A9 TV; 28 Eylül 2011
Komünistler, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak üzere, Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanmasını yapıyorlar. Ve ısrarla devlet görevlilerinden bunun komünist ayaklanma olduğunu duyamıyoruz. Israrla söylemiyorlar. Komünizmle fikri mücadele yapılması gerektiğini ısrarla söylemiyorlar. Darwinizmin,materyalizmin, komünizmin kökeni olduğunu, Leninizmin kökeni olduğunu ısrarla söylemiyorlar. Sadece “yaptığınız ayıptır, çirkindir, vahşettir. Ayıp yapıyorsunuz. Bu yapılır mı? Bu acımazsızlık, gaddarlıktır, kınıyoruz. Elleriniz kırılsın, ayağınız kırılsın” tarzında, onları güldürecek laflar ediyorlar. Komünistler bu laflardan etkilenmez. Hiç kaale almazlar. Hastalığı teşhis etmeyi kabul etmedin mi tedavi de olmaz. Hastalık nedir? Hastalık söylenmiyor ki. Adamlar oradaki insanları neyle eğitiyorlar? Ne anlatıyorlar? Bunları söylemeleri lazım. Ve buna cevap ne olması lazım? Bunu da söylemeleri lazım.
Tamam, doğru. Devlet, millet beraber yapacak teröre karşı mücadeleyi, ama devlet materyalizmin, Darwinizmin üstüne ilmi olarak gidecek. Millet de bunu öğrenecek. Millet birbirine öğretecek. Devlet onlara öğretecek. Ve karşılıklı bir bilinçlenme ve bilgi artışı olacak. Yoksa, “ey vatandaşlar, bunlar kahpedir. Bunlar terbiyesizdir, bunlar zalimdir. İşte bunlara nasıl destek oluyorsunuz?” derseniz bundan netice alamazsınız. Adam çünkü komünizmi anlatıyor. Güya bilimsel görünümde anlatıyor. Leninizmi anlatıyor. Buna karşı cevap ne? Cevap yok. Cevap, “bunlar terbiyesizlik yapıyor. Bunlar zulüm yapıyor” dersek, netice alamayız. Böyle olmaz. Devlet milleti aydınlatmak durumundadır. Komünizmin yanlışlığını anlatması gerekir. Darwinizmin yanlışlığını anlatması gerekir. Anlatmıyorsa halk bilinçlenmez. Olmaz o şekil.
Vatandaşa, PKK’nın ideolojik yapısı açıklanır; onun yanlışları anlatılır; o zaman uyarılır. PKK’yı anlatmıyorlar. PKK’nın ideolojisini anlatmıyorlar. Yanlışlarını anlatmıyorlar. Sadece “PKK’dan kaçının” diyorlar. Öyle olmaz. “Şu, şu, şu cihetlerde yanlıştır. Bilimsel olarak da yanlıştır. İnanç olarak da yanlıştır. Doğrusu şudur” diye söylenmesi lazım.
Yapılacak şeyler nedir? Bir kere İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam’dan bahsediyor mu? Yok. Türk-İslam Birliği’nden bahsetmek yok. Sadece “bu siyaseti iyi değerlendirmemiz gerekir.” Ne yapacağız onu söylesene? İttihad-ı İslam nasıl sağlanır, onu söylesene. Mehdiyet nedir? İsa Mesih’in inişi nedir? Hıristiyanlarla ittifak gerekiyor mu bu konuda, değil mi? Musevi dindarlarla ittifak gerekiyor mu? Yapılması gereken nelerdir? Bunu söylemiyorlar. Hep böyle yüzeysel geçmeler. Öyle olmaz. Her şeyi açık açık, tek tek anlatmaları lazım samimi olarak. Risale-i Nur’u anlatıyor. Ahir zaman konusu geçiyor. “Orayı geçelim” diyor. Peki hangi konuyu anlatcağız? Ahir zamandayız zaten. Samimiyetsiz üsluptan kaçınmak lazım. Gerçeklerden kaçmak doğru olmaz. Gerçeklerin içine girip, gerçekleri tam anlamıyla analiz edip, anlatmak lazım.
İşte geceli-gündüzlü devlet bu tarzda (anti komünist) propaganda yaparsa, anti-Darwinist propaganda, anti-komünist propaganda yaparsa, PKK’nın ne olduğunu anlatırsa, bu olur. Ama “PKK kahpedir, katildir, asar ,keser”. Bu ideolojik mücadele değil ki bu? Adamlar ideolojik propaganda yapıyor. Darwinizmi kapsamlı olarak anlatıyor. Materyalizmi anlatıyor. Diyalektik felsefeyi anlatıyor. Marksizmi, Leninizmi anlatıyor. Lenin’in mücadelesi, Stalin’in mücadelesini anlatıyor. Bu çalışmaların Leninist, Stalinist bir çalışma olduğunu söylüyor. Ve Leninizm’in, Stalinizm’in böyle terörü gerektirdiğini, bu tarz şiddeti gerektirdiğini söylüyor. Yapılanın ahlaki olduğunu ve gerekli olduğunu söylüyor. Buna cevap verilmezse ne olur? Sürekli susma. Olmaz susmayla. Susmayla geçiştirilemez. Askeri operasyonda da netice alınamıyor, görüyorsunuz. “Her yol denendi” diyor, muhterem. Her yol denenmedi. Asıl yol denenmedi. Asıl yapılacak olan yapılmadı. Yani diğer olaylar, yan tedbirler yani dışarıdan sıvama yöntemleri yapıldı. İçeriden kapatacak, kökten bitirecek olan yapılmadı. Ve yapılmıyor. Yapılmamakta da ısrar ediliyor. Bu yapıldığında konu biter. Bediüzzaman da bunu söylüyor. Cenab-ı Allah bir kere Kuran’da söylüyor. Bediüzzaman söylüyor. Akıl, fikir, biim bunu söylüyor. Herşey bunu söylüyor. Bu yapılmadığı müddetçe bu sistem berbat bir şekilde gelişerek devam eder. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessül ettikçe” diyor. “Bu taun tevessül eder, gelişir” diyor, Bediüzzaman. “Durduramazsınız” diyor. Ancak materyalist-Darwinist sisteme karşı, ateist, Marksist-Leninist düşünceye karşı bilimsel, felsefi, karşı açıklamalar. Doyurucu, tam, mufassal, açık delillere dayalı, mükemmel bir anlatımla bu konu halledilirse –ki bizim yaptığımız da bu- mesele kökünden hallolur. Sırf A9’la olmayacağı belli. TRT’nin bütün imkanlarının kullanılması lazım. Devletin radyoları, televizyonları, internet sistemleri, hepsi kullanılması lazım. Özel radyolar, özel televizyonların da devreye girmesi lazım. Basının da devreye girmesi lazım. O zaman kökünden kazınır iş, olay biter. Yoksa liselerde, üniversitelerde, her yerde Güneydoğu’da komünist propaganda yapılıyor. Okullarda PKK’nın her okulda birimi var. Her lisede birimi var. Orta okullarda bile birimi var. Ve geceli-gündüzlü öğrenciler eğitiliyor Marksist-Leninist olarak. Buna karşı cevap nedir? “Yavrum evinize dönün. Anneniz size çorba yapsın. Sıcak çorba için. Sizi evlendirelim.” Yani adamlar otuz yıldan beri, kırk yıldan beri bunun için mi dağlarda can veriyorlar? Bunun için mi bu kadar kepazelik çıkartıyorlar. Çorba için mi yapıyorlar bunu? Adamları çorbacı takımı haline getirdiler. Adamlar çorbayla hallolmaz.
Tekrar, öğretmede en önemli yöntemdir. Mükerrer anlatım. Hıfz edersin o zaman. Ezberine alırsın. Aklında olur, tebliğde kullanırsın. Ama bir kere anlatılır geçerse, unutursun, kaybolur kafanda. Ama birkaç kere, iki üç kere tekrar edilirse, iyice kavrarsan bilinç altına oturur. Konuşurken farkında olmadan o anlatımdan konuşmaya başlarsın. Haberin bile olmaz, inşaAllah.Bazen de bilerek istereyek okursun, anlatırsın.
Bütün mesele çok kültürlü, bilgili olmakta. İyi araştırma yapmak, genel kültürü mükemmel hale getirmek. O zaman karşındaki insan çok rahat ikna olur hem. Mukni bir anlatım tarzı gerekir.
İsrail’in kan döktüğü bir gerçek. Çok fazla kan dökmüştür. Filistinliler de çok fazla kan dökmüşlerdir. Bu inkar edilecek bir şey değil. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Kanın durması gerekiyor. İşte İsa Mesih’in yapacağı budur. Kral Mesih’in yapacağı budur. Hz. Mehdi (as)’ın yani Şiloh’un yapacağı budur. Peygamberimiz (sav) hadislerde bunu belirtmiş. Biz bu akan kanı durdurmak için görevliyiz, Hz. Mehdi (as) talebeleri olarak. “Kan yok” dersen, yalan söylemiş olursun. Kan var. Bu akan kan durdurulacak. Olay bu. Bu bir gerçek. Dünyanın her yerinde kan var. Bir tek orada değil. Afganistan’da da var. Libya’da da var. Irak’ta da var. Fas, Tunus, Cezayir, her yerde kan var. Bu kanı durduracağız, inşaAllah.
Münafıklar ne hikmetse, Allah’ın hikmeti, Müslüman gibi görünmeyi çok önemli görürler. Dinsiz oldukları halde, dinden nefret ettikleri halde, ısrarla Müslüman gibi görünmek isterler. Ve mutlaka birlikte, topluluk halinde hareket ediyor. Birbirinden ayrılamaz münafıklar. Müslüman cemaatten ayrılırlar. Müslüman topluluğundan ayrılırlar. Onların içinde bir urdur onlar, kanser uru gibi. Allah o uru koparır. Fakat o ur, kertenkele kuyruğu gibi yaşar, ölmez. Yine gider dışarıda küçük bir koloni kurar. Kendi aralarında böyle it gibi çekişir onlar yine. Birbirlerinden nefret edeler fakat ayrılmazlar da. Koloni olarak yaşarlar. Ve yine Müslümanların aleyhine propaganda yapmaya devam ederler. Müslümanların aleyhinde haber toplamaya çalışırlar. Oraya buraya ihbarda bulunurlar. O şeytani görevlerini ifa için gayret ederler. O arada da Allah’tan, dinden bahsederler. Yani bir özellik olarak ikisini bir arada devam ettiriyorlar. Allah’ın hikmeti.
Yılan gibi olur münafıklar. Böyle Müslüman cemaatine yılan gibi gelirler. Yılan gibi de çıkarlar. Ve yılan gibi de faaliyette bulunurlar. Fakat şeytani bir zekaya sahip oluyorlar. Onun için herkesin baş edeceği gibi olmaz münafıklar.Yani bir şeytani azim vardır. Şeytani gayret vardır. Delicesine bir hırsla Müslümanlara karşı kin duyarlar. Parasını, pulunu, imkanını hep o yönde harcar. Yani Müslümanlığa zarar vermek için. Ama Müslümanlığı savunuyor görüntüsü altında, Allah’ı anıyor görüntüsü altında devam ederler. Bir de birbirilerine düşmanlardır. Bu çok önemli vasıflarıdır. Allah kalplerinin uzlaşmaz olduğunu söylüyor. Dışarıdan Müslümanlar hakkında sürekli bilgi toplarlar. “Dışarıdan haberlerinizi” diyor, Allah, “beklerler” diyor, “uzaklardan.” Münafığın vasfı bu. Malıyla övünür, mülküyle övünür. Kazancıyla övünür. Çoluğuyla-çocuğuyla övünür, çıkarlarıyla övünür. Etiyle, kemiğiyle övünür. Tashihiyle övünür. Bir tek tebliğiyle övünemez. İlmi mücadelesiyle övünemez. Allah’ın dinini yaymasıyla övünemez. Şeytana galip gelmekle övünemez. Bunların dışında herşeyle övünür münafık. Özelliğidir. İttihad-ı İslam’ı savunmasıyla övünemez. Türk-İslam birliğini savunmakla övünemez. Hz. Mehdi (as)’ı savunmakla, İsa Mesih’in gelişini anlatmakla övünemez. Hz. Mehdi (as)’ın gelişi, İsa Mesih’in gelişi, münafıklar için ızdırap vesilesidir. En şiddetli karşı oldukları konudur, münafıkların. En bunaldıkları konulardan biri de budur. Çünkü anti-münafık olduğu için ikisi de –İsa Mesih de, Hz. Mehdi (as) da- çok şiddetli düşmandır münafıklar, bu her iki mübarek insana.
(Görünmez Mehdi inancı) Bir kere buradaki düşünce çok samimiyetsiz. Yani gereksiz, belli. Beş yaşında çocuk olsa hemen anlıyor. “Mağaranın içine Hz. Mehdi (as) girdi, kayboldu, ölmedi, 1000 küsür seneden beri orada duruyor. O arada insanlara görüntü olarak görünüyor, ses olarak görünüyor, hatta onlara eşya da getiriyor, malzeme getiriyor. Ne istiyorlarsa yapıyor.” Bu Hz. Mehdi (as)’ın çıkışını engellemek için yapılmış bir eylem. Kardeşlerimiz de bilmeden bu duruma dahil olmuş oluyorlar. Olay bu. Böyle bir Hz. Mehdi (as)’ın gelmeyeceğini herkes biliyor. Ashab-ı Kehf’i Kuran söylüyor. Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişini Kuran söylüyor. Hz. Mehdi (as) ile ilgili Peygamber Efendimiz (sav)’in böyle bir ifadesi yok bir kere en başta. Peygamberimiz (sav) ne diyor? “Anneden babadan doğacak, çile çekecek, zorluklar çekecek, hapse girecek. Doğu taraflarından batıya doğru gelecek. Denizi geçecek. Denizin kenarında faaliyete başlayacak. 40 yıllık bir faaliyeti olacak. İleri yaşlarda olduğu halde genç görünümlü olacak. Dinç görünüşlü olacak” diyor. Samimiyetsiz bir anlatımla Mehdiyetin zuhurunu engelleyecek bir sisteme olayı çevirmek şeytana yardım etmek olur. Allah rızası için bu oyunu bozsun kardeşlerimiz. Çok çok yanlış. Bir kere zaten samimi olarak hiç kimse böyle bir şeye inanmaz. Öyle bir hadis de yok ayrıca. Öyle bir konu da yok. Adetullaha da aykırı. Hangi peygamber böyle gelmiş? Çünkü adetullaha uygun olarak olacak Hz. Mehdi (as). İsa Mesih (as)’ın gelişi harikadır. Ashab-ı Kehf’in durumu harikadır ama bunu Kuran ayetleri belirtmiştir. Burada akılcı bakmak lazım, samimi bakmak lazım. Peygamberimiz (sav)’in hadislerine tam uymak lazım.
Hayalet Mehdi inancı Mehdiyete karşı şeytanın bir oyunudur.Kardeşlerimiz böyle bir oyuna gelmesin. Hz. Mehdi (as)’ın çıkışını engellemek için yapılmış bir oyundur. Hayalet Mehdi hiçbir zaman için gelmez ve gelmeyecek ve gelmedi de. Olmadı. Artık zamanın sonuna geldik. “7000 yıl diyor” Peygamberimiz (sav). Başka vakit yok. Nerede hayalet Mehdi? Hz. Mehdi (as) gelmiştir. Hayaleti yoktur.
Hayalet Mehdi inancını güya şeytan kendince bir oyun olarak sundu Müslümanlara. Fakat başarılı olamadı. Katoliklere karşı bir değişiklik olsun. “Siz Hz. İsa (as)’ı bekliyorsanız biz de Hz. Mehdi (as)’ı bekliyoruz” gibisinden. Bir alternatif inanç olarak geliştirmişler gibi görünüyor. Tamamen suni bir inanç. Zaman zaman Hz. Mehdi (as)’a sığınacak, haşa Allah’a sığınır gibi. Hz. Mehdi (as)’ı putlaştırma düşüncesi de var burada zaten. “Yetiş ya Mehdi!” diyecek. Mehdi ona yiyecek getirecek. “Yetiş ya medet Mehdi!” diyecek, onu hapisten çıkaracak. Zor anında sürekli “Ya Mehdi! Kurtar beni” diyecek. Bir put ihtiyacından da kaynaklandığı görünüyor. Hz. Mehdi (as)’ı putlaştırmaktan da kaynaklandığı görünüyor. Allah esirgesin. Allah’a sığınsın kardeşlerimiz. Ben Şii’leri canım gibi seviyorum. Hepsinin ayağının altını öpüyorum, hepsinin. Caferi, Şii, Alevi, Bektaşi kardeşlerimin hepsinin kölesiyim ama Allah rızası için bunu yapmasınlar. Bu çok büyük bir fitnedir. Bu zulüm olur. Sakın böyle bir şey olmasın. Resulullah (sav)’in torununa kötülük yapmış olurlar, Hz. Mehdi (as)’a karşı kötülük yapmış olurlar. Hz. Mehdi (as)’ın çıkışına karşı bir eylem olmuş olur bu. Gerçi bu durdurmaz. Hz. Mehdi (as) çıkar, her halükarda çıkar ama böyle bir oyuna gelmesinler. “Yetiş ya medet Mehdi!” ne demek bu? Her yerde belli. Adam evinde otururken “duvarda görünecek bana” diyor. Mesela İran Genelkurmay Başkanı, iki ayağını birden öpüyorum, hürmet ediyorum, duvarda Hz. Mehdi (as)’ın ona göründüğünü farzedelim. Göründüğünü iddia ettiğini düşünelim. Ne yapacağız? Dedi ki “Sünni olan Türkiye’yi yerle bir edeceksin. Bu sana Allah’ın emri” dese ne yapacaksın? Düğmeler önünde, füzelerin düğmeleri de önünde. Gördü duvarda, ne yapacak? “Yapmıyorum ya Mehdi! Ben sana karşı geliyorum” mu diyecek? Basacak düğmeye. Çok büyük fitne. Allah’a sığınsınlar. “Mehdi görüntü olarak gelir, ses olarak da gelir” diyor istendiğinde. “Biçim olarak da , bütün olarak da şekillenir. Her eve, her yere gelir” diyor. Hz. Mehdi (as)’ın gelmesine ne gerek var? Zaten geliyor sen çağırdığında geldiğine göre tamam, bitmiş. Orada kastedilen televizyon, internet. Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisi bunu anlatıyor. Adamın verdiği manaya bak sen. Hz. Mehdi (as) her yerde görüldüğüne göre, sen konuştuğuna göre neyini bekliyorsun Hz. Mehdi (as)’ın? Allah Allah. Kardeşim, bir “cismen tam karşıma geliyor” diyorsun. Her eve geliyor. Niye gelsin Hz. Mehdi (as) bir daha? Gelmiş işte. Gelmişken bir daha mı gelecek? Yok öyle şey. Böyle bir insanı nasıl hapse koyacaksın? Nasıl çile çekecek? Nasıl 313 tane talebesi olur böyle bir insanın? Her eve giriyorsa zaten bütün evler onun talebesi olmuş olmuyor mu? 1,5 milyar Müslüman var. Herkesin evine girdiğine göre. Hıristiyanların da evine girecek ayrıca o açıklamaya göre. Çünkü Hıristiyanlara İncil’le tebliğ yapıyor. Musevilere de Tevrat’la tebliğ yapıyor orijinalleriyle. O zaman ne olmuş oluyor? Hz. Mehdi (as) zaten gelmiş, görevde olmuş oluyor. Talebesi de bütün hepsi milyonlarca talebesi olmuş oluyor. Hani 313 taneydi talebesi? Hz. Mehdi (as) Peygamberimiz (sav) gibi, Ehli Bedir gibi çile çekecek, talebeleri az olacak, çilenin envaını çekecek. İftira edecekler, hakaret edecekler, saldıracaklar, hapsedecekler. Bin bir türlü zulümle karşılaşacak. Onun için Hz. Mehdi (as) oluyor zaten o. Zulme sabretmesinden dolayı Hz. Mehdi (as) oluyor. Yoksa nasıl Hz. Mehdi (as) olsun o? Peygamberimiz (sav)’in peygamber olmasının nedeni yüksek ahlakıdır, çile çekmesidir. Allah onu o yüzden layık görmüştür peygamberliğe. Güzel ahlakından dolayı. Gerçi kaderindedir ama vesilesi odur inşaAllah. Hz. Mehdi (as)’ın da vesilesi odur.
Ama Allah rızası için bu oyuna gelmesinler. Resulullah (sav)’in hadisleri açık, ortada. “Şehirde doğar” diyor. Normal çocuk gibi büyüyor, gelişiyor. İlkokula gider, ortaokula gider. Çile çeker. Küfrün içinde yetişecektir, acıların içinde yetişecektir. Sonradan Allah onu Mehdiliğe layık görecektir. “Bir gecede Allah onu ıslah eder” diyor. Sonra Mehdilik göreviyle şereflenip, vazifesini ifa edecektir. Nasıl peygamberin hayatı böyleydi, nasıl velilerin hayatı böyleydi. En büyük velidir. Onu put haline getirmeye, haşa bir ilah haline getirmeye kalkarsak çok büyük fitne olmuş olur. Sabah kalkacak adam. “Ya Mehdi! Bana yetiş!” Allah’a dua edilir, Hz. Mehdi (as)’a dua edilir mi? Hz. Mehdi (as) Allah’ın kulu. Ne yapıyorsunuz? “Her yerde görülür, çağırdı mı gelir” diyor. “400 tane battaniye istedi adam, getirdi Mehdi. Mesela ekmek istedi, getirdi Mehdi” diyor. Müslümanları böyle komik hale getirmenin, böyle perişan etmenin alemi var mı? Böyle mantıksız bir çizgiye sokmanın alemi var mı? Yine Hz. Mehdi (as) gelmiş oluyor. Peygamberimiz (sav)’in bahsettiği gerçek Hz. Mehdi (as) gelmiş oluyor. Sadece hayalet Hz. Mehdi (as)’ı bırakacaklar, sahte Mehdi’yi bırakacaklar. Gerçek olmayan, Katolikliğe karşı geliştirilmiş, garip inancı bırakacaklar. Bu kadar basit. Resulullah (sav)’in dedikleri zaten doğru. Zaten Hz. Mehdi (as) geldi. Zaten var, zaten başka vakit yok. İsa Mesih (as)’ı da görecekler, Hz. Mehdi (as)’ı da görecekler. İttihad-ı İslam’ı da görecekler. Ama utanç duyarlar sahte Mehdi’nin, hayalet Mehdi’nin peşinde giderlerse, olmayan, kafalarında türettikleri Mehdi’nin peşinde giderlerse Resulullah (sav)’in hadislerine karşı gelmiş olurlar, Resulullah (sav)’e karşı gelmiş olurlar. Yapmasınlar, etmesinler, Allah’a sığınsınlar.
Bu o kadar garip bir fitne ki normalde hiçbir Şii bunu söyleyemez. Söylerse mahvederler. Birçoğu mahveder, iptal olur. Mesela başbakan Ahmedinejad çıksa, dese ki “böyle Hz. Mehdi (as) inancı yok, doğrusu budur.” Bitti. “Hadi hemen arkadaşım git” derler. Devlet başkanı da bunu söyleyemez. Hiçbir molla söyleyemez, hiçbir alim bunu söyleyemez. Aforoz olur. Sistem birbirini kilitlemiş. Hepsi anormal olduğunu anlıyor, bir gariplik olduğunu anlıyor, fakat kilitlendiği için kimse çıkamıyor. Şimdi birbirine bağlı, zincir sistemiyle birbirine bağlanmışlar. O ona bağlı, o ona bağlı. Zinciri çekti mi kopmak istediğinde öbür bütün şey sistem çalışmaya başlıyor. Ya zincir kopacak, ayrılacak; ya hepsi birden onun üstüne doğru gelecek zincirler birbirine bağlı olduğu için. Şeytan burada da kilitlemiş sistemi. Kimse aksini söyleyemiyor. Mesela koskoca insanlar, hiçbiri inanmıyor ama inanıyor gibi görünüyorlar. Dua edelim, Allah kurtarsın. Allah doğrusunu görmeyi nasip etsin inşaAllah.
Muhammed (sav) ailesinden El-Mehdi (Hz. Mehdi (a.s.)) ... geniş karınlıdır, ... bacakları çok enerjiktir, omuzları geniştir, ... onun gecesi Allah’a boyun eğerek ve secde ederek yıldızlara nöbet tutarak geçecektir, kendisini suçlayanların attığı suçlar onu Allah’ın huzurunda etkilemeyecektir, o nur yayan bir kandildir. (Bihar-ül Envar: 86-81)
“Yıldızlara nöbet tutacak” ne demek? Yatsı vaktinden sonra devam edece tebliğe. “Yıldızlara nöbet tutacak” demek odur. Yıldızların pırıl pırıl parladığı dönemde, insanlar derin uykudayken o tebliğe devam ediyor. Geceli gündüzlü radyolardan, televizyonlardan anlatacak inşaAllah.
İftihar ediyorum. Biz Şii kaynakların hepsini kullanıyoruz ama yanlış yorum, şeytani yoruma girmesin kardeşlerimiz. Hz. Mehdi (as) herkesin evine girecek, doğru. Televizyonla girecek. Kendisi hayalet olarak girmeyecek. Görüntüsü, sesi teknik üstünlükle, teknik imkanlarla oluşacak. Ahir zamanın bu mucizesine Peygamberimiz (sav) işaret ediyor. Yoksa aklın ihtiyarını kaldıracak olaylar olacak demiyor. Öyle olsa 1,5 milyar Müslüman aleminin tamamı talebesi olmuş olmuyor mu zaten? Herkesin evine girdiği zaman herkesin talebesi olmuş oluyor. Ne haddine zaten adamın. Girmiş evine Hz. Mehdi (as), duvardan giriyor. Nasıl “ben sana uymuyorum” desin? Karşı bile olsa uymak durumundadır. Çünkü bir tekbir getirdiğinde ev yıkılıyor oradaki anlatıma göre. Halbuki küfrün kalelerini Allah’ın adını anarak yıkması kastediliyor orada. Onlar da diyor ki; “bir ‘Allah’ der, bina çöker.” Küfrün kalesini fikren çökertiyor o. O düşünce sistemini çökertiyor. O da zannediyor ki taşlar paldır, küldür tepesine yıkılıyor milletin. Böyle değil, yanlış biliyorlar.
Şeytan velilere, peygamberlere en ziyade yüklenir, ama bazı kişiler zaten şeytanın eline düştüğü için onlarla fazla ilgilenmez. En imanlı, en takva insanın üstüne en fazla çöker. Unutkanlık yapmaya çalışır, bitkinlik yapmaya çalışır, dikkatini dağıtmaya çalışır. Sürekli vesveselerle hücum etmeye çalışır ama imanlı oldukları için onlar, güçlü oldukları için tabii, camın üstüne su sıçramış gibi olur, darmakeşan olur; giderler. Ama makbul bir imtihandır, güzel bir imtihandır. Bitaplık verir, bitkinlik verir, ona karşı gayret etmek gerekir. İrade kullanılırsa aşılır o hemen. Mesela Hz. Eyüp (as)’a da, şeytandan Allah’a sığınırım “Ya Rabbi! Şeytandan bana bir azap dokundu” diyor. Bitkinlik tarzında, yorgunluk tarzında böyle sinirsel gerilim tarzında. Allah onu kurtarıyor biliyorsunuz inşaAllah.
2011-09-30 14:30:57