A9 TV; 2 Ekim 2011
(“Darwinist Hocalara Evrimin Yanlışlığını Nasıl Anlatabilirim” Sorusuna Cevap)
Yaratılış Atlası’nı vereyim. Ben gelmeden namım gitsin. Götür, hocanın masasının üstüne koy. “Hocam şu kitabı eleştir Allah rızası için” dersin. Eleştiriyorum derken dümdüz olur. Ben öyle yapmıştım. Hocalara Darwinizm’le ilgili o zamanlar küçük kitaplar vardı. Masalarına koyuyordum. “Hocam şu kitabı bana eleştirip verebilir misiniz?” diyordum. Hem gururlarını okşuyordu, hoşlarına gidiyordu. On beş gün sonra gittiğimde dümdüz olmuşlardı.
Samimi söylüyorum 12 Eylül öncesi Türkiye komünist olacaktı, Allah esirgesin. Bizzat Başbuğ –Allahualem tek başına- ve ülkücülerle beraber gayretiyle, komünizmi önledi. Herkes biliyor. Onun için çok hayati, çok önemli, çok tarihi bir şahıstır Alparslan Türkeş Başbuğ. Unutturulması çok anormal bir hareket olur. Asla müsaade etmeyiz. Her gün gündemde olması lazım. Her gün fikirlerinin dimdik ayakta olması lazım. Çok dürüst, efendi, çok nezaketli, çok klas bir insandı. Tam devlet terbiyesiyle yetişmiş, böyle dem almış, çok nezaketli bir insandı. Çok güvenilir bir insandı. Vatanını, milletini muhteşem seven, çok çok seven, çok aklı başında bir insandı. Bin bir türlü iftira, bin bir türlü hakarete uğradı. Bin bir türlü çile çekti. Asla yılmadı, maşaAllah. Onun için değerini, kıymetini iyi bilmek lazım Erbakan Hocamızın, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun, bu değerli insanların kıymetini sürekli, en güzel şekilde ayakta tutmak, en güzel şekilde gündemde tutmak önemli inşaAllah.
Ahir zaman çok güzel oldu. Bir kere genel kültür çok arttı dünyada. Yani cahil insan sayısı azaldı. Genel kültür artınca, Kuran’ı anlatmak, güzel ahlakı anlatmak daha kolay oldu. Saldırganlığı önler, cahil daha yatkındır saldırganlığa bazen. Ama kültürlü adamı ikna etmek daha kolaydır. İslam’ın kıymetini, dinin kıymetini kültürlü adama anlatmak daha kolay. İslam ahlakının hakimiyetinin bütün zeminini Allah hazırladı. Bütün alt yapısını hazırlamış. Bu ahir zaman bir dünya hakimiyeti için Allah tarafından özel bütün imkanları ile yaratılmış olduğu anlaşılıyor. Her türlü şart dünya hakimiyeti için müsait halde şu an. Her türlü şart, her türlü imkan.
Zelzele Suresi
“Yer, o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı, Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı,
Mağma, ağırlık nedir? Demir ağırdır, değil mi? Ağır olduğu için dünyanın çekirdeği erimiş demirden oluşuyor. Biliyorsunuz değil mi? Mağma su gibi erimiş. Bakın ayete dikkat edin. “Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı” Demir, erimiş demir. Çekirdek demirden oluşuyor.
Ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman; O gün (yer), haberlerini anlatacaktır. Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar. Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür. Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.
99. Sure, Ahir zamana bakıyor. Özellikle ahir zamandaki bir zelzeleye bakıyor. İstanbul’da olan zelzeleye bakıyor. Mehdiyet devrindeki zelzeleye bakıyor. 1999’da olan zelzeleye işaret var, inşaAllah. Çünkü ebcedi de yine 1999’u veriyor. O yönden çok manidar bakın. Hem ebcedi 1999’u veriyor. 99. Sure. Ahir zamana bakması yönünden.
Ve insan: "Buna ne oluyor?" dediği zaman;
Deprem olduğunda, insanlar “Ne oluyor?” derler. İlk söylenen şey budur. Herkes bilir. “Ne oluyor? “ Yani kamyon mu geçiyor? Ev mi yılıyor? Ne oluyor yani?” Anlayamazlar. Bir anda hemen deprem olduğu anlaşılmaz.
O gün (yer), haberlerini anlatacaktır.
Televizyonlarda, radyolarda deprem haberleri her yerde duyulmuş oldu. “Haberlerini anlatacaktır” diyor.
“Çünkü senin Rabbin, ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye, bölük bölük fırlayıp-çıkarlar.
Herkes evinden fırlayıp, dışarı çıktılar. Deprem başlayınca.
“Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür” 7.ayet
“Artık kim zerre ağırlığınca bir şer (kötülük) işlerse, onu görür.” 8.ayet
“Artık, Artık”, “artık kim zerre ağırlığınca”, “artık kim zerre ağırlığınca” 7 ve 8’de bir tekrar var. 7,8 ve 7 ve 8. 7,8. Bakın depremin derecesine kadar işaret edilmiş oluyor ayette, inşaAllah. Çok fazla daha işaret var. Fakat ben şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum.
Kehf Suresi 40. Ayet
"Belki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesilir."
Müslümanlar Allah taraftarları, Hz. Mehdi (as) taraftarları deccaliyetin imkanlarını ele geçirmiş olacaklar Allah’ın dilemesiyle inşaAllah. “Onun üstüne gökten Allah’ın kudret eliyle yakıp yıkan bir afet” yani onları yerle bir eden durum olacak inşaAllah. “kaygan bir toprak kesilir.” Ahir zamanda toprağın kalitesi bozuluyor deccaliyetin etkisiyle, bu bir afet, bir bela olarak ahir zamanda kendini gösteriyor. Ona da dikkat çekmiş oluyor. “Daha hayırlısı” her şeyin hayırlısı var daha hayırlısı “bana verir” diyor inşaAllah. “Gökten yakıp yıkan bir afet gönderir” Şimdi savaşlar gökten geliyor değil mi? Yakıp yıkan afet olmuş oluyor roketler, havadan bombardıman. Ona da işaret etmiş oluyor inşaAllah.
(Peygamberimiz (sav) zamanında hicri takvimin olmadığını ve Peygamberimiz (sav)’in hicri takvime göre hadisi olamayacağını söyleyen izleyici sorusu ile ilgili)
Zaten hadis de yok ki öyle, hicri 1400 ile ilgili. Bediüzzaman’ın sözü var ama “1400 sene sonra Hz. Mehdi (as) çıkacak” diyor. O hadis değil. Ayrıca sene veriyor orada, hicri takvimle ilgili bir şey söylemiyor. Zaten hicri takvime göre bir hadis-i şerif yok... Allah hicri takvimin olacağını kaderde biliyor muydu, bilmiyor muydu? Biliyordu. Hicri takvimi kim yarattı? Allah yarattı. Gaiple ilgili olan haberlerde hicri takvim olduğunda herhangi bir şekilde, bir işari mana, mesela bir cifri mana olduğunda o doğrudur. Niye? Hicri takvimi Allah yaratıyor. Daha Peygamberimiz (sav) doğmadan hicri takvim vardı. Hz. Musa (as) devrinde vardı. Hz. Âdem (as)’ın çamuru karılırken hicri takvim vardı. Kıyametin vaktinde de var. Daha dünya yaratılmadandı, daha böyle ilk Big Bang, patlama olmadan önce de hicri takvim vardı. Doğru mu yanlış mı? Doğru. O zaman gaiple ilgili Allah’ın bildirmesiyle inşaAllah, hadise uygun bir açıklama yaparsa bir âlim veyahut ebcedden bir mana çıkarırsa tam doğru olmuş oluyor o zaman. Çünkü bakın Peygamberimiz (sav)’in daha babası doğmadan hicri takvim vardı. Allah Katında vardı, Allah biliyordu. Allah yaratmıştı. Dolayısıyla bu konuyu anlatırken ufuklu anlatmak, derin düşünerek anlatmak gerekir. Bu konuda zaten hadis-i şerif de olmadığı için kardeşimizin açıklamasını güzel buluyoruz, doğru buluyoruz ama öyle bir sorun yok zaten. Öyle bir konu yok. Fakat mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki “ümmetimin ömrü 7000 yıldır. Bunun 5600 yılı geçmiştir”. 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalır. 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek demektir. Miladi hesap yapmak istiyorsan 2120. Biz anlaşılsın diye hicri takvimden söylüyoruz yoksa miladi takvimle hesap yapılamaz demedik ki biz. Miladi ile de yaparsın, gayet güzel yapılıyor, yapıyoruz da zaten. Fakat tam kafanızda canlanması için biz hicri takvimle söylüyoruz. Yoksa zaten hesap ortada.
Komünistleri analiz etmeye devam edeceğiz. Daha da kapsamlı anlatacağız. Çünkü birçok siyasi farkında değil. Daha hala çorba muhabbeti yapıyorlar. Daha hala “ekonomik kaynaklarını kurutmamız lazım” diyor. Sanki fönle saç kurutuyor. Kurumaz. Nereye kurutuyorsun? Bütün dünya çapında bir örgüt. Öyle bir şey olmaz. Fikri mücadele bu kadar kolayken, bu kadar basitken, bu kadar bol imkan varken ve kesin netice alınacağı apaçıkken ısrarla ve kararlılıkla fikri mücadeleden kaçıp ki ana konudur; hiç alakası olmayan, hiç netice alınamayacağı açıkça belli olan, yüzlerce kere denenmiş kör yollara girmek milletimizi oyalamaktır. Ve örgütün daha da gelişmesine sebep olacak bir hatalı tutumdur bu. Bol bol onlara vakit vermiş oluyorlar, imkan tanımış oluyorlar farkına varmadan. Zamanlı mekanlıyken, imkan varken fikren çökelim üstlerine, fikren darmakeşan edelim. Karşımıza fikirle çıkmıyor mu bu adamlar? Bu bir ideoloji değil mi? Bir felsefe değil mi? Ne yapacağız? Fikirle karşı çıkacağız, bu kadar. Fikir değil mi bu? Fikre fikirle karşı çıkacaksın, bu kadar. Hangi fikir üstün olursa o üstün gelir. Sen yaratılışı, Allah’ın varlığını savunuyorsun. En güçlü fikri savunuyorsun. Fikrine güvenmiyorsan zaten yenilmişsin sen. Fikrine güveniyorsan zaten yenmişsin. Ama bunu göster, bekleme. Boş kanallara girme. Çorba muhabbetiyle bilmem başka şeylerle vakit kaybetme. Milletimizi de oyalama. Dünyanın masrafı yapılıyor. Her gün şehit veriyoruz aşağı yukarı. Türkiye bütçesi kadar hatta Türkiye’nin birkaç misli bütçesi kadar PKK‘ya karşı mücadeleye para harcanıyor yıllarda beri.
(Ali Karahasanoğlu’nun “bölge insanına PKK’nın gerçek yüzünün gösterilmesi gerektiğini” söylediği yazısı üzerine)
Oradaki halkı zaten komünistler küçük bir militan grubuyla yıldırıp korkutuyorlar. Şimdi PKK’ya katılım iki üç türlü oluyor. Bir; ideolojik propaganda yapıp militan kazanıyorlar. Onlar onların asıl kadrosu oluyor. İkincisi; o militan kadro korkutarak büyük kitleleri kendilerine hizmet ettiriyorlar ki asıl komünist hareketin en vahim yönlerinden biri budur. Büyük kitleleri korkutarak şiddet ve terörle yönlendirirler. Mesela iki kişi bütün bir çarşının bütün kepeklerini kapattırabilir. Gezer, der “arkadaş, saat 10’dan itibaren bütün kepenkleri kapatacaksınız.” “Kapatmazsak ne olur?” diyor. Bombalarız, diyorlar. “Tamam, o zaman hepimiz kapatalım” diyorlar. Komünist hareketin mühim bir gücüdür bu, terör ve şiddetle yıldırmak. Bunu elde ediyorlar. Bir kısmı da intikam saikıyla yapıyor. Yani akrabalarının, tanıdıklarının intikamını almak kafasıyla yapıyor. Ne yaptığından haberi olmuyor. Asıl olan bilinçli olarak eğitilmiş çekirdek kadro, parti kadrosudur. Asıl militan kadro, yani felsefi eğitimden geçmiş kadrodur. Onlara karşı felsefi bilimsel eğitim verildiğinde konu biter. Yoksa oradaki halk zaten dindar. Halka biz desek ki “PKK komünist örgüt” desek, zaten biliyor onlar komünist olduklarını. Bilmiyor değil ki halk, biliyor. Biliyor da adamın evine geldi mi komünist militan, adam ne derlerse yapar. Ve yapıyor, birçok kişi öyledir. “Haydi toplantı yapacağız amca, geleceksin” diyor. Namaz kılan dedem oraya gidiyor, peşlerine. Toplantıya katılıyor. Aksini yapamıyorlar. Halk, oradaki kişiler komünizmin dinsizlik olduğunu bilmiyor değiller, biliyorlar. Fakat verilecek cevabı bilmiyorlar. Bunu devlet yapacak. Halk yapamaz bunlara cevabı. Komünist adama ne cevap versin dedem? Diyalektik felsefeyi anlatacak adama, Marksist felsefenin detaylarını anlatacak, Darwinizmi materyalizmi anlatacak. Benim Güneydoğu’lu, nurlu dedem ona ne anlatsın? Üç beş tane Kuran suresi biliyor. Biraz fıkıh bilgisi biliyor. Bilmez. Cevap veremez ona. O cevabı bilimsel, felsefi, usta, iyi anlatımla onlara anlatılması gerekiyor. Bunu profesörler, doçentler yapacak. Veyahut bizi bırakacaklar, biz yapacağız. Hallaç pamuğu gibi atacağız. Ya bizim yolumuzu açsınlar, yerle bir edelim, ya devlet yapsın. İkisinden birisi. Üçüncü bir yol yok. Başka türlü olmaz. Habire “bunlar canidir” diyor. Kürt olan kardeşlerimiz bunların cani olduğunu duymuyor mu? Duyuyorlar. Zaten bunlar dine, imana, mukaddesata karşı tavırlarını açık açık gösterdi. Söylüyorlar da. Bilinen bir husus bu. Ama fikren oradaki Kürt kardeşlerimiz baş edemez bunlarla. Baş etmek için ihtisas sahibi, kültürlü, Marksist-Leninist felsefeyi çok iyi özümsemiş, çok iyi analiz etmiş, cevap verebilecek, Darwinizmin materyalizmin bütün detaylarını bilen, genel kültürü müthiş, gayet güzel hitabeti olan insanlar gerekir. Bunun dışında netice alınmaz. Durup durup PKK’ya “siz zalimsiniz, gaddarsınız, Allah’sız kitapsızsınız” demekle, bununla netice alınmaz. Karşı cevap verilmesi lazım. Adamlar dini eleştiriyor, dedem cevap veremiyor. İslam’ı eleştiriyor, cevap veremiyor. Leninizm’i anlatıyor, cevap veremiyor. Darwinizmi anlatıyor, cevap veremiyor. Bunu devlet yapacak. Yahut devlet bunu yapacak adamlara destek verecek, yolunu açacak. İkisinden birisi.
2011-10-05 22:46:59