A9 TV; 9 Ekim 2011
Münafıkun ve münafıkat garip bir ara tür varlıktır. Allah’ın hikmeti, normalde insanlar ya Allah’sız Kitap’sız oluyorlar, ya imanlı oluyorlar. Allah üçüncü bir ara tür de yaratmış. “İman ediyorum” diyor, ama Müslüman’a düşman. Ama kafirden daha şiddetli, daha azgındır münafık. Daha manyak bir türdür, garip bir türdür. İnsanların en aşağılığıdır münafıklar. Kafirden daha zekidir münafık. Daha oyuncu, daha sinsi, daha kahpe ve daha kalleştir. Yani daha değişiktir. Yine kabil-i hitaptır kafir, konuşabilirsin, anlatabilirsin. Ona bir nefret değil de, ona şefkat olur, kurtarma olur kafirde. Ama münafığa nefret duyulur. Çok aşağılık bir mahluktur, çok pislik bir mahluktur. Allah onlar için cehennemde sonsuz azap vaat etmiştir. Mesela kafir merdane hareket eder, çok açık hareket eder. Kafir bellidir. Yeri bellidir, yurdu bellidir, yöntemi bellidir. Münafığın öyle değildir. Münafık takva adına, Allah rızası adına ortaya çıkar, Allah adına hareket eder. Sezilmesi çok güçtür. Çok yamandır, çok şeytani bir zekaya sahiptir, yılan gibi. Yani, nerede, nasıl, ne yapacağı belli olmaz. Onun için çok dikkatli davranılması gerekir münafıklara karşı.
Şimdi bu görünmez Mehdi anlayışı, Müslümanları mahvedecek bir Mehdi anlayışı. Çok yanlış. Halbuki Mehdiyet; çok güçlü aklın, güçlü kültürün, güçlü güzel ahlakın, güzel sanatın, güzel üslubun hakimiyetiyle ortaya çıkacak, Allah’ın özel olarak yarattığı mübarek bir harekettir. Bu hareket, daha ziyade Marksist görüşün biraz etkisi altında kalan, “asalım, keselim, vuralım, kıralım” kafasıyla olan harekettir. Bunu her yaptıkları yerde ezildiler. Mesela Kaddafi kabadayılık yaptı, kafasını anında ezdiler. Mısır’da kabadayılık yaptı, tüylerini yoldular, kafesine soktular. Saddam yaptı kabadayılık, feci şekilde öldürdüler, asarak öldürdüler. Çocuklarını da feci şekilde öldürdüler. Halktan kabadayılık yapanlar vardı, onlar da Marlboro satıcısı oldu. Bu yöntem, yöntem değil. Öyle aklı zayıf, imanı zayıf bir görüşü değil; samimi, candan, Müslüman bir görüşü esas almaları lazım. Biz de bu yönde gayret ediyoruz inşaAllah. Sanatla, bilimle, akılla, güzellikle, iyilikle netice elde edeceğiz inşaAllah.
(Azerbaycanlı kardeşlerimizin çıkartmış oldukları “Düşünen İnsan” adlı dergi hakkında)
Aferin çocuklara maşaAllah, şahane olmuş. Azerbaycan’ın koç yiğitleri, çok mükemmel.Çocuklar bize akıl vermiyorlar, kendilerinden güzel bir hizmet yapmışlar. ”Hocam Paris’in göbeğinde koskoca bir geniş arazi alsanız, oralara külliye yapsanız” tarzında akıl vermeler değil; böyle güzel faaliyetler yapıp bizlere de müjdelemek önemli. Ne güzel, Azerbaycan’da kardeşlerimiz dergi çıkartmışlar. Bu ikinci dergi, DVD film hediye ediyor. Gayet güzel, aferin.
Allah’ın, bizi imtihan etmeye ihtiyacı yok. Çünkü bizim ne yapacağımızı yaratan O zaten. Sonsuz kısa zamandır an. Yani sonsuz kısa zamana an deniyor. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Hepsini bitirmiştir. “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor Allah ayette. “Allah dilemedikçe de hiçbir musibet bir insana isabet etmez” diyor Allah. Yani bir musibet isabet edeceği vakit mutlaka önce Allah diler, sonra oluşuyor. Bu ne demektir?“Her şeyi ben yaratıyorum” diyor Allah. Konunun aslı, özü; bizim ne olduğumuzu Allah bize gösteriyor.Kendimizi kendimize sevdiriyor. Kendi kişiliğimizi görmüş oluyoruz, şahsiyetimizi görmüş oluyoruz. İnşaAllah cennete gittiğimizde, cennet bizim için o zaman anlamlı oluyor. “Ben (ilmen) mücadele ettim, zorluklara katlandım, acılar çektim, Allah için her türlü fedakarlığı yaptım, sabrettim, cömertlik yaptım” diyor. Halbuki hepsini Allah yapıyor da insan işte ondan zevk alıyor, hoşuna gidiyor ahirette. Ahirette, cennette hoşuna gitsin diye süs olarak meydana getiriliyor. Mesela Hz. Mehdi (as) çıkıyor. Allah İslam’ı önce yıkıyor, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkıyor. Sonra arkasından Hz. Mehdi (as) çıkarıyor, İslam ahlakını dünyaya hakim ediyor. Müthiş bir heyecan, insanlar kendileri yaptılar gibi his Allah veriyor. Tabii Allah yaratıyor. Şimdi cennette de Allah “işte bu Hz. Mehdi (as)” diyor. “Bu Hasan, bu Hüseyin, bu Hz. Ali’dir”. Bir sevgi gerekçisi oluşmuş oluyor. Heyecan gerekçesi. O zaman Hz. Mehdi (as) anlamlı olmuş oluyor. Hz. İsa (as) anlamlı olmuş oluyor.Mesela Hz. İsa (as) göğe alınıyor. Yeniden dünyaya getiriliyor. Şimdi bu çok heyecanlı değil mi? Hoşluk, dünyada bir renk, güzellik. Renk, güzellik olsun diye yapıyor Allah. Yoksa bizim ne yapacağımızı, hepsini bilir. Mesela terör, anarşi falan, bunların hepsi Allah tarafından yaratılır, hepsi. İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için Allah tarafından özel olarak yaratılıyor her şey, her olay. Çünkü insanlar biraz bitkindir, böyle tembelliğe yatkındır. Allah diyor ayette; “insanlar zayıf yaratıldı” diyor. Zayıf yaratılmıştır. Bıraksan uyumak ister hemen. “Akşam olsa da uyusak” diye bir espri vardı. Onu gibidir yani. Böyle bitaplığa yatkındır insanlar, bitkinliğe yatkındır. Mesela böcekler falan çok canlı oluyorlar dikkat ederseniz. Karıncalar falan, değil mi? Yerinde duramaz onlar. Ama insan öyle değil. İnsan bitaptır. Hemen yorgunluk hisseder. Çok nazik varlıktır. Hemen ya nezle olur, ya grip olur, ya yorgunlaşır, ya bitkinleşir. Sabah kalkar, zor kendine gelir. Çay, kahve içer öyle toparlanmaya çalışır. Akşam olunca hemen uyumak ister. Elini, yüzünü yıkaması gerekir, burnunu yıkaması gerekir, kulağını temizlemesi gerekir, ellerini sürekli yıkaması gerekiyor. Vücudunu yıkaması gerekir, saçını yıkması gerekir, vücudun ihtiyacı kadar su verilmesi gerekir sürekli. Ölür yoksa. Protein, hayvansal protein bile kesilmiş olsa bile ölüyor, dayanamıyor. Hastalanır, ölür. Mesela belirli vitamin cinsleri eksik olduğunda yine hastalanıp ölüyor. Vitamin de tam olacak. Mineral; mesela kalsiyum eksikliğinden ölebilir. Magnezyum eksikliğinden ölebilir, o da tam olması gerekiyor. Potasyum eksikliğinden ölebilir; potasyum fazlalığından ölebilir. Tuz eksikliğinden ölebiliyor; tuz fazlalığından ölebilir. O kadar naziktir. Her an her yerinden tümör çıkabilir vücudunun. Her an bir kanser bir yerinden çıkarabilir vücudunun. Bir anda tansiyonu çıkıp ölebilir; tansiyonu düşüp ölüyor. Bir kısmı tansiyon düşüklüğüyle uğraşıyor; tansiyonu 2’ye düşüyor, şoka giriyor, ölüyor, Allah esirgesin. Tansiyonu çıkar; ölür. Kalbi sebepsiz durup ölebiliyor; durduk yere ölür. Yahut sebepli durur; bir pıhtı tıkar kalbini, ölür. Mesela bağırsak kilitlenmesi olur, ölür. Yüzlerce, binlerce ölüm sebebi var insan için. Çok aciz bir varlıktır insan. Ama böcekler, hayvanlar öyle değil, acayip dayanıklıdır onlar. Çok güçlüdür bedenleri. Mesela hayvanlar için öyle demiyor Allah; “zayıf yaratıldı” demiyor. İnsan için “zayıf yaratıldı” diyor özellikle. Ama buna rağmen insanların çok büyük kısmı tabii dünyaya çok bağlanma eğilimindedirler. Allah soğusunlar diye dünyadan özel olarak yapar. Yani günlük ihtiyaçları, doğal ihtiyaçları falan, mesela kadınların ay halini falan acze düşürmek için özel olarak yaratır Allah. Enaniyet yapmasınlar, gurur yapmasınlar diye.Her zaman örnek veriyorum mesela şu Fashion TV. Dün de seyrettim; O kız çocuklarını oturtuyorlar, ellerinde boya tabakları, fırça tabakları. Çocukların alnını boyuyor, sürekli fırça sürüyor, mesela beğenmiyor, boynuna bir şeyler sürüyor. O kırışıklıkları gidermek için. Mesela yüzüne bakıyor, sapsarı yüzü, olacak gibi değil. Hemen oradan kırmızı boyadan alıyor, başlıyor yüzüne kırmızı boyayı sürüyor. Bakıyor, fazla oluyor, onu azaltıyor. Gözlerini silik görüyor. Gözlerine boya sürüyor, daha net olsun diye. Saçları mesela cansız, ölü saçları, onu gidiyor boyuyorlar, bir şeyler yapıyor.Mesela kabartıyor. Ona bir şekil vermeye çalışıyor, uçlarını kesiyor. Tabii bu çocukların cildinde çok tahribat yapıyor. Yakın çekim gösteriyorlar, makyajsız gösteriyorlar, ciltleri çok tahrip olmuş. Zaten ömürleri de çocukların 17 yaşından, en fazla işte 25 yaşına kadar. 23-24. 25’e çıkmıyorlar genellikle. O kadar. Yıpratıcı bir hayat olmuş oluyor. Hiçbir şey de kazanamıyor çocuklar. Gariplerim, öyle bir şeyleri de yok yani, bir şey de kazandıkları da yok. O zor hayatın içerisinde, o çileli hayatın içerisinde ömürleri geçiyor. Bir aşağı yukarı yürüyor; bir yukarı aşağı yürüyor. Adamların elbiselerini sattıktan sonra, çocuklar eve gidiyor. Elbiseler orada kalıyor. Hepsi fakir hemen hemen. Orada çok lüks kıyafetler ama hiçbiri onların değil. Mesela dışarıya çıkıyor, o makyajla. Mecburen onu yıkaması gerekiyor, elini, yüzünü. Geçenlerde gördüm çocukların yüzüne kıpkırmızıya boyadılar. Çıkmıyor çocukların yüzünden. Ellerine bir sıvı vermişler, onunla çıkartmaya çalışıyorlar. Onu sürdükçe daha da yayılıyor o kırmızılık yüzlerine. Körpecik o çocukların cildi, ona kırmızı boyayı sürüyorsun. Sentetik madde; ne olur onun yüzü? Bir de onu çıkarmak için de eter tarzı yahut tiner tarzı bir şey vermişler. Onu sürüyorlar suratlarına çocuklar. Ne eziyet! Ne kadar büyük bir zorluk! Az bir para karşılığında o çocuklar veyahut çok da verse o eziyete, o işkenceye girmeleri çok yanlış, çok büyük hata. Ama bakıyorum ne Allah’tan bahsediyorlar, ne dinden bahsediyorlar. Gözlerinde bomboş bir ifade, anlamsız bir ifade. Bir derinlik göremiyorum. Halbuki sevinç ve sevgi dolu olmaları lazım. Ne kimse onlara sevgi gösteriyor. Birbirlerine çocukça şakalaşmalar yapıyorlar ama… Neşeli olmadıkları belli. Yani mutlu değiller. Herkes ayrı bir pozda. Kimi telefonla konuşuyor yapıyor, kimi bilmem ne. Böyle alengirli kıyafetler; koskoca adam kısa pantolon giymiş. Altında garip bir şey. Saçının kenarını maviye boyamış falan. Bir acayip yani. Güya kendince tarz yapıyor. Garip bir hayat. Onun sonunda da mutlu olmuyorlar. Ve insanlarda genellikle egoistlik, bencillik yaygın olduğu için hayat duruyor. Ekonomi felç oldu Avrupa’da. Kimse yaratıcı, telif eden bir çalışma içerisine girmiyor. Hep hazır yiyici kafasındalar. Bir yere gitsin, yıkılsın, bedava bir seyahat olsun, bedava yiyecek dağıtan bir yer olsun, gitsin orada bedava yesinler. Kupon biriktirsin bedava bir yere uçuş sağlasın. Hep böyle bedava ruhu gelişiyor. Dolayısıyla mesela Yunanistan feci şekilde çöküşün eşiğine geldi. İmansızlık, Allah korkusunun olmaması, Allah sevgisinin olmaması insanların ruhunu karartıyor.
Geçen gün yurtdışıyla, İsveç ile bir görüşme yaptım. Gördünüz adam daha ilk “selamünaleyküm, insanlar birbirini burada sevmiyor” dedi. Ne kadar bunalmış adam ki! Ki hayatın içinden bir bölüm yani. Ve samimi ifadesiyle adam bak ilk başına gelen belayı, başındaki rahatsızlığı söylüyor. En canını yakan şeyi söylüyor. “Kimse birbirini sevmiyor”. Doğru. Ben de sevgi gösterdiğimde şaşırıyorlar. “Bu neyin nesi Allah aşkına? Sevgi gösteriyorsun falan? Bu ne anlama geliyor bu?” diyor. Adam böyle turist takılıyor, şaşırıyor, hayret ediyor. Sevgiye o kadar yabancılaşmışlar ve o kadar hayret ediyorlar sevgiye. Kuşkuyla bakıyor sevgiye. “Olamaz ya, insan bir çıkarı olmadıktan sonra birbirini sevemez.” diyor. Zaten gösterdikleri sevgi de yapmacık oluyor bayağı bir kısmının. Önemli bir kesimin yaptığı sevgi de yapmacık oluyor. Onun için hep böyle abus, soğuk, sevgisiz yüzler dünyaya yayılıyor. Çarşıya pazara çıkıyor insanlar; bir karış suratları var. Yüzler gülmüyor. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Kimse kimseye selam vermiyor. Selam verse zaten kuşkuyla bakıyor. “Ne oldu?” falan arkasına dönüp bakıyor. “Bu neyin nesi ya?” falan diyor. Aleyhine bir şey zannediyor. Çok korkunç bir şey bu. Bu büyük bir milli felakettir. Bütün dünya için bir felakettir. İşte Hz. Mehdi (as)’ın lüzumunun en büyük alametlerinden biri de budur; dünyanın bu derece sevgisiz, bu kadar birbirine kuşkuyla bakan, bu kadar birbirinegüvenemeyen, bu kadar ürkütücü olması. Mesela Yunanistan’a gidiyor adam, yalnızlık çekiyor. Kimseden bir selam almıyor. Mesela lokantaya oturuyor, herkes onu yabancılar. Kimse kimseye sevgi göstermiyor. Ancak lokantaya gelen garson “hoş geldiniz” diyor, güler yüz gösteriyor ama onun parasına karşılık yapıyor tabii. Birçok yerde öyle. Adam para vermese onun yüzüne hiçbir şekilde gülmez. Hatta kovarlar. Mesela bir yere gidiyor adam, güler yüzle karşılaşıyor, ama çıkarı olduğu için. Yani oradan ticaret elde edeceğini düşündüğü için. Bunlar çok ürkütücü. Halbuki Allah için sevmek lazım. Mesela bak Hz. İbrahim (as)’a misafir geliyor; daha gelir gelmez seviniyor. “Gelin hemen” diyor, “oturun, rahat edin.” Hemen buzağı kesiyor. Hemen onu pişirttiriyor. Süt, yoğurt getiriyor, ikram ediyor. Tanımaz bilmez. Ve rica ediyor, “gitmeyin, kalın” diyor. Mesela diğer peygamberlerde de bunu görüyoruz. Birini görüyor, hemen ağırlama peşinde. Hemen “Allah rızası için oturun, kalın” işte “yiyelim, içelim” böyle hep muhabbet peşinde. Adam şimdi çıkarı olmadan muhatap dahi olmuyor. Halbuki peygamberlerin orada hiçbir çıkarı yok. Bir misafir, dışarıdan gelen bir misafir.
(“Muta nikahı konusunda ne düşünüyorsunuz? İranlılar bunu yapıyor” sorusuna yönelik)
İnsan nikâhladı mı eşini ömür boyu eşidir.Muta nikâhı; öyle on dakikalık, yarım saatlik, bir saatlik nikah olmaz. Nikâh ne demek? ”Dünyada ahirette, cennette seninle beraberim inşaAllah” demek değil mi inşaAllah?. Ama tabii her inanca saygımız var, Şii kardeşlerimize saygımız var.
Rum Suresi 51-58:
“Andolsun, Biz bir rüzgar göndersek de onu(n ekinini) sararmış görseler, mutlaka ardından nankörlük ederler.” İnsanların karakterini söylüyor Allah. Nankörlüğe çok yatkındır.
“Şimdi sen, ölülere (söz) duyuramazsın ve arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” “sen, ölülere (söz) duyuramazsın” Bu büyük bir mucizedir, çok önemli bir şey. İnsanların büyük bir kısmı ölü. İnsanlar canlı zannediyor, normal ruha sahip zannediyor. Fakat “normal ölü” diyor Allah. Yani müteşabih değil, doğrudan ölü. Fakat ayakta yürüyen bir ölü, zombi tarzında.“arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.” İşitme; beyne ses gidiyor fakat sesi yorumlama yok, şuur yok adamda, kavrayamıyor.
“Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar Müslümanlardır.” Allah’tan korkana duyurabilirsin diyor Cenabı Allah.
“Allah, sizi bir za'ftan yarattı,” nutfeden yaratması, emzirme dönemi, insanın zayıflığı. “sonra (bu) za'fın ardından bir kuvvet kıldı,” Gençte; artıkyaşınilerliyor. Sağlıklı sıhhatli normal bir delikanlı veyahut kız oluyor veyahut delikanlı erkek oluyor.“sonra bu kuvvetin ardından da bir za'f ve yaşlılık verdi.” Arkasından da yaşlanıyor, çökmeye başlıyor boyu kısalıyor, gücü gidiyor. Arkasından da ölüm geliyor. “Dilediğini yaratır. O, bilendir, güç yetirendir.”
“Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı.” “Ne kadar yaşadınız?” diyorlar “dünyada”, Adam kanaati olarak “1 saat yaşadık” diyorlar. Düşünüyor, “yaklaşık bir saatti” diyor. Zaman izafi olduğu için bütün ömrünü bir saat kadar algılıyor. İfadesi adamın.“Kendilerine ilim ve iman verilenler ise, dediler ki: "Andolsun, siz Allah'ın Kitabında (yazılı süre boyunca) diriliş gününe kadar yaşadınız; işte bu dirilme günüdür. Ancak siz bilmiyorsunuz." Müslümanlar da onlara olayın doğrusunu anlatıyorlar orada. Adamlar kavrayamıyorlar, “bir saat yaşadık” diyorlar. Onlar da doğrusunu anlatıyorlar. Zamanı doğru kavramları için onlara bilgi veriyorlar.
“Artık o gün, zulmedenlerin ne mazeretleri bir yarar sağlayacak, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilecektir.” Mazeret; açıklama yapıyor; “işim vardı gücüm vardı, çekler vardı, senetler vardı, ailem vardı, okul vardı, paralar vardı, imkanım yoktu, kitap alamadım, araştıramadım, okuyamadım…” mazeretler sayıyorlar. Allah mazeretlerini kabul etmiyor. Hoşnutluk istiyorlar Allah onu da kabul etmiyor.
“Andolsun, Biz bu Kur'an'da insanlar için her örneği gösterdik. Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman, o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” Kuran’da Cenab-ı Allah “her türlü bilgiyi verdim” diyor, her türlü detay. Müşriklere özellikle burada hitap var. “Her türlü bilgiyi verdim, eksik bir şey yok” diyor. “Şüphesiz, sen onlara bir ayetle geldiğin zaman,” bir şeyi ayetle delillendirdiğin zaman“o inkar edenler, mutlaka: "Siz ancak muptil olanlardan başkası değilsiniz" derler.” “Yerleşik düzenimizi, geleneksel dinimizi, gelenekçi din anlayışımızı ortadan kaldırdınız” diyorlar. “Bize yeni bir görüş getiriyorsunuz”. “Kuran yeterli” diyorsun; “sen dinden imandan çıkmışsın” diyor. “Niye ki?” diyorsun. “Kuran yeterli diyorsun sen baksana” diyor. “Peki, nasıl olması gerekir sence?” diyorsun. “Hurafe de gerekir” diyor. Ne kadar hurafe? “Bir Kuran kadar en az, hatta Kuran’dan da fazla hurafe gerekir” diyor.
(Emre Uslu’nun PKK’nın beyin yıkama mekanizması ile ilgili yazısı üzerine)
Samimi anlatmış. İşin doğrusunu anlatmış. Komünist propagandanın yaygınlığı hakkında detaylı bilgi vermiş. Ki daha kapsamlı ev sohbetleri yapıyorlar. Kırsal alanda sohbetler yapıyorlar. Her yerde yazılı sözlü propaganda yapıyorlar. Buna karşı devletin karşı propagandası yok. Yani anti-Marksist, anti-Stalinist, anti-Leninist bir propaganda yok. Bu çok vahim bir eksikliktir. Çok çok vahimdir. Bir an önce karşı propagandanın aynı yerlerde daha fazla imkanlarla, daha geniş kadroyla yapılması gerekir. Karşı anti-Darwinist, anti-materyalist eğitimin çok doyurucu, çok iyi imkanlarla okullarda, üniversitelerde, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda, kahvehanelerde, evlerde, her yerde yapılması gerekiyor. Bu olmadığında Marksist düşünce, Darwinist materyalist düşünce sürekli tevessü eder, gelişir.
2011-10-12 23:00:38