A9 TV; 5 Ekim 2011
Devlete güçlü destek gerekir. Akılcı bir tavır gerekir. Her şeyin başında Allah’a çok güçlü bir bağlılık, Allah’a derin bir sevgi, derin bir muhabbet, Allah’a samimi dua, samimi yakınlık ve birlik, beraberlik. Hangi mezhepten olursa olsun, hangi ırktan, kavimden olursa olsun her türlü kardeşimizle samimi, candan bir üslup içerisinde ittifak halinde olacağız, inşaAllah. Ve genel kültür, bilgimizi çok arttıracağız. Kuran hakkında çok iyi bilgimiz olacak. Kuran’ın etrafında, Kuran ahlakıyla toplanıp, en isabetli şekilde, materyalist düşünceye karşı fikrimizi beyan edeceğiz. A9’da gençlerin röportajları yayınlanıyor. Bütün gençler, her kesimden, her yerden. Hepsi “Allah’a inanıyoruz” diyorlar. Hepsi “Darwinizm’e inanmıyoruz” diyorlar. Bu ciğerlerine oturmuş. Acayip ızdırap çığlıkları duyuyoruz. Çok ızdırap duyuyorlar.
(Serdar Turgut’un PKK’nın işlediği cinayetlerin zamanla Türk solu açısından bir iç sıkıntısı oluşturduğunu, felsefi açıdan PKK’yı destekleseler bile PKK’nın eylemlerinden dolayı ikilem yaşadıklarını belirtmiş. Şimdi ise özellikle öğretmenlerin kaçırması gibi olayların ardından Türk solunun PKK’ya verdiği desteğini çekmeye başladığını söylemesi üzerine) Kim destek çekmiş? Destek çekmek nasıl olmuş? Onu anlatması lazım, örnek vermesi lazım. Destek çeken meken yok. Bilakis desteklerini artırıyorlar. Destek niye çeksin? Ama Marksizm’den vazgeçtiyse yani Marksist, Leninist felsefeden vazgeçtiyse tabii ki çeker. Ama hem Marksist, Leninist olacak, hem de “arkadaş desteğimi çektim” diyecek. Oportünist olmuştur o. Revizyonist olmuştur, vazgeçmiştir. Başka kafaya gitmiştir. Bir ihtimal de Müslüman olmuştur. O zaman çok güzel zaten elhamdülillah. Bayağı güzel. Marksist, Leninist olarak vazgeçemez. Yani çünkü Marksizm’in, Leninizm’in gereği terördür. Terör olmadan Marksist, Leninist olamaz bir insan. Öğretmen kaçırma zaten Marksizm’in, Leninizm’in bir uygulamasıdır. Yani Leninist terörde, Stalinist terörde bu vardır. Adam kaçırma, sabotaj vardır. Lenin, Stalin uzun uzun açıklıyor bunları. Diğer komünist gerilla liderleri de açıklıyorlar. Dolayısıyla onların böyle bir şeyden rahatsız olmaları diye bir konu olmaz.
(MHP Lideri Alparslan Türkeş’in 1990’lı Yıllarda HEP Heyetiyle Yaptığı Konuşması Hakkında)
Ne kadar güzel bir üslup. Leyla Zana’ya “kızım” diye hitap ediyor. Çok sevecen bir tavır. “Ve bir olay çıkarsa, bir şey varsa direkt açın beni telefonla” diyor. Bayağı samimi. “Olay çıkmaz” diyor. Aynı mantık her zaman devam etmesi lazım akılcı, şefkatli bir bakış açısıyla. Tabii hareket komünist hareket olduğu için, Leyla Zana’nın da yapabileceği bir şey yok. Abdullah Öcalan’ın da yapacağı bir şey yok. Komünist hareketin toptan durdurulması, toptan harekete bir son verilmesi gerekiyor. Bunun için de bilimsel çalışma gerekiyor. Bunun dışında bir yöntem fertleri ikna ederek, kavgaya gerek yok tarzında bir ikna ile pek bir netice alınmaz.
Müminde gıpta var. Gıpta ne demektir? “Allah ne güzel yaratmış, onda olan onun olsun ama Allah inşaAllah bana da öyle bir iyilik, güzellik nasip etsin” gibi bir ruh halinde olur Müslüman. “Hasedin iza hased” diyoruz haset edenlere inşaAllah.
Hastalık zaten ciddi bir imtihandır. Hasta mesela acile gitti. Acilde çok güzel karşılanması lazım, çok sevecen. Acilin özel ayarlanması lazım. Hastayı getiren aileler de bazen vesveseli oluyorlar. Onların gönlünü alacak bir şey de olması lazım. Orada mesela bir ilgisizlik olmaz, zaten adam hasta çok acayip kötü bir durum olur. Mesela Allah esirgesin patlama oluyor, sakatlanıyor. Orada onları rahatlatacak, onları huzura kavuşturacak, psikolojik olarak dengeleyecek bir ekibin ayrıca bulunması lazım. Yani psikolojik yönden, ruhi yönden onları huzura kavuşturacak, onların o paniğini, tedirginliğini, vesvesesini ortadan kaldıracak insanlar olması lazım. Devletin onları özel görevlendirmesi lazım. Doktorlara iyi para versin devlet. Doktor mağdur durumda kalmasın. Muayenehane açmak derdine düşmesin. İstesin devlet biz vereceğiz. Veririz ne olacak? Mesela iki ekmek yiyeceğimize bir ekmek yeriz. Feda olsun, Allah rızası için. Doktorun güzel davranması çok önemlidir hastaya, gönül alması. Mesela korkutmaması lazım hastayı. Hastalığını mesela vahim göstermek çok rahatsız eder. Çünkü o, o bilgiyi almamış olabilir, o tevekkül anlayışını daha almamış olabilir. Böyle gönlünü rahatlatacak, onun kalbini kuvvetlendirecek bir üslupla konuşması lazım. Allah’a vererek her şeyi, Allah’tan bahsederek. Her şeyi yaratanın Allah olduğunu, şifayı verenin de Allah olduğunu anlatarak, güzel bir üslupla gönlünü rahat tutmasını, gönlünü ferah tutmasını ona ifade etmesi gerekir.
Yalnız, bu şehitlere verilen sözler tutulmamış. Bana yazdılar. O çok hassas bir konudur. Hasta konusu bir, şehit konusu iki. Şehit ailelerine verilen bir söz var herhalde anladığım kadarıyla. “Onlara iş bulacağız ailelerine” gibisinden. Tamam kardeşim. Onu da bekletmeye gerek yok. Ne gerekiyor bunun için? Para gerekiyor. Tamam devlet bizden istesin. Vergi istesin verelim. Desin ki devlet “benim gücüm yetmiyor, bunun için vergi gerekiyor.” Desin, vergiyi biz vereceğiz. Yani kanunla açıklasın, tamamdır. İftiharla, sevinçle, hem de hoşumuza giderek. Çünkü biz huzur istiyoruz. Ben şehit ailelerini rahat, zengin, müreffeh gördüğümde içim açılır, rahatlarım. Ben onları yıkık dökük evlerde gördüğümde rahatsız oluyorum. Hayat kalitem bozuluyor. Hayat kalitemin bozulmasını istemiyorum ben. Vicdanen rahatsız oluyorum. Onları neşeli görmek istiyorum ben, iyi görmek istiyorum, zengin görmek istiyorum. O zaman ben rahatlarım. Çoluğuna çocuğuna hepsine iş bulunsun. Mesela şehitlerin çocuklarını devlet ücretsiz okutsun. Hastane bedava olsun şehit için. Adam canını vermiş artık mübarek. Vatanı, milleti, namusu, dini, imanı için. Kalsa hayatta bol bol bakacak belki, bol bol onlara her türlü imkanı sağlayacak. Ama o imkanı gitmiş. Allah’a canını teslim etmiş. Allah onu şehitler makamına almış. Peki şimdi bu durumda ne yapacağız biz? “Ne yaparsan yap” denilir mi? Denmez. Şehit ailesi benim için çok önemli, çok kutsaldır, çok hayatidir. Bir de hastaların ben rahatsız olmasını, acı çekmelerini istemiyorum. Neşeli olsunlar, huzurlu olsunlar. Çünkü sağlam adamın çalışması kolay. İki misli çalışırız. Ne olacak? Daha iyi. Sağlığımıza da iyi gelir. Az yeriz. Daha da iyi olur. Sağlığımıza daha faydalı olur. Yeter ki huzurlu olsunlar, güzel olsunlar, iyi olsunlar.
(Sayın Bahçeli’nin, Türk Bayrağı’nın Kandil’e Göklere Çekmesi Teklifi Hakkında)
Allah Allah. Yakışır. Devasa bir Türk bayrağı yakışır. Zaten oraya Türk askeri girse sorun çıkmaz. Bayağı rahat gidebilirler. Kimse karşılarına çıkmaz. Sadece oraya kadar gidecekler o kadar. Bir direnç falan olmaz. Bayağı da yakışır. Ama geniş bir bölge, oraya muhtelif karakollar kurulması gerekiyor tabii. Sayın Devlet Bahçeli güzel söylemiş, hoş söylemiş, yakışır. Bir de Mehter takımını oraya götürmek lazım. “Ceddin deden” ile inletirlerse orayı, Allah Allah. O zaman çok daha da güzel olur, inşaAllah.
(Ege Üniversitesi’nin Evrim Teorisi İle İlgili Görüntülü Eğitimi ve Öğrencilerin Tabiat Tarihi Müzesi’ne Götürülmesi Hakkında )
Şimdi oraya götürdüklerinde ne olacak? Çocuklar orada fosilleri görecekler, bakacak fosiller hiç değişmemiş. Nasıl yapacaklar o zaman? Yüz milyon, iki yüz milyon yılla ölçülemeyen fosiller. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Nasıl açıklama? Yaratılış. Nasıl evrimi savunacaksın? Çocuklar kurt gibi oradaki gençler gittiklerinde orada hemen gerçeği görürler. Hangi fosile baksalar, nereye baksalar değişmediğini görecekler ve fosillerin de mükemmel yaratıldığını görecekler. Ve hiçbir şekilde ara fosil olmadığını görecekler. Bakın bu çok önemli. Hiçbir şekilde, tek bir tane ara fosil olmadığını görecekler. Dolayısıyla onları o tip müzelere, şuraya buraya falan götüremezler. Fosil sergilerine falan götüremezler. Götürürlerse zaten çocuklar gerçeği görmüş olurlar. Bir kaç tanesini tembihlemişler herhalde, “şöyle konuşun, böyle konuşun” gibisinden. Onlar da bizim kitaplarla karşılaşınca zaten hemen fikirlerini değiştiriyorlar. Boşa uğraşıyorlar, boşa debeleniyorlar, boşa çırpınıyorlar. Çıksın İstanbul sokaklarında gençlere sorsunlar “evrime inanıyor musunuz?” diye. Biz rastlayamadık. Kime sorsak “Allah’a inanıyoruz” diyorlar, hepsi “yaratılışa inanıyoruz. Evrim teorisi geçersizdir” diyorlar. Bu bir kaç tane genç kız, güya bize cevap olarak çıkarmışlar. Koca Türkiye’de iki kişi. Biz size en az iki bin, üç bin tane genci gösteririz. Sokaklarda bizim çocuklar çekim yaptılar. Kimse sorsak, rastgele soruyorlar. Kimse sorsak herkes, “Allah’a inanıyoruz. Evrime inanmıyoruz” diyorlar. Bir kişiye rastlamadım şu ana kadar. Onun için atış serbest havası olmaz. Bu yakışmaz inşaAllah.
(Bediüzzamanın münafıklıkla ilgili sözleri üzerine)
“Bu zamanda ehl-İslâm’ın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalaletle kalplerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yegânesi (tek çaresi): Nurdur, nur göstermektir ki, kalpler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. EGER SİYASET TOPUZUYLA HAREKET EDİLSE, GALEBE ÇALINSA (ÜSTÜN GELİNSE), O KÂFİRLER MÜNAFIK DERECESİNE İNER. MÜNAFIK, KÂFİRDEN DAHA FENADIR. DEMEK, TOPUZ BÖYLE BİR ZAMANDA KALBİ ISLAH ETMEZ. O VAKİT KÜFÜR KALBE GİRER, SAKLANIR; NİFAKA (MÜNAFIKLIĞA, İKİ YÜZLÜLÜĞE) İNKILAB EDER (DÖNÜŞÜR)”
Laikliğin bir açıklaması aynı zamanda. Bediüzzaman Hazretleri muhteşem bir insandır, çok muhteşem. Metafizik bir insandır. Büyük bir alimdir. Zamanında çok çırpındılar, o zamanın Marksistleri, Darwinist-materyalistleri, ateistleri yeri göğü birbirine kattılar. Ama sadece Hocamızı ünlü yapıp bize daha iyi tanıtmış oldular. Teşekkür diyoruz inşaAllah.
Ali İmran Suresi, 139
“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.”
Mutlaka İslam ahlakını hâkim ederim diyor Allah. Yeter ki samimi imanlı olun ve kararlı olun, inşaAllah.
(Bilim Adamlarının Evrenin Genişlemesi İle İlgili Yaptıkları Araştırma Hakkında )
Bilim geliştikçe Allah’ın varlığını daha çok insanlar anlayacaklar.Önümüzdeki 10 yılda 20 yılda muazzam gelişmeler olacak bilimde. Allah’ a karşı insanların sevgisi, muhabbeti en şiddetli coşkuya dönüşecek. Daha derinleşecekler. Daha kesif, daha detaylı olarak Allah’ı fark etmiş olacaklar inşaAllah. Bilimle iç içe olacak insanlık.
(The New York Times Gazetesinde Suud Prensi Alvaled Bin Talal Bin Abdulaziz El Suud İle İlgili Çıkan İftira İçerikli Haberler Hakkında)
Şimdi dünyada etkili olan Müslümanlara karşı, tebliğ yapan, İslam’ı yayan, İslam’a iyi örnek olan Müslümanlara karşı bu tarz böyle basit iddialarla yıldırma modası yayılmaya başladı. Bunun bir örneğini biz Türkiye’de de gördük biliyorsunuz. Bize karşı da yaptılar ama başarılı olamadılar. Ben beraat ettim ve bütün delilleriyle net olarak ortaya koydum. Konu tam anlamıyla bir netlik kazanmış oldu. Şimdi bakın orada da, o kardeşimize karşı da bir oyun oynanmış gördüğüm kadarıyla. Fakat ellerine yüzlerine bulaştırmışlar. Çok biçimsiz bir iftira olduğu belli. Baktılar ki İslam’a, Kuran’a faydalı olacak, güzel örnek olacak, hayırlı örnek olacak, işte kendisine iftira atacaklar, hanımını rahatsız edecekler. Böylece yıldıracaklar kendi kafalarınca. Hiçbir şekilde etkili olamazlar. Fakat Müslümanların tabii birbirlerini çok iyi koruyup kollamaları, destek olmaları lazım. Biz de bu kardeşimizin hakkını koruma konusunda yanındayız. Hiçbir şekilde iftiraya maruz kalmasına müsaade etmeyiz. Çünkü bu yöntemlere bu adamlar devam ettiği müddetçe, Müslümanları yalnız gördükleri müddetçe, kendilerini güçlü zannediyorlar. Ama gereken hukuki karşılıklar, akılcı anlatımlar, akılcı üslup bunlara geri adım attırıyor ve yaptıklarına, yapacaklarına pişman oluyorlar. Hukukla, kanunla her türlü adaletsizliğe karşı tavır alacağız. Bir tek Türkiye’de değil, dünyanın neresinde olursa olsun, Müslümanların hakkına, hukukuna zarar verecek bir şey olduğunda elimizden geldiği kadar yardımcı oluruz inşaAllah.
2011-10-09 19:52:23