A9 TV; 7 Kasım 2011
Yakışıklılık, güzellik, herşey Cenab-ı Allah’ın kalbimize ilka ettiği bir duygu.Yoksa biz bunların hiçbirini bilmezdik, anlayamazdık. Allah’a hamd olsun. Güzel kavramını bize verdiği için Allah’a hamd olsun. Yakışıklı kavramını bize verdiği için Allah’a hamd olsun. Hiç hissetmeyebilirdik. Çok güzel olurdu herşey de anlamazdık. Mesela tatlı su acı gelebilirdi. Mesela yiyecekler çok rahatsız edici bir duygu bizde uyandırabilirdi. Mesela etin kokusu nefis oluyor, yiyeceklerin kokusu çok güzel oluyor. Portakalın, elmanın, hepsinin kokuları çok güzel. Aynı kokuyu vücudumuz çok kötü alabilirdi. Yani bizim algımızı Allah mükemmel yaratmış, maşaAllah. Şimdi koku güzel; nihayet moleküllerin titreşimi. Moleküllerin titreşimini Allah beynimizde bize güzel koku olarak, güzel tat olarak sunuyor nimet olarak maşaAllah.
(Sayın Başbakanımızın; “Biz devletin içinde devlete paralel bir devlet anlayışına müsaade edemeyiz” açıklaması hakkında)
MaşaAllah. Her konuşmasında bu önemli mesajları Başbakanımız sunuyor. Böylece muhaliflerinde o gereksiz konuşmalarına bir cevap olmuş oluyor. Bir ara çok yoğun bir muhalefet geliştiriyorlardı. Başbakanımızdan rica etmiştik o zamanlar. Güzel, etkili bir konuşmayla bunları susturun gibisinden. Peş peşe peşpeşe çok güzel konuşmalar yaptı.
İç İşleri Bakanımız,“PKK ile aramızdaki fark imandır. Onlar imansızlar” diyor. Çok hayati, helal olsun. MaşaAllah çok güzel, çok hoş. Ama tabii bunu gönlümüz istiyor ki diğer bakanlarımızda açık açık vurgulasınlar. Ama çok isabetli, güzel bir konuşma yaptı, maşaAllah. Asıl komünizmle bir hesaplaşma gerekiyor. Devletin ve milletimizin komünizmle ve komünistlerle nihai hesaplaşması çok önemlidir. Komünizmi yeryüzünden tamamen silecek şekilde ağır bir darbeyi biz devletimizden, milletimizden bekliyoruz. Dünya komünizmi. PKK’yı yenmekle iş bitmez.Çünkü onun arkasında dünya komünizmi var, PKK’nın arkasında.Dünya komünizmini tepeleyecek şekilde bu millet Mehdilik görevi yapacak, inşaAllah. Devletimiz de Mehdilik görevi yapacak, inşaAllah. Yerle bir edecek deccaliyeti. Darwinizmi, materyalizmi, ateist düşünceyi devletimiz kazıyacak. O ışığı ben gördüm. İç İşleri Bakanımız’ın bu açıklaması bir kıvılcımdır. İlk kıvılcımdır. “İmansızlarla imanlıların mücadelesi vardır” diyor. Yani Allah’sızlarla Hz. Mehdi (as)’ın safının mücadelesi var. Deccaliyetle, Mehdiyet’in mücadelesi var. Tefsiri, anlamı budur. Bunun tercümesi budur.
Tehlikeyi görmezlikten gelmek, tehlikenin vasfını gizlemek bir çözüm değildir. Bazen insanlar mesela Allah esirgesin kanser hastası oluyor. Gizliyorlar adamdan. Kendi de fark ediyor, kendi de gizliyor. Tedavi olmak istemiyor.Onu anlamak da istemiyor, düşünmek de istemiyor. Onun birgün üstünden kalkacağına inanıyor kendiliğinden. Kalkmaz. Kanser yavaş yavaş ilerler ve o insanı öldürür. Komünizmde öyledir. PKK düşüncesi de öyledir. Yani aynı kanser gibidir. Eğer teşhis doğru yapılmazsa, tedavi doğru uygulanmazsa vücudu öldürür. Çok tehlikelidir. Anlamazdan gelmek, susmak, demagojiyle geçiştirmek hastalığına sadece zaman kazandırır. Hastalık bütün hızıyla gelişir. Allah esirgesin. O yüzden teşhisi hemen yapıp, hemen en etkili tedaviye başlamak lazım. En etkili, her yönden bünyeyi güçlendirerek. Kanser tedavisinde ne yapılıyor? Bünye de güçlendiriliyor. Hem ilacını vermek lazım. Hem milli bünyemizi sürekli güçlendirmek lazım. Milletimizin imanını muhafaza, itikadını, inancını muhafaza, güçlendirmek ve PKK’nın beline hem Avrupa’da, hem Amerika’da, hem Çin’de, hem Kore’de ağır tahribat meydana getirecek şekilde anti-komünist darbeyi vurmak. Bediüzzaman bu konuyu çok net söylemiş. Yangın gibidir.Mesela şu an Güneydoğu’dan başladı yangın. Bırakılırsa bütün Türkiye’yi sarar. Allah vermesin. Zannediyorlar ki bazı cins avanaklar var diyorlar ki “verelim kurtulalım Güneydoğu’yu. Bitsin, biz işimize gücümüze bakalım. Yakalım puroyu, alalım viski bardağını elimize eğlencemize bakalım.” Öyle olmaz. O bardağı sana kırıp yedirirler. Viskiyi de içemeyecek hale gelirsin, puroyu da sana hap haline getirir içirirler teker teker hepsini. Komünistlerin hırsını, kinini ve saldırganlığınıve ideolojinin vahşiliğini henüz bir kısım vatandaşlarımız, bir kısım insanlar fark edemediler. Komünizm çok kindardır, çok saldırgan ve çok vahşidir. Yani yırtıcı bir hayvan gibidir.Fikirle, düşünceyle kafası ezilmedikten sonra devam eder. Beyninin etkisiz hale getirilmesi gerekiyor.Bu yedi kollu canavar gibidir. Bir kolunu keser öbür kolu canlanır. Kestiğin yerden yeniden kol gelişir orada.Varya böyle kertenkelenin kuyruğu kopuyor yeniden kuyruk çıkıyor. Aynı şekildedir.Komünizm de koptuğu yerden devam eder. Ama beynini yok edersen ki ayette “Biz beynini darmadağın ederiz” diyor. Ondan sonra bir daha toparlanamaz. Beynine vurulması lazım. O da fikirle olur.
(“Hıristiyan ve Yahudileri dost edinmemizin bir sakıncası var mıdır?”seyirci sorusuna cevap)
Mesela “ben teslise inanıyorum” desem haşa. Kuran’ın yasakladığı budur. Ben onu insan olarak severim, şefkat duyarım. İnsani anlamda dost olurum tabii ki. İslam’ı, Kuran’ı başka nasıl anlatacaksın? Nasıl olur? Kardeşim, ne kadar aptalca bir düşünce. Allah onu Hıristiyan yaratmış. Niye düşman olayım? Niye kin duyayım? Tabii ki şefkat duyuyorum. Museviler de öyle. Peygamber soyudur.Niye kin duyayım? Dua ederim hidayetleri için, Müslüman olmaları için dua ederim. Niye kin duyayım yani?
Herkese düşmanlar. Alevi’ye düşman, Bektaşi’ye düşman, Şii’ye, Caferi’ye, Vahhabi’ye, Rusya’ya düşman, Suriye’ye düşman, Yunanistan’a düşman, Romanya’ya, Bulgaristan’a, Yugoslavya’ya, herkese düşmanlar. Düşman olmadığı kimse yok ki. Şeyh Nazım’a düşman, mübarek dünya tatlısı insana düşman, Esad Coşan’a düşman, Esad Hocamıza, Fethullah Gülen hocamıza düşman. Düşman olmadıkları kimse yok.
(“Said Nursi Hazretlerinin hayatını anlatan film yapıldı. Filme maddi ya da ilmi katkıda bulundunuz mu?” sorusuna cevaben)
Benim gece gündüz Bediüzzaman’ı gündemde tutmam ve bu kadar çok sevdirmem, gençliği Bediüzzaman ile tanıştırmam, eğer kastettiğinse bunu yapıyorum inşaAllah. Bediüzzaman’dan bahsetmediğimiz hiçbir gün yok. Gençlik bilmezdi Bediüzzaman’ı, hatta büyük bölümü bilmezdi. Hatta unutuluyordu. Çünkü Nur talebeleri kendi içlerinde parçalandılar, bölündüler. Bir kısmının şevki kırıldı, gücü kırıldı. Etkisiz hale geldiler bayağı bir kısmı. Bir kısmı hiç Bediüzzaman’dan bahsetmez hale gelmişti. Bir kısmı Bediüzzaman’dan utanıyordu. Bir kısmı direkt reddetmeye başlamıştı. Biz Üstad’ımızın yanında Battal Gazi gibi çıktık. Yeri göğü inlettik. Böyle gök gürültüsü gibi. Bediüzzaman diye yeri göğü inlettik maşaAllah. Ve herkes tanıdı. Herkes biliyor. Herkes de seviyor.
Ben bir iyilik yaptığımda oturup onu etrafa yaymam.Bir hayır yaptığımda yaymam. Bir iyilik yaptığımda yaymam. Uluslararası da benim çok büyük hizmetlerim oluyor. Türkiye’de de çok büyük hizmetlerim oluyor elhamdülillah. Hiçbirisini fahşe etmiyorum. Ben gösteriş peşinde değilim. İnsanlar “iyi” desin diye de uğraşmıyorum. O yüzden hayır gizlidir bende. Yaptığım her hayır hasenatı gizlerim hemen hemen. Birçok fitneyi de durdurduk. Uluslararası fitneleri. Savaş çıkartmaya kalkıyorlardı. Onları engelledik. Olay çıkartmaya kalktılar. Onları engelledik elhamdülillah.
Bediüzzaman diyor ki, Beşinci Şua’da,
Rivayette var ki: İsa Aleyhisselâm Deccalı öldürdüğü münasebetiyle, "Deccalın fevkalâade büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir. (Feycul Kadirs hadis numarası, 4249. Mecmaul Zevait. 8. Cilt 344, Suiti Cemmil Cemavi hadis numarası 10662. Kenzul Ummal 14-330)
Bak, hepsinde kaynak var. Bediüzzaman’ın eserlerinde.
Allahualem bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan...Bakın, bunu herhangi bir insan söylemiyor. Bediüzzaman söylüyor. İsa (as)’ın bizzat şahsını,...İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan...Bir insan var ve onu tanıyanlar var....ve tâbi olan...Ona tabi oluyorlar. ...cemaat-i ruhâniye-i mücahidînin (mücahit cemaatinin)kemiyeti (sayısı),Deccalın mektepçe (okullar, üniversiteler)ve askerce (dünya ordularındaki askerce bir çok ordu)ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.
İsa (as) nasıl çalışma yapacakmış? İlmi. Nerede faaliyet yapacakmış? Askeri birlikler içerisinde ve okullarda. Yüksek okullarda ve askeri birliklerde. Yani generallere yönelik, üniversite hocalarına yönelik. “...ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.”Çok az sayıda talebeleri ama bayağı etkili oluyorlar. Yönlendiriyorlar.
“Rivayette var ki, "Deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve harikulâde bir eşeği vardır." Allahu a’lem, bu rivayetler tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: Bu rivayetler mucizâne haber verir ki, "Deccal zamanında vasıta-i muhabere ve seyahat o derece terakki edecek ki, bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek.”
“Muhabere vasıtaları”, radyolar, televizyonlar, telefon, telgraf, “ve seyahat”, uçakla, helikopterle. “...vasıta-i muhabere ve seyahat o derece terakki edecek ki”, yani uçaklar arabalar, helikopterler, şunlar, bunlar o kadar hızlanacak ki, “bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek”. Mesela bir olay oluyor. Nasıl oluyor? Radyolarda, televizyonlarda hemen işitiliyor.
“Radyo ile bağırır, şark-garp işitir”, yani doğu batı herkes işitir. “ veumum ceridelerinde okunacak” bütün gazetelerde okunacak. “Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek” Uçakla her yeri gezebilecek.“ve yedi kıt’asını ve yetmiş hükûmetini görecek ve gezecek" diye zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer, tayyareden mucizâne haber verir.” diyor, Peygamberimiz (sav).
“Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir.”Yani diktatör. “Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir.”Her yerde İslam aleyhinde, Müslümanlar aleyhinde fitne çıkarmak için gezer, savaş çıkarmak için gezer.
“Ve bindiği merkebi ve himarı ise,” yani eşeği “ya şimendiferdir” yani trendir“ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş.”Yani o oturulan yemek yenilen salonları, iç kısımları.”
“Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir.
Yani düşman olursa ateş ve bombardımanla, silahlarla yok edilir. Ama dostuysa onlar işte trenlerin en lüks yerlerinde, en güzel salonlarda, en güzel yerlerde yaşarlar.
“Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut … -sükût lâzım!”
Diyor Bediüzzaman. Ünlem koymuş. Bu yakın zamanda ortaya çıkacak. Bir tane daha vasıtası var. Bilinmiyor. İnşaAllah.
(Sayın Adnan Oktar’ın,bayan talebeleri hakkında söyledikleri)
Sizin temizliğinize bakıyorum bir de bazı yerlerde, bazı kanallarda, yahut dışarıda, sokakta da görüyorum. Kaşar gençler görüyorum, kaşar genç kızlar görüyorum. Kaşarlaşmış, hayvan vahşiliğinde. Nezaketi bilmiyor, adabı bilmiyor, edebi bilmiyor. Tam hayvan vahşiliği var. Gözlerinde dehşet ifadesi. Dengesiz konuşmalar ve şüpheli, kuşkulu, tedirgin, gerilimli, her an yalana açık. Her an oyuncu, her an düzenbaz ve dengesiz. Müslümanlara bakıyorum, halim, selim, şeker, munis, tertemiz, efendi ve saygılılar.
(İçişleri Bakanı’nın “birileri benim yaşadığım gerçeği, benim gördüğüm Hakkari’yi, Muş’u farklı yazıyorlar. Sorun yol mu? Sorun şarkı mı? Sorun kıyafet mi? Sorun ibadet mi? Sorun hastane mi?” “Örgütün yapısının farklı ırklardan bir araya getirilerek bir paydada buluşturulduklarını” belirterek “o ortak paydanın özellikleri de dinsizlik ve inançsızlık” demesiyle ilgili)
Aynı benim üslubum. Çok güzel maşaAllah.İçişleri Bakanı güzel konuşuyor. MaşaAllah. Benim dikkatimi çekti. Sessiz sakindi önce. Sonra direk konunun özüne yönelik. Bak, en hayati şey. Diyor ki “imansızlarla, imanlıların mücadelesi var”. Çok güzel. Müslüman evladı. Helal olsun. Çok güzel bir üslup kullandı. MaşaAllah. İçişleri Bakanımız bir sonraki açıklamada direk komünizmi açıklayacak gördüğüm kadarıyla. Komünist materyalistin özetini anlatıyor. “Dinsiz, imansız” diyor. Onu anlatmak istemiş. Ama bak en önemli vurgularından bir tanesini de açıklamış. Çünkü PKK saf Kürt hareketi değil. Saf Kürt komünizmi değil. Komünizm çünkü enternasyonal bir fikirdir. Enternasyonaldir. Yani öyle sırf Kürt PKK’lı olacak diye bir şey yok. Çok fazla Türk var içlerinde, çok fazla Arap var, İranlılar var, Avrupalılar var. Yani macera arayan her türlü komünist geliyor. Dolayısıyla komünizmi kurmak, yeniden tesis etmek için var güçleriyle gayret ediyorlar. Tehlikeyi fark etmiş bir devlet adamı olarak da İçişleri bakanımızın ilk vurgusu güzel. inşaAllah. Benim kanaatim yakın bir zamanda dünya çapında anti-komünist büyük bir mücadelenin öncülüğünü yapacak Türkiye inşaAllah ve komünizmi Türk milleti yeryüzünden yok edecek. Çünkü komünizmle nihai bir hesaplaşmanın şart olduğunu Allah bizlere gösteriyor. Komünizmi hafife aldılar. Komünizm ölmedi, bak gördük. Nereden bıraksan, oradan hortluyor. Nereden gelirse, oradan hortluyor. Bütün dünyada komünizmi kazıyacağız.
Başbakanımız da bakanımız da artık söylesinler (PKK’nın) komünist olduklarını, komünist, materyalist, Stalinist bir sistem vardır. Türk milleti olarak sırf PKK’yı değil, bütün dünyadan komünizmi kazıyacağız. Söz bir Allah bir inşaAllah Allah’ın izniyle. Yeryüzünden sileceğiz komünizmi. Çünkü biz “bu ahtapotun kolunu biçeceğiz, gövdesi kalacak” demedik. Tamamını kazıyacağız. Avrupa’ya da çok ağır bir darbe indirmiş olacağız. Avrupa’da PKK’yı destekleyen bütün komünist partilerin belini kıracağız ilimle, fenle ve bilimle inşaAllah.
(“Hocam, korumanız var mı?” sorusuna cevap)
Korumam var. En güçlü korumam Allah. MaşaAllah.
(Hıristiyan ve Yahudilerin dost edinilmemesi gerektiği konusundaki ihtilaflar hakkında)
“Müşrikleri de dost edinmeyin” diyor Allah. Ahlaksızları da dost edinmeyeceksiniz. İmansızları. Yani Hıristiyan’ın ahlaksızı var, Yahudi’nin de ahlaksızı vardır. Müslüman’ın da ahlaksızı vardır. Onu da mı dost edineceksin? Adam mesela kızına tecavüz ediyor, ahlaksız adam. Dost mu edineceksin? Ne yapacaksın? Uzak duracaksın. Hıristiyan’ın da haysiyetsizi olur, Yahudi’nin de olur. Her toplumda olur bu. Kastedilen budur. Yoksa mazlum, kendi halinde duran bir Hıristiyan’ı dost edinmeyin anlamında değil. Çünkü ayetle çelişiyor o zaman o ifadeleri. Çünkü ayette Allah “evlenebilirsiniz” diyor. Evlenmek ne demektir? Dost edinmiş oluyorsun evlenmekle. Aynı yastığa baş koyuyorsun. “Canım” diyorsun, “sevgilim” diyorsun, “aşkım” diyorsun. Bağrına basıyorsun. Karısı artık. Ayet, Yahudi ve Hıristiyan’la evlenebiliyorsun. Şimdi “ben seni dost edinmedim” mi diyecek adam evlendiğinde? Ne diyecek? Oradaki ayetin esbabı nüzuluna bakmak lazım. Neyi kast ettiğine bakmak lazım o ayetin. Ayet onların yanlış tavırlarına, yanlış inançlarına tabi olmamayı söylüyor bize ayet. Yoksa “kendi halinde mazlum bir Hıristiyan’a karşı düşmanca bir tavır sergileyin” demiyor Cenab-ı Allah veyahut bir Musevi’ye karşı. Çünkü “müşrikleri de dost edinmeyin” diyor Allah. Ondan hiç bahsetmiyorlar niyeyse. Müşrik nedir? Allah’a şirk koşan her türlü ahlaksız, yobaz takımı. Peki mesela fısk içinde olan fasığı dost edinebiliyor musun? Ona karşı da tavırlı oluyorsun. Mesela ahlaksızlık yapıyor, zulmediyorsa, zalimse uzak duruyorsun. Onun gibi.
Ayeti ayetle tefsir edersin. Ayeti ayetle tefsir etmeyi bilmiyorsunuz. Diğer ayetleri o zaman inkar mı ediyorsun? Bak, diyor ki, “Hıristiyanız diyenleri size daha yakın bulacaksınız” diyor Allah. İnkar mı ediyorsun? “Hıristiyan ve Musevilerle evlenebilirsiniz” diyor Allah. Bunları inkar mı ediyorsun? Hıristiyanların zulmedenleri, ters hareket edenleri Kuran’da kast ediliyor. Yani İslam’a, Kuran’a saldıranları kastediliyor, kendi halinde bir Hıristiyan değil. Ayetin devamına bakmıyorsunuz ki. Ayetin devamını okudun mu? Okumadın. Diğer ayetleri kabul etmiyor. Bunlar parça bölücü. “Ayetin bu kısmını kabul ederim. Öbür kısmını kabul etmem” diyor. Kaç defa açıkladık artık? Peki o zaman Peygamberimiz (sav) niçin Hıristiyan hanım aldı? Neydi? Düşmanı mıydı? Düşmanı olduğu için mi aldı? Musevi hanımla niye evlendi Peygamberimiz (sav)? Düşman olduğu için mi evlendi? Maria bizim annemiz. Hürmetle yad ediyoruz. Hıristiyan’dı. Peygamberimiz (sav) onu aldığında Hıristiyan’dı. Peygamber (sav) bilmiyor da siz mi biliyorsunuz? Allah bilmiyor da (haşa) siz mi biliyorsunuz? Var ya ayette, “İçkiliyseniz namaza yaklaşmayın” şimdi bunlar sadece, “İçkiliyseniz” i alıyorlar, yada sadece “namaza yaklaşmayın” ı alıyorlar. Mesela, “içki” yi çıkartırsan sen, “namaza yaklaşmayın”. O zaman namaz kılmayacaksın sen. Ayetin bütününü alacaksın. Ayeti ayetle tefsir edeceksin. Diğer ayetlere bakmıyorsun ki.
(“Ölüm anı ve sonrasını anlatır mısınız?” ve “maddenin hakikati ile ilgili daha fazla bilgi vermeniz mümkün mü?”sorularına cevaben)
Daha önce ben maddenin hakikatini açıklamıştım. Açıklamaya başladım. Yeni Asya’dan da bir kardeşimiz yazmıştı, Yeni Asya Gazetesi’nden Ümit Şimşek Hoca herhalde. “İnsanlarda dehşet duygusu uyandırıyor. Çok korkutuyor” dedi. “Hocamız bunu anlatmazsa iyi olur mu?” gibi dedi. Birçok kişiden de ben bunu duydum. “Çok şiddetli bir korku meydana getiriyor” dediler. Ben de o zaman “nasıl yapalım?” dedik. Bir nezaketiyle daha ılımlı anlatalım dedik. Yani yavaş bir geçişle anlatmayı istiyorum. Hakikaten tam kavrayan çok şiddetli korkar. Yani heybet kaplar. Haşyetullah, Allah korkusundan diz çöker. Çok şiddetli bir korku kaplayabilir. Onun için ben de ılımlı ve daha yavaş geçişle anlatmak istiyorum. Yani 2012’den itibaren öyle anlatacağım. Yoksa ben insanlara istersem Allah’ın izniyle kendi bedenlerinde de hissettiririm olayı tarifle, anlatımla. Öyle bir mekanizması var insanın. Kendi bedeninde hissedebiliyor, anlayabiliyor.
Kuran’da Allah herşeyi anlatır. Fakat sembollerle anlatır bazen. Mesela cehennem ateşinden bahsediyor Allah. Cehennem ateşi deyince benim aklıma bu erimiş maden gibi varya böyle fokur fokur kaynayan ateş aklıma gelir. Düşünüyorum bir insanın eli bile yanmış olsa, bir şeyi bile yanmış olsa çok hopluyor adeta. Ateşe düşen bir insan hiçbir şekilde konuşamaz. Şuuru kapanır, mahvolur. Acıdan kilitlenir, şoka girer. Yani yapamaz. Cehennemde adamlar konuşuyor gayet sakin. Hatta züppelik de yapıyorlar. Çakallık yapıyorlar. Daha hala Allah’a inanmamada orada ısrarlılar. Garip halleri devam ediyor orada. Anormal halleri yine devam ediyor.
Ama küçük çocuklar vefat etmeden çok önce alınıyor canları. Ölüm anında insanlarda aniden sanki böyle bir perde açılmış da, perde yırtılmış da başka bir yere geçmiş gibi uykudan uyanır gibi aslında. Uykudan uyanma şaşkınlığında olur insan, hayret eder. Hz. Ali (ra)de söylüyor; “uykudan uyanır gibi” diyor. Hatta bazen görürsünüz, uykuda insan uyandığını zanneder, uyanmamıştır daha. Sistem odur. Yani aynı uykudan uyanma gibidir, net, inşaAllah. Zaten kalktığında ilk o reaksiyonu gösteriyorlar. Kuran’da da geçiyor; “bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?”“Uyuyorduk biz, uykudaydık.”diyor. Burası neresi? Araziyi anlamaya çalışıyorlar. “Sonra eyvahlar bize” diyorlar küfür içinde olanlar. “Kastedilen kıyamet olmuş, kastedilen dirilme de olmuş. Vaat edilen bu meydana geldi. Bu doğruymuş” diyorlar. Ama ahirette de yine züppeliğe devam ediyor. Ateşin içinde yine züppelik yapıyor. Yani bizim bildiğimiz bir ateş değil. Bizim anladığımız tarzda bir ateş değil. Mesela Cenab-ı Allah diyor ki, “deve büyüklüğündedir alevleri” diyor. İzafi olduğu için bilmiyoruz. Orada anlayacağız. Yani cehennemi biz de göreceğiz. Bütün Müslümanlar görecekler. İçine girmiyorlar. Fakat cehennemin yanına gidiyor Müslümanlar. Bizzat görüyor. Ayrıca görüntü olarak da görüyorlar. Yani bir ekran gibi yerden sürekli cennette cehennemi görme imkanları var. AmaMüslümanlar hiçbir zaman için Kuran’da da belirtiliyor. Rahatsız olacakları korkacakları bir hal içerisinde olmuyorlar. Ölüm anından itibaren, canlarını alınırken ve ondan sonraki safhalarda sürekli rahatlar. Allah o konuda özellikle sürekli garanti veriyor. Çok fazla ayette bunu açıklıyor, bu hususu. Hiçbir şekilde rahatsız edilmeyeceklerini, üzülmeyeceklerini, tedirgin olmayacaklarını, gönüllerinin son derece müsterih ve rahat olacağını Allah belirtiyor. Küfür son derece tedirgin ve korku içerisinde. Sürekli gerginler. Mesela orada “çağrıcıya uyarlar” diyor. Sese doğru koşmaya başlıyorlar. Geniş bir arazide. Allah Müslümanlara heybet olsun, hoşlarına gitsin diye onu gösteriyor. Bir değişiklik olsun diye. Müslüman cennete girdikten sonra zaten alışıyor cennet ortamına. Ondan sonra normal hayatı olmuş oluyor. Zaten sonlu olmak acayip bir şeydir. Zaten garibimize gidiyor değil mi sonlu olmak? Mesela hayret ediyor, herkes şaşırıyor. İçgüdü olarak biliyoruz. Sonlu olmak bize mantıklı gelmiyor. Sonsuz olmak normal geliyor. Onun için cennette sonsuzluk başladıktan sonra zaten insanlar normal hayatını yaşamaya başlıyor. Yani gerçek hayatını yaşıyor. Ondan sonra da aklına o tip bir şey gelmez. Ama cennette de iman devam ediyor. Yine Allah’a güven üstüne kuruludur cennet. Çünkü Allah esirgesin adam orada düşünebilir. “Allah acaba beni sonsuza kadar yaşatacak mı?” diye düşünebilir. Mümin Allah’a güveniyor, gönlü rahat. Mesela Hz. Adem (as) kuşkulanıyor biliyorsunuz cennetteyken. Şeytan “sen sonsuz olmayacaksın” diyor. “Orada bir ağaç var. Onun meyvesinden yersen ondaki madde etki edecek sana ve ondan sonra sonsuz olursun” diyor. “Allah’ın öyle söylemesi doğru değil diyor -haşa-”, “o sana söylenen söz doğru değil. Git o meyveden ye.O zaman sonsuz olursun” diyor. “bana güven. Doğru söylüyorum. –Haşa- Allah doğru söylemiyor” diyor. Hz. Adem (as) inanıyor. Allah’ın hikmeti, hayret edilecek şey. Karısı da inanıyor, kendi de inanıyor. Gidip yiyorlar. Yedikleri anda üstlerindeki o cennet elbisesine ait görüntüyü Allah bir anda kaldırıyor. Sonra cennet yapraklarını oradan alıp yapraklarla örtüyorlar. Vücutlarını örtmeye çalışıyorlar. Sonra biliyorsunuz dünyaya, dünya boyutuna Allah onları indiriyor. Sonra dünyadaki aczi görünce, vücudunun doğal ihtiyaçlarını, aczini görünce Hz. Adem (as) ağlıyor. Çok müteessir oluyor. Tahmin etmediği bir şey, hiç aklına gelmeyen bir şey insanın böyle acz içinde olabileceği, böyle bir şeyin olacağı. Çok şaşırıyor vücudundaki o özelliği görünce. Çünkü alışmış cennette hiç öyle bir ihtiyaç olmadığı için. Bakıyor dünyada herşey çok çetin. Tabii mükemmel bir iman, mükemmel bir kişilik oluşuyor. Ondan sonra Cenab-ı Allah onu cennete aldı. İmtihanın ne kadar gerekli olduğunu da görüyoruz. Hani diyorlar ya bazıları “imtihana ne gerek var? Direkt cennete gitseydik” diyor. İşte zannettiğiniz gibi olmuyor. Allah esirgesin o zaman Allah’tan yine şüphe edebiliyor cennette de. Allah’ın verdiği sözü tutmayı bilmiyor bazen. Bilmeyebiliyor bu şekilde. Çünkü namus kavramı cennette de var. Mesela, helale, harama titizlik cennette de vardır.Müslüman buradakialdıkları terbiye ile gidiyor. Orada Allah’tan korkar yine. Hem sever, hem korkar Allah’tan. Allah korkusu cennette kalkmaz. Her zaman Allah’tan korkacak, her zaman da Allah’ı sever mümin, inşaAllah.
Küçük çocukların ölümündeki sırrı daha da detaylı anlatabilirim. Fakat şu kadarını söyleyeyim. Acı çekmezler. Sadece onu söyleyeyim. Ama bir yönü daha var. Onu televizyonlarda daha var. Özel sohbetlerde belki çok merak eden kardeşlerimiz olursa onu söyleyebilirim. Allah son derece Halim’dir, sonsuz Halim’dir, sonsuz merhametlidir. Bize merhameti öğreten O’dur zaten. Acıma hissini öğreten, affetmeyi öğreten, şefkati öğreten O’dur. Biz O’ndan öğrendiğimiz merhametle bu konuları öğreniyoruz zaten. Allah’ın dilemesiyle öğreniyoruz inşaAllah.
Fakat cehennem ateşi ve cehennemdeki olaylarla hiç tahmin etmediğimiz şekilde karşılaşabiliriz. Mesela cehennem zincirlerini biz kafamızda maden, metal zincir olarak görüyoruz. Hiç tahmin etmediğimiz bir zincirle karşılaşabiliriz. Mesela cehennem kapıları var, cennet kapıları var. Biz metal kapı olarak düşünüyoruz veyahut ahşap kapı gibi. Hiç tahmin etmediğimiz ışık kapılar olabilir. Boyut kapıları olabilir. Hiç tahmin etmediğimiz şeyler olabilir. Yani Allah onu açıklamaya mecbur değildir. Sadece “iman edin” diyor. Orada göreceğiz. Detayları hakkında Allah hiç bilgi vermemiş. Zaten “hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı” diyor Allah. Bilmiyoruz. Yani bizim tam kavrayabileceğimiz gibi değil. Ama uykudan uyanır gibidir. Bir uyandın mı tamamdır inşaAllah.
(Nahl Suresi, 18)
“Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.”
Ucu bucağı olmayan bir nimet denizindeyiz. Atomlar bir nimet, moleküller bir nimet, madde bir nimet. Su nimet, çiçekler nimet. Böcekler, her şey nimet. Her şey çok güzel maşaAllah.
(Sn. Adnan Oktar’ın bayan talebeleri hakkında)
Küfrün zulümatıyla imanın nurunun arasındaki farkı Allah göstertiyor. Yüzünüzdeki ışık ve nur çok şiddetli MaşaAllah. O iman yansıması çok şiddetli, çok güçlü. İmanın bir mucize meydana getirdiğini insanlar görüyor. Yüzünüzdeki efendilik, dürüstlük, nezaket, adap edep ışığı, güzelliği, küfürdeki o züppe, çakal,it ve kaşar ruhla karşılaştığında aradaki derin ve müthiş farklılık bir mucize olarak ortaya çıkıyor. Allah bir mucize meydana getiriyor. Demek ki imansızlık akıl almaz bir tahribat meydana getiriyor. Çok şiddetli bir tahribat meydana getiriyor. Akıl almaz demeyeyim, Allah affetsin, akıl alıyor da tabii fakat Türkçe’de eskiden beri vurgu için kullanılan bir söz olduğu için, dil alışkanlığı olarak devam ediyoruz öyle. Hepinizde bir dürüstlüğün, efendiliğin sıcaklığı ve ışığı var. Züppe ve çakal genç kızlarla kıyaslayalım sizi, müthiş farklılık var. İşte sizi ve bizleri etkisiz hale getirmek isteyen iblis ve iblisun, iblisat, şeytan ve takımı deccaliyet var gücüyle uğraştı. Sadece nurunuz artmasına vesile oldular. Başka bir şey yapamadılar. Yapmadık işkence, yapmadık zulüm, yapmadık hakaret bırakmadılar. Her türlü alçaklığı yaptılar. Dipdiri gülerek yine karşılarına dikildik. Ahir zamanda diyor Peygamberimiz (sav); “Deccal Mehdi (as)’ye müthiş eziyet eder, ızdırap eder. Tam deccal netice aldığını zannederken Mehdi (as) güler yüzlü yine karşısına çıkar” diyor. Bu ne demektir? Mehdi talebelerinde de yine aynısı olacaktır. Biz de Mehdi talebesi olduğumuz için her işkenceden sonra güler bir yüzle, neşeyle, nurla karşılarına yeniden dikiliyoruz. Türkçede güzel bir tabir vardır; “Vız gelir, tırıs gider.””İt ürür, kervan yürür” demişler. MaşaAllah. İnşaAllah.
İman gençlik verir insana, güzellik verir. Tevrat’ta diyor; “Eğer Allah’ın hükümlerini uygularsanız cildiniz çocuk cildi gibi parlar. Aksi olduğunda da eşek derisi gibi olur cildiniz” diyor. Çok müthiş bir ifade bak, “Eşşek derisine çeviririm onların derisini” diyor Allah. “Müminlerin cildini de çocuk cildi gibi yapar” diyor. İmanla MaşaAllah. Mesela yobazların yüzündeki o korkunç ifadeyi düşünüyorum. Ne kadar dehşet verici yüzlerindeki ifade. Allah vermesin yani. Bakanların kanı iliği çekiliyor. Kendileri de kendilerinden tiksiniyorlar. Kendileri de birbirlerinden iğreniyorlar. Karı koca birbirlerinden iğreniyorlar. Arkadaşları birbirlerinden iğreniyorlar.Yani birbirlerinin pisliğinden, iticiliğinden, adiliğinden, alçaklığından tiksiniyorlar ve çok fazla ifadeleri var. Samimi konuştuklarında bunu anlıyoruz. Zaten bilgisi de geliyor İnşaAllah.
Uzaylı diye bir şey yok. Cinler vardır. Onlarla bağlantı olacaktır sadece. Hz. Süleyman devri gibi olacak. Yine cinler insanlara hizmet edecekler.
(Deccal ve Hz. İsa Mesih (as) ile ilgili hadisler)
Deccal, diyor ki, “Yeryüzünü dolaşacak, uzun mesafeler kat edecek.” O yüzden de deccal deniliyor. Deccal’in diğer ismi; “Dalalet Mesihi”, dalalete düşüren Mesih, İnşaAllah. Mesih’ül Hida, Hz. İsa (as) için de hidayet Mesihi.Yani Mehdi Mesih, Mehdilik görevi olan Mesih, Hz. Mesih. Deccal de Mesihüt Dalale, dalalet Mesihidir inşaAllah. İnce belli olduğu için de ona İsa Mesih deniyor. Kör gözlere elini sürüp açmasından dolayı da Mesih deniyor. Çünkü elini sürerek açıyor Allah’ın izniyle.”Annesinin karnından tertemiz silinmiş ve kokulanmış bir halde doğduğu içindir” mis gibi kokarak doğmuş küçükken Hz. İsa Mesih (as) bir mucize olarak. Onun için de bir de çok temiz olarak doğmuş tertemiz doğuş şekli. Çocuklar biliyorsunuz doğduğunda üzerinde kir oluyor. Hz. İsa (as)’ın doğuşunda öyle değil. Mis gibi, pırıl pırıl kokarak ve tertemiz doğmuştur, mucize olarak. “Yeryüzünü tam manasıyla dolaşacağı için de” bütün dünyayı tam anlamıyla dolaşıyor o yüzden de Mesih lakabı var. “Deccalin yüzünde kızıl yüzlü, kıvırcık saçlı” diyor. Darwin’in iki özelliği bu. Sürekli güneşin alnında gezdiğinden olabilir de yüzü kıpkızıl ve saçı da kıvırcık, sakalları da kıvırcık. “Vücut yapısı bakımından kısa bodurdur.” O da öyle. “Ayakları yamuktur” diyor, o da öyle. “Saçları sık ve beyazdır”. Ölümüne yakın öyleydi. “Gösterdikleri her ne kadar hakikat olarak görünse de aslında bir hayalden ibarettir”. Mesela atıyor, Darwinizmle ilgili, materyalizmle ilgili. Gerçekmiş gibi görünüyor ama hayali atış. “Çünkü hakikatle hiçbir ilgisi yoktur” diyor bak, hadiste aynısı.
2011-11-11 00:59:00