A9 TV;7 Ekim 2011
PKK komünist gerilla yöntemi kullanıyor. Onda zaten kalleş ve kahpe yöntem esastır. Öyle merdane bir tavır değildir. Biz gidip adamlara “Niye göğüs göğse çatışmıyorsunuz?” falan mı diyeceğiz, ne diyeceğiz yani? Öyle denmez. Bizim diyeceğimiz; “Fikriniz yanlış, doğrusu budur. Darwinizm materyalizm geçersizdir. Felsefi, bilimsel yönden Leninizm çökmüştür, Stalinizm çökmüştür.” Bunu ispat ederiz, anlatırız. Yöntem budur. Bunun sonucunda da terör merör diye hiçbir şey kalmaz. Ne komünist kalır, ne Leninist kalır. Adamın fikrinin yanlış olduğunu sen ona ispat eder, anlatırsan adam niye savunsun ondan sonra? Nasıl savunacak? Ama eminse fikrinden, devam eder. Konu bu. Her zaman böyledir. Bir insan bir şeye konsantre olduğunda azimli olur. Ama yanlış yolda olduğunu anlarsa vazgeçer. Herkesin bildiği bir şeydir.
Müzik yasak, resim yasak, bilim yasak. Ondan sonra da çer çöp haline getiriyorsunuz milletin garibanlarını, birçok insanı ve ezim ezim ezdiriyorsunuz. Bilim olmazsa, sanat olmazsa nasıl mücadele edeceksin? Felsefeye “sakın ha! Zinhar.” Bilim? “Bilime zaten gerek yok.” Sanat? “sakın ha!”. Ne yapacağız? İşte “Bir hırka, bir lokma. Böyle zemin katta berbat yerlerde gidip oturun. Bu dünya sizin cehenneminizdir. Cennette rahat edersiniz. ” Müslüman için dünya da cennet gibi, ahiret de cennet gibi. Niye cehennem gibi olsun Müslüman için? Ve yenildikleri sistemi daha hala zorluyorlar. Yenilmişsin işte, ezilmişsin, perişan oluyorsun. Sürekli aşağılanıyorsun, onurun kırılıyor. İki ayağının üstüne duramayacak hale geliyorsun. Daha hala müşrik sistemi savunuyorsun. Bunu bırakacaklar. Kuran’a dayalı bir tavır inşaAllah.
Hepsini Allah yaratıyor, insanların zihninde oluşuyor. Amerika’yı yaratıyor Allah, Rusya yaratır. Şu zengin, bu zengin. Hâlbuki hepsi gariban, Allah’ın yarattığı görüntülerdir. Hiçbir güçleri yoktur. Kader içerisinde Allah onları oraya yerleştirmiş. Onu oraya, onu oraya, onu oraya. Hepsinin belirli bir yeri var. O şekilde hayat sahnesine çıkıyorlar. İmtihan sahnesine çıkıyorlar. Mesela Firavun devrinde de “Firavun çok önemli adam” falan diyorlardı. Adamı görüyorsunuz. Çürümüş kavun gibi paket vaziyette, yüzyıllardan beri bekliyor.
(Yunanistan’daki en koyu milliyetçilerin bile son zamanlarda “Yunanistan’ı Türkiye’nin kurtarabileceğini” söylemeleri ve Yunanistan’ın AB’den çıkarak Türkiye ile birleşmesini istemeleri ile ilgili)
Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Atalarına rahmet. Bak ne güzel konuşmuşlar. Demek ki Türk İslam Birliği tam bir kurtuluşmuş. Bak, üç yıl önce söylediğimde, “Yunanistan’la da birleşeceğiz” dediğimde “Olur mu öyle şey?” falan diyorlardı. Adamların en uç muhalifleri bile istiyor. Karmakarışık bir şey yok. Sadece Yunanistan sınır kapısına geldiğimizde orada kediler oynayacak, o kadar. Kapıdan direk geçeceğiz. Konu bu. Onlar da direk gelip geçecekler. Gelsinler burada portakal, mandalina alıp memleketlerine dönsünler. Gitsinler istedikleri yerde mallarını satsınlar. Bizim kardeşlerimiz de gitsin orada istedikleri yerde tesis kursunlar. Bütün mesele o kapıdaki kontrolün kalkmasında. Var ya o sınır kapısında bekleyenler, onu kaldıracaksın, o kadar. Konya’ya giderken nasıl rahat giriyoruz, oraya da aynı şekilde. Selanik falan hep atalar yurdu. Oralara biz aynı Osmanlı döneminde olduğumuz gibi rahat rahat gireceğiz. Onlar da istedikleri gibi buralara kadar gelecekler. Konu bu. Oradaki memurlara diyeceksin “arkadaşlar, buyurun, evinize gidin, işinize bakın.” Başka karmaşık bir şey yok. Acayip zengin olur Yunanistan, acayip. Ne bu ekonomik krizleri kalır, ne şu kalır, ne bu kalır. Şu “Euro” işini de bırakacaklar. Euro değil, Türk parası ile iş görecekler, TL. Varsa yoksa Türk parası. Cayır cayır istedikleri gibi yaşarlar. Son derece de rahat ve zengin olurlar. Beklemesinler, hiç beklenecek bir şey yok. Karar alsınlar. Başbakanımızla onların başbakanı gelsin, masada otursunlar. Meclis’e getirin kararı, konu bitsin. Yarım saatlik işi var, o kadar. Karmaşık hiçbir şey yok. Yunanlılar; zaten büyük bölümü onların Türk’tür Yunanlıların hep. Bakın, aynıdır. Anadolu insanı ile aynıdır. Huyu suyu, kişilikleri çok benzer. Tipler falan aynıdır. Yunan köylülerine bakın, bizim Türk Trakya köylü, aynıdır.
İsveçli bir gazeteci ile röportaj
İsrail’le bir çatışma olmaz. Türkiye İsrail’i korumak için Malatya’da radar üssü kurduruyor. Ve İsrail’i nükleer bir saldırıdan koruyacak çok kapsamlı bir sistemdir bu. Özellikle de İsrail’i korumaya yöneliktir. Ve diğer ülkeleri de tabii korumaya yönelik ama özellikle İsrail’i korumaya yöneliktir. İsrail’e karşı Türkler daima koruyucu ve kollayıcı, şefkatli olmuştur. Fakat doğru, orada çok agresif ve gereksiz bir sert davranış gösterdiler. Daha orantılı güç kullanılabilirdi. Daha makul davranılabilirdi. Ama artık olmuş bir kere. Bizim de istediğimiz inşaAllah bir özür ve tazminat. Ve konunun bu şekilde kapatılması.
Bir de millet olarak biz Musevileri severiz. Türk halkı Musevileri sever. Çok şefkat duyarlar. İsrail halkı da Türk Milletine karşı derin bir saygısı ve derin bir sevgisi vardır. Bu sorulursa zaten tespit edilebilecek bir gerçektir.
İsrail tabii zaman içerisinde insanların kalbinde öfke meydana getirmiş olabilir. Çünkü Filistin’de çok fazla kan aktı, çok fazla Filistinli kanı aktı. Onlar da tabii karşı intihar saldırılarında bulundular. Karşılıklı bir gerilim meydana geldi. Bunun sonucunda da bir öfke oluşmuş olabilir bir kısım insanlarda. Fakat ahir zamandayız ve güzel bir devirdeyiz, güzel bir zamandayız. Tevrat’ta Musevileri kurtuluşa erdirecek, Musevi halkın huzur içinde yaşamasına vesile olacak Kral Mesih’ten bahsedilir biliyorsunuz. Bu temel inançlardan biridir. Üç bin yıldan beri bekledikleri bir insandır Kral Mesih. Davut soyundan. Davut oğlu Mesih. Dünyanın kralı olarak belirlerler. Biz bu kişiye Hz. Mehdi (as) diyoruz İslam inancında. Muhammed Mehdi olarak bilinen kişidir bu. Tevrat’a göre de hadislere göre de Hz. Mehdi (as)’ın vakti gelmiştir. Yani “Şiloh” da tabir edilen Kral Mesih’in vakti gelmiştir ve biz şu an dünyada Kral Mesih’in bulunduğuna inanıyoruz. Yani Hz. Mehdi (as)’ın bulunduğuna inanıyoruz. Bu fitneyi, bu acıyı, bu kargaşayı ortadan kaldıracaktır Hz. Mehdi (as). Ve İsrail, Arap ülkeleri ile kucaklaşacatır. Diğer ülkeler birbirleri ile kucaklaşacaklardır. Hatta Tevrat’taki ifadeye göre “çocuklar yılanla oynayacak, yılanın onlara bir etkisi olmayacak. Çocuklar aslanlarla oynayacaklar, aslanların onlara bir zararı olmayacak.” Böyle bir devrin içerisine girdik. Kin ve öfkeyi bir kenara bırakacağız. Eğer kin ve öfkeyle bakarsak hiç kimse hiç kimseyle dost olamaz. Mesela bir Amerikan düşmanlığı gelişebilir bu kafayla bakacak olursak. Çünkü Amerika Afganistan’da ve Irak’ta muazzam bir katliam yaptı. Milyonlarca insan katledildi, şehit edildi. Eğer bu mantıkla bakarsak hiçbir şekilde Amerika’yı affetmememiz gerekir. Ama bu çok mantıksız olur. Çünkü Amerikan halkının burada bir suçu yok. Burada bir avuç yöneticinin suçu vardır. Biz onların suçlu olduğuna inanırız. Amerikan halkını ayrı değerlendiririz. İsrail halkını ayrı değerlendiririz. Halklar genellikle masum ve mazlumdur. Hiçbiri savaşa taraftar olmaz. İnsanlar savaştan nefret ederler. Bir avuç şeytanın etkisinde olan yönetici onları kanın içerisine, ızdırabın, acının içerisine sokar. Hitler’i zamanında destekleyen çok az insan vardı. Ama kitle psikolojisiyle Almanların büyük bir bölümü Hitler’i desteklediler. Ama şimdi utanç duyuyorlar bundan. Biz Almanlara karşı sürgit bir nefret, öfke duymayız. Kimse oradaki suçlular onlara öfke duyarız, onlara buğz ederiz, onların cezalanmasını isteriz. Alman halkının masum ve temiz olduğuna inanırız. Bu mantıkla olayları değerlendirmek lazım. Eğer bu mantık değerlendirilmezse dünyada hiçbir ülke hiçbir ülkeyle dost olamaz. Yunanistan’dan da nefret etmemiz gerekir o zaman, Ruslardan da nefret etmemiz lazım, Sırplardan nefret etmemiz, Yunanistan’dan nefret etmemiz, Araplardan nefret etmemiz, herkesten nefret etmemiz gerekir. Bu çok çok yanlıştır. Geçmiş olan geçmişte kalmıştır. Artık Kral Mesih devrinde, Hz. Mehdi (as) devrindeyiz. Sevgiyle şefkatle kucaklaşıp, karşılıklı özürler dilenip konunun kapatılması gerekiyor. Öbür türlü dünya cehenneme döner. Buna da müsaade etmeyeceğiz.
İsrail’le hiçbir İslam ülkesi savaşmaz. Öyle bir olay olmaz. Öyle bir olay da olmayacak zaten. Çünkü barış devrindeyiz. Belki psikolojik yönden baskı olabilir. Yani hiçbirimiz sizi sevmiyoruz gibi imaj verebilirler. Buda çok yanlış olur. Çünkü İsrail halkının bir suçu yok, yöneticilerinden belirli kişilerin suçu var. Belirli kişiler eylem yapanlar. Onlar suçludur. Dolayısıyla İsrail halkının kucaklanacağı, sevgiyle, şefkatle korunup kollanacağı bir ortam mevzubahistir. Buda Mehdiyet’le kendini gösteriyor. Şu an Mehdiyet’in gölgesi altındadır, İsrail. Kral Mesih’in, Şiloh’un gölgesi altındadır. O yüzden zaten bölgede de hiçbir olumsuz hareket olmuyor dikkat ederseniz. Ve olmayacak da. Kriz olacak gibi olur fakat Mehdiyet bunu engelleyecektir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi gücü, Hz. Mehdi (a.s.)’ın aklı, Allah’ın onu vesile etmesiyle böyle bir olayın olması mümkün olmayacaktır. Olmadığını da göreceksiniz. İsrail halkı gittikçe daha iyiye daha güzele doğru gidecektir. Ama şart şu; Kral Mesih (a.s.)’a olan sevgilerini tam gösterecekler. Allah’a tam kendilerini bağlayacaklar. Allah’tan korkularını arttıracaklar. Sevgiyle Allah’a yaklaşacaklar.Allah’ı çok severlerse, Allah’ın koruması onların üzerine olacaktır. Bunu görecekler. Fakat artık İslam ahlakının dünyaya hakimiyet devri gelmiştir.“Arap baharı” denilen İslam baharıdır.Yani Mehdiyet baharıdır. “Arap baharı” tarzında onu yanlış ifade ediyorlar. Aslında Mehdiyet baharı, Kral Mesih (a.s.)’ın baharı olarak değerlendirmeleri daha doğru olur. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi Böyle bir dönemin geleceğini belirtmiştir. Hadislerde bu belirtilmiştir. Aynısıyla, bütün detaylarıyla olay tahakkuk ediyor şu an.
Avrupa Birliği, Türkiye’yi tabii almak istemez. Ekonomik nedenlerden dolayı en azından almak istemez. Fakat Türk İslam Birliği’nin lideri olarak, Avrupa Birliği, Türkiye’yi canı gönülden almak isteyecektir. Türkiyede onları, Avrupa Birliği’ni Türk İslam Birliği içerisine canı gönülden alacaktır. Amerika’yla Türkiye’nin arası hiçbir dönemde açılmamıştır.Hiçbir şekildede açılmaz. Kıyamete kadarda açılmaz. Öyle bir konu olmaz. Ortak politikalar izliyorlar Türkiye ile Amerika. Birbirine paralel bir politika izliyor Türkiye. Şu ana kadarda politik bir çekişme pek olmamıştır. Çok ufak tefek gibi görünen olayların dışında politik bir çekişmeye rastlamadık. Tarih içinde öyle bir olay yok. Amerika genellikle özgürlükçü bir bakış açısı içerisindedir. Demokrasiyi savunan bir ülkedir. O yönüyle müspet olumlu. Dünyanın özgür olmasını ister. Demokrasinin güçlü olmasını ister. O yönüyle güzel. Ve Türk İslam Birliği’ni istediğini anlıyoruzAmerika’nın. Bir İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmesini canı gönülden Amerika’nın istediğini görüyoruz. Çünkü bu terör ve anarşiye karşı çok ciddi bir settir.Türkiye’nin liderliğinde bir Türk İslam Birliği oluştuğunda dünyadaki radikal unsurların yaptığı terör ve anarşi kökünden durur. Yani bu bilinen bir şey. En azından terör ve anarşinin durması için ve dünyanın müspet çizgide, olumlu çizgide demokratik çizgisini muhafaza edebilmesi için bunun elzem ve şart olduğu, Türk İslam Birliği’nin, İttihad-ı İslam’ın mutlaka gerekli olduğu en aklı zayıf insan tarafından dahi görülüyor. Amerikada bunu destekliyor, benim gördüğüm. İslam Birliği’ni destekliyor. Ama radikal, kan dökücü, zalim bir anlayış olarak değil. Mehdiyet’in ruhuyla, İsa Mesih (a.s.)’ın ruhuyla bir İttihad-ı İslam istiyor. Yani sevginin, barışın, kardeşliğin, bilimin, demokrasinin, özgürlüğün hakim olduğu bir İslam birliğini istiyor. Bu da göreceksiniz yakın bir zamanda olacak.
Kötüye giden hiç bir şey yok. Parlementoya Kürt milletvekilleri girdiler, yemin ettiler. Normal faaliyetlerine de devam ediyorlar. Kürt kardeşlerimizin özgür olması, zengin olması çok hoş bir şey. Israrla istediğimiz bir şey. İftiharla istediğimiz bir şey. Kürtçe konuşmak istiyorlarsa istedikleri gibi konuşurlar. Zaten özgür bir ülke. Kürtçe dergi de çıkartır, gazete de çıkartır, canı ne istiyorsa yapar. Kimse onlara karışmaz. Başka dilde de çıkabilir. İngilizce de çıkarabilir, Fransızca da çıkarabilirler. Yani Türkiye alabildiğine özgür olsun. Fakat PKK hareketinin istediği Kürtçe dili değil. Yani Kürtçe gazete çıkartmak değil. Veyahut bölgenin ekonomik refahı değil. Bölgede komünist bir devlet kurmak istiyorlar. Büyük, güçlü bir komünist devlet kurmak istiyorlar. Suriye’deki ve İran’daki toprakları da bunun içine dahil ederek, Çin yanlısı, Kuzey Kore yanlısı, askeri gücü olan, saldırgan, devrimi ihraç etmek isteyen Marksist, Leninist, Stalinist bir saldırgan devlet peşindeler. Türkiye de bunu istemiyor. Biz de istemiyoruz tabii. Buna hiç kimse müsaade etmez. Fakat asıl bizim istediğimiz tabii bilimsel mücadele yapılması. Ben askeri, siyasi bir mücadelenin hiçbir şekilde netice getireceğine inanmıyorum. Getirmez de zaten, getirmemiştir de. Gördüler otuz yıldan beri devletin bütün imkanları kullanılmıştır. Sınır ötesi askeri operasyon da yapılmıştır. Her türlü operasyon yapılmıştır. Tutuklamalar yapılmıştır. Bu PKK’nın daha da gelişmesinden başka bir netice vermemiştir. Yapılmayan tek şey vardır ve en önemli, en etkili olan metot bilimsel, felsefi mücadeledir. Çünkü Marksist, Leninist bir harekete karşı, kuvvetle karşı koymak, netice getirmez. Marksist, Leninist harekete karşı bilimle, felsefeyle, iknayla ve telkinle netice alınabilir. Bu yapılmıyor. Bu yapılmadığı müddetçe Marksist, Leninist düşünce gelişir. Dünyanın neresinde olursa olsun, netice alınması için yapılacak metot budur. Yani Allah’ın varlığının, birliğinin anlatılması, Kuran hakikatlerinin anlatılması, bilimsel yönden Darwinizmin geçersiz olduğunun anlatılması, proteinlerin meydana gelmesinin, ancak Allah tarafından olacağının belirtilmesi, bir proteinin tesadüfen olmasının, teknik olarak, bilimsel olarak mümkün olmadığının anlatılması gibi. Veyahut 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil vardır. Bunların anlatılması gibi bilimsel gerçekleri devletin anlatması gerekiyor. Devlet, Darwinist, Materyalist eğitim veriyor şu an resmi olarak. Bu durumda Marksist düşünce, Leninist düşünce, Stalinist düşünce, bilimsel zemin üzerinde rahat hareket edebiliyor o zaman. Yani bu geçersiz olan sahte bilimsel felsefe üzerine, kendi felsefesini rahatça kurabiliyor ama zemini yok edilirse, yani diyalektik felsefe, Materyalist felsefe zeminde yok edilir ise ki, bu çok kolaydır. Bilimsel çalışmayla bu rahatça elde edilecek bir şeydir. O zaman net netice alınır. Biz bunun için gayret ediyoruz. Bunun peşindeyiz. Bu konuda devleti ikna etmeye çalışıyoruz.
2011-10-10 18:43:29