karşı müminlerin imanlarında sabit olmaları, imanlarının güçlü olması, araştırmaları, düşünmeleri, hep Allah’tan yana olmaları. Yani %80, %90 bu anlatılıyor gördüğümüz kadar. Ve iman gücüyle de direnme, imanı sürekli güçlü tutma isteniyor Allah’tan.
Yasin Suresi 78:
“Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" Bu ne? İman zafiyeti, iman edemiyor. Buna karşı ne gerekiyor? Tahkiki iman. Hakkel yakin, aynel yakin iman gerekiyor.“De ki” diyor, Cenab-ı Allah. “De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Bu nedir? İman hakikati.Çünkü düşünmeye itiyor Cenab-ı Allah insanları. Diyor ki, “ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek.” Bakıyoruz insan çok mükemmel yaratılmış. Bir kere yapılmış, mesela farz edelim şu dolma kalem bir kere olmuş. Bunun fabrikası bunu yapabilir mi, yapamaz mı? Yapar, niye yapmasın? Biz desek ki, “bunu bir daha yapamazsın.” Diyebilir miyiz? Belli ki yapar. Mesela sandalyeyi yapan usta bir daha yapabilir mi yapamaz mı? Yapar. Her şey için bu geçerli. Allah da diyor, “bir kere yaptım” diyor. “Bir kere daha yapamaz mıyım” diyor. Bu kadar kolay bir şeyi bile insanlar akıl edemiyor. Allah onu hatırlatıyor. Bu kadar kolay bir şeyi bile milyarlarca insan akıl edemiyor. “Hakikaten doğru ya” diyor adam. “İlk defa düşündüm” diyor. O kadar sathi düşünen yapıda oluyor insan. Onun için Allah bunu hatırlatıyor. Onun mantığı da çok bozuk diyor ki, "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" diyor. Maddeci materyalist oldukları için. “Madde gittiyse bitti” diyor. Maddeci kafayla baktığı için. Ruhu kabul etmediği için maddeyle ruhu bağdaştıramıyor. Bu iman zafiyeti. “Ki O, size” diyor,“Yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.” Ona da dikkat çekiyor, Allah. Mesela yeşil ağaç normalde Allah onu “yakılacak hale getiriyorum” diyor, Cenab-ı Allah. Ağacın yeşilliğine dikkat çekiyor. Onun yakılmasına dikkat çekiyor. Ufuk açıyor Allah. Ama bak insanlar onu bile düşünmüyorlar. Yani Allah’ın ağaçları yakılacak şekilde yaratmasını, onların yeşillikten oluşmasını, topraktan durduk yere oluşuyor ağaçlar. Toprak ve sudan bir süre sonra yanacak bir şey meydana geliyor. Toprak, toprak yanar mı? Yanmaz. “Su yanar mı?” Yanmaz. Ama toprakla su birleşiyor. Bir süre, bakıyorsun yanan bir şey oluşuyor. Bakıyorsun bir süre sonra meyve oluşuyor. Portakallar, elmalar, mandalina, ceviz, kavun, karpuz, fasulye, mercimek aklına ne geliyorsa hepsi oluyor toprakta. “Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır.” Ufkumuzu açıyor Allah.İman hakikati ve düşünmeye sevk ediyor bizi.Yani ufkumuzu açmak için, bizi düşündürmek için hatırlatma yapıyor. Biz onu düşündüğümüzde zincirleme diğerlerini düşünmeye başlıyoruz. Diğerlerini düşünmemiz için yapıyor Allah.“Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi?” Şimdi bir mantık daha. Atmosferi en mükemmel şekilde yarattı mı? Yaratmış. Toprağı da yaratmış. Küre şeklinde uçsuz, bucaksız boşlukta bu dünyayı tüy gibi uçuruyor mu Allah? Şu an bir gemide gibiyiz. Bütün dünya yedi milyar insan bir geminin içinde gibiyiz. Dünyayla beraber uçsuz bucaksız boşlukta tüy gibi uçuyoruz gidiyoruz. Hiçbir yere çarpmadan. Hiç sarsılmadan. Arabada bile, değil mi? Ne teşkilat kurarlarsa kursunlar, sarsıyor araba. Uçak da sarsıyor. Ama burada en ufak bir sarsılma yok. Koskoca dünya gökyüzünde gidiyor. Ruh gibi böyle uçuyor. Hiçbir şey de olmuyor. “Ben bir kere yaptım mı?” diyor, “Gökleri ve yeri.” “Peki cennetin göğü ve yerini neden yapamayayım” diyor. Yani “İnsanı bir kere yarattığıma göre, insanı bir daha niye yaratamayayım” diyor. Düşünmeye teşvik ediyor. Ama tam da aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde de bilgi vermiyor Allah. Çünkü o zaman imtihanın anlamı kalmaz. Derin düşünmenin zeminini hazırlıyor Allah. “Elbette”diyor, Allah. Diyor ki Cenab-ı Allah,“Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi?” Orada bırakmıyor Allah. Telkin yapıyor, akılları açılsın diye insanların.“O, yaratandır, bilendir.” Hep yaratılışı anlatıyor Allah. Biz de ne anlatıyoruz hep yaratılış. Onun için bize ne diyorlar? “Yaratılışçı bunlar” diyorlar. “Allah yarattı” dediğimiz için yaratılışçı diyorlar. Onlar ne diyorlar? “Tesadüf yaptı” diyorlar, “put yaptı” diyorlar. Biz ne diyoruz? “Allah yarattı” diyoruz. “Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur.” diyor Allah. Nerede evrim?Evrimcilere cevap veriyor Allah. Evrimciler diyor ki, “çok uzun sürede olacak. Allah başka türlü yapamaz” (haşa) diyor. Allah da diyor ki; “Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da.” Süre veriyor Allah. “Hemen olur” diyor. Bekletmezsizin hemen olur. “Her şeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.” İman hakikatleri görüyor musunuz? Buna iman etmemiz için, buna inanmamız için Allah bizi yönlendiriyor. Onun için iman hakikatleri en hayati konudur, en hayati konu. Biz onun için en çok iman hakikatleri üzerinde duruyoruz. Tahkiki iman üstünde duruyoruz. Taklidi imana karşı bir tavır içindeyiz. Yani taklidi olmaz tahkiki olacak. Araştıracak. Taklidi iman zayıf oluyor güçsüz oluyor.
(İnternet yazışmalarında dini ifadelerin kısaltılması ile ilgili)
“AEO’lun” yazıyorlar, sonra anladım. “Allah’a emanet olun” demek istiyor. Ne kadar korkunç şey yapıyorsunuz sen? Yani o kadar konuşuyorsun, gereksiz cümleler de oluyor. En vurucu, en önemli, en güzel sözler söylenirken, Allah anılırken AEO olur mu bu? Yapmayın. Çok büyük hata yapıyorsunuz, çok büyük gariplik ve yanlışlık bu. Böyle şey olmaz. “Ben de bu nedir?” diyorum. “Ne demek istiyor acaba?” diyorum. Allah’ın ismini yazsana. “Allah Celle Celahü’ne emanet olun” de. Cenab-ı Allah’ın ismini yazsana, ikrar et, ne güzel konuş. Allah’ı an. Allah’ı zikret. “Cenab-ı Allah’a emanet olun” de. “Selamun Aleyküm” açıkça yazacaksın, Selam. “Slm” olmaz. İnternetçi ruhu, internetçi felsefesi, internetçi ahlakı olmayacak. Bunu bırakın. Bu garip bir din anlayışı. Garip bir hayat anlayışı, garip bir felsefe veriyor. Girmeyin ona. O yavaş yavaş sizi kemirir, çökertir. Yapmayın onu. Tehlikeli bir şey o. İnternette oluşturulan o felsefe, din demiyorum felsefe, garip bir anlayış. Üslup mesela, kapalı hanımlar yazışıyorlar ben görüyorum aralarında çok acayip sözler. Hatta bir kısmı züppe bir üslup kullanıyor. Dinle imanla alay eden üsluplar, lakayt üsluplar, dine mukaddesata karşı üst perdeden üsluplar, ezik üsluplar, enaniyetli üsluplar çok ayıp, çok çirkin. Nadir de olsa görüyoruz. Olmaması lazım.
Hz. Mehdi (as) bir veli kuldur. Allah’ın insanlara gönderdiği bir veli kuldur. Nasıl Kuran’da Peygamberler gelmiş? Allah yolunda mücadele eden imamlar gelmişse, bunlar açıklanmışsa, onlardan mübarek, muhterem, müberra bir kuldur. Ahir zamanda hateme veli olarak, gelmiş geçmiş velilerin en büyüğü olarak Allah bir veli kulunu gönderiyor Hz. Mehdi (as)’ı. Ahir zamanın şiddetli devrinde de geleceği için makamı yüksek oluyor. Çünkü münafıklarla ayrı mücadele edecek, dinsizlerle ayrı mücadele edecek, deccaliyetle ayrı mücadele edecek, Süfyaniyetle ayrı mücadele edecek. Deccalle ayrı mücadele edecek. Süfyaniyetle ayrı mücadele edecek. Darwinizm, materyalizm, sapkın akımlar, sapkın düşünceler. O kadar girift bir ortamda şeytanın ve iblisin orduları üzerine yönelecektir. Münafıklar, yobaz takımı var güçleriyle onlara karşı mücadele vereceklerdir. O yüzden makamı yüksek oluyor. Yani güç olduğu için. Bediüzzaman diyor; “sabır, metanet gerekir” diyor. “Yoksa akim kalır, zarar verir” diyor. O son derece sabırlı ve metin olduğu için ve imanlı olduğu için güzel bir mücadele verecektir. Allah da yolunu açacaktır, inşaAllah. Ama Hz. Mehdi (as) konusunda Şii kardeşlerimiz, Caferi kardeşlerimiz hata yaptılar. Çok büyük bir hata içerisindeler. Eğer onu düzeltirlerse İttihad-ı İslam çok rahat dünyaya hakim olur. İttihad-ı İslam oluşur.
Allah bizi kardeş yaratmış. Hz Adem (as) ve Hz. Havva (as)’dan oluşmuş insanlarız. Dünya da bayağı güzel. Bir kere İsrail’i bölgeden söküp atmanın ne gereği var? Ben bunu da anlayamadım. Adamlar diyor ki “defolun gidin” diyorlar. “Nereye gidiyorsanız gidin.” Nereye gitsin adamlar? Nereye gitseler kovuyorlar. İspanya’ya gidiyorlar, “buradan da gidin” diyorlar. Nereye gitsin bunlar? Bütün dedelerinin kabristanları orada. Bütün ataları orada yaşamış. Bırakın adamlar yaşasın orada. Arazi mi yok, toprak mı yok? Oradaki sorun şu, İsrail Türk İslam Birliği’ne güvenecek, kendini bırakacak. O sınırları kaldıracak. Tamamını kaldıracak. Duvarları muvarları kaldırak. Bütün bölgede istediği gibi yaşasın, sınıra gerek yok. Nereye gidiyorlarsa yerleşsinler. Kimsenin bir şey dediği yok. Can ve mal güvenlikleri Müslümanlara emanet, gönülleri de rahat olsun. Bir avuç Musevi var. Uçsuz bucaksız toprak, yani ucu bucağı yok arazinin. Kaybolurlar o arazinin üstünde. Bir stadyumun içerisinde bir elma kadardır yani Musevilerin alacağı hacim, tutacağı yer. Ne yapıyorsanız yapın. Bütün her yer sizin. Fabrika kurun, istediğinizi yapın. Savaş olmasın, kargaşa olmasın. Filistin’in de bütün sınırlarını açalım, bütün bölge onların olsun kardeşim her yer, istedikleri gibi kullansınlar. Açalım Kudüs’ü, Hz. Süleyman (as) mescidini yeniden kuralım. Mutluluk, barış içinde yaşasınlar. Olay çıkarmaya ne gerek var? Yalnız İsrail’in Hz. Mehdi (as)’a teslim olması gerekir. Yani Kral Mesih’e teslim olması lazım. Eğer bunu yapmazlarsa Tevrat’a savaş açmış olurlar. Tevrat’ın hükümlerine tavır almış olurlar. Bu da onların dinine göre çok büyük bir suçtur. Yani onların şeriatına göre çok büyük bir suçtur. Kral Mesih’e, Hz. Mehdi (as)’a teslim olacaklar ve güvenecekler. Konu kökünden hallolur.
(“10 gün önce terhis olsaydı o zaman şehit olmazdı”, “keşke buraya tatile gelmeseydik, o zaman çocuğum ölmezdi” mantığını hakkında)
10 gün sonra o zaman kanserden ölür. Kalpten ölür, araba çarpar, ölür. Bir şey olur, ölür. Ölecek olan ölür. “Daha dünya yaratılmadan onun ölüm tarihi belli, saati belli. Daha annesi babası doğmadan o çocuğun yahut kişinin ölüm anı bellidir. Bu konuda müsterih olacaklar. Ölüm Allah’ın onları yanına almasıdır. Yani manevi makamına almasıdır. Biz buraya zaten imtihan olmaya geliyoruz. İlla ki insanların hepsi imtihanı bitirdikten sonra, Allah’ın Katına çekilirler. Cenab-ı Allah’ın yanına giderler. Tabii Allah her yerdedir tecellisi olarak. Anlaşılması için söylüyorum.
Çok şiddetli bir sevgidir Şiilikte Hz. Mehdi (as) sevgisi. Yani Sünnilikteki gibi değildir. Daha şiddetlidir, daha güçlüdür. Sünnilikte akılcı, güzel bir anlatım vardır fakat daha sakindir. Fakat Şiilikte hayata tamamen geçmiştir. Yani gece gündüz Hz. Mehdi (as)’dan bahsederler. Her gün dua ederler Allah’a Hz. Mehdi (as)’ı göndermesi için. Her gün, ama her namazda. Sürekli gündemdir Mehdiyet Şiilikte. Ama işte orada da Allah bir imtihan olarak hurafeye girmelerine vesile olmuş. Bir hayır vardır tabi. Belki Allah Hz. Mehdi (as)’ın gizlenmesi için, manen perdelenmesi için böyle bir şey yapmış olabilir. Ama vakti geldi artık kaldırsınlar o hurafeyi. Mağarada değil Hz. Mehdi (as). Anneden babadan doğarak dünyaya geliyor. Öyle bir şey yok. Gaybeti var. İki kere kaybolması var. Hapse girmek veyahut kendi rızasıyla saklanmak gibi olduğunu düşünüyorum. Ki öyle zaten Hz. Yusuf (as)’ın makamının olduğu, “Hz. Yusuf gibidir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Orada zaten hapse gireceği anlaşılıyor, Hz. Mehdi (as)’ın, inşaAllah.
Şeytan hep detaya çeker insanları. Esasa, bütüne geçemez. Detaylarda boğulur. O şeytanın bir oyunudur. O hamakattır. Akılsız insan detayda kendini boğar. Akıllı insan özele, hikmete, asıla dikkat eder ve oraya yönelir inşaAllah.
Müslüman mütevazidir. Yani nasıl mütevazi? Her şeyi Allah’ın yarattığını bilir, her şeyin Allah’a ait olduğunu bilir. Konuşmasını Allah’ın yarattığını, bedenini Allah’ın yarattığını, gördüğü görüntüyü Allah’ın yarattığını bilir. Kendine ait bir şey olmadığını bilir. O zaman ne olmuş oluyor? Hiç olduğunu anlıyor. Hiç olduğunu anlayan adam ne olmuş olur? Mütevazi olur. Biz bunun özünü, aslını anlattığımıza göre bunu eğer insan tam kavrarsa zaten istese de istemese de mütevazi olur. Hiç olduğunu anlarsa, bütün gücün Allah’tan olduğunu anlarsa görüntüyü, konuşmayı, hisleri tamamen Allah’ın yarattığını bilirse ve bunun sonsuz önce de yaratılmış olduğunu bilirse ve sonsuz sonraya kadar da Allah tarafından muhafaza edileceğini bilirse aczini bilir. Biz mesela Cenab-ı Allah’a subhanAllah diyoruz. “Yarabbi Sen münezzehsin” diyoruz. “Eksik, noksan sıfatlardan münezzehsin” diyoruz. Eksik, noksan sıfatların hepsi var üstümüzde. Acz içindeyiz ve hiçiz. Allah gerçek varlıktır, mutlak varlıktır, biz hiçiz, inşaAllah.
Sevgi, iki tarafa da karşılıklı sağlık, sıhhat ve güzellik verir. Sevgi insanı çok açar. Vücudun en çok ihtiyacı olan şey odur. Ne su, ne şu, ne bu. İllaki sevgi. Bütün vücut hücreleri açılır sevgiye. Her yer tanır.Göz tanır sevgiyi, burun tanır, dudak tanır, kulak tanır, hepsi tanır. Bütün cilt, bütün vücut tanır sevgiyi. Allah öyle yaratmış. Şiddetli bir istek vardır sevgiye karşı. Onu boğdukları için mahvoluyorlar Allah esirgesin, nurları gidiyor, neşeleri gidiyor, sevinçleri gidiyor, bereketleri gidiyor, çok kötü oluyorlar. Yazık değil mi? Allah ne güzel sevmeyi ve sevilmeyi yaratmış. Kediler tatlı, sincaplar tatlı, tavşanlar tatlı, yani adamı delirtecek kadar tatlı. Öyle normal bir tatlılık da değil.
(“Hz. İsa (as) yeryüzüne indiğinde geçmişteki gibi havarileri olacak mı” sorununa cevaben)
Hz. İsa (as)’ın stili çok çok ayrıdır. Yani Mehdiyetten çok ayrı. Mesela Hz. Hızır (as)’ın stili bambaşka. Yani hiçbir şeye benzemiyor. Hz. Musa (as) mesela vahiyle bildirildiği halde bir türlü uyum sağlayamıyor ona. Diyor ki Hz. Hızır (as) “bana uyum sağlayamazsın, sabredemezsin” diyor. “Yok ben uyum sağlayacağım, sabredeceğim, söz veriyorum” diyor. “Yok yapamazsın” diyor. Yapamıyor, sabredemiyor. Çok acayiptir, çok gariptir. Hz. İsa (as) da ecayiptir, acip bir şahıstır. Yani ona da uyum sağlayamazlar. Yani garaib ve ecayiptir. Hz. Mehdi (as) de öyle garaib ve ecayiptir. Yani insanlar ona uyum sağlayamazlar. Onun için talebeleri az Hz. Mehdi (as)’ın. Yani her işi acib. Bediüzzaman diyor “hiçbir cihette ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam. Ancak onun pişdar bir neferi, öncü bir askeri, bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor.
Sonuç şahane olacak. Şimdi 2012’ye hep beraber göreceğiz. Az bir şey kaldı. 2012 yılbaşı akşamından itibaren olayları takibe başlayın inşaAllah. Ecayip, bakçok büyük zorluklar olacak, ürkütücü görünen olaylar da olacak, çok sevindirici olan olaylar da olacak. Yani çok sarsıcı, şaşırtıcı olaylar ve çok güzel, çok etkileyici olaylar. İkisi beraber inşaAllah.
Giriyor lokantaya her tarafını bomba doldurmuş, içeride çocuklar var, genç kızlar var, mazlum insanlar var, Müslüman var. Ne yapıyorsun sen? Nedir zorun? Cinayet işliyorsun. Ondan sonra sonsuz cehennemde kalacaksın, çünkü tevbe etmeden gidiyor. Adam öldürdün mü sonsuz cehennem karşılığı. Tevbe de etmiyor ne yapıyor, “mücahitim ben” diyor. Bakıyoruz evinde Che’nin resimleri var, Mao’nun resimleri var, neren Müslüman senin? Klasik teröristsin sen. Darwin hayranı, Darwinist, materyalist, dünyanın Darwin’in teorilerine göre yönlendiğine inanıyor, ondan sonra da oturmuş Müslümanlıktan bahsediyor. Nerede bir terörist varsa incelediğimizde hep Darwinist, materyalist olduğunu görüyoruz. Bir de “Müslümanım” diyorlar. Sekiz yaşında kız çocuğu bomba ile ölüyor, genç kızlar ölüyor nedir bu, ne yapıyorsunuz? Cihat yapıyormuş. Cihat yapıyorsan genel kültürünü arttır, bilgini arttır, sevgi ve şefkatle, sabırla İslam’ı anlat. Onlar zor geliyor, bomba kolay herhalde. Adam hayatından beziyor, hayatı kaymış, kendini öldürecek yer arıyor, çekiyor bombayı öldürüyor oradaki insanları da. Git tebliğ yap lokantada, kitap dağıt onlara bomba atacağına. Zorlarına gidiyor. Bomba atıyorsun, ahiretteki karşılını biliyor musun ne olacağını? Sana beş yaşındaki çocuğun, altı yaşındaki çocuğu “niye sen bunu şehit ettin” diye Cenab-ı Allah sorsa ne cevap vereceksin? “Cihat mı yaptım” diyeceksin. “Kendini niye öldürdün?” diyecek Allah? “Cihat mı yaptım” diyeceksin. Bin bir türlü İslam’a saldırı var, bir tanesi de bu. İşte anlatıyoruz gece gündüz İslam’a zarar veren düşünceleri, yanlışlıkları. Bir tanesi de budur. Ahir zamanda kan yok, uyuyan kişiyi uyandırmak yok, “burunları dahi kanamaz” diyor Peygamber Efendimiz (sav). Silah yok, silahlar kalkacak. Geriye ne kalacak, sevgi, şefkat, merhamet, adalet, samimiyet, candanlık, kardeşlik, neşe ve sevinç, bilim, sanat, estetik ve güzellikler kalacak. Bu kadar güzellik imkan varken, dünyayı ne hale getiriyor bunlar ben anlamıyorum.
Ben anlatırken Allah’ın dilemesiyle milim santim hurafeye müsaade etmiyorum. Mutlaka hikmetli, doğru, isabetli olanları anlatıyorum ve ihtiyaç olanları anlatıyorum. O yönüyle çok güzel, maşaAllah. Bizim anlattığımız Müslümanlığı Amerika çok beğeniyor. Avrupalılar çok beğeniyorlar, Ruslar beğeniyorlar. Rus hükümeti çok hoşnut. Bizim Avrupa’da ki faaliyetlerimiz bir tek bize serbest. Rus gizli polisi “sizi destekliyoruz” dediler, “istediğiniz gibi faaliyetleriniz serbest” dediler. Çünkü biz barışı, sevgiyi, kardeşliği güzelliği savunduğumuz için ve yobazlığa da karşı olduğumuz için devlet politikası olarak destekliyorlar. Nerede olsa hoşnutlar. Amerika, mesela Amerikan ordusunda tebliğ yapmak mümkün mü? Olacak iş mi? Hiç kimseye müsaade etmezler ama bir tek bize müsaade ediyorlar. Mesela mason localarında Müslümanlara tebliğ yaptırmak tarihinde görülmemiş bir olay. Masonluğun tarihinde yok. İlk defa mason localarında tebliğ yapıyoruz. Çünkü candanız hakikaten iyiliklerini istiyoruz. Mesela ben Rusya’nın çok güçlü olmasını isterim. Ben çok seviyorum Rusları, çok güzel insanlar. Ve saygılılar da Osmanlı terbiyesi var onlarda, çok hoşlar. Niye Rusya batsın? Zengin olsular. Allah müreffeh etsin, güçlü kılsın, devletlerini baki kılsın, kıyamete kadar güçlerini Allah muhafaza etsin. Niye yıkılsın Rusya? Niye Amerika yıkılsın? Dünyanın güzelliğidir Amerikalılar, gayet neşeli, şeker insanlar. Bayağı hoş sohbet, şakacı, fizik olarak da çok tatlı ve güzeller. Niye Amerika yıkılsın? Niye Amerika’nın felaketini bekleyelim? Allah felaketten muhafaza etsin. Ekonomik yönden de güçlü olmalarını sağlasın Allah. Bizim istediğimiz Kuran ahlakının her yerde yaşanması, bağnazlığın dünyadan kalkması bunu istiyoruz.
Avrupa Birliği’ne de girmemiz gerekir bizim. Avrupa Birliği’ne girmede biraz hızlı davranmak gerekiyor. Ama çok kilit bir konu var; Avrupa Birliği Türkiye’yi neden istemiyor? Bunun için devlet mesela Fransa’da 400 bin kişi üstünde araştırma yapsın, sırf Fransa’da. Sokak sokak insanlar gezsin sorsunlar, “neden Türkiye’yi istemiyorsunuz?” Rapor haline getirilsin, videoya alınsın bunlar. Hollanda’ya gitsin sorsunlar, “niye Türkleri istemiyorsunuz?” “Ama samimi olarak söyleyin” desinler, “biz bizeyiz”. Hakikaten aklından kötü şeyler geçiyorsa “onu da söyleyin” desinler. “Ayıp olur dikkatli konuşalım” demeye gerek yok. Açık konuşsunlar neyse, bilinçaltlarında neyse rahatsız oldukları açık açık söylesinler ki tedbir alabilelim. Biz onların samimi olduklarına inanıyoruz. O hoşnutsuz oldukları şeyler nelerdir? Mesela bir şu, iki şu, üç şu, dört şu, beş şu. Eğer haklılarsa onları düzeltelim. Neden tedirgin oluyorlarsa onları düzeltelim. Çünkü bu insani ve ahlaki bir ihtiyaç. Bir insan bir insandan rahatsız oluyorsa, rahatsız olduğu makul şeylerse hakikaten, doğruysa bunları düzeltmek lazım. Ama diyorsa ki “biz dindarlığınızdan rahatsız oluyoruz”, biz de onlara cevap veririz tabii. Kabul etmeyiz. Ama makul şeyler söylüyorlarsa, makule makul karşılık verilmesi lazım. Yani başımızı kuma sokamayız. Halkı, insanları test edelim, araştıralım. Ta Yunanistan’dan başlayalım İngiltere’ye kadar gidelim. herkese soralım. Arkadaşlar siz Türkiye’den ve Türklerden hangi konuda rahatsızsınız, sizi rahatsız eden nedir? Bu bilimsel bir çalışma olur. Mesela toplam 2 milyon, 3 milyon kişiye soralım. Hatta 4 milyon. Ne olacak, devletin bir memuru çalışacak nihayetinde. Bir sene çalışsınlar. Bir sene sorsunlar. Onu bir rapor haline getirelim ve rapor üstüne devlet çok güçlü tedbir alsın ve o sorunlar neyse onları ortadan kaldıralım. Türk İslam Birliği’yle Avrupa Birliği’ne girişi aynı ana getirebiliriz. Aynı ana getirelim. Çünkü Avrupalılar güzel insanlar ben seviyorum Avrupalıları. Fransızlar, Almanlar, Romenler… Gidip kucaklaşalım Sırplarla. Romenlerle kucaklaşalım, Bulgarlarla kucaklaşalım, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, İngilizlerle kucaklaşalım. Bunlar güzel insanlar. Haklı reaksiyonları çıkabilir bize hiç söylemedikleri şeyler de olabilir. Hiç tahmin etmediğimiz nedenlerden rahatsız olmuş olabilirler. Bunu niye gizleyelim ki, niye kapatalım, örtelim? Mükemmel olmak bize yakışır. Eğer varsa bir sorun kaldıralım. Biz illa hatasızız demiyoruz ki. Varsa bir eksiklik, yapılan bir yanlışlık varsa düzeltiriz. Bu ilmi çalışmanın mutlaka yapılması lazım, bunu bir dilekçeyle hükümete bildirelim. En az 4 milyon kişiye soralım. Sokak sokak. Her yerde, mesela diskoda soralım, kilisede soralım, lüks semtlerde, en fakir semtlerde soralım. Her yerde soralım. O çok önemli, yani her insanların bulunduğu bölümlerden bilgi alalım inşaAllah. Çünkü ben insanları sınıflara ayırmaktan hoşlanmam. Sınıf diye bir şey yoktur ama insanların çeşitli yaşadığı bölümler, semtler vardır onlardan bilgi alalım. O zaman çok iyi olur. Çünkü bazen çekiniyorlar. Mesela adamın bir sebebi oluyor, öfkeleniyor. Mesela diyor ki adam farzedelim; “daha önceki savaşlar aklıma geliyor” diyor. Ona çözüm buluruz, o kolay. Bazen de açık açık söyler ama açık söyletmek çok önemli. Mesela bazen bir insan birisinden rahatsız olur ama söyleyemez. Nezaketinden söyleyemez. Bilinç altında bilir ama söyleyemez. Bilinçaltında nelerden rahatsız oluyor? Onu öğrenelim. Ve hemen onu biz hallederiz, inşaAllah.