A9 TV; 12 Eylül 2011
Konunun kökten hal olması çok önemlidir. Konunun kökten hallolması karşılıklı şefkat, merhamet ve sevginin oluşmasıyla olur. Karşılıklı anlayışla olur. Yoksa tek yanlı olmayacağı belli. PKK’ya karşı net çözüm nedir? Darwinist, materyalist sistemin fikren ortadan kaldırılmasıdır. Yani Allah inancının anlatılması, tesadüf ve Darwinist inancın ortadan kaldırılması. Yaratan inancının iyice insanların ruhunda kalbinde pekiştirilmesi. Bu olursa PKK’nın dini yok olacağı için konu hallolur. Yoksa PKK’nın dini ayakta durduğu sürece PKK devam eder. İsrail’e karşı da şefkatli, koruyucu bir ruh gelişirse bölgede kalmaları, huzur içinde yaşamaları istenirse, bütün İslam âlemi de şefkatle yaklaşırsa, ki bu ancak Mehdiyet döneminde olacaktır; savaş kalkar, gerilim de kalkar. Ortada bir olay da kalmaz. Herkes huzurlu, herkes rahat olur. Konu kökünden hallolur. Ama öbür türlü bu sistem yine kör açmaz olarak devam edecektir. Orada istenen şu; İsrail bölgede istediği gibi yaşasın. Bütün bölgede ama nerede istiyorsa, Filistin istediği gibi bölgede yaşasın. Kavga, savaş dursun. Savaşın hiçbir nedeni yok. Kavganın hiçbir nedeni yok. Mutlu, huzurlu, birlik ve beraberlik içerisinde güzel bir hayat sürsünler. Müslümanlar Müslüman’ca yaşasın, onlar da kendi dinlerine göre ibadet ederler. Ama Mehdiyet döneminde, Hz. İsa Mesih döneminde İslam’ı herkes kabul edecektir. Dünyada kabul etmedik hiç kimse olmayacaktır. Ama zorlama olmayacaktır mühim olan bu.
(İman hakikatlerinin çok iyi düşünülmesi hakkında)
Arı olsun diğer hayvanlar olsun hepsinin ince düşünülmesi durumunda harikaları fark edilir. Yoksa hiçbir şey fark edilmez. Mesela biz şu an gökyüzünde, koskoca bir taş kitlesidir, toprak kitlesidir dünya, küre şeklinde, uçsuz bucaksız karanlığın içinde akıl almaz bir hızla gidiyoruz. Yani kaptanı yok. Uçağın kaptanı var, radarı var. Şunu var, bunu var. Bunun yok. Bunun kaptanı Allah, dünyanın. Ve trafikten bin kere, milyonlarca kere daha karışık. Göktaşları geçiyor yanından, bin bir türlü olay var. Kara deliklerin yanlarından geçiyor. Her türlü olay var. Ama hiçbir şey olmuyor. Trafikte bile araba giderken bir yere çarpıyor, bir şey oluyor, şu oluyor, bu oluyor değil mi? Burada hiçbir şey olmuyor. En ufak bir sarsıntı var mı dünyada? Yok. Altı, dünyanın altı magma dolu, yani fokur fokur kaynayan ateş. Elma kabuğu kadar ince dünyanın üstündeki kabuk. Biz şu an bir ateşin, fokur fokur kaynayan ateşin içinde, üstünde yaşıyoruz. Bir elmayı düşünün. Elmanın kabuğu ne kadar ince. Dünyanın kabuğu da o kadar ince. Elmaya oranla bakın. Ama böyle su gibi kaynayan, fokur fokur kaynayan ateş var. Böyle bir dünya, ateş dolu bir dünya şu anda son derece süratle gökyüzünde uçuyor. Biz de beraber gidiyoruz. İnsanlar çeki ile, senetle uğraşıyor. Kimi okulunu bitirmek için uğraşıyor. Kimi düğün hazırlıklarında. Kimi köşeyi dönmenin peşinde. Kimi yurtdışından getirttireceği malların, eşyaların peşinde. Ama dünya da bütün hızıyla devam ediyor uçmaya. Biraz düşünülse, yine çok harika bir durum olduğu anlaşılıyor.
Biz dünyanın insanlarının hepsinin mutlu olmasını istiyoruz; Hıristiyanların, Musevilerin, herkesin. İslam ahlakı, Türk İslam Birliği dünyaya hâkim olduğunda, hâkim olacak olan nedir? Adalet, sevgi, şefkat, merhamet, dürüstlük, iyilik, güzellik, sanat, estetik, bilim, insancıl olan her şey, her türlü güzellik. Filistin niye korkuyla yaşasın, İsrail niye korkuyla yaşasın orada? Her zaman diyorum yıkalım duvarları, açalım. Polis kontrol noktalarına ne gerek kardeşim? İstedikleri gibi yaşasınlar. Biz Musevi kardeşlerimizi buraya getirdiğimizde, İspanya’dan, “oh elhamdülillah” demişlerdi. En güzel yere alıp getirdik, İstanbul’a. İmparatorluğun en güzel şehrine alıp getirdik. En güzel yerde konukladık. Alabildiğine özgürdüler. Yine özgür olsunlar, yine rahat etsinler. Niye korkuyla yaşasın bu insanlar? Niye Filistin korkuyla yaşasın? Her an operasyon korkusu, her an polis korkusu. Hepsini kaldıralım. Tamamen gereksiz, tamamen şeytanın oyunu. Habire silahlanmaya para gidiyor. Silaha ne gerek? Her yer aç insanlarla dolu. Onlara yiyecek gönderelim, kıyafet gönderelim, şık kıyafetler, güzel araba alalım. Tank göndereceğimize araba gönderelim, tank ne alaka? Savaş uçağı göndereceğimize nakliye uçağı gönderelim. Askeri istihkâmlar yapacağımıza hastaneler, okullar yapalım.
(“Ak Parti’nin eksik yönlerinden biri halkı yeterince dinlememeleri” diyen izleyici sorusu üzerine)
Ak Parti’nin samimi olarak, dürüstçe eleştirilmesi, hükümetin samimi eleştirilmesi hayatidir. Eğer hükümet eleştirilmezse, Ak Parti eleştirilmezse o zaman çok vahim bir durum var demektir. Onun için eleştirsin kardeşlerimiz. Ama samimi, yapıcı, olumlu yönde eleştirsin. O Türkiye’de demokrasinin oturduğunu göstertir. Aksinin anlamı çok kötü olur. Mesela bu güzel. Tamam, oradaki memurlar dinleyecek, adam yorgunsa bir başkası gelsin, dinlesin. Vatandaşı dinleyecekler. Dilekçesini alacaklar. “Neden gönderiyorsunuz?” olmaz. O acayip bir şey.
(Mehdi) Kuyuya girdi kayboldu, diyorsun. O daha da vahim. Kuyuda hiç olmazsa iskeleti olur diye düşünürsün. O da yok. Sen kuyudan geçti, “ruh” diyorsun. İçine girmiş mağaranın, mağaranın içinden ruh olarak çıkmış ve dünyanın her tarafını kaplamış. Bu inanç var ve çok vahim bu. Çok büyük bir tehlike bu. Bakın Türkiye gibi İran’ı bu kadar canı gibi seven bir ülkeyi füze savunma sistemi yaptırtmaya mecbur ettiniz. Bunun tek sebebi hayalet Mehdi inancıdır. Başka bir sebebi yok. “Hz. Mehdi (as) bana görünüyor” diyor. Ne yapacaksın? Buyurun. “Işık halinde göründü” diyor. “‘Asın, kesin’ dedi” derse ne yapacağız? Ki Şii rivayetlerde Peygamberimiz (sav)’in hadislerine zıt olarak, Peygamberimiz (sav)’in ifadelerine zıt olarak Hz. Mehdi (as)’ın sel gibi kan akıtacağından bahsediliyor. Dünyanın büyük bir bölümünü kan denizine boğacağından bahsediliyor.. “Işık halinde de zuhur etti” dedin mi ne yapacağız biz? Diyecek ki, “Mağaraya girdi. Mağaradan da ruh olarak çıktı. Gaybete çekildi. Yüzlerce seneden beri ruh olarak yaşıyor. Herkesin evine ruh olarak giriyor. Ve ruh gibi görünür. Yarın bir gün de İran’ın devlet yöneticilerinin, askerlerinin, genelkurmayına da ruh olarak görünecek ve onlara emir verecek” deniyorsa ki böyle deniyor. Buyurun, bela kapıda. Peygamberimiz (sav)’in dediği Muhammed Mehdi (as) şefkatli, merhametli, kan akıtmayan, damla kan akıtılmasını istemeyen, Resulullah (sav) diyor, burnunu dahi kanatmaz kimsenin, diyor. Bunu kim diyor? Suyuti söylüyor. İbn-i Hacer Mekki söylüyor. Buhari, Müslüm, Tırmızi, İbni Mace, Sünen-i Nesih, Sünen-i Davut, bütün hadis kitaplarında var.
Enam Suresi; 111, 112, 114-118
“Gerçek şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık,” her türlü delili verseydik,“-Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı.” Sorun neymiş? İman sorunuymuş. “Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.” Yobazlık ediyorlar. Allah söylüyor.
“Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık.” Deccal. Deccaller kıldık. “Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.” Yani yobazların zırvaları. Yobaz hikayeleri.“Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.” Yobazlar ne yapar? Hurafe düzmüyorlar mı? Yalan uydurmuyorlar mı? Onu söylüyor Allah.
“Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?” Ne demek? “Kuran’dan başka bir kaynak mı arayayım?” O anlama geliyor. “Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?”diyor Cenab-ı Allah. Ayet olarak indiriyor. “Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.”Yani Kuran’ın dışında bir şey arama. Bunu Allah söylüyor. “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım?” diyor.
“Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır.” Rabbinin sözü ne? Kuran. Ne diyor Allah? “doğruluk bakımından da” hurafe yok, net. “adalet bakımından da” tam adil“tastamamdır” bitmiştir, diyor Allah.“O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.”Kuran’ı değiştiremezsiniz, diyor Allah.
“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan,” Yani yobaz takımına uyarsan, küfre uyarsan, delalete uyarsan, Darwinistlere, materyalistlere uyarsan “seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.” Başka bir yola gidersin, diyor. “Onlar ancak zanna uyarlar” Yobaz neye uyar? Zanna uyuyor. “Nerede” diyorsun “kaynak var mı, Kuran’da ayet var mı?” Yok. “Duydum” diyor. Zanla. Zaten söylüyor, “zan” diyor “bu”. “Kaynak ne?” diyoruz, “zan” diyor. “ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'” Yobazların sistemini anlatıyor.
“Şüphesiz Rabbin, Kendi yolundan sapanları daha iyi bilir.” Kuran’ın yolundan sapanları daha iyi bilir.“O, dosdoğru yolda olanları daha iyi bilendir.” Kuran’ın yolunda olanları daha iyi bilendir.
“Eğer O'nun ayetlerine inanıyorsanız,” Kuran’a inanıyorsanız. “artık üzerinde yalnızca Allah'ın ismi anılanlardan yiyin.”Allah’ın ismi anılmayan bir şeyi yemeyin, diyor Allah.
Biz böyle anlattıkça anlattıkça yobazlığın ne olduğunu kardeşlerimiz daha iyi kavramaya başladılar. Bazı kardeşlerimiz yobaz olduğunun farkına varmamışlardı, iyi niyetli kardeşlerimiz. Bir de baktılar ki yobazlığı yaşıyorlar. Allah’a sığınmaya başladılar. Yobazlığa mıknatıs gibi çeken hocalar var. Dikkat edeceksiniz. Kuran’a güveneceksiniz. Allah bak “sizi sadece Kuran’dan sorgulayacağım” diyor. “Ben inanamıyorum” diyorsan Allah’a da inanamıyorsun demektir. Dinsiz olursun, olmaz inşaAllah.
(“Türk İslam Birliği olduğunda İsrail bizimle savaşmaz mı” sorusuna yönelik)
Bu insanlar şefkate muhtaç, dostluğa muhtaç insanlar. Hep nefret görmüşler, hep ezilmişler, hep aşağılanmışlar, hep dövülüp sövülmüşler. Müslümanlar onlara şefkat merhamet gösterip bütün İslam âlemi, bir buçuk milyar, bağrına bassa, “sizi koruyacağız kollayacağız” deseler, “istediğiniz gibi hürsünüz” deseler adamların nesine lazım kardeşim? Deli mi adamlar, niçin yapsınlar? Yaparsa ayrı, onu yapanların cevabı verilir, öyle bir konu olmaz ayrı mesele de. Fakat adil olan şefkatli davranmaktır, yani şefkat merhamet gösterilmesidir, koruyup kollanmasıdır.
Allah mümin olanlara, iyi insanlara, güzel insanlara her türlü nimetini bahşeder. Onlara hayırlar ihsan eder, onlara gönül ferahlığı ihsan eder. Sağlık, esenlik ihsan eder. Zenginlik, bereket ihsan eder. Bazen de zorluklar ve acılarla onu imtihan eder Cenab-ı Allah.
(Başbakanımızın Mısır ziyareti için)
Başbakanımız delikanlı maşaAllah, İslam âlemini seviyor, Türklük alemini seviyor, Türk İslam Birliği’ni istiyor, İttihad-ı İslam’ı istiyor, Türkiye’ye demokrasinin gelmesini istiyor. Ama eksikleri yanlışlıkları olur. Fakat kırıcı, moral bozucu değil; fakat eleştirilsin. Başbakan da eleştirilsin, hükümet de eleştirilsin. Bunlar elzemdir, çok önemlidir. Susmak olmaz. Yazın bana ben okuyayım. Ama moral bozucu, yıkıcı üslup, hem ayıp hem günah hem yazık. Çünkü Başbakan var gücüyle geceli gündüzlü Allah rızası için hizmet ediyor, gayret ediyor. Tabii ki temkinli, dikkatlidir. Çünkü kimin ne söyleyeceği, ne iftira atacağı, ne dedikodu yapacağı belli olmuyor. Onun için herkesle hemhal olması biraz zor olur. Herkesle görüşmesi çok zor olur. Görüşse bile herkesin bir talebi oluyor, bir şeyi oluyor. Makul Başbakan’ın kendini biraz çekiyor olması bence. Herkes bir talepte bulunuyor. Şimdi dediklerini yapmış olsa sür manşet gazetelerde haber olur. Ne gerek kardeşim, güzel gidiyor işte, devam etsin faaliyetine inşaAllah.
Ben zulüm kalksın diyorum işte, anlattığım nedir? “Kan akmasın” demek, ne demek? Damla kan akmayacak, ne demek? Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, ne demek? Siyonist olsun, faşist olsun, komünist olsun kimseye kan döktürtmeyeceğiz demektir. Siyonizm bitmiş oluyor o zaman, ateist Siyonizm bitmiş oluyor benim dediğimde. Bunu anlamazdan gelme. Ben mazlumları şirin gösteriyorum, zalimleri değil. Zalimlere ne yapılacağını anlattım. Zalimlere karşı yapılacak şey nefsi savunmadır tabii ki. Ama Türk İslam Birliği’nin gücü çok azametlidir. Öyle bir ortamda ne ateist Siyonist, ne faşist, ne PKK, ne şu, ne bu, ne it kopuk takımı, kan dökemez, yerinden dahi kıpırdayamaz. Hiç bir şey yapamazlar. Dolayısıyla konu kökünden hallolmuş olmuyor mu? Oluyor, evet. oluyorlar. Müslüman çocuklarını şehit edenler günaha giriyorlar. Ama Müslüman çocuklarını şehit ediyorlar diye gidip biz de Musevi çocukları öldürmeye kalkarsak bu olmaz.
Ateist Siyonist tehlikeyi ben anlatıyorum. Gece gündüz televizyonlarda biz yayınlıyoruz. Ateist masonluğun tehlikesi gece gündüz A9 TV’de yayınlanıyor. Ateist Siyonizm’in tehlikesi televizyonlarda yayınlanıyor. Katile hoşgörü değil, mazluma hoşgörü var. Hoşgörü de değil. Hoşgörü neye derler biliyor musun? Adam suç işler onu görmezden gelirsin. Hoşgörü değil, hoşgörüyle alakası yok. Koruyup kollamak, şefkat. Mazlumu biz koruyup kollarız. Katili de Türk İslam Birliği etkisiz hale getirir. Katilin “k”sı kalmaz, toz olurlar. Öyle bir şey olmaz. “Kahrolsun Siyonizm” demeyle olmaz. İttihad-ı İslam’ı kurarsın, konu biter. “kahrolsun” diye gırtlağını yırtmaya da gerek kalmaz. Bağırmaya gerek yok ki. Sen İttihad-ı İslam’ı kur, Türk İslam Birliği oluşsun; Ateist Siyonizm kökten gider zaten. Kalmaz, öyle bir şey olmaz. Yani bütün “izm”ler kökten kalkar zaten. Şamatayla şengülle olmaz. Senin bu anlatımına göre olay ortada kalmış oluyor. “Kahrolsun siyonizm”, gelir adam ağzını burnunu kırar ondan sonra senin. Irak da bas bas bağırıyordu “kahrolsun Siyonizm” diye, adamlar tozunu dumanını birbirine kattılar. Sonra gittiler Malbora satmaya başladılar, kadın satmaya başladılar Amerikalı askerlere, sapıklık yapmaya başladılar. Afganistan’da da öyle oldu. Karton karton onlara Malbora satıyorlar, esrar satıyorlar. Esrar bayisi oldular “kahrolsun Siyonizm” diyenler. “Kahrolsun Siyonizm” demeyle olmaz. Bu sistemi ortadan kaldıracak şefkat ve merhamet yapısını oluşturmak gerekir. Bu da Türk İslam Birliğiyle, İttihat- İslam’la olur.
Sabi bütün çocuklar, küçük çocuklar İslam fıtratı üstüne doğarlar. Yani doğuştan Müslüman’dırlar küçük çocuklar. Öldüğünde o çocuk cehenneme gitmez, cennete gider küçük çocuk öldüğünde, vefat ettiğinde. Sabi çünkü inşaAllah. Onun için eğer zulmen katledilirlerse şehit hükmünde olurlar inşaAllah. Bunu Bediüzzaman Sadi Nursi söylüyor, Risale-i Nur külliyatında görebilirsiniz.
Mehdiyette ateist Siyonist felsefe diye bir şey kalmaz. Faşizm kalmaz, komünizm kalmaz. PKK kalmaz. Mehdiyet ne anlatıyorsa biz bunu anlatıyoruz. Mehdiyet geldiğinde şefkat, merhamet ve esenlik hakim olacaktır. Katliamlar son bulacaktır, kan son bulacaktır. Bak Mehdiyü’l dem Hz. Mehdi (as)’ın ismi. Kan durduran Mehdi. Kan durduğunda ateist Siyonizm kan dökebilir mi o zaman? Nasıl döksün? Konu kökten halloluyor Hz. Mehdi (as) devrinde, inşaAllah.
“Allah katında din İslam’dır”diyor Cenab-ı Allah, çok net, açık. Ama sabiler, çocuklar Müslüman’dır. Yani fıtraten Müslüman’dır, hükmen Müslüman’dır her yeni doğan çocuk, sabi. Onların İslam fıtratı üstüne doğduğunu Kuran’ı açan görür. Dolayısıyla, Allah katında din İslam olduğuna göre, Müslüman içindir cennet. Bu çok açık bunun hükmü, tartışılacak bir yönü yok, inşaAllah.
(“İsrail’e sert bir söylem bekliyoruz” mektubu üzerine)
Böyle yapmasak da insanlara şefkat göstersek. Bir de bunu deneseniz? Bir de böyle yapsak? Bütün dünya nefret ediyor Musevilerden. Yapmayın, etmeyin günahtır. Bu bu kadar bakış açısında keskinliğe gerek yok. Biz bir buçuk milyar Müslüman’ız. Şefkat gösterelim, koruyup, kollayalım. Rahatlar bu insanlar. Zannedildiği gibi olmaz. Tabi onların da Kral Mesih’e tam tabi olmaları şart. Yoksa Tevrat’a savaş açmış olurlar. Kral Mesih’e, yani Muhammed Mehdi’ye eğer tavır alırlarsa, Tevrat’a tavır almış olurlar. Çünkü gece gündüz dua ediyorlar. “Yarabbi bize Mesih’i gönder” diye. “Moşiyah, Moşiyah” gece gündüz dua ediyorlar. Dolayısıyla güzel olacak, göreceksiniz. Sertlik sertliği getirir. Başka bir şey getirmez. Mesela Irak, Afganistan’da şurada burada falan bütün Müslümanlar paramparçalar. Her ülke tek başına kabadayılık yapıyor. Ve feci şekilde bir sonla karşılaşıyor. Bunu yapacağımıza bütün İslam ülkeleri birleşelim. Bütün dünyaya şefkat gösterelim, merhamet gösterelim. Medeniyeti, barışı, kardeşliği getirelim. Herkese dostça yaklaşalım. Bakın nasıl güzel netice alacağız. Kabadayılıkla bir yere varılmaz, ben söyleyeyim. Bu akıl değil. Çok yanlış. Hepsi Allah’ın kulu. Hz. Musa (as)’a karşı sevgi göstermeleri, ona sadık olmaları güzel bir şey. Hz. İbrahim (as)’ı sevmeleri güzel. Aynı Allah’a inanıyoruz. Aynı Peygamberleri seviyoruz. Tabi ki Muhammedi olmaları, o günlümüzün arzusu. İsa Mesih (as) zamanında zaten olacak, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (as)’ı Cenab-ı Allah bu konuyla görevlendirmiş. Hz. Mehdi (as) de onlara Tevrat ve İncil’le hükmedecek. Yani Musevilere Tevratla, yani İsrail’in tamamına Tevrat’la hükmedecek. Hıristiyanlara da İncil’le hükmedecek, İncil’in gerçeğiyle. Dolayısıyla kan dökülmeyecek. Peygamberimiz (sav)’in sözüne tabi olmak lazım. Dolayısıyla “Hz. Mehdi (as)’ın sertlik göstereceğini” söylemiyor. “Şefkat göstereceğini” söylüyor. “Merhametle hareket edeceğini, kimsenin burnunu kanatmayacağını, damla kan akıtmayacağını” söylüyor. Biz o devirdeyiz şu an. Dolayısıyla aksi politikalar, açmaz politikalar olur. Yani Kuran’ın ruhuna uygun olmaz. Bir buçuk milyar İslam alemi bir araya geldiğinde zaten müthiş bir güç olmuş oluyor. Dev bir güç olmuş oluyor. Ne ateist siyonizm kalır, ne mason zulmü kalır, ne şu zulmü kalır, ne PKK zulmü kalır. Hiçbir şey kalmaz. Birlikten kuvvet doğar. Ama kuvvete de şefkat yakışır, merhamet yakışır, adalet yakışır. Yani kuvvetliyim diye şiddete girerse Allah ona müsaade etmez, etmedi de. Olmaz. Yani Allah’ın istediği bizden şefkattir. Çünkü Allah’tan biz hep affedicilik istiyoruz, affetmesini istiyoruz. Biz de affedici olacağız, inşaAllah. Şefkatli olacağız, inşaAllah. Ama tabii bu zulme susacağız anlamına gelmez. Kuvvet demek zaten zulme dur demektir. Güç demek ne demektir? Birlik demek ne demektir? Zulmün durması demektir. Kardeşim kaplanı sincap gördüğünde kaplanın üstüne atlar mı? Ne yapar? Dala tırmanır, kaçar, değil mi? Çünkü kaplan o. Ama şu an İslam alemi yüzlerce sincap yahut tavşan gibi görülüyor dışarıdan. Ve güçsüz görülüyor. Ve tek tek ayrı oldukları için de hepsini birer birer etkisiz hale getirebiliyorlar. Birbirleriyle de uğraşıyorlar çünkü. Birbirleriyle de uğraştıkları için daha kolay oluyor. Çok çok daha kolay oluyor. Bediüzzaman diyor, “Hırs ve şikakından istifadeyle deccal” diyor, “koca İslam alemini esir alır” diyor. “Müslümanların hırs ve şikakından istifade ederek” diyor. “Şu anda da öyle oldu” diyor, Bediüzzaman. Onun için birlik, beraberlik, şefkat ve adaletin hakim olması lazım. Öyle bir yapıya hiç kimse karşı çıkmaz. Rusya da birleşmek ister. Amerika da çok güzel gözle bakar. İsrail de ister. Herkes ister bunu. Onun için böyle sahte kabadayılık, boş kabadayılıklar, netice alınmayacak hareketler, sadece felaket getirdi İslam alemine. Hep acılar getirdi. Başka bir şey olmadı. Mesela Saddam kabadayılık yaptı. Adamı aşağı sallandırdılar. Gördünüz sonucunu. Oğullarını, çoluk cocuklarını delik deşik ettiler. Nerede o kabadayılar? Hepsi arazideler. Bir gece de bütün ordu yok oldu. Irak ordusu dünyanın dördüncü büyük ordusu olarak biliniyordu. Bir gece de yok oldu. Demek ki kabadayılıkla bu işin ilgisi yok. Afganistan da kabadayılık yaptı. Bak bitti, beş dakikada bitirdiler. Onunla bunun alakası olmadığına göre asıl olan nedir? Birliktir. Bütün Müslüman ülkelerin birleşmesi, birbirini sevmesi, dost olması, Hz. Mehdi (as)’ı aramaları, Mehdiyetin o birleştirici, güzel ruhuyla ittifak etmeleri ve herkese sevecen ve şefkatli davranmaları. Allah, “böyle yaparsanız muzaffer kılacağım” diyor. Formül, yol budur. Bunun dışında bir yol yok.
Fakat Kuran’ın bir kısmını kabul edip, bir kısmını kabul etmemek müşriklerin özelliğidir. Allah Kuran’da bunu açıkça belirtiyor. “Onlar bir kısmını kabul eder ayetlerin. Bir kısmını kabul etmezler” diyor. Allah diyor ki ayette “size en yakın dost olarak Hıristiyan’ız diyenleri bulursunuz” diyor. Bu ayeti niye kabul etmiyorsun? Ediyor musun bunu kabul? Etmez. Ayeti kabul etmedin mi sen dinden çıkarsın. Allah diyor ki, “Hıristiyan ve Musevi hanımlarla evlenebilirsiniz” diyor. “Yemeklerini yiyebilirsiniz.” Sen kabul ediyor musun bu ayeti? Etmiyorsun. Ediyorsan zaten konu bitti. Konuşacağın bir şey kalmaz. Müşriği ya da dinsizi din anlamında dost edinmek zaten olmaz. Yani onun dediklerine göre hareket etmek olmaz. Yoksa insan olarak bak diyor ki Cenab-ı Allah, “Ona şefkat gösterin. Alın, tehlikeli yerden, tehlikeli araziden geçirin. Güvenli yere kadar siz götürün. Canınızı tehlikeye atarak götürün” diyor. Müşrik için, dinsiz için. Biz yapacağımız nedir? Müşriği dine çekmek için şefkat göstermektir. Yoksa oturup müşriğin kafasını ezmeye kalkmak değildir. Mesela bir dinsiz sen ona uymadıkça senden rahatsız oluyor mu? Mesela bizim bu kardeşimizin arkadaşları vardır, dinsiz akrabaları. O ona uymadıktan sonra o onla arkadaş olur mu, dost olur mu? Olmaz. O dediği ayet “sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler ne Hıristiyanlar senden hoşnut olmazlar” ayeti, geniş kapsamlı bir ayet. Komünist için de geçerli. Mesela bir PKK’lı, sen PKK’lı olmazsan senle dost olur mu adam? Olmaz. Veyahut akrabasından dine titiz olmayan, İslam’a uymayan çok farfara tipler vardır. Babasından, dedesinden bayağı bir insan vardır. Bunlara uyum gösterebiliyor mu bu kişi? Gösteremiyor. Burada kastedilen nedir o zaman? İnançlar da insanlar uyum içinde olmazlar. Kendi inancına çekmek isterler. Orada “bunu kabul etmeyin” diyor, Allah. Kastedilen budur. Yoksa ona tebliğ yapmayın, şefkat göstermeyin, İslam’a, Kuran’a davet etmeyin, onla sosyal bağlarınızı koparın anlamında değildir.
Din dostu edinmesin. Yani dinine uymaz. Mesela bir müşriğin nasıl dinine uymuyorsun ama koruyup kolluyorsun? Dinine uymak ayrıdır. Ayette kastedilen odur. Yoksa gidip adamla boğuşun, kafasına çıkın, ezin anlamında değil. Onun tefsirine bakarsanız anlarsınız. Her önüne gelen ayetten anlam çıkartmaya kalkarsa olmaz. Çünkü onu şerh eden ayetleri incelemiyorlar. Tek bir ayete bakıyor. Ve ne anlama geldiğine de bakmıyor. Dost edinmek yani o dine göre hareket etmek. O dinin kurallarına uymak. Sen o dine uymuyorsun ki. Ama o insana şefkat gösteriyorsun. Koruyup, kolluyorsun, güzel davranıyorsun. Saygıyla davranıyorsun. İslam’ı anlatıyorsun. Ve fikrine, inancına saygı duyuyorsun. Kuran'ın bizden istediği budur, inşaAllah.
A9’a ilgi çok fazla, maşaAllah. Çünkü akılcı yaklaşıyoruz, katı değiliz, samimiyiz. Yani olayları hayır gözüyle ve sevecen değerlendiriyoruz. Grup taasubu yok. Herkese karşı sevgimiz var. Herkese karşı şefkatle yaklaşıyoruz. Böyle anlayışsız, katı bir tutum içerisinde değiliz. Her şeyin iyi ve güzel olmasını istiyoruz. Akılcı olmasını istiyoruz. Yobazlık istemiyoruz. Aydınlık istiyoruz. Aydınlatmacı bir ruh istiyoruz. Sanat, estetik ve güzellikten hoşlanıyoruz. Affedici, merhametli olmayı seviyoruz. Şefkati seviyoruz. Herkesin sevgi dolu olmasını istiyoruz. Anlattıklarımızı mutlaka delillendiriyoruz. Hurafeden hoşlanmıyoruz, inşaAllah.
Ama şefkatle yaklaşmak, sevgiyle yaklaşarak, hayır ve güzellikle yaklaşmak, akılla anlatmak, değil mi? Nezaket göstermek Müslüman’ın vasfıdır. Müslüman güzel örnek olacak ki insanlar İslam’ın güzelliğini görsünler. “Lanetlenmiş, mahluk, pis mahluk, taş bana haber verdi seni öldüreceğim, odun bana haber verdi seni öldüreceğim” dersen, bu zulüm olur. “Çoluk çocuk hepsini doğrayalım” dersen, bu zulüm olur. Çok büyük zulüm olur. Ve çılgınca bir hareket olur. Müslüman’ın yapacağı bir hareket değil. Müslümanlık sevgiyle, akılla, ilimle, bilimle gelişir. Telkinle, inşaAllah. İkna ve telkin kabiliyetinin güçlü ve güzel olması lazım.
Nefretle yaklaşırsan İslam yayılmaz. Yani ruhunuzu nefretin çabuk kaplamasının sebebi nefreti şeytan kolaylaştırır. Nefis öfkeye, kine daha yatkındır. Yani bak Allah diyor, “Nefse fücurunu telkin edene ve ondan sakınmayı telkin edene” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Nefis kendi fücurunu bilir. Nefis daima kötülüğü emreder. Allah’ın ayetidir bu. Ve nefis Allah’a düşman yaratılmıştır. Nefis daima kavga ister, kin ister, cedel ister, laf sokmak ister, düşmanlık ister. İrade ve akılla dostluk ve kardeşlik elde edilir. Dostluk ve kardeşliği sonuna kadar devam ettirmek zordur. Mesela bir çok insan dostluktan bahseder ama bir süre sonra gücü yetmez. O da kavganın içine girer. Merhametten bahseden insanlara bakarsın, beş sene, on sene devam eder. Beş sene sonra bakarsın o da kavganın içine girer. Sonuna kadar barışı, kardeşliği savunan Hz. Mehdi (as)’dır, Hz. Mehdi (as) talebeleridir. İsa Mesih (as) ve talebeleridir. Yani dünyanın büyük bir çoğunluğu kavga isteyecektir. Savaş isteyecektir. Hz. Mehdi (as) ve İsa Mesih (as)’ın talebeleri savaşı durduruyorlar, kavgayı durduruyorlar. Hep fitne ister insanlar. İşte “Yahudileri keselim, Hıristiyanları ezelim. Komünistleri tepeleyelim, Budistleri doğrayalım. Şiileri keselim, Alevileri keselim. Vehabileri keselim” kafasını şeytan telkin eder. Bu kafa bizi, Yahudilere karşı da aynı kafaya çekmek istiyor. Hıristiyanlara karşı da, dinsizlere karşı da, müşriklere karşı da, Bektaşilere, Alevilere karşı da hepsine aynı kafada olmuş oluyor. Şimdi ben Kuran’a mı uyayım, buna mı uyayım? Hangi anlatıma uyayım? Niye beni ısrarla bu kafanın içine çekmeye çalışıyorsunuz? Yani ben Şiilere “Allah onların nurunu almış. Nursuz onlar” mı diyeyim? Alevilere, Bektaşilere, Vehabilere böyle mi dememiz gerekiyor? “Allah onları helak etsin” mi diyeyim, İran devletine? İran’daki kardeşlerimizin helak olmasını mı isteyeyim? Zaten öyle söyleyenler var. Ve o kafadaki insanlar bana akıl vermeye kalkıyorlar. Bak pırasa gibi doğramadan bahsediyor. Pırasa gibi doğrama nasıl oluyor? Pırasayı üst üste getirirsin topluca. Toptan doğranır. Bakın Şii ve Vehabiler pırasa gibi üst üste getirilip toptan doğranması gerekiyormuş. Doğrama, kılıç veya bıçak benzeri keskin bir aletle doğranması gerekiyormuş. Yani sel gibi kan akıtılması gerektiğini söylüyor. Yani “Müslüman’a yakışan budur” diyor. Kuran bize bunu mu öğretiyor? Yoksa şefkat ve merhameti mi öğretiyor? Anti kan olmayı mı öğretiyor? Mehdiyet anti kandır. Bak Mehdi-ül dem. Kan durduran Hz. Mehdi (as). Biz Mehdiyete tabi oluyoruz. Boş yere zulmün propagandasını yapmayın. Boş yere acımasızlığın propagandasını yapmayın. Şeytana alet olursunuz. Şeytanın oyununa gelirsiniz. Aklınızı başınıza alın. Merhamet, şefkat, akılcılık, sanat, bilim, bununla hareket edeceğiz. Bununla olmadığında Allah Müslümanları helak eder, bela verir. Ve bela verdi şu ana kadar da. Bu yapıldığında, hak olan, güzel olan uygulandığında İslam dünyaya hakim olur. Ve olacak ve oluyor ve olduğunu da görüyorsunuz, inşaAllah. Zulümle abad olunmaz. Nefis daima savaşı ister bak, onu söyledim. Kan ister, olaylar ister. Acımasızlık ister, saldırganlık ister. Çok iradeli, akıllı insanlar savaşa karşı, şiddete karşı olurlar. Barışı ısrarla istemek çok zordur. Nefse zor gelir. İmanlı ve akıllı insanlar barış isterler. Israrla sulh isterler. Affedicilik zordur. İmanlı insanlar affediciliği isterler. Mülayemet, sevgi dolu olmak kolay değildir. İnsanın ruhu nefrete açıktır. Derin imanla sevgi oturur kalplere. Nereye gitsek, kimle konuşsak dünyanın bir çok yerinde hemen savaş istiyorlar. Yunanistan’a gidiyoruz. Mesela hükümete karşı hemen ayaklanıyorlar. Ellerinde sopalar, değneklerle polise saldırmalar falan. PKK ne yapıyor? Hemen Türk olan kim varsa –Türk polisi, Türk askeri- kim varsa hepsini şehit etme azminde. Çünkü kafası başka bir şeye ermiyor. Materyalist, Darwinist yetiştikleri için kafaya gitmiyorlar. Başka türlü bir mantığa gelmiyorlar.
Göz hakkını vermek lazım. Aklın hakkını vermek lazım. Bedenin hakkını vermek lazım. Sağlığın hakkını vermek lazım. İlmin hakkını vermek lazım. Biz de bu gayretin içindeyiz, inşaAllah.
Mısır da İttihadı İslam’ı bekliyor. Açıkça söylüyorlar. “Hadi” diyorlar, “ne bekliyoruz?” diyorlar. Daha önce var mıydı bunlar? İlmek ilmek ördük oraları, ilmek ilmek. Allah sonucunu nefis hale getirdi. Bütün Mısır gençleriyle internet bağlantımız var. Hepsi Darwinizmin, materyalizmin geçersiz olduğunu öğrendiler. Önce Mısır çok direndi. Ulemasından geldiler. Gazetesinden geldiler. Darwinizmi savunmaya kalktılar. Sosyalist-komünist kafa olduğu için Mısır’da. Buldozer gibi ezdik ilimle. Fikren yerle bir ettik. Altı-yedi yıl öncesinden başladık Mısır’a faaliyetlere. Bak Mısır’da komünist kafayı ortadan kaldırdık. Ve Mehdiyet ruhu hakim oldu Mısır’a, maşaAllah.
Adamlar gece gündüz Hz. Mehdi (as) gelmeyecek, Hz. Mehdi (as) gelmeyecek diyorlar. Çünkü Hz. Mehdi (as) işlerine gelmez. Hz. Mehdi (as) gelince zulmü durduruyor. Bunlar da zulme can atıyorlar. Kan dökmekten zevk alıyorlar. Daha da olmasa birbirlerini boğazlıyorlar. Hatta futbol takımı ayrımı oluyor. Ondan bile birbirlerini kesmeye kalkıyor adamlar. Mesela iki mahalle arasında kavga etmeye çalışıyor. Aşiret arasında kavga etmeye çalışıyor. İlla ki kan dökecek. Daha da olmasa mafyalaşıp birbirlerini asıp kesmeye kalkıyorlar. İnsan ruhuna şeytan böyle kavgacılığı ilka ediyor. Kan dökmeyi ilka ediyor. Zulmü ilka ediyor. Buna karşı ısrarla, kararlılıkla sevgiyi, barışı, kardeşliği savunmak lazım. Çünkü insan ancak irade kullanarak bunu elde edebilir. Yani mümin sonuna kadar takva olmayı, güzel ahlaklı olmayı iradesiyle elde ediyor. Bakın dünyaya dikkat edin. Bakın, inceleyin sonuna kadar barışı savunan insana pek rastlayamazsınız. İllaki sonunda kavgaya girer. İllaki sonunda kan dökmek ister. Halbuki sonuna kadar, en sonuna kadar, vefatına kadar insan sürekli barışı ve kardeşliği savunmakla mükelleftir. Bakın şeytan insana ne kadar garip bir ruh hali veriyor, görüyor musunuz? Mesela Fransa’ya gidin, konuşun. Bir çok genç kan dökme yanlısı. Yunanistan’a gidin hep kan dökmek yanlısıdır. Kavga yanlısıdırlar. Gerçek anlamda barışı savunan mesela çok nadirdir. Mesela sosyalistler komünistler giderler, “biz barışı savunuyoruz” derler. Sokağa çıkar polisin kafasına kurşun sıkarlar. Cam çerçeve indirirler. Adamların beynini parçalarlar. Hani sen barışı savunuyordun sen? Laf onlar. Ancak Kuran’a tam tabi olan, mümin muttaki olan bir insan barışı savunabiliyor. Sevgiyi savunabiliyor. Affediciliği savunabiliyor. Onun dışında çok zordur.
2011-09-16 00:29:25