Adnan Oktar'ın 6 Ekim 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 6 Ekim 2011

Birleşme imanla olur, Allah sevgisiyle olur. İnsanların çoğunun ruhu egoistliğe daha yatkındır. İnsanlar egoist, bencil ruhu daha çok benimserler. Yani araba benim olsun. Benim kendi çoluğum çocuğum kurtulsun. Kendi ailem rahat etsin, kendim rahat edeyim kafasındadır pek çok insan. Bencillikten, egoistlikten kurtulmanın yolu İslam’dır, Allah sevgisidir. Yoksa adam yabancı bir ülkeyle birleşmeyi niye istesin? Yani “başımıza iş çıkarır” der adam. Mesela bak Avrupa egoistçe bakıyor. Ne diyor Avrupa Birliği? “Türkiye girerse” diyorlar, “parasal yönden dengemiz bozulur. O yüzden istemeyiz” diyorlar. O kadar.“Rahatımız kaçar”  diyorlar. Ülkeler arasında da dikkat ederseniz savaşlar, şunlar, bunlar, birçoğu egoistlikten çıkar, bencillikten çıkar. Milli egoizme biliyorsunuz faşizm deniliyor. İnsanların büyük bölümünün ruhu böyledir. Türki devletlerle birleşmek istemek nasıl olur? Allah aşkıyla çok sevgi dolu olursun. İnsan sevgisiyle dolu olursun. Daha çok insan sevmek istersin, daha çok insanla görüşmek istersin. Dost canlısı olursun, o zaman onları da yakın bilirsin Allah’ın güzel kulları olarak. Yoksa böyle bir olay olmaz. Eskiden beri söylenir, “Türk devletleri birleşsin, Türkiye büyüsün, turan olsun” denir. Defalarca deneme yaptılar falan. Daha da adamları uzaklaştırdılar. Bu tip girişimde bulunanlardan daha soğudular. Çünkü girişimde bulunan adamlar egoist yaklaştılar, çıkarcı yaklaştılar. Hemen gelir gelmez. “Sizden ne ticaret yapabiliriz? Ne çıkar sağlayabiliriz?” Baktılar adamlar sevgiye dayalı değil, çıkara dayalı. Kardeşlerimiz hoşlanmadı bu işten. Mutlu olmadılar. Çünkü çıkar için birisi birine yaklaştı mı bu rahatsız edicidir. Sen tam sevgi için beklerken, dostluk için beklerken, iyi niyetle, Allah rızası için aşkla seveceğini düşünürken bakıyorsun adam senden ne koparacağının peşinde. O zaman olmaz. İddia edilen Ergenekon Terör örgütü mensupları zamanında o tip girişimde bulundular. O tip hareketlerde bulundular. O insanları daha da soğuttular, nefret ettirdiler. Mesela gidin sorun Türki devletlerde, adamlar “aman aman” diyorlar,“sakın.” Çünkü o kafaya böyle karşılık verirler. Egoist oldun mu öyledir. Ama egoistlik, bencillik yoksa sevgi varsa gelir. Onu seven insanlar varsa orada, sevgi varsa o sevgiyi tatmak için, o sevginin güzelliğini, o heyecanın güzelliğini yaşamak için gelir. Kedi bile değil mi? Hayvan mesela sevgi gösterilirse mırıldıyor, şakalar yapar, hareketleri çok hoş olur. Kendini sevdirmek için, değil mi? Neler yapar sevildiğini anlarsa? Adam tekmeyle onu uzaklaştırırsa hayvan kaçıyor ondan. Daima panik halde oluyor, uzaklaşıyor. Sevgi kainata hakimdir. Allah’ın verdiği kutsal bir nimettir, güzel bir nimettir. Onun için böyle siyasi soğuklukla, resmi soğuklukla, buz gibi bir yüzle, abuz bir çehreye“gelin kardeşim birleşelim”dersen, adam gelmez. Ama aşkla, şevkle böyle candan sarılıp “ben sizi çok seviyorum, aşkla seviyorum. Siz benim kardeşimsiniz. Ben sizleri görmeden edemiyorum” dersen o zaman esas sevildiği yere gider. Sevilmediği yere insan gitmez.

Bazılarının keyfini kaçırıyor şehit haberleri, değil mi? Yüksek sesle ağıt yakanlar, cenazeler adamların asortiğini, keyfini, rahatını bozuyor olabilir. Dolayısıyla “bize göstermeyin, oluyorsa oluyor” kafasındaysalar eğer bir kısmı, bu vahim. Bir de “Güneydoğu bölünüyorsa bölünsün” kafasında da olabilir bunlar. “Biz tam eğlenirken böyle şeyler ağzımızın tadını kaçırıyor” kafasında olabilirler. “O yüzden ne haberleri yayınlayın, ne de bu konulardan bahsedin, bizim içimiz rahat olsun, diskolarda eğlenelim, viskimizi içelim, boğazda gezelim” falan kafasında olabilirler. Dolayısıyla Darwinist, materyalist yetişen bir kısım gençler bu tip bir cevap vermiş olabilirler. Şehit haberleri tabiiki verilecek. Ama çözüm de sürekli anlatılacak, sırf ağıt değil. Ayrıca ağıt yapılsın da demiyoruz. Zaten Müslüman delikanlıdır. Niye ağıt yaksın? Şehit varsa şehide sevinilir. Yiğitliktir. Hz. Hamza şehit olduğunda ağıt mı yakıldı?  Hz. Ali (ra), Hz. Hasan (ra), Hz. Hüseyin (ra) şehit olduğunda ağıt mı yakıldı? Sahabe onar, yirmişer, yüzer şehit ediliyorlardı hergün. Ağıt mı yakıldı? Yok. Delikanlılığın şanındandır, Müslümanlığın şanındandır. Şehitlik, bir nimettir. Dolayıyla orada ağıta gerek yok. O anlatılabilir. Ama şehit cenazeleri tekbirle, yeri göğü inletilerek kaldırmak lazım. Tekbir sesleriyle yer göğün böyle inlemesi lazım. Ve sürekli gazetelerde de komünizmin, terör düşüncesinin, Leninizm’in yanlışları, hatalı yönleri bilimsel anlatımlarla -demogojiyle değil ama böyle siyasi demogojiyle değil-akılla, bilimle anlatılması lazım. Çok güzel delillerle açmazları, yanlışları hergün bir gazete köşesinde bir haber, iç kısmında biraz haber bu şekilde olur. Yoksa açık oturumlar yapıyorlar ben görüyorum. Adamlar çay, kahve içiyorlar, sürekli konuşuyorlar. Bilimsel içeriği yok, mantık yok, hiçbir şey yok. Sadece PKK ile “işte görüşelim mi görüşmeyelim mi? Görüşmezsek ne yapacağız?” Hep havanda su dövme tarzında oluyor. Birisi çıkıp da, “bunlar komünist madem, madem Darwinist, materyalistler, bunların fikirlerinin yanlış olduğunu bunlara anlatalım, konu çözülsün” demiyor. Bakın dikkat edin, seyredin; hep demagoji tarzındadır, hep yüzeyseldir, hep sathi konuşmalardır. Hemen hemen her kanalda sürekli konuşma var. Ama tek konudan kaçınıyorlar. Leninizm’in, Marksizm’in, Stalinizm’in, Darwinizm’in bilimsel eleştirisi. Buna yanaşmıyorlar. Bunun dışında herşeyi anlatıyor adamlar. Bu çok manidardır. Ya fikirlerine güvenemiyorlar bir kısım kişiler. Ve yahut zaten o da Marksist, Leninist, Darwinist olduğu için anlatmak istemiyor. Veyahut bizim bilmediğimiz başka nedenleri var. Veyahut müsaade etmiyorlar bazı çevreler bunlara.  Biz ama geceli gündüzlü anlatıyoruz işte A9’da. Ama A9 sadece yeterli değil tabii. Geniş çaplı olması lazım.

Hapishaneye giriyorlar. Hapishanede adamlar okul kuruyor adeta. Orada muazzam bir Marksist eğitim veriyorlar. Birbirlerini Marksist, Leninist, Stalinist yönde eğitiyorlar. Mesela adam beş yıl hapis cezası yiyor. Altı yıl hapis cezası yiyor. Altı yıl orada Marksist eğitim alıyor, Leninist eğitim alıyor. Terörün yöntemlerini öğreniyor. Hapisten çıktıktan sonra adam daha azgın, daha saldırgan oluyor. Birçoğu öyle PKK’nın saflarına katılıyor. Bu sefer dağ kadrosuna katılıyor. Hapishaneler onlar için bir okul hükmünde oluyor. Kahvehaneleri kullanıyorlar, köy odalarını kullanıyorlar, kendi evlerini kullanıyorlar. Her yeri eğitim için kullanıyorlar. Ama eğitime çok önem veriyorlar. Devlet de eğitime önem vermiyor, karşıt eğitime. Yani anti-Leninist, anti-Darwinist eğitime önem vermiyor. Hayat damarı bu. Yani olayı kökten çözecek olan budur. Buna önem verilmiyor. Mesela Sayın Devlet Bahçeli dedi ki; “Kandil’e Türk Bayrağı’nı dikelim”. Tabii onun bir sembolik değeri olur, sembolik bir anlamı olur. Yoksa Kandil’e bayrak diktiğinde adam oradan kaçar da. Başka yere kaçar. Ama hiç olmazsa Kandil lafı sık sık duyulmaz. Çünkü bir meydan okumanın adı Kandil şu an. Ama mesela “Kandil’den de kaçırttık” denilirse; bu güzel sükseli olur, iyi olur. Yani onlar açısından moral bozucudur. Ama netice alıcı hiç değildir. Çünkü onlar bütün bölgeyi kullanıyorlar, bölgenin tamamı yani. Suriye’yi kullanıyorlar, Ürdün’ü kullanıyorlar, Mısır’ı kullanıyorlar, her yeri kullanıyorlar. İran’ı kullanıyorlar, bütün ülkeleri kullanıyorlar. Bütün bölgede faaliyet halindeler. Türkiye’de de hemen hemen bütün illerde faaliyetler yapıyorlar. Onlar dar bir bölgeye sıkışmış, dar bir bölgede faaliyet yapmıyorlar. Ama orada bir Türk bayrağının olması güzel olur. O nasıl yapılacak? Irak yönetimiyle anlaşması lazım Türkiye’nin. Orada bir üs, bir karakol talepleri olması lazım. Kandil’de dev bir Türk karakolu yapabilirler güvenlik gerekçesiyle. Verir Irak yönetimi. Öyle bir sorun çıkmaz. Büyük bir karakol, büyük de bir Türk bayrağı da oraya takarsak Kandil kısmen de olsa kontrol altına alınmış olur. Sembolik olarak faydası çok olur. Ama net netice alıcı değil. Çünkü ben net neticeyi zaten bilimsel mücadele ile olacağını söylüyorum. Yani askeri, siyasi çözüm olmayacağını hem Kuran’dan, hem Risale-i Nur’dan, hem akılla, hem mantıkla anlattım. Olmayacağı belli. Ama sembolik olarak düşünülüyorsa, o olur. Yani orada Irak hükümetinden izin alınır. Belirli bir yer asker üst gibi bir izin alınıp orada büyük bir karakol kurulabilir. Hem helikopter inebilen, hem kara harekatına uygun yani her yönden karakol özelliği taşıyan bir yer orada ihdas edilebilir.

(Mehmet Ali Birand‘ın Öcalan’ın Meclise Girmesi Konusunu Gündeme Getirmesi Hakkında)

Türk milleti böyle bir teklifi hiçbir şekilde kabul etmedi, etmez de. Gitsin sokağa sorsunlar.  Sokakta bunu sormak, tespit etmek varken böyle hayali sözler etmenin anlamı ne? Çıksınlar mesela Ankara’da Kızılay’a gitsinler.  Ulus mahallesine gitsinler, sorsunlar. İstanbul’da, Taksim’de, Kadıköy’de sorsunlar.  “Bu adamlara özerklik verelim mi? Abdullah Öcalan’ı bırakalım mı? Serbest kalsın mı?” Bir sorun bakayım. PKK’lıların dışında “evet, öyle olsun” diyen çıkmaz. %99,99 reddedecektir. Dolayısıyla nereden Hasan Cemal’e millet itibar etmiş ben bunu anlamadım. Onlar da biliyorlar böyle bir şeyin geçersiz olduğunu, böyle bir çözümün olmadığını. Sosyalist yöntemlerle, Marksist yöntemlerle, Leninist yöntemlerle, Darwinist, materyalist yöntemlerle netice alınmaz. Zaten öyle bir yöntemi de uygulatmayız da. Ayrıca öyle bir olay da olmaz. Boş yere çırpınmasınlar. Tek yol vardır; Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. Bunun dışında yol yok. Bunu unutacaklar, inşaAllah.

(Somali’deki intihar saldırısı ile ilgili Başbakan Erdoğan’ın “İslam terör değil barış dinidir”  demesi Hakkında)

Doğru, güzel. Bunu ifade etmesi gerekir. İfade etmesi de faydalı olur zaman zaman. Çünkü karşıt açıklamalar yapılması güzel. Özellikle Başbakan’ın açıklama yapması çok etkili olur tabii. Ama yobaz takımına anlatılanlar kulağının bir tarafından girer, bir tarafından çıkar. Yobaz takımı öyle laftan, sözden, iknadan pek anlamaz. O kendi putlarına itibar eder, kendi put inançlarına itibar eder.  Onun putlaştırdığı kişiler vardır, şahıslar vardır. Onlara itibar eder. Dolayısıyla burnunun doğrusuna gider. Nasıl Darwinist, materyalist, ateist takım burnunun doğrultusuna gidiyorsa onlar da burnunun doğrultusuna gider. Sağduyu sahibi, aklı başında insanlar çok etkili olur. Onun için halkımızın aydınlatılması çok önemlidir. Her zaman böyle uç tipler olur. Bunları ikna etmek çok güç. Bunlar yine aynı kafada devam ederler. Her zaman ortaya çıkarlar. Kendini öldürtür. Başkasını gider öldürür. PKK da aynı kafada, bunlar da aynı kafada. Hepsinde Darwinist, materyalist, Leninist, Stalinist ruhun o deccali, kan dökücü acımasız ruhu vardır. Yobaz takımıyla bu Marksist, Leninist, Stalinist kafa aynıdır. Bu kan döken yobazlar da komünistlere hayran olan insanlardır. Komünistlerin kan dökme, bombalama,  intihar eylemleri onlar için iftihar edilecek şeylerdir. Omuz omuzadırlar. Yaniyobazlarla komünist, ateist, Darwinist takım omuz omuzadır. Terör konusunda ittifak halindedirler. Dünyanın her tarafında birbirlerini koruyup-kolluyorlar.  Buna karşı da çözüm Mehdiyettir, İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. Onlar istese de istemese de zaten onlara karşı bir geniş fikri cephe oluşuyor. Bilimsel cephe oluşuyor. Geniş halk kitleleri hep ılımlıdır, güzel huyludur, hep pozitiftir. Bizim milletimizin mesela %99’u güzel huyludur, sevecendir. Milletimizin ikna edilmesi çok önemli. İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne ikna edilmeleri. O olduğunda konu biter. Yoksa oturup böyle cins adamlarla uğraşmaya kalkarsak netice almamız çok zor.

Halbuki Ahmedinejad çıktı, “Hz. Mehdi (as) damla kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, burunları dahi kanamayacak insanların” dedi. Bu çok güzel. O benim ısrarlı anlatımlarımdan sonra üslubunu değiştirdi. Önceden “İsrail’i yerle bir edeceğiz, haritadan sileceğiz” diyordu. Sonra onu, kaldırdı o üslubunu. Ama yarın öbür gün Hz. Mehdi (as) çıkarsa ne yapacaklar? Duvarda görüntü halinde olursa o hayalet Mehdi. Ki muhtemelen “gördüm” diyecek. Ne yapacağız? Yani “olmayan Mehdi” diyelim, hiçbir zaman için olmayacak olan hayalet Mehdi. Peygamberimiz (sav) öyle bir hayaletten mi bahsediyor? Hangi Peygamber öyle hayalet olarak gelmiştir? Hangi veli öyle hayalet olarak gelmiştir? Hz. Mehdi (as) çile çekecek, acı çekecek, hapiste yatacak, kırk yıl uğraşacak. Hayalet olarak bu olacak iş mi? Hapiste niye dursun hayalet olarak? “Ruh gibi, böyle hava gibi olacak, her yere girecek” diyor. O durumda hapse niye girsin öyle bir insan? Beş yaşında çocuk olsa anlar bunu.

Peygamberimiz (sav)’in güzellikle, sevgiyle anlattığı ahir zaman için; nimet ve kurtuluş olan Hz. Mehdi (as)’ı bakın ne hale getiriyorlar. Biri “şahsı manevi” diyor, biri “kitaptır” diyor, biri “öldü” diyor, biri “gelmeyecek” diyor. Biri ”öldü birisinin ruhuna girdi” diyor, biri “hayalet” diyor “mağaranın içerisinde” diyor, biri “her yerde görülüyor” diyor. Bunların hepsi anti-Mehdi hareketlerdir ve Müslümanları mağdur edecek hareketlerdir. Ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerine karşı, yakışık almayan bir tavır bu. Yani başka açıklaması yok. Peygamber Efendimiz (sav) baya akılcı, net, derli toplu anlatmış, anlaşılmayacak bir yönü yok ki. “Şehirde doğacak” diyor. Normal anneden babadan doğan bir insan. İlkokula gidiyor, ortaokula gidiyor. Normal insan Peygamberler gibi, veliler gibi. Zorlu bir mücadele yapıyor. Kırk yıllık bir mücadelesi var ve en sonunda Hz. İsa (as) ile birleşerek İttihad-ı İslam’ı oluşturuyor. Yani bütün dünyaya İslam’ı hakim ediyor, vesile oluyor. Sen hayalet Mehdi’den bahsedersen konu tamamen bambaşka bir çizgiye gider. Hiç olmayacak bir şeyi söylemiş oluyorsun o zaman. Kendi de inanmaz, başkası da inanmaz zaten.

Normali insanların huzur içinde yaşamasıdır. Bir de dünya öyle savaşı kaldırabilecek bir yapısı yok. Armagedon olduğunda dünyada hiç kimse sağ kalmaz. Bütün dünyada kıyamet kopar, helak olur dünya. Yani Armagedon hevesine gerek yok. Armagedon İran’la İsrail arasında, işte Türkiye’yle başka ülkeler arasında olacak bir savaş gibi görüyorlar. O değil; Irak ile Amerika arasında yapılan savaşa “Armagedon” deniyor. Orada hadislere baktığımızda tam mutabık. Hakikaten bir ordu çölde kısa sürede kaybolmuştur. Irak birçok ülke tarafında işgal edilmiştir. Gerek konumu, gerek zamanı, gerek ordunun bir anda kaybolması, Irak’ın para biriminin ortadan kalkması tam hadislerdeki şekle uygundur. Yani arkasından Suriye’nin karışması tam yani, başka bir olay değil. Bu olayla Armagedon bitmiştir. Bunun dışında bir Armagedon yok. O tip bir Armagedonda dünyada hiç kimse kalmaz. Onu da söyleyeyim. Tekrar bunu belirtmekte fayda var. Ama böyle bir şeye müsaade etmeyiz, olmayacak da ayrıca, inşaAllah.

2011-10-09 20:03:56
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top