Adnan Oktar'ın 27 Ekim 2011 tarihli röportajından önemli başlıklar

A9 TV; 27 Ekim 2011

 (Van’a tırlar dolusu yardım yollanmaya başlandı, haberi hakkında)

Tam da söylediğim kalemler. Daha önce sadece para yardımı yapıyorlardı. Bak “en iyisi budur” dedim. Söyler söylemez hemen maşaAllah, benim güzel huylu milletim hayır, hak bir şey olduğunda hemen onu ifa ediyorlar, maşaAllah, elhamdülillah. Bu Güneydoğudaki kardeşlerimize olan sevgiyi daha da pekiştirecek bir olay. Her şeyde bir hayır var. Bunda da bir hayır var inşaAllah.

Müslüman’da hasetlik olmaz.Aşağılık insanlarda olur haset. Güzel insanlar, yüksek ahlaklı insanlar kıskançlığı bilmez. Kıskançlık bir hastalıktır, manyaklık çeşididir. Bir psikopatlık çeşididir. Çirkin bir suçtur. Müslüman’ın asla yapacağı bir şey değildir. Kıskanmak çok aşağılık bir harekettir.

(Bilim adamlarının Van’dan sonra Hakkâri’ de meydana gelen depremi “fayların birbirini tetiklemesinden meydana geldi” şeklinde açıklamaları hakkında)

Tetikleme falan diye bir şey yok. Kaderde Cenab-ı Allah her şeyi bir hikmetle yaratır. “Biz erkenden tespit ederiz”, şu bu diyorlar. Böyle bir şey de olduğu yok inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın ne yapacağı, ne edeceği, hep o Kendi ilmiyle bildiği hikmetli olaylardır. Mesela bir insan aniden ölüyor. Bilemez. Hiç tahmin etmez. Mesela aslan gibi delikanlı, bir de bakıyorsun araba çarpıyor, ölüyor. Yahut kalbi tutuyor, ölüyor. Yahut başka bir şey oluyor, ölüyor. Veyahut kanser oluyor, ölüyor. Mesela yaşlı adam vefat edecek diye beklerken, bakıyorsun genç adam, onu koruyan, kollayan vefat ediyor. Deprem de hikmetle, hayırla yaratılır inşaAllah. Seller hikmetle, hayırla yaratılır. Hepsinde bir hikmet vardır inşaAllah. Tabii ki her şey de bir sebep sistemi vardır. Allah onlarda tetiklemeyi sebep yapar, toprağın oturuşunu, oturumunu sebep yapabilir. Birçok şeyi sebep yapabilir. Sebeplere takılıp kalmamak lazım. Onun hikmet yönünün üstünde durmak lazım. Mesela kalpten ölen adamın tabii ki bir bilimsel açıklaması vardır. Tabii ki depremin de bir bilimsel açıklaması vardır.Ama onun hikmet yönünün üzerinde durmak lazım. Yani ne hikmetle yaratıldı? Ne hikmetle Cenab-ı Allah böyle bir şeyi, böyle bir zamanda tezahür ettirdi? Hikmet yönüne bakıldığında olaylar anlaşılır. Olay doğrudan Mehdiyetle ilgilidir. Daha önce, dünya tarihinde bu kadar sık deprem olmuyordu. Dünya soğuyordu. Gayet normal değil mi? O manto kısmı soğuyor. Depremler beklenir. Makul oluyordu depremler. Ama birden, 1980 yılından sonra, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra, hayret edilecek bir artış başladı depremlerde. Ucu bucağı yok. Kesilmiyor. Peş peşe depremler oluyor. Bunda hikmete bakmak lazım. Çünkü teknik olarak açıklanamıyor. Birden bire niye depremler arttı? Bilim adamları söylüyor mu bunu? Yok. Açıklama yok. Eskiden belirli düzeyde, hep belirlidir. Ama 1980’lerden, özellikle 1990’lardan sonra, müthiş bir tırmanış var.

Depremlerde hayret verici bir artış var. Niye Hz. Mehdi (as) devri’ne rast geldi bu? Niye 1980’lerden sonra? Ve niye böyle katlamalı olarak sürekli artıyor?Hadislerde Peygamberimiz (s.a.v) aynısıyla söylemiş mi? “Depremler artacak” diyor. Ne zaman diyor? “Hz. Mehdi (as) devri’nde” diyor. “Benim evlatlarımdan Muhammed Mehdi zuhur ettiğinde depremler artacak” diyor. Aynısıyla olmuş mu? Oluyor. İşte bu mucizedir. Mucize yönüne bakmak lazım.

Mesela 1999’dadeprem olduğunda, İstanbul depreminde, deprem İstanbul’a dokunmadı. İstanbul’un altından geçti. Bilimsel olarak bunu açıklayamadılar. Hiçbir açıklaması yok. İşte bak, burada bir hikmet var. Burada hayret edilecek bir şey var. Neden? Çünkü Hz. Mehdi (a.s) var İstanbul’da. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde, felaket olmaz. Hadis var, Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Şaşırtıcı mı? Çok şaşırtıcı. Hayret edici mi? Hayret edici. Harikulade mi? Harikulade. Yani oluyor, doğru çıkıyor. Hakikaten oluyor. İstanbul’a neden dokunmasın deprem. Görülmemiş bir şey. Deprem muntazam devam eder. Atladı deprem, bilim adamlarını topladılar hep, açıklık getiremediler. “İstanbul’a dokunmadı” diyorlar. “Bir şekilde, hayret verecek şekilde dokunmadı İstanbul’a” diyorlar. Bak bu, bunu düşünsünler.

Mesela Güneydoğu’da depremlerin sıklaşması, bir İstanbul’da oldu, bir Güneydoğu’da. İki uç nokta. Değil mi? Tarihler çok hayret verici. Zamanlamalar hayret verici. Olaylar hayret verici.Yalnız bazı dangalaklar diyor ki: “Allah PKK’lıları cezalandırmak için bu felaketi verdi” diyor. Bak ahmağa bak, bak şerefsize, bak haysiyetsize bak. Depremde şehit olanlar, çoğu Nur talebesi. Kimi Süleymanlı kardeşlerimizden. Nur gibi müminler. Tertemiz insanlar. Belki, es kaza PKK’lılara rast gelmiştir. Birkaç tane. Ama Yüzde 99’u mümin, muttaki, tertemiz insanlar. Müslüman kardeşlerimiz, canlarımız.  Ne kadar büyük aptallıktır bu, ahmaklıktır. PKK’dan intikam almak için Allah Müslüman mı öldürüyor? Müslümanları mı şehit ediyor? Bu ne büyük aptallıktır. Bıraksınlar bu ahmaklığı. Şehit olan kardeşlerimize bakın, hep muttaki, hep mümin. Nur gibi Müslüman kardeşlerimiz. Bu haysiyetsizlere devlet hukuk yoluyla müdahale etsin. Bunlar internete yazıyor ya, bunları tespit etmek mümkün. Hepsini ilgili kanun maddelerinden teczi etsinler. Hepsini. Çok büyük haysiyetsizlik ve karaktersizlik, şerefsizlik, namussuzluk bu. Çok büyük ahlaksızlık yaptılar. Hepsi tespit edilsin. Belli internette bunların yerleri.  Hepsi ilgili kanun maddelerine göre cezalandırılsın. Bekliyoruz. Bu ne biçim laf böyle. İstanbul’daki depremde de mümin, muttaki insanlar da şehit olabilir, kötü insanlar da olabilir. Ama nur gibi insanlardı. Yüzde 99’u nur gibi insan. Bu ne biçim laftır böyle. Bir ara birileri çıktı ya “Allah onları cezalandırdı. Açık, saçık giyiniyorlardı da cezalandırdı” diyor. Bak, söze bak sen. Böyle vicdansızlık yapanların yakasına devlet hemen yapışsın. Böyle terbiyesizliğe müsaade yok inşaAllah.

Çıkıyor bazı psikologlar diyor ki: “Deprem oldu orada. Onlara psikolojik terapi gerekiyor. Bilimsel”. Nasıl terapi? “İşte Avrupalı uzmanların anlattıkları, var ya” diyor. “Freud’un, şunun, bunun anlatımları falan. Yıllarca onlara psikolojik tedavi yapmamız gerekir” diyor. Allah’tan mı bahsedeceksin? Yok. Nasıl yapacaksın? Freud’dan bahsedecek. Şundan, bundan bahsedecek. Öyle psikolojik tedavi olmaz. Müslüman öyle bir şeyde felç olur. Izdırap çeker. Acı çeker. Müslüman Kuran’la, hadisle, İslam alimlerinin güzel sözleriyle psikolojik tedavi olur. Cenab-ı Allah açıkça söylüyor. “ Kalpler, Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Psikanaliz metotlarıyla, psikolojik tedavi metotlarıyla değil. O tedaviyi istiyorlarsa kendilerine yapabilirler. İhtiyaç duyuyorlarsa. Benim dindar kardeşlerim, Allah anıldığında kalpleri ferahlanır. Kuran okunduğunda kalpleri ferahlanır. Risale-i Nur okur, kalbi ferahlar. İmam Rabbani’yi okur, kalbi ferahlar. İmam Gazali’yi okur, kalbi ferahlar. Bu tip üsluplara gerek yok. Netice alınacak bir şey de değil. Sadece insanları bunalıma sokacak, rahatsız edecek sözler bunlar.

Fatih Erbakan bize Erbakan Hocamızın emaneti. Fatih’ten çok büyük hizmetler bekliyoruz, çok inşaAllah. Saadet Partisi’ni şahlandıracak bir koçyiğit o inşaAllah. Fatih Sultan Mehmet gibi olacak inşaAllah, Allah’ın izniyle. Babası o ismi ona hikmetle tevdi etmiş. Değil mi? “Fatih” demesinde bir hikmet var. İnşaAllah Fatih Sultan Mehmet olacak. İnşaAllah, Allah’ın izniyle. Erbakan Hocamızı da biz sürekli inşaAllah gündemde tutacağız. Kıyamete kadar Allah’ın izniyle. Kıyamete kadar. O benim can Hocam o. O değerli, mübarek insanı unutmak çok büyük vicdansızlık ve zulüm olur. Vefasızlık yapanlara inat vefanın güzelliğini göstererek devam edeceğiz inşaAllah. Erbakan Hocamız dünya tatlısıydı, dünya iyisiydi. Çok samimi bir Müslüman çok, yiğit bir Müslüman. Bir tek Allah’tan korkar. Profesyonel politikacı değildi o. Dava adamıydı ve mürşitti. Sırf Türkiye’nin değil, bütün İslam âleminin hoca olarak gördüğü, âlim olarak gördüğü, değer verdiği, büyük olarak gördüğü, baş olarak gördüğü bir insandı, maşaAllah. Allah gani gani rahmet etsin şehit Hocamıza. Saadet’in başında görmek istiyoruz Fatih’i. O ismi süreli duyalım. “Kim konuşuyor?” deyince “Erbakan konuşuyor” diyeceğiz. “Sayın Erbakan konuşuyor” diyeceğiz. “Bu kim?”. “Evladı”. Tamam, zaten onun parçası. Bu ne demektir? Erbakan hocamız ölmedi demektir.

Deccalin pisliği olan münafikun tabii kudururlar. Müslümanların ittifakına, birbirine olan muhabbetine, sevgisine, yakınlığına, dostluğuna, arkadaşlığına, kardeşliğine şiddetli bir öfke duyarlar. Bu Müslüman’a nasıl etki yapar? Coşturur, daha heyecanlandırır, doğru yolda olduğu kanaatini getirir. Şevkle, aşkla hizmetine devam etmesini sağlar, inşaAllah.

Anneler nurdur, dünya tatlısıdır.Onların tatlı bir elektriği vardır, anne elektriği vardır, böyle anne şekerliği vardır üstlerinde. Anneyi sevmek Kuran’ın hükmü ile farzdır. Allah’ın hükmüdür, hükmullahtır. Anneye ve babaya derin saygı ve derin sevgi Allah’ın hükmüdür. Allah “öf bile demeyin” diyor. O kadar nezaketli, o kadar nezih davranılacak. Mesela yaşlılıktan kaynaklanan tekrarlar yapabilir, bir şeyler olur, değil mi? Mesela hastadır, taşıman gerekir. Hastalığın hallerini düşünün. Çok ağır da hasta olabilir, yatalak hasta olabilir, bakman gerekebilir. Bir kere “öf” dediğinde mahvedersin kendini. Sakın ha! “Öf” değil, yüzünüzde de en ufak bir bezginlik ifadesi olmaması lazım, en ufak. Bak yatalak hasta olacak Allah vermesin, ne yüzde bir bezgin ifade, bak Allah onu Kuran’da çok manidar bir ifadeyle, “öf bile demeyeceksiniz” diyor Allah. “Öf”ün ne anlamı olacak yüzünüzde, ne sözlü olacak. Ama velâkin dininize, imanınıza, mukaddesatınıza,müminun ve müminata düşmanlık üzerine bir tavır sergilediğinde annelik babalık hakları kalkar. Başka bir şey olurlar. Kuran’ın hükmüdür. Bu da hükmullahtır, Allah’ın hükmüdür. O artık anne baba olmaz. “Git PKK’ya katıl” diyor. “Git fuhuş yap” diyor. Yok, ensest ilişki teklif ediyor, uyuşturucu satmayı teklif ediyor, bilmem ne ahlaksızlık teklif ediyor. Veyahut “Müslümanlarla görüşmeyeceksin” diyor. “Kuran okumayacaksın” diyor, “Müslümanları sevmeyeceksin”. Veyahut sınır koymaya kalkıyor, diyor ki: “şunlarla görüşebilirsin, şu Müslümanlarla. Şunlarla görüşmeyeceksin”. Hâlbuki Müslümanlar bütün, Allah “hepsiyle görüşeceksiniz” diyor. Bütün müminler kardeş. Mesela diyor ki “Süleymanlı kardeşlerinle görüşebilirsin, Nur Talebeleriyle görüşemezsin”. Niye ki? “Olmaz” diyor. O zaman sen de olmazsın. Görüşür, niye görüşmesin? Olmaz. Ama diğer yönden; meyhanede içer, alıp omzuna getireceksin. Zalim olmayacak; şefkatli, merhametli, makul bir anneye baş tacı olmak yakışır. Büyük bir zevktir anneye sevgi göstermek, ilgi, alaka göstermek, yardımcı olmak. En zor şartlarda bile bezginlik ifadesi vermemek. Adice, ahlaksızca bir şeydir bezginlik ifadesi vermek. Sıkılma, usanma ifadesi çok çok ahlaksızca bir tavırdır, Müslüman’a yakışmaz.

(Ahir zamandaki bazı anne babaların çocuklarının dini öğrenmelerine engel olacaklarını bildiren bir hadis üzerine)

Resul-i Ekrem (s.a.a) bir gün şöyle buyurdu:
"Yazıklar olsun ahır zaman babalarına!"
Bunun üzerine ashap sordu: "Yoksa müşrik mi olacaklar?" Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
"Hayır, Müslüman kalacaklar; ama çocuklarına dini öğretmeyecek ve hatta çocukları dini öğrenmek istediklerinde onlara engel olacak ve onları dünya malı kazanmaya sevk edeceklerdir. İşte ben böyle babalardan uzağım; onlar da benden uzaktırlar."
(Müstedrek'ül-Vesâil, c.2, s.625)

Hay maşaAllah. Ahir zamanın sahtekar, ensestci, üçkağıtçı, uyuşturucu müptelası, sapık bazı babalarına ve annelerine, PKK terörüne çocuklarını teşvik eden bazı vicdansızlara, bazı alçaklara tam hitap işte bak. Ne güzel anlatmış Peygamberimiz (sav). Gün gibi görmüş ahir zamanı, gün gibi anlatmış maşaAllah, elhamdülillah.

Bir daha söylüyorum, bu depremin Güneydoğuda PKK’ya karşılık, PKK’lıların cezası olarak Allah tarafından verildiğini iddia eden bazı ahmaklara ben hayretle ve ibretle bakıyorum ve çok şaşırıyorum. Bu kadar ahmakça bir söz olur mu? Serseriler, gidip bakın Güneydoğu’da evi yıkılan tertemiz kardeşlerime. Evlerinde seccadelerin üstüne bina yıkılmış. Evlerinin içi Kuran’la, Risale-i Nur’la dolu. Van çaka çaka Nur talebesi doludur. Terbiyesizler, ne konuşuyorsunuz siz! Ne kadar ahmak insan bunlar! Hayır, es kaza belki bir PKK’lı da enkazın altında kalmış olabilir. Ama yüzde 99’undan çoğu mümin, muttaki, tertemiz insanlar. Ne alakası var onun? Ahir zamanda Cenab-ı Allah’ın vaadi bu, takdir-i ilahi. Allah şehit almak istediğinde vesile ediyor. Onlar o enkazın acısını duymazlar. Depremden önce canları alınıyor, Allah katına ref ediliyor. İmanları daha kamil hale geliyor cennette. Yani o da bir cennet türüdür, alındığı yer.  Oradan gerçek cennete alıyor Allah. Bir nimet olarak sunulur. Ve ahir zamanda Allah Mehdiyetin bir alameti olarak bunu sunuyor. Bu olayları sunuyor. Anlattık. Hadisler açık, çok sarih. 1980’lerden sonra bu olaylar gelişmiş, artmış.

Cezayir çok çile çekti, çok azap çekti. Deccaliyet orada kol sarmıştı. Bak, orada da yerle bir oldular. Üniversite öğrencileri, oraya gelenler hep darwinizme karşı olması beklenir değil mi? Bak çaka çaka Darwinist çocuklar. Suudi Arabistan çaka çaka Darwinist. Mısır’a gidiyoruz, çaka çaka Darwinist. Bize ilk başta acayip şaşırıyorlardı Mısır’da. Ezher’den de arıyorlardı bizi. “Siz ne yapıyorsunuz? Darwinizm doğru” falan diyor adam. “Kuran’a da uygun” diyor bir de utanmadan. Oralarda da fikren yerle bir ettik elhamdülillah, maşaAllah. Bazıları da, enkazın altından çıkarıyoruz, adam perişan olmuş, “Darwinizm nerde, deccaliyet nerde?” diyor.  Ağzın, burnun darmakeşan olmuş işte bak, iflahını kesmişler, ayakta duramıyorsun. Üniversitelerde “Allah yarattı” diyebilen bir öğretmen görebiliyor musunuz? Biyoloji dersinde insanın yaratılışını “çocuklar, insanı Allah yaratmıştır” diyen öğretmeni bana bir göstersinler. Bir tane öğretmen gösterin. Her yerde Darwinizm mecburi, dünyanın her yerinde mecburi. Suudi Arabistan’da da, İran’da da, her yerde mecburi. Adam diyor ki “nasıl oluyor?”. Devlet kitaplarının hepsinde Darwinizm anlatılıyor, “nerede var” diyor.

2011-10-31 13:02:17
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top