Adnan Oktar'ın 1 Ekim 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 1 Ekim 2011

Nahl Suresi, 97

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.

Bu ayet bir mucizedir. Gözle görülen, elle tutulan bir mucizedir. Şimdi “bir insan samimi olup da kötü yaşaması mümkün değil diyor” Allah. Gerçekten yüzde yüz samimiyse mutlaka güzel hayat yaşatırım diyor. Net mucize değil mi? Elle tutulur bir şey. Çünkü görülüyor. Adam samimi oluyor. Mutlaka, ama mutlaka güzel hayat yaşıyor. Kuran’ın gizli mucizelerinden bir tanesidir bu. Her iyi insan hep güzel yaşar. Ama gerçekten samimi olacak. Öyle yarım kenardan değil. Çünkü her insan kendini samimi zanneder, “ben çok samimiyim” der. Halbuki birçok insan samimiyetsizdir. Öyle olmaz. Yani samimi olmak apayrı bir olaydır. Özel bir güçtür. Özel bir kararlılıktır. Özel dikkat ister. Mesela her saniye kendini kollamak ister. Muazzam bir irade gerektirir. Mesela şimdi ben konuşuyorum. Ben konuşurken tutar “ben ne güzel akıllı konuşuyorum, ne isabetli konuşuyorum” dersem bu şirk olur, samimiyetsizlik olur. Çünkü beni konuşturan Allah. O zaman gitti. Yani çok kötü bir üslup olmuş olur. Yanlış bir üslup olur. Mesela sizi övdüğümde Allah’ı övmüş olurum. Çünkü onun güzelliğini yaratan Allah, sevdiren de Allah. Güzel olur da bizi korkutur Allah, tedirgin eder, geriliriz. Mesela panter çok güzel oluyor ama insan çekiniyor gördü mü. Aslında yılanı da Allah istese sevdirirdi ama onu mesela itici göstertiyor, sevdirmiyor.

PKK herhangi bir gün eylem yapmazsa örgütte gerilim meydana gelir, çok tedirgin olurlar. Allah esirgesin haşa futbol maçı gibi görüyorlar. Hani gol atıldığında nasıl taraftarlar böyle heyecanlanır, bağırır, çağırır. Onu bir gol atma olarak görüyorlar. Her bir şehidimizde, her bir yeri bombaladıklarında, her bir yere zarar verdiklerinde o onların örgüt disiplinini, örgüte bağlılıklarını, heyecanlarını katlamalı artırır. Ve güven meydana getirir komünist partisine karşı ve bu hiçbir şekilde öyle gönül alıcı sözlerle, işte “Abdullah Öcalan aslında iyi bir insan, baba insandır” falan diyorlar ya bazı tipler, “ona gitsek, rica etsek, ‘durdur şu anarşiyi de rahat edelim’ desek, ama ona da güzel bir ev versek, böyle rahat ettirsek, yese içse bakın nasıl ortalık tereyağı gibi oluyor. Çok şahane olur bayağı da rahat ederiz” gibi bir mantık öne sürüyorlar. Öyle olmaz. Orada proletarya diktatörlüğünü kurmak üzere kararlı komünist bir hareket var.

Fatih Altaylı benim kitabımda yazdığım konuyu daha yeni kavramış, yıllar sonra. Yıllar önce yazdığım kitabımdaki konuyu ve birçok konuyu dikkat ederseniz görüyorsunuz, her fikrimi aşağı yukarı teker teker kabul ediyor. İşte “Mehdiyetin elini öpecek” dediğimiz konu budur. Fikrimizin elini öpüyor. Düşüncelerimizin elin öpüyor. Yoksa el öpmeyle iş bitmez. Fikren doğru olduğumuzu anlıyor. Bakın, son yazısında yine benim kitapta yazdığım konunun aynısını almış. Bire bir. Pol Pot döneminden örnekler veriyor. “Eğer PKK’yı devlet kuracak şekilde teşvik edersek, kurarsa devleti müthiş bir vahşet olur” diyor özetle. Aylardan beri, günlerden beri anlattığımı daha yeni kavramış.

(Güneydoğu’da hayali Kürdistan kurulursa Kürt kardeşlerimiz) “Kurtarın bizi” diye bağıramaz. Nereye bağırıyorsun? Komünist rejim kurulduktan sonra “aa ne güzelmiş” diyecekler. Mecburen dedirttirirler, diz çöktürürler. Ağzına silahı soktu mu her şeyi söyletirler. Belki bazı kardeşlerimiz direnebilir ama namlu soğuktur. Can tatlıdır. Yani zannettiğiniz gibi olmaz. Birçok insan boyun eğer. Mao’ya nasıl boyun eğdiler, Lenin’e, Stalin’e nasıl boyun eğdiler halklar? Milyonlarca insan ağlayarak alkışlıyordu, “Ne şahane adamsın” diye. Adam akşam sabah kıyma makinesi gibi adam doğruyor, cellât. “Ne mübarek adamsın” diyorlardı. Azılı katillerle iftihar ediyorlardı. “Kurtar bizi” diyecek durumları kalmaz. Öyle bir şey olmaz. Komünizm de bölgeye şu an kanserleşmiş şekilde yerleşmiş durumda. Fatih Altaylı eğer dürüstse, samimiyse HaberTürk’ü anti-komünist, anti-Stalinist, anti-Darwinist yayının emrine versin. Kahraman olur. Ama bu tip şey, bu demagojidir. Bundan kimse etkilenmez.

Ben akademide tanıdım komünistleri, genellikle efendi mizaçlıdırlar. Yani kendini dünyaya adamaz. İnsanların kurtuluşuna adar, rahatlığına adar. Hakikaten de fedakârdırlar o yönleriyle. Fakat şimdi bu ufak bir hareket olarak kalmış olsa herhangi bir komünist hareket; bir mahsuru yok. Ama “bölgede proletarya diktatörlüğünü kurmak istiyoruz” dedin mi o zaman sel gibi kan demektir bu. Kan denizi demektir. Fikri mücadelenin dışında asla ve kesinlikle netice alınamaz. Ve Kuran hakikatleri anlatılmadan da asla netice alınamaz. Bugün Vakit Gazetesi’nde de Karahasanoğlu kardeşimiz çok güzel bir yazı yazmış. O da benim bu dediklerimi aynen tasdik eden bir ifadede bulunmuş. Bu genel olarak şimdi devlet tarafından kabul görecek benim bu sözüm. Bunu göreceksiniz belki bu sene değil ama bir dahaki sene itibari ile göreceksiniz. Çünkü makul görünen hiç kimse aksini ifade edemez, hiç kimse başka bir mantık ortaya koyamaz. Diyorlar ki mesela, “biz her türlü tedbiri alıyoruz.” Hangi tedbiri alıyorsun? Askeri, siyasi tedbiri alıyorsun. Askeri, siyasi tedbirle komünist gerilla hareketinin durduğu görülmüş mü dünya tarihinde? Nerede görülmüş? Ve niye dursun? Durmaz ki. Bir inanç var orada. Ülkü var. Sen bunun karşısında bir inanç, bir ülkü dikiyor musun? Onun karşısında bir inanç ve ülkü var mı? Ses çıkartmıyorsun sadece. İnanca karşı inanç konur.  İdeale karşı ideal konur. Komünist ideale karışı, Türk İslam Birliği’nin, Kuran’ın ruhu konur. “Hiçbir şey demiyorum arkadaş” dersen, adam çığ gibi gelişir. Yani meydanlar sizin anlamına gelir, adeta onlar için. Onun için her gün taraftarlarına moral vermek için mutlaka eylem yapıyorlar ve gittikçe de şiddetlendirirler benim kanaatim. Şu an biraz hafif sendelediler o dış operasyonlarla falan. Ama durdurmazlar. Bir kişi de olsa iki kişi de olsa mutlaka eylem yapmaya kendilerini muhtaç hissedeler, örgütü ayakta tutmak için. Dolayısıyla netice alınmayacak boş açıklamalarla, siyasi demagojiyle, Müslümanları, kardeşlerimizi, Türk Milletini oyalamak, vakit kaybettirmek büyük bir zulüm olur. Allah rızası için bunu yapmasınlar. Acele etmemiz gerekiyor. Çok geç kaldıktan sonra komünizmi bölgeden sökmek adeta imkânsız hale gelir. Dağda, taşta her yerde komünist propaganda yapıyorlar. Evler, sokaklar, kahvehaneler, her yerde. Bakın, bir ülkü ve ideal veriyor adam. “Biz komünistiz, Leninist’iz” diyor adam. “Partiye bağlıyız ve bir öndere bağlıyız” diyor. Bu bir dindir. Bunun kendine has özel bir mistik havası vardır, özel bir gizemi vardır, özel bir büyüsü vardır ve hipnoz etkisi yapar deccaliyet. Birçoğunda aynı bir Firavun gibi müthiş bir enaniyet, kendinden eminlik ve gurur meydana gelir. Mesela o kapıyı açmışlardı, Habur’dan geçmişlerdi ya. Göğsü ileride geliyor, sanki marifet yapmış gibi. Uygun adımla böyle. Gurur komünizmde en önemli konudur. Komünistler gurura çok önem verirler. Enaniyet çok önemlidir. Onun için ölümü göze alırlar. Adam yakar kendini gerekirse. Cayır cayır yakar. “Gururun mu ölümün mü?” desen ölümü tercih eder. Böylesine gözü döndürür. Marksist düşünce, Leninist düşünce çok gizemli, şeytani bir etkisi olan, şeytani gizemi olan, şeytani çekiciliği olan bir sistemdir komünist düşünce. Mesela Marksizm’i çok iyi bilenlerde filozof havası vardır. Kendinden çok emin, olgun, Tao gibi, Konfiçyus gibi “ey evlat” falan gibi konuşuyorlar. Yüzde yüz kendinden emindir. Acayip emindir. Hatta ben akademideyken bir arkadaşım vardı. “Farz edelim öldün, ahrete gittin ve canlandın orada, Allah can verdi, bunu nasıl açıklarsın? Allah’ a inanır mısın?” dedim. “Ya sen ne hoş insansın, ne iyi insansın. Niye her şeye din gözüyle bakıyorsun? Onun da bir diyalektik açıklaması vardır, onu da Marksist, Leninist gözle değerlendirmek lazım. Ona da öyle açıklama getiririz” diyor. O kadar katı ve kararlı inanmış. Türk ordusunun içerisine de bayağı bir komünist sızdı. Gördünüz. İddia edilen Ergenekon terör örgütü de komünist, Stalinist bir yapılanmadır. PKK ile aynıdır. PKK’yı koruyup, kollayan bir sistemdir. PKK’yı Suriye de destekliyor. Çünkü sosyalist, komünist düşünce olduğu için Suriye tam anlamıyla sahip çıkıyor PKK’ya. İran komünistleri de tam anlamıyla sahip çıkıyor. İran’da komünist parti bayağı güçlüdür. Komünistler öyle zannedildiği gibi, gizlidirler, ama güçsüz değiller, çok güçlüdürler. Nasıl Türkiye’deki komünistler PKK’yı destekliyor. Şimdi bu desteği gördü mü adam daha da coşuyor. Devlet susuyor, bir kısım aydınlar da destekliyor. Bu ne demektir bu? Hatta Ahmet Taşgetiren Hoca bile Abdullah Öcalan’la ilgili şefkatli bir üslup kullanmış. “Baba adamdır. Bir iyilik yapsa da şu işi bir halletse” falan gibisinden. Halleder de iflahını keser senin iflahını. Onu düşünmüyorsun. Adamın istediği “Beni bırak”, diyor 1. “Beni bir villaya yerleştir 2”  diyor.  “Serbest seçimler olsun” diyor 3. “Ben cumhurbaşkanı olayım 4” diyor. “Komünist devleti kuralım. Yeni devlet olduğumuz için bağımsız olmayalım. Türkiye’ye bağlı olalım. Çünkü paraya ihtiyacımız var. Türkiye bize parasal yardım yapsın askeri yardım yapsın. Kendi polis teşkilatımızı da kuralım. Sonra artık Kızıl Çin desteklese, Kuzey Kore’nin desteğiyle, Amerikan silahlarıyla, oradan buradan aldıkları bir şeylerle naçizane ordumuzu, milli orduyu kuralım” diyor. Ondan sonra nerede kalmıştık olayına gelecekler. Çünkü onlarda on binlerce PKK’lı öldürüldü biliyorsunuz. Onların intikamı bunlar için çok hayati bir konu. Yani onun kanını yerde bırakmaya niyetleri yok. Ben söyleyeyim. Sırf onun için bile komünist oluyorlar, sırf intikam almak için. Bunları iddia edilen Ergenekon terör örgütü acayip ezdi zamanında. İddia edilen Ergenekon terör örgütü bunları özellikle ezdi ki bağımsız devlet kursunlar diye. Özellikle ezdiler. Akılamaz işkenceler yaptılar. Pis şeylerin içine kafalarını soktular kardeşlerimizin. İşkence yaptılar, dövdüler, sövdüler, aşağıladılar. Tek nedeni artık gına gelsin, kendi devletini kurma arzusunda olsunlar ve komünizme sığınsınlar. “Kurtuluş komünizmde” desinler.  Bunu dedirttirmek için iddia edilen Ergenekon terör örgütü yıllarca faili meçhullerle oradaki evlatlarımızı, kardeşlerimizi şehit ettiler. On binlerce şehit var iddia edilen Ergenekon terör örgütü tarafından. Genç kızlar, gencecik aslan gibi nur gibi Kürt genç kızlar. Bu çakallar kimine tecavüz ettiler. Kimini parçaladılar, alçak herifler. Delikanlıları alıp götürdüler. 10’ar- 15’er hendeğin kenarına getirip kireç ocaklarında yaktılar. Akıl almaz eziyet ettiler. Bak daha hala devlet uğraşıyor bunların yaptıkları kepazelikle. Bu bir oyundu. Onun için Kürt kardeşlerimizden ben bu alçakların yaptığı cinayetlerden dolayı, yaptıkları işkencelerden dolayı özür diliyorum. Şahsım adına özür diliyorum. Çok güzel günleri olacak. Mehdiyetin, İsa Mesih (as)’ın güzel günlerini görecekler.  İstedikleri kadar çırpınsınlar “Hz. Mehdi (as) gelmeyecek” diye.  Ben adım gibi emin olmasam “Hz. Mehdi (as) geldi” demem. Mahcup olacağım bir şeyi söylemem ben. Bir de bakın aydını, aydın olmayanı herkes benim dediğime sonunda geliyor mu, gelmiyor mu? Siyasetin en yüksek noktasındaki insanlar bile benim dediğimi sonunda uyguluyorlar. Sözümü birebir uyguluyorlar, ne diyorsam uyguluyorlar.

 (“Sosyalizme karşıysanız bunun yerine ne koyuyorsunuz?” sorusuna cevap)

Kuran ahlakını, Mehdiyeti, İsa Mesih (as)’ı, Şiloh’u ve bu düşünceyi Tevrat’tan alan Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden alan Karl Marks’ın saptırmasını düzeltmeyi hedefliyoruz. Karl Marks nereden aldı dünya hâkimiyetini, dünya kardeşliği fikrini? Sosyal adalet fikrini nereden aldı? Savaşlara karşı olma fikrini nereden aldı? Mehdiyetten aldı. Tevrat’tan aldı. Kendi zaten babası hahamdır Karl Marks’ın. Haham aileden gelir. Üstad masondur ayrıca. Onu da söyleyeyim. Fakat müthiş bir Hz. Mehdi (as) hayranlığı vardır onda. Muazzam bir Hz. Mehdi (as) hayranıdır. Hz. Mehdi (as)’ı dinsiz Hz. Mehdi (as)’a çevirmeye kalkmıştır. Olay budur. Biz dinsiz Hz. Mehdi (as) istemiyoruz, dindar Hz. Mehdi (as) istiyoruz. Arada fark bu. Olay bu. Bütün dünya kardeş olacak. Sosyal adalet olacak. Barış olacak. Savaşlar kalkacak. Ama Allah’sız, Kitap’sız, dinsiz, imansız değil. Soğuk, buz gibi, korkunç bir dünya değil. Kan denizinin ufkundan değil. Barışın arkasından İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, İttihad-ı İslam olacak. Türk İslam Birliği olacak. Yerine koyduğumuz budur. Barış, kardeşlik, sevgi, özgürlük, demokrasi, bilim, sanat, estetik güzel olan herşey ve yobazlığın son bulması. Mehdiyetin en mühim özelliklerinden bir tanesi yobazlık tarihe bir daha dirilmemek üzere gömülüyor. Mümkün değil Hz. Mehdi (as) kökünü kazıyacaktır yobazlığın. Bir daha hiç dirilmeyecek yobazlık. Ama işte bir 70 yıl kadar var hakimiyete, 60-70 yıl kadar. Ondan sonra komünizm dünyaya hakim oluyor. Bu doğru. Ondan sonra dünya sizin, şeytanın yani. Ama tabii sen şeytana bilmeden uyuyorsun, ayrı mesele. Farkına varmadan uyuyorsun. Samimi sosyalistleri, samimi komünistleri tenzih ederim. Benim çok fazla komünist arkadaşlarım var. Bayağı da severim. Saygı da duyarım. Bayağı hoş sohbet, sevecen, efendi, dürüst, yalan söylemeyen, nezaketli çocuklardır. Ama olayın gerçeği bu. Farkına varmadan şeytana teslim olmuş oluyorlar. Ben oturup seyredemem. Ben onları da seviyorum, şefkat duyuyorum. Onların da kurtulmasını istiyorum.

Masonlar diyor ki; üstad Masonlar toplanmışlar. “ Elinde su testisi taşıyan adama uymamızı Hz. İsa Mesih (as) söylüyor” demişler. “O da elinde su testisi taşıyor” demişler. Ve “Ona uyun. Onu dinleyin” diyor. “Ona uyun ve onu dinleyin” diyor. “O yüzden biz de Hocamızı dinliyoruz. Ona uyuyoruz” diyorlar. Tabii hüsnü zan ediyorlar. Allah razı olsun. Ama o çok manidar. Mesela ben bu testileri süs olsun diye koymuştum. Onun masonik amblemini, masonik işaretini çok önemli görmüşler. Haberim yok. Yani “dünyayı kurtaracak adamın simgesidir o bizim için” diyorlar. “Ve İstanbul bir, iki İstanbul’da su testisi taşıyan adam. Ve onun peşinden gitmek ve onun sözünü dinlemek” diyorlar. Tabii hüsnü zannın en yüksek noktası. Allah razı olsun. Keşke öyle olsak. Ama Hz. Mehdi (as) talebesiyiz. Su testisi taşıyan Hz. Mehdi (as)’ın naçiz talebelerinden bir tanesiyiz. Çünkü asıl güneş bir yere yansıdı mı camdan yansıdı mı nasıl görünür? Aynı güneş orada da var gibi görünür. O yüzden o etki altında kalıyorlar, inşaAllah.

(Fakirliğe, eşitsizliğe karşı mısınız sorusuna cevap olarak)

Sonuna kadar, sonuna kadar. Kuran’ın ruhu içerisinde, Mehdiyetin ruhu içinde, İsa Mesih (as)’ın, Şiloh’un ruhu içerisinde, onun mantığı içerisinde tabiki. Zibil gibi mal mülk olacak, zibil gibi zenginlik olacak. Peygamberimiz (sav) “bir tane fakir kalmayacak” diyor. “O kadar mal bollaşacak ki, fakirler o kadar zenginleşecekler ki ihtiyaçtan fazla alacaklar onu geri vermek isteyecekler. Hz. Mehdi (as) “biz sunduğumuz malı geri almayız” diyecektir” diyor. Savaşların tamamı kalkıyor. Tamamı. Hiç bir silah kalmayacak. Marks ve Lenin yani Marksist önderler Tevrat’tan ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden bu büyük ideali anlamışlardır. Fakat bunu ters düz etmişlerdir. Yani şeytanın bacağı haline getirmişlerdir. Bu güzelim düşünceyi, bu muhteşem düşünceyi şeytanın kollarına vermişlerdir. Şeytan baktı ki Mehdiyeti durduramıyor. “Napayım? Komünizmden çıkayım” dedi. Biz de eğer komünizmi fikren yerle bir etmezsek Allah bize lanet etsin, yerle bir edeceğiz Allah’ın izniyle. Var gücümüzle gayret edeceğiz inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın izniyle. Ben Kürt kardeşlerimi komünistlerin eline vermem. Ben onların zılgıtlarını duyacağım. Sıra gecelerini göreceğim, toplu namazlarını göreceğim. Annelerimin başörtüsünü göreceğim. Çocukların koşuşturduğunu göreceğim, çobanların dağda koyun güttüğünü göreceğim. Huzurlu yaşadıklarını göreceğim. Ve oraları Paris’e çevireceğiz. Londra’ya çevireceğiz Allah’ın izniyle. Yeter onların çektiği çile, ızdırap. Her yeri bahar şenliğine çevireceğiz. Dünyanın bütün güzelliğini önlerine sereceğiz inşaAllah. Onlar için bütün güzellikler inşaAllah. Hadiste zaten anlatılan o bak  “ Sava, eşitlik üzerine malını dağıtacak” diyor Hz. Mehdi (as). “Sava” eşitlik üzere. Çok açık. Karl Marks rüyasında bile görmezdi bu ideali, bilmezdi. Tamamını Tevrat’tan ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinden almıştır. Şeytanın eline bu güzel ideali vermeyiz. Ama diyorum ben, samimi olarak söylüyorum; sosyalistler, genellikle komünistler hakikatten dürüst delikanlılar. Ben görüyorum. Yani çok konuştuğum, çok arkadaşlarım, lisede de arkadaşlarım vardı, her yerde vardı. Kendilerini davalarına teslim etmiş, dünyadan ilişkilerini kesmişler. Halkı için, milleti için gayret eden insanlar. Ama şeytani yöntemlerle yapıyorlar. Farkında değiller. Biz bunu doğru ayaküstüne oturtuyoruz. Doğru yolun üstüne oturtuyoruz. Olay bu. Yoksa dürüstlüklerine benim diyeceğim bir şey yok. Dürüstler. Fakat PKK’nın cellâtlığı da dehşet vericidir bir çok insan için. Ve müthiş bir rezalettir. Leninizm’in, Stalinizm’in pisliği ve korkunçluğudur. Şeytan kanla beslenir. Şeytanın o kanlı ağzını yırtacağız biz. Kan yok. Hz. Mehdi (as) döneminde Peygamberimiz (s.a.v) diyor “Damla kan akmaz, uyuyan kişi uyandırılmaz” diyor. “İnsanların burnu dahi kanamayacak” diyor. “Tek bir tane silah olmayacak” diyor Peygamberimiz (sav). Hepsi eritilecek, yok edilecek. Sanayide kullanılacak. Zülkarneyn’in kitlevi eriteceği demirler onlardır işte, o silahlardır. Kuran’da geçen kitlevi demir eritilmesinin nedeni odur. Ona işaret ediyor inşaAllah.

Türkiye’nin gücü imanı. Süper güç olup, oraya buraya kafa tutacak öyle bir olayı yok zaten Türkiye’nin. Makul bir askeri gücü var Türkiye’nin. Bölge ülkeleriyle dengeli, makuldür. Velev olsa bile Türkiye öyle bir şey yapmaz zaten. Ama Türkiye’nin silahı, barış, kardeşlik, sevgi, muhabbet, adalet, sıcaklık, iyilik, güzellik, bilim, sanat, estetik, iyi olan her şeydir. Yoksa “bizim tankımız, topumuz var. Bize yamuk yapanı tepeleriz” mantığı hiçbir şekilde olmaz. Hiçbir şekilde olmaz. Böyle bir inançla Türk İslam Birliği oluşmuyor. Yoksa İslam ülkelerinin de askeri gücü var. Bütün silahlar kaldırılacaktır. Dengeli olarak, belirli bir program dahilinde bütün dünya bu silahlanmayı ortadan kaldıracaktır. Fakir halkın acil ihtiyaçlarına harcanacaktır silaha harcanan para. O zaman muazzam bir zenginlik meydana gelecek. Müthiş bir zenginlik meydana gelecek. Bunu zaten herkes anlar. Karmaşık bir yönü yok.

Komünizmi yaratan Allah’tır. Stalin’i yaratan Allah’tır, Lenin’i yaratan Allah’tır, PKK’yı yaratan Allah’tır, Abdullah Öcalan’ı yaratan Allah’tır. Hepsi bir hikmetle yaratılmıştır. Türk İslam Birliği’ni oluşturmak için böyle şeytani güçlere, şeytanın etkisinde olan güçlere Allah yardım eder bazen. Onları bir güç olarak ortaya çıkartır. Müslümanlara da onlara karşı etkili olacak bir güç verir ve sonuç mükemmel olur. Hep tarihte böyle olur. Firavun’u yaratan da Allah’tır. Hz. Musa (as)’ı da yaratan Allah’tır. Firavun’un bütün konuşmaları daha anasından doğmadan belliydi. Firavun’dan evvel Kuran vardı. Bütün konuşmaları belliydi. Ne yapacağı, ne edeceği hepsi belliydi. Zaten söylüyor Tevrat’ta Allah, Kuran’da da söylüyor. “Zaten asi olacak yapmayacak. Sen söyleyeceksin, harikalar göstereceksin. O ona uymayacak. Ama sen söyle” diyor. Hakikaten öyle aynı şekilde oluyor. Mehdiyetin karşısına komünizmi diken de Allah’tır. Fakat Mehdiyet galip gelecektir. Çünkü Allah’sız bir dünyaya Allah müsaade etmez. Allah kendisiyle savaşan bir dünyaya müsaade etmez. Helak eder o dünyayı. Yok eder. Nitekim bakın Hz. Mehdi (as)’den sonra, İsa Mesih (as)’den sonra dünyaya komünizm hakim olacak, komünistler hakim olacaktır. Komünizm sonsuza kadar gitmesi gerekir onların kafasına göre. Şu tarihi unutmasınlar: 1545 Hicri, Miladi 2120. Toz olacak bütün dünya ve kainat,  bulut haline gelecek, darmakeşan olacak. Hani komünizm öyle sonsuza kadar devam edecekti? Allah’ın gücüne karşı koyamazlar. Çünkü komünizmi yaratan Allah. Kendisi yaratıyor, Kendisi yıkar, Kendisi söker. Hz. Mehdi (as)’ı onun karşısına Kendi diker.  Bütün güç Allah’ın elindedir. Ama onlar farkına varmıyorlar. Tabii farkına varmazlar.

“Bir din bilgini yaklaşıp ona, "Tüm buyrukların en önemlisi hangisidir?" diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: "En önemlisi şudur: 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir. Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev. İnsanın Allah'ı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, tüm yakılmalık adaklardan ve sunulan kurbanlardan daha önemlidir."(Markos, 12:28-33)

Ne güzel ifade, nur, nur. Allah İncil için nur diyor. İşte bu geçerli olan hükümler için. Tahrif olmuş kısımlarından sorumlu değiliz. Ama sorumluyuz bunlardan. Ne güzel açıklama. Sevgiyi ne güzel İncil anlatıyor. Ne güzel vurguluyor. Bu hükümlerden sorumluyuz biz. Bunları okuyacak kardeşlerimiz. Ben bunları kitap haline getirdim. İncil’in ve Tevrat’ın nur olan hükümleri vardır. Okuyorum, görüyorsunuz. Kalplere ferahlık, inşirah veren, Allah’ın övdüğü hükümlerdir. Kuran’da Allah Tevrat’tan, İncil’den bahsediyor. Tevrat İncil yok demiyor ki Allah. Var diyor. Tahrif olan yeri muhatap olmayız. Biz de İslam’a, Kuran’a uyuyoruz. İncil ve Tevrat’ın anlaşılması da Kuran’a göre olur. Kuran’dan anlarız inşaAllah.

Kehf Suresi  Tefsiri (65-86)

65- Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

Onun için Ledün ilmi vahiyle olur. “Falanca şahıs Ledün ilmi biliyor” diyemeyiz. Ledün ilminin benzerini biliyordur. Yani onu andırır. Ledün ilmi için vahiy gerekir. Öyle herhangi bir kişinin bileceği bir şey değildir Ledün ilmi. Çünkü gayptan haber alınması da gerekiyor. Allah bildirecek. Öyle olmaz.

66- Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden” Kim öğretiyor? Allah öğretiyor. Vahiyle.  “bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"

67- Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."

Niye diyor? Gaybı biliyor da onun için söylüyor. Gayb bilgisi gerekir. Bu da Ledüni bir  bilgidir. Yoksa bilemezdi. Ulul-Azim bir Peygamber’e böyle nasıl desin? Net biliyor. Gaybı bildiği için.

68- (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"

Demek ki neymiş? Bilginin özü önemli. Hz. Mehdi (as)’da olay nedir? Özlü bilgidir. Zulkarneyn’de konu nedir? Özlü bilgi. İnsanlar sabretmekte zorlanırlar. Sabır güç gelir insanlara. 

69- (Musa:) "İnşaAllah,” Bak inşaAllah. Bize diyorlar ki “niye inşaAllah diyorsunuz?”. Peygamber söylüyor. “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın.” “Allah’ın izniyle” diyor. Mesela “beni sabreden bulacaksın” demiyor. “İnşaAllah beni sabreden bulacaksın” diyor. Peygamber üslubu. “Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Hani vardır ya bazı kişiler “şunda uyarım, şunda uymam” falan. Bak istisna koymuyor. Diyor ki; “hiçbir işte karşı gelmeyeceğim”. İmama böyle uyulur. Hz. Mehdi (as)’ye de bu şekilde olacak. Hiçbir işte karşı gelmek yok . Peygamberimiz (s.a.v)’e de o şekildeydi.

70- Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan,” Şartını söylüyor. “hiçbir şey hakkında bana soru sorma,” Yani “şu niye böyle oldu?” “bu niye böyle oldu?”. Soru sorma “ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."” “Ben sana gerekirse açıklarım” diyor. Ama onun dışında imam baş edemez. Her şeyin hikmetini soruyor. Yani “şunu niye yaptın?”, “bunu niye böyle söyledin.” Olur mu? Güveneceksin. “Şu niye şöyle oldu?” Hüsnü zan edeceksin. Hayra yoracaksın. “Hayra yoramıyorum” diyorsun. O zaman doğru yolda olmazsın. 

71- “Böylece ikisi yola koyuldu.” Tebliğde en etkili yöntem teke tek anlatımdır. Dikkat dağılmaz.“Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi.” Demek ki Hızır (a.s) halkın bildiği gibi sürekli fakirlere yardım eden, sürekli iyilik yapan biri değil. Bak gemiye sabotaj yapıyor. Parçalıyor gemiyi. Adam öldürüyor orada da. Hızır bazı insanlar için yanlış biliniyor. “(Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” diyor Hz. Musa (as)“Andolsun,” hem de yemin ediyor“sen şaşırtıcı bir iş yaptın." Ama “harama girdin” demiyor, “günaha girdin” demiyor, “şaşırtıcı bir iş yaptın” diyor. Ama yemin ederek. Doğru şaşırtıcı, tamam. Ama hani itiraz etmeyecektin? "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?”  diyor. Mesela bu çok ağır bir suçlama olmuş oluyor. Yani zaten fakir fukara adamlar. Onları batırmak için olmayacağı belli. Ama diyor işte. Hz. Musa (as) heyecanlı, yerinde duramıyor. Çok tatlı bir Peygamber. 

72- Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

Çünkü vahiyle alınmış bilgi.

73-“(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama”“Unuttum” diyor. Tamam, unutturan Allah.  “ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.” Daha konuşmayacağını zannediyor. O da şimdi cevap veriyor.

74- “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi.” Adam öldürüyor durduk yere, hikmete binaen. Vahye dayalı. “(Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın,” kısas olmaksızın “tertemiz bir canı mı öldürdün?” Yani “cinayet mi işledin” diyor Hz. Hızır (a.s)’a yine suçlama yapıyor“Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."” diyor.  Onda şaşılacak bir üslup, bunda kötü bir iş yaptın diyor. Net konuşuyor bu sefer.

75- Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

Vahiyle bildirildiği için.

76- “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme.” “Kabul ediyorum, irademi kullanacağım bir şey söylemeyeceğim” diyor. “Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.”

77-“ (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler,” Hızır (a.s) zaman zaman yemek yer, bazen zaman zaman yemek yemez. Yani kendi isteğine bağlı. “fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Garip görüyorlar. Konaklamaktan kaçınıyorlar. Dışlıyorlar. “Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti.” Duvarcı ustası Hızır (a.s), aynı zamanda duvarcı ustası. Masonların da piridir biliyorsunuz, inşaAllah.
“(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."”
Allah rızası için yapıyor. “Ücret alabilirdin” diyor.

78- “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.” Artık çünkü kendi söyledi diyor. Artık ayrılabilirsin diyor. “Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” “Yaptığım yoruma da sabredemeyeceksin” diyor. Hz. Musa (as) olduğu için çok hareketli.

79- "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

Halbuki küçükken kendisi de annesi onu küçük bir kayığa koyuyor. Sala koydu. Denizde bıraktı. Annesi onu öldürmek için mi yaptı? Kurtarmak için yaptı. Firavun’un ailesi de onu ele geçirdi. Bak ne diyor? “Her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı” diyor. O da onu ele geçiriyor.

80- "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

Çocuğun dinsiz olacağını biliyor gelecekte. Durduruyor vahiyle. Zarar vereceğini biliyor İslam’a Kuran’a, dine zarar vereceğini biliyor. Allah vahyediyor, öldürüyor çocuğu. Kendisi de bir adam öldürüyor. Bir yumruk vuruyor öldürüyor Hz. Musa (as). Onu soruyorlar mı Hz. Musa (as)’a? Hızır (as) soruyor mu “niye öldürdün” ? Sormuyor. Hikmet olduğunu biliyor. “Gemiye niye annen seni bıraktı? Öldürmek için mi bıraktı?” demiyor. Güveniyor annesine.

81- “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından” Maddi manevi temiz. “daha hayırlısı,” Hz. Mehdi (as)’ a işaret bu“merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."” Bu Deccalin ölümüne işaret ediyor üstteki. Hızır (a.s)’ın görevidir Deccal öldürmek. O da Hz. Mehdi (as)’a yardım edeceğine işaret ediyor.
“Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."” Hz. Mehdi (as) biliyorsunuz çok merhametli. Ana özelliklerindendir.

82- "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu,” Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih. Ona işaret ediyorama demek ki ikisi de duvarcı ustaları ile bağlantıda olacaklar. Ona da işaret var. Demek ki Hz. İsa Mesih (as)’ın da talebeleri Masonların içine girecek. Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri de masonların içine girecekler. Ona işaret var. “iki öksüz çocuğundu” Yani yetim. Hz. Mehdi (as) de yetimdir. Hz. İsa Mesih (as) de yetimdir. Babası yok “altında onlara ait bir define vardı;” Hz. Mehdi (as) devrinde bütün defineler ortaya çıkacak. Ayrıca Hz. Süleyman (as)’ın o meşhur Tabut-u Sekinesi bulunacak. Kuran’da ona da işaret ediyor“babaları salih biriydi.” Babaları her ikisinin de Hz İbrahim (as)’dır. Salihtir. Kuran’da Salih olduğu geçiyor. Hz. Mehdi (as)’ın da babası, soy olarak, ced olarak babası Hz. İbrahim (as)’dır. Hz. İsa (as)’ın da. Aynı soydan geliyorlar. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler” Olgunluk çağına erişsinler. Ona da işaret var. “ve kendi definelerini çıkarsınlar;” İsa Mesih (as) da, Hz. Mehdi (as) da defineleri ortaya çıkaracaklar. Tevrat’ın orjinalini İncil’in orjinalini, Tabutu Sekineyi, mananın orjinalini.“(bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” “Düşünerek bulduğum, zekamla, aklımla bulduğum şeyler değil; vahiyle alıyorum ben bunları” diyor“İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."
diyor. Ama “güç yetiremediğin şeylerin yorumu” diyor inşaAllah.

83- Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.

Yani Hz. Mehdi (as) inşaAllah.

84- “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” Müthiş bir dünya hakimiyeti olacak Hz. Mehdi (as) devrinde. “ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” Her türlü imkan Allah tarafından ona verilecek Hz. Mehdi (as)’ye.

85- O da, bir yol tuttu.

86- Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin."

Hz. Mehdi (as)’ın da şefkatle davranacağı, Mehdiyet gereği, Müslümanlık gereği güzel huylu olacağını biliyoruz. Kuran ona işaret ediyor. Ama 86’da da Mehdiyet’e bir saldırı olacağı anlaşılıyor. 1986’ya işaret var. Çünkü Güneşin batmasından bahsediyor. Bir de “”kara çamurlu bir gözede”. Yani Hz. Mehdi (as)’ın kaybolmasına işaret ediyor. Ya hapishanede veyahut herhangi bir şekilde kaybolacağına işaret ediyor. İnşaAllah.

2011-10-04 20:12:37
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top