Adnan Oktar'ın 18 Ekim 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 18 Ekim 2011

Mesela bir kardeşimiz, Süleymanlı kursuna gidiyor, “Vah! Evladını kaptırdılar!”. Nur talebesi oluyor, “Vah vah vah! Evladım, beynini yıkadılar, kandırdılar.” İskender paşa cemaatine gidiyor yahut Mahmut Efendi’nin cemaatine, kursuna gidiyor, “Vay evladım vay! Genç yaşta çocuk ne hale geldi!” diyorlar. Ne olması gerekiyordu? Sana ne? Müslüman da olur, Katolik de olur, dinsiz de olur. Allah onun kalbine ne ilham ediyorsa o. Hangi cemaat, hangi topluluk, hangi Müslüman grubu içerisinde olmak istiyorsa orada olur. Allah onun kalbini açmış, kaderinde öyle güzel bir yol ona çizmiş. Menzil cemaatine giderler, “Vay vay vay!”. Yok, Menzil’in havadan fotoğrafları çekilir. “Mahvoldu çocuklar” falan. Niye mahvolsun? Bu vatanın bekçileri onlar. Tertemiz insanlar. Vatansever, mukaddesatçı insanlar. Ne olması gerekiyordu? Kaçakçı, üç kağıtçı mı olması gerekiyordu? Sahtekar mı olması gerekiyordu? Deli mi olması lazımdı? Ne olması gerekiyordu yani? Uyuşturucu müptelası mı olması gerekiyordu? Neyse inancı onun gereğini yapar. Allah kaderinde ne yarattıysa onu yapar. Herkesin fikrine saygı duymak lazım. Otuz yaşındaki insana saygı duymuyor adam. Kırk yaşına gelmiş, “yok, benim fikrim doğru, benim kafama geleceksin” diyor. Kırk beş yaşına gelmiş “yok, senin benim gibi düşünmen lazım. Dizimin dibinde olacaksın. Benim emirlerime göre hareket edeceksin. Benim görüşüme göre hareket edeceksin.” “Yapmazsam ne olur?”. “Bin bir türlü iftira atarım” diyor. “Beyinleri yıkanmış” diyorlar. Tamam, doğru beyni yıkanıyor. Nurla yıkanıyor, Kuran’la yıkanıyor, kafasındaki kirler gidiyor. Küfür kirleri gidiyor. Tertemiz oluyor. Ellerinden yüzlerinden nur akıyor, inşaAllah.

Herkesin kendi inancında hür olması lazım.Mesela çocuğu isterse gider mason da olur. İsterse Müslüman da olur. Canı ne istiyorsa o olur. Koskoca adama, 30 yaşındaki, 40 yaşındaki adama inanç veyahut ideoloji dayatılmaz. O faşistliktir. Hak bildiği yolda, doğru yolda gider. Arkadaşlarını da kendi seçer, sevdiklerini de kendi seçer. Beni seven benim yanıma gelir. Mahmut Hoca’yı seven oraya gitsin. Masonluğu seven oraya gitsin. Veyahut canı başka bir şey istiyordur, mesela dünyayı gezmek istiyordur. İmkânları vardır. Kendi bileceği iş. Kendi mesleğini de kendi seçmesi lazım. Dayatma olmaz. Hoşuna giden neyse olacaktır. Allah “Müslümanlar kardeştir” diyor. Tabii ki iyi insanlar bir araya geleceklerdir. Yani dürüst olduğuna, samimi olduğuna inandığı kişilerin yanına insan gider. “Niye gittin?” denmez. “Yok, ben en iyiyim” diyor. Ben diyor muyum “falancanın yanına niye gidiyorsun?”. Başkasına söylüyor muyum? Demiyorum. “Niye mason oldun?” da demiyorum. “Niye başka cemaate gittin?” de demiyorum. “Niye Musevi oldun?” da demiyorum. Her inanca saygı duyuyorum. Herkes de herkesin inancına saygı duymak durumundadır, inşaAllah. “Benim gibi ol illa”. Bu çok acayip bir laf. Böyle bir şey olmaz, inşaAllah.

Zorda olanlara Müslüman yardım etmekle mükelleftir. Ben şefkatli, merhametli bir insanım. Zorda olan bir insana ben söylüyorum, eğer gücüm dâhilindeyse yardımcı olurum. Ama ben bütün dünyaya güç yetiremem tabii. Belli yani, benim belirli bir şeyim var. Allah’ın dilemesiyle o da olur. Allah isterse o da olur. Ama bir insanın yapabileceği şeyler bellidir, inşaAllah. Ama Allah isterse neler olmuyor, her şey oluyor. Dünya hâkimiyeti de olur inşaAllah. Biz de Hz. Mehdi (as)’ın yardımcıları olarak o dünya hâkimiyetinde iyi bir hizmet verebilmeyi istiyoruz inşaAllah.

Türkiye’de Müslümanlığı ve Müslümanları dolaylı yoldan ablukaya almaya çalışan kafa var. O sayede PKK’nın ve PKK zihniyetinin, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün zemini daha rahat hale gelmiş oluyor.Yani Müslümanlara baskı yaptıkça, onları sindirmeye çalıştıkça PKK zihniyetinin, komünist zihniyetin, iddia edilen Ergenekon terör örgütü zihniyetinin kapısı sonuna kadar açılmış oluyor. Bu onlarca yıldan beri uygulanan bir yöntemdi. Bunu Allah’ın izniyle fikirle etkisiz hale getirdik. Ve getireceğiz de inşaAllah. Mesela farz edelim, ben eskiden bilirim, Mahmut Hocamızın cemaatine katılan bir genç kız vardı; örtünmüş genç kız, gayet de yakışmış. “Mahvoldu çocuk, bitti, çocuğun beynini yıkadılar. İçtiği şerbetin içerisine ilaç koymuşlar. Çocuğun beyni gitmiş. Hipnozda”. Sizin yanınıza gelince olmuyor da Müslümanın yanına gidince mi oluyor? Mesela Nur talebesi olur, “mahvoldu!” diyorlar. “Nurcu başı yakalandı!”; Bediüzzaman’a. İşte “Akli yetersizliği olan ihtiyar!”, hâşâ. “Evine kasayla rakı getirttirdi” diyerek 70 yaşındaki mübarek veliye iftiraya bak sen! Çok alçakça karaktersizce iftiralar atıyorlardı. “Gece yarısı evine uygunsuz kadınlar alıyor” diyor “Bediüzzaman’a”. 76 yaşında insan; olacak iş mi şu? “Hayret! Vay anasını!” diyor, “yaparlar kardeşim” diyor. İnanıyor şakşakçılar da. O devrin şakşakçıları. İnanıyorlar yani, gayet geniş kitleyi inandırdılar. Şimdi de öyle.

Hz. İbrahim (as)’ın yanı sığınma eviydi, Resulullah (sav)’in yanı sığınma eviydi. Hz. Nuh (as)’ın gemisi sığınma eviydi. Bediüzzaman’ın yanı, İmam Rabbani’nin yanı sığınma eviydi.  Benim yanım sığınma evidir. Müslümanların yanı sığınma evidir. Dürüst, iyi insanların evleri sığınma evidir.Tabii ki Müslümanlar onların yanına sığınacaklar. Ne yapsınlar? Tabii ki iyi insanların, dürüst insanların, Allah’tan korkan insanların yanına sığınacaklar. Bu tarihin en başından beri bu şekilde olmuştur ve hep böyle olacaktır. Hz. Nuh (as)’ın gemisine Müslümanlar niye sığındı o devirde? Niye Hz. İbrahim (as)’ın yanına geliyorlardı herkes? Niye Hz. Yusuf (as)’ın yanına sığınıyordu kendi kardeşleri, öz kardeşleri bile? Düşmandılar, yine Hz. Yusuf (as)’ın yanına sığındılar. Niye Hz. Yusuf (as)’ın onları koruyup kolladı? Hz. Musa (as)’a ta Habeşistan’dan geliyorlardı zulme uğrayanlar, gadre uğrayanlar. Hepsini koruyup kolluyordu. Sığınma eviydi onun yanı. Müslümanın yanı tabii ki sığınma evidir. İyi olanlar, dürüst olanlar, güzel ahlaklı olanlar, vatanseverler; hepsi sığınma evidir. Ve bir ibadettir bu. Allah’ın emridir.

İblisun ve iblisat, münafikun ve münafikat, kafirun ve kafirat acayip dilbaz, çok sahtekâr, tiyatrocu, çok alçak oluyor. Çok dikkatli olmak lazım.İftira güçleri yüksek. Müslümanları güçsüz görüyorlar, zayıf görüyorlar kendi kafalarınca. Taraftarlarının da çok olduklarını zannediyorlar. Hâlbuki iyi insanlar çoğunluktur. Benim milletim çok delikanlı millettir, yiğittir ve gittikçe de daha iyi oluyorlar. Daha dürüst oluyorlar. Daha sevgi dolu oluyorlar.

İnsan huzur arar, sükûnet arar. Bizim insan fıtratı öyledir. Biz sevgiye göre, huzura göre yaratıldık. İnsan nerede huzuru bulursa, nerede sevgiyi bulursa oraya gider.

İşin doğrusu benim böyle güzel hanımlarla konuşmam, güzel hayat yaşamam, güçlü olmam, sağlıklı olmam, neşeli olmam, kudretli olmam, Allah’ın gönlüme böyle derin, şiddetli bir sevgi koyması ve karşımdaki insanların da beni derin sevgiyle sevmesi sevgiden nasipsiz, kavruk tipleri adeta mahvediyor. “Bu kadar cennet gibi bir sevgi varmış. Biz bunu bilmedik” diyorlar. “Yaşayamıyorum da” diyor. İstese de yaşayamıyor. Para veriyor kadına, “beni sev” diyor. Kadın parayı görünce daha da nefret ediyor. “Araba alayım sana” diyor, kadın daha da nefret ediyor. Aşk, tutku başka bir şeydir. Allah aşkıyla sevme başka bir şeydir. Allah kendi âşıklarına o sevgiyi verir. İlk defa aşkın, tutkunun ne olduğunu görmeye başladılar, delirdiler. Hayretler içinde kaldılar. Çünkü adamın milyarları var, serveti var, tipi de var, yakışıklılığı da var, hepsi var. Gençliği de var. Ama sevgi yok. Lanet, aşağılık bir karısı oluyor, o ona küfrediyor, o ona küfrediyor. Müthiş bir nefret var. Kadın buna bakarken pisliğe bakar gibi bakıyor. O da ona bakarken pisliğe bakar gibi bakıyor. Sizdeki tutkuyu görünce içleri yanıyor. Derin sevgiyi görünce içleri yanıyor.

Aşk ne kadar güzel. Tutku ne kadar güzel.Zannediyorlar ki beni sevenler bu kadar.Yüzlerce. Ve deli gibi seviyorlar. Ben de onları deli gibi sevgiyle seviyorum. Çünkü hepimiz Allah’a aşığız. Allah’ı tutkuyla seviyoruz.

O kadar ilkel teşhisler koyuyorlar ki, yok, “hipnoz olmuş, yok çorbasına ilaç karıştırılmış”. Yok “reçeline bilmem ne tozu ekilmiş”. Öyle toz ile çorba ile oluyorsa siz de karıştırın çorba ile toz ile de bir yapın bakalım yapabiliyorsanız. Çorbaya toz moz karışmıyor. İmanla bu sevgi, imanla. Allah aşkıyla. Kuran’a insan uydu mu işte böyle güzel oluyor. İnsan oluyor. Gerçek insan oluyor. Mükemmel insan oluyor. Aşkın, tutkunun derinliklerinde sarhoş oluyor. İslam’ın bir güzelliğidir bu. Allah “size dünyada en güzel hayatı yaşatırım” diyor, “ahirette de en güzel hayatı yaşatacağım” diyor. Müminlere Allah müjde veriyor. O müjdenin tecellisi bu işte. İnşaAllah. biliyorsunuzdur. Birçok uzmanı var. Gidin yapın bakalım, kim takıyor hipnozunuzu?

Pervasız konuşmalar doğru değil. Çok akılcı konuşmalı. Bir de Müslümanlar hep genellikle gariban biliniyor. Televizyon programında saldırılır onlara, hakaret edilir, aşağılanır. “Şak şak şak” karşı taraf alkışlar. Hep onlar büyü yaparlar, hipnoz yaparlar, ilaç atarlar çorbanın içerisine. Hep kötülük yaparlar. İnsanlar odalara kapatırlar falan. Böyle çirkin bir imaj vermeye çalışıyorlar. Çok ayıp yapıyorlar. Çok çok ayıp yapıyorlar. Bundan çok büyük utanç duyacaklar sonra.İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Hz. Mehdi (as) ortaya çıkacak. Hz. Mehdi (as)’ın gözlerinin içine baka baka bunu söyleyemezler. Hz. İsa Mesih (as)’ın o keskin bakışlarına nazarlarını tevcih ederek bunları konuşamayacaklardır. Özür dileyeceklerdir, utanç duyacaklardır ve küçük düşeceklerdir.

(Samanyolu TV’deki belgesellerde vahşet sahnelerinin yayınlanması hakkında)

Mesela altına alıyor hayvanı, param parça ediyor. Bir an karnını bağırsağını deşiyor falan. Yavrularını yalayan, seven aslanları niye göstermiyorsunuz? Yavrusunu kucağına almış kedileri niye göstermiyorsunuz? Yavrularına yiyecek götüren kuşları niye göstermiyorsunuz? Civcivlerini koruyan annelerini niye göstermiyorsunuz da sürekli kan revan içerisinde vahşet sahnelerini gösteriyorsunuz? O hayvanın bir yönüdür. Ama şefkat yönü ve akıl yönü var. Onu niye göstermiyorsunuz? Arıların hayatını gösterin. Karıncaların hayatını gösterin. Bediüzzaman’a yapılan zulmü gösterin.

Müslümanlar sığınma evi olursa öyle bıçaklanan hanımlar olmaz. Öyle dövülen sövülen, ırzına geçilen, ensest sapık ilişkilerle ezilmeye çalışılan, “kaçacak göçecek yerin yok” düşüncesiyle mahvedilmeye çalışılan insanlar olmaz. Ve hanım kızlar, hanım kardeşlerimiz mümin, muttaki, temiz insanların yanına sığınabilmeli. Aylardan beri, yılardan beri söylüyoruz. Hz. Nuh (as)’a nasıl sığındı Müslümanlar, nasıl Hz. İbrahim (as)’a sığınıyordu insanlar; Müslümanların hepsi sığınma evidir. Oraya sığınacaklar insanlar. Onların yanına gidecekler. Tabii ki devlete bildirecekler, savcıya. Ama savcıyla polisle olmuyor görüyorsunuz. İlla ki inananların, güzel ahlaklı insanların desteği de gerekiyor.

Peygamberimiz (sav)’e erkekler de âşıktı, kadınlar da âşıktı. Peygamberimiz (sav)’i kadınlar da tutkuyla seviyordu, erkekler de derin bir tutkuyla seviyorlardı.Sevginin bir yönü yoktur. Biz “Peygamberimiz (sav)’i sırf kadınlar seviyordu, erkekler sevmiyordu” mu diyoruz? Hz. İbrahim (as)’ı da, Hz. Musa (as)’ı da hepsini biz deli âşık olarak derin bir sevgiyle seviyoruz. “Sadece kadın sevilir” diye bir şey var mı? Mesela Bediüzzaman Said Nursi, gözümü kırpmadan canımı veririm ben Said Nursi Hazretleri için. Yaşasaydı, beni bir görseydiniz siz. Ben ona öyle oyun oynattıracağım öyle mi? Öyle hakaret ettireceğim öyle mi? Yeri göğü birbirine katardım ben Allah’ın izniyle. Deli âşık olarak seviyorum Peygamberimiz (sav)’i. Bütün peygamberanı, Hz. Yusuf (as)’ı, Hz. İlyas (as)’ı, Hz. İshak (as)’ı, Hz. Yakup (as)’ı, Hz. İsmail (as)’ı derin bir aşkla seviyorum. Duymayanlar duysun.

2011-10-23 01:19:50
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top