A9 TV; 11 Ekim 2011
(Sayın Başbakan’ın Kuran tilaveti hakkında)
MaşaAllah. Böyle Başbakan olması bir ahir zaman alameti, maşaAllah. Çok güzel. Hz. Mehdi (as) devrinde olduğumuzun bir delili, maşaAllah. Şahane, kıraati mükemmel, maşaAllah. Ahlakı da güzel Başbakanın. Mazlum, şefkatli bir insan. Ben hayret ediyorum, İsrail’in falan tedirgin olmasına. Bayağı aklı başında, çok makul, mutedil, tutarlı bir insan. Ben öyle uç, bir çıkarcı tavrını görmedim. Bayağı candan, son zamanlardaki en iyi politikacılardan. Benim tanışmışlığım yok, öyle bizim bir çıkar bağlantımız falan da yok. Yanlış bir şey gördüm mü ben hükümette alenen eleştiriyorum. Çok net, açık tavır koyuyorum. Ama bu dediğim doğru.
Yunanistan’la tabii ki Türkiye birleşecek; ama Mehdilik vesilesiyle.Yoksa Yunanistan’ın anarşistleri böyle bir şey istemezler. Önce sevginin oluşması lazım. Sevginin, şefkatin, merhametin oluşması lazım. Allah sevgisi, insan sevgisi, hayvan sevgisi, bitki sevgisi. Allah’ın yarattığı her şeye karşı kalpte bir muhabbet olması lazım. Şimdi küt kafalı bir adam “Türkiye ile birleşelim” diyebilir. Ne için diyor? Ekonomik çıkar için diyor. Yani “ekonomik kriz var da” diyor “ondan rahatlamak, iyi yemek bulmak, iyi eğlenmek için istiyorum”. Öyle birleşmez. Öyle bir şey olmaz. Birleşme Allah için olur. Allah sevgisinden kaynaklanırsa birleşmenin bereketi olur. Yoksa öyle bir birleşmede Türkiye’yi de batırırlar, Allah esirgesin. Öyle olmaz. Birleşme halisane, samimi, Allah rızası için, Allah’ı anmak için, Allah’ın kullarına sevgi duymak için, kardeşlik ruhuyla, Kuran’ın emri olduğu için, Allah’ın tecellilerine karşı sevgi duyduğumuz için olur. Yoksa “birleşelim”; istediğin kadar birleşirsin, hiçbir şey çıkmaz o birleşmeden. Bunu yapacak olan Mehdiyet’tir. O İlahi sevgiyi, Allah sevgisini kalplere verecek olan, vesile olacak olan odur, inşaAllah.
Sayın Adnan Oktar’ın İsrailli araştırmacı-yazar Alexander Murinson ile röportajı
Tevrat’ta geleceği bildirilen Kral Mesih şu an dünyada. Yani Hz. Mehdi (a.s.) şu an dünyada. Dolayısıyla İsrailoğulları’nın en güzel yaşayacakları devirdeyiz. Müslümanların en güzel yaşayacağı devirdeyiz. Türkiye’de halk, Türk milleti, İsrail milletine karşı sevgiyle bakar, şefkatle bakar. Bu geçici, böyle siyasi krizler olur. Onlar bir ölçü değildir. Bakın ben size çok keskin bir ölçü vereyim. Türkiye Malatya’da sırf, özellikle İsrail’i korumak için, büyük bir radar sistemi kurduruyor. NATO bünyesi içerisinde. Bunun özelliği şu: İsrail’e yönelik bir nükleer saldırı olduğunda, Türkiye ve İran hava sahası içerisinde, hatta Suriye hava sahası içerisinde bu roketlerin havada vurulması amaçlanıyor. Yani bu olağanüstü fedakarlık gerektiren bir şeydir. Çünkü roket havada vurulduğunda parçaları ve serpinti o bölgenin üstüne yağacaktır. Ve dolayısıyla İsrail tam anlamıyla korunmuş oluyor. Sırf bu bile olağanüstü bir şefkatin, olağanüstü bir korumanın ve fedakarlığın açık delilidir.
Pratik önemlidir. Pratikte halkların arasında, Türk halkıyla, İsrail halkı arasında herhangi bir gerilim yok. Ama hükümetler arasında siyasi konuşmalar, siyasi gerilimler olabilir. Bu milletleri bağlayan, onları kökten etkileyen bir şey değildir. Değişen hiç bir şey yok. Bilakis İsrail milletiyle Tük milleti daha birbiriyle yakınlaşan, daha birbiriyle kaynaşan bir ruh hali içindeler. Çünkü bu Kral Mesih döneminin bir özelliğidir, yani bu zaten olacak. İnsanlar istemese de Allah bunu yapıyor. Yani zaman acayip bir zaman, zaman olağan üstü bir zaman. Allah Cabbar ismiyle kalplere etki ediyor. İnsanlar istese de istemese de bu muhabbetin, bu birliğin içerisine girecekler. İsrail milleti üç bin yıldan beri biliyorsunuz Mesih bekliyorlar. Kral Mesih, Şiloh; onun vaktidir artık. Bunun dışında bir vakit yok zaten. Gerek Tevrat’a göre gerek hadislere göre son zamandayız, kıyametin eşiğindeyiz. Bu yüzyılın dışında da başka bir vakit kalmamıştır Kral Mesih’in gelişi için, Hz. Mehdi (as)’ın gelişi için başka vakit kalmamıştır. Zaten İsrail devletinin kurulması da Hz. Mehdi (as)’ın Moşiyah’ın bir geliş alametidir. Ve Tevrat’taki bütün alametler oluşmuştur. Peygamberimizin (sav)’in hadislerindeki bütün alametler oluşmuştur. Silahlar artık kalkacak, silahlanma duracak, silaha harcanan paralar fakirlerin, ihtiyacı olan insanların faydalanacağı yiyecek giyecek gibi doğal ihtiyaçlarına yönlenecektir. Artık bundan sonra fitne ve anarşi gittikçe azalıp yok olacaktır.
Yoksa çoktan savaş da çıkardı fitne de çıkardı kargaşa da olurdu. Fakat Allah Kral Mesih kanalıyla buna müsaade etmiyor ve bu savaşı, bu fitneyi durduruyor. Bu olayları durduruyor. İsrail’le Türkiye’nin yakınlaşmasını sağlıyor. Araplarla Türkiye’nin yakınlaşmasını sağlıyor. Bütün Müslümanların birbirini sevmesini sağlıyor. Dünyadaki huzurun, dünyadaki savaşa karşı olan tepkinin güçlenmesini sağlıyor. El altından sessiz sedasız mücadelesini devam ettiriyor. Biz de Kral Mesih’in bu güzel çalışmasının bir askeriyiz, bir hizmetçisiyiz. Elimizden geldiği kadar yardımcı oluyoruz.
Bakın bir süreden beri bu yönde bir faaliyet içindeyiz. Hakikaten çok büyük netice aldık. İsrail’le Türkiye arasındaki gerilim aşağı yukarı şu an sıfır noktasına doğru yaklaştı. Yani yaptığımız faaliyetler meyvelerini veriyor, güzel neticeler alınıyor. Mesela sizlerle bu konuşmalarımız; dün de yine misafirlerimiz vardı. Haham misafirlerimiz vardı. Bu faaliyetler sonucunda gerilim aşağı yukarı bitti gibi bir şey. Daha da iyi olacak inşaAllah. Ama asıl gerilim bitirmek değil; Türkiye’yle İsrail’i birleştirmek, Azerbaycan’la, Türki devletlerle, Arap devletleriyle yani Müslüman Araplarla, hep beraber birlik olup, sınırları da kaldırıp yani sınır kapısından pasaportsuz, vizesiz geçmek, yoksa tabii milli devletler olacaktır. Huzur içinde, güzel bir yaşantı. Ama bunu Kral Mesih’in dışında, Hz Mehdi (as)’ın dışında hiç kimse sağlayamaz, buna emin olabilirsiniz. Yani topluluklar oluşturmak, bir araya gelmek, konuşmalar yapmak, çeşitli kurumlar, kuruluşların devreye girmesi hiç bir şekilde netice meydana getirmez. Allah bu konuda Kral Mesih’i, Hz. Mehdi (as)’ı görevlendirmiştir. Bu sevgi bağı, bu aşk, bu muhabbet ancak Hz. Mehdi (as)’ın vereceği elektrikle, onun vereceği güçle Allah’ın dilemesiyle oluşacaktır. Onun dışında sadece temennide kalır, bunun dışında başka bir şey olmaz. Onun için biz Kral Mesih’in, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı için gerek Müslümanlar olarak gerek siz İsrailli Museviler olarak yoğun dua etmek durumundasınız ve bizler de bu vecibeyi yerine getirmek durumundayız. Bu şartlar oluştuğunda Peygamberimiz (sav)’in dediğini yerine getirdiğimizde; Hz. Mehdi (as)’a uyduğumuzda tek bir akıla uymuş olacağız. Vicdanlı, merhametli, dürüst, akılcı bir insanın yönetimine girecektir bütün dünya. O zaman barış, sevgi, mutluluk, iyilik, güzellik, adalet tam anlamıyla tahakkuk edecektir. Tevrat’ta bunu Allah uzun uzun açıklamıştır. Kuran da Tevrat’a gönderme yapıyor, Tevrat ve Zebur’a. Tevrat ve Zebur’da bu dünya hâkimiyetinden bahsedildiğini Allah belirtiyor. Peygamberimiz (sav) de yine hadisinde Tevrat ve Zebur’a yine gönderme yapmıştır Hz. Mehdi (as) ile ilgili olarak, yani Kral Mesih’le ilgili olarak. Dolayısıyla samimi bir Musevi bu mutluluğun, bu güzelliğin ancak Kral Mesih, Hz. Mehdi (as) kanalıyla olacağına inanır, Müslümanlar da bu şekildedir. Dört Ehli Sünnet mezhebi de, Şiilikte de, Caferilikte de bu böyledir. Aksi düşünülemez.
Aslında deccal taraftarlarının niyeti çok bozuktu. İsrail’le Türkiye’yi hakikaten savaştırmak istiyorlardı ve bunun altyapısını da yapmışlardı. Ama oyunlarını (ilimle, fikirle) tepelerine geçirdik, (fikren) darmakeşan oldular ve hiçbir şekilde böyle bir oyuna giremeyecek hale getirdik. Adeta düğümledik adamları. Dolayısıyla şu an uzaktan seyrediyorlar.Türkiye’yi böyle bir belanın içine çekmeye çalışıyorlardı. İsrail’i böyle bir belanın içine çekmeye çalışıyorlardı. Ama Moşiyah, Hz. Mehdi (as) kolu bu oyunu yerle bir etti. Herkesin, bütün dünyanın gözü önünde bu oldu. Sizler de görüyorsunuz. Bizler de yardımcı oluyoruz Hz. Mehdi (as) ve Moşiyah’ın talebeleri olarak.
“Hem üç mes'ele var: Biri hayat, biri şeriat, biri imandır. Hakikat noktasında en mühimmi ve en a'zamı, iman mes'elesidir.”Hz. Mehdi (a.s) da neye ağırlık verecekmiş? Hurafeye mi, iman hakikatlerine mi? İman hakikatlerine ağırlık verecekmiş. Doğrudan asıl meseleye, asıl konuya ağırlık veriyor. “ Fakat şimdiki umumun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında en mühim mes'ele, hayat ve şeriat göründüğünden” yani bak “umunun nazarında ve hal-i âlem ilcaatında.” Mesela bazı Arap Ülkelerinde de öyle. “En mühim mes'ele, hayat ve şeriat göründüğünden”işte evlensin, yesin, içsin, okulunu bitirsin bir de artık neyse, hayatla ilgili amaçları neyse. “ve şeriat göründüğünden”doğrudan şeriatın uygulanması görüldüğünden “o zât şimdi olsa da, üç mes'eleyi birden umum rûy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev'-i beşerdeki cârî olan âdetullaha muvafık gelmediğinden, her halde en a'zam mes'eleyi esas yapıp, öteki mes'eleleri esas yapmayacak.” Yani “hayatın” bir kere “bütün yönlerinden çekilecek” diyor. “Şeriatın,” yani “fıkıh üstüne bir konuşma yapmayacak” diyor. Fıkha ağırlık vermeyecek. Fıkhı hedefleyen bir çalışması olmayacak. Ne yapacakmış? “her halde en a'zam mes'eleyi” en önemli meseleyi,yani iman hakikatlerini ve Allah’a imanı, Allah’ın varlığı, birliği, cennet, cehennem, yeniden diriliş gibi önemli meseleleri “esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak.” “Hayat ve şeriat, fıkıh konusuna girmeyecek” diyor. “Tâ ki iman hizmeti safvetini” yani samimiyetini, candanlığını, bu yaptığı hizmet, “umumun nazarında” halkın nazarında “bozmasın.”bu adamın amacıbaşka türlü, “dünyevi amacı var” demesinler diyor. “ve avamın”halkın “çabuk iğfal olunabilen akıllarında”, bakın Facebook’a, hemen kafası iğfal oluyor. Herkese şüphe ile bakıyor. Her partiye, her insana, her hocaya, her alime, herkese şüphe ile bakıyor. Çok çabuk iğfal oluyor akılları. “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet başka maksadlara âlet olmadığı tahakkuk etsin.” “samimi, sadece Allah rızası için hizmet ettiği anlaşılsın”diyor. “Hz.Mehdi (a.s)’ın faaliyeti.”
“Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve sabır ve sadakat kaybolmuş ki,”bak ta kendi zamanında bak, 70-80 sene önce, ne diyor; “tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve metanet”yani olaylar karşısında sarsılmamak“ve sadakat”davasına, arkadaşına, hocasına sadakat. “o kadar kaybolmuş ki ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez).”Hz. Mehdi (a.s) devrinde, Hz. Mehdi (as)’a Bediüzzaman bilgi veriyor. “Ondan, yirmiden birine bile itimat etme” diyor.
“Bu acip hâlâta karşı çok fevkalâde sebat,”kararlılık “ve metanet”, olaylardan sarsılmamak. Hz. Mehdi (as.)’ın özelliğidir. Metindir. Her türlü baskıyı görecektir. Her türlü olayın içine girecektir. Hapsedilecektir, hakaret görecektir, baskı görecektir, yobazlar saldıracaktır, tuzak kurulacaktır. Fakat metanetini bozmaz. Sebatını da bozmaz. Bak Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s)’ın özelliklerini sayıyor:
1. Sebat 2. Metanet 3. Sadakat, davasına sadık, 4. Hamiyeti İslamiye, deli gibi İslam’a bağlı, hamiyeti İslamiyesi var. Allah aşkı ile delirmiş. Bak “hamiyeti İslamiye lazımdır , yoksa akim kalır ve zarar verir.”“Mehdiyet oluşmaz yoksa” diyor.Ama zaten Mehdi (a.s)’ın kaderinde öyle bir şey yok. Yani yarım bırakmak diye bir konu yok. Fakat neymiş bak özellikle Hz.Mehdi (a.s)’ın özellikleri; “sebat,” yani sebatlı “metanet,” olaylardan sarsılmayan, “sadakat,” sadık, davasına sadık ve “hamiyeti İslamiye” sahibi. Yani müthiş bir koruma hissi var. İnşaAllah.
“Evet hadis-i şerifin ifadesiyle Hazreti İsa'nın semavi nüzulü (gökyüzünden inişi) kat'i (kesin) olmakla beraber”gökten inmesi, Allah katından inmesi, yeryüzüne, dünyaya gelmesi, bizzat şahsının gelmesi “kat'i (kesin) olmakla beraber” diyor Bediüzzaman. “Mutlaka gelecek” diyor.
Bak diyor ki Bediüzzaman, “Ramazan-ı Şerif’te, 10. günün, 2. Saatinde.” Bir kere Ramazan ayında bak. Ramazanın 10.günü, 2.saatinde, gün girmiş, gece 2. “Birden şu hadis-i şerif hatırıma geldi.”Çok manidar. Evet, 10. Günün 2. Saatinde. “Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi.”Özel bilgi, inşaAllah. “Şedde sayılır, tenvin sayılmaz fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek nihayeti devamına ima eder.” “Şedde sayılı fıkrası dahi makamı cifrisi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve aşikare belki galibane” “ Sonra ta 42’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde. Vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder.” “şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında Kıyâmet kopmasına ima eder.”Bak net tarihlerle Bediüzzaman belirtmiş. Hz. Mehdi (a.s)’ın devrini açıkça sayıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın faaliyeti ve talebelerinin etkinliği hicri 1506’da son buluyor. Şu an 1432’deyiz. “1506’ya kadar aşikarane, galibane devam edecekler” diyor. 1542’ye kadar devam ediyor. 1542’den sonra duruyor. Yani ondan sonra müthiş bir bozulma başlıyor 1542’den sonra. “42’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde. Vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder.”1506’dan 1542’ye kadar. 1545’de de kıyamet kopacak diyor. 2 yıllık çok azgın bir dönem var.
Bunu birçok Nur talebesi kardeşimiz anlamazdan geliyorlar. “Yok” diyorlar. “Bediüzzaman öyle der ama siz ona bakmayın”. Hadiste de Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Tatlı hayatını, keyfini, zevkini bozuyor tabii bu. Gırtlağına çöküyor bu ağırlık. O zaman Bediüzzaman’ı da inkar ediyor, Peygamberimiz (s.a.v)’i de inkar ediyor, daha da sıkışırsa Allah’ı da inkar ediyor. Çünkü dünya onlara tatlı geliyor, bir kısmına.
Evet bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaiye ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için, gayet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür.”Yani Hz. Mehdi (a.s) ın yaptığı en önemli çalışma budur, diyor. “Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nisbeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor.” Demek ki Hz. Mehdi (a.s) fıkha ağırlık vermiyor. Önce iman. İman olmadıktan sonra adama fıkıh anlatılır mı? Yahut adama hayatla ilgili ne anlatabilirsin? Önce iman. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın fıkhı sonra anlatacağı anlaşılıyor Bediüzzaman’ın anlatımından. Önce iman hakikatlerine ağırlık vereceğini, tekrar söylüyorum; Allah’ın varlığı, birliği, cennet, cehennem, yeniden diriliş, meleklere iman, cinlere iman. “Rivayat-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibariyledir ” Bak, en önemli şey, “iman hakikatlerindeki tecdidi kastetmiştir” diyor Peygamberimiz (sav) hadislerde. Fıkıh değildir, diyor. Tabii bir tane fıkıhtan anlatıyorsa 30 tane de hurafe anlatıyor. Adamlar da yerlere yatıyorlar. Ama Mehdiyet’te direk iman hakikatleri anlatıldığı için adam (fikren) felç olur. En hayati noktadan olaya giriyor Hz. Mehdi (as). “Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında zahiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için,” “dinin siyasetle anlatılması, fıkıh ve hayata dair konular” diyor “halk arasında daha önemli görüldüğü için” “o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar.” yanlış teşhis ediyorlar, diyor. “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması” kendi zamanında, 70-80 sene önce “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” birbirini bozmaması “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” benim zamanımda Hz. Mehdi (as)’ın gelmesi imkansız, diyor Bediüzzaman. “Âhirzamanda,” ne zaman? Yüz yıl sonra. 2011’ler, 2012’ler. “Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (A.S.M.) cemaat-ı nuraniyesini” Peygamberimiz (sav)’in ehli beytini ve Peygmberimiz (sav)’in soyunu “temsil eden”. Temsilci kim? Ne demek temsilci? Bir tane temsilci olur değil mi? Kimmiş o temsil eden? Bak açıklıyor Bediüzzaman; “HAZRET-İ MEHDİ'DE” şahsı manevi demiyor bak. “VE CEMAATİNDEKİ” Hz. Mehdi (as) var, cemaati var “ŞAHS-I MANEVÎDE”. Hz. Mehdi (as) ve cemaati olunca tabii ki şahsı manevisi olur. Mehdi ve cemaati boş durmayacaklarına göre meydana gelen faaliyet ne olmuş oluyor? Şahsı manevi olmuş oluyor. “ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR.” diyor.
2011-10-14 02:57:04