Adnan Oktar'ın 19 Kasım 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Mustafa Akyol diyor ki; “Lise son sınıfta tanıştım bu grupla. Sosyal çevremizde din denilince akla onlar gelirdi” diyor. Doğru. Çünkü bizden başka o devirde dini anlatan yoktu. Gençlerin içerisinde, sosyete içerisinde, diskolarda, her yerde dini anlatan bizdik. Halen de öyleyiz maşaAllah. “Dindar bir aileden gelen biri olarak ilgimi çekti”. Ama babası da ne diyor? “Cinlerle ilgili bir kitap okudum, oradan uyandım” diyor. Cinler bilmem ne. “Baktım hem dindar insan, hem modern, hem de eğitimli”. Doğru. “Katılmaya başladım toplantılarına”. Doğru. “Ve bu gruba o anlamda dahil oldum”. Doğru. “Birkaç yıl sonra ben üniversitedeyken, bir araştırma grubu kurduklarını, bu araştırma grubunda din, bilim konularında çalışmalar yapılacağını, katılmamın iyi olacağını söylediler. O dönemde bu konularda araştırmalar yaptım”. Doğru. “Amerika’ya ilk gidişim 1998 yılıydı”. Doğru. “Uluslararası yaratılış konferansı vardı”. Doğru. “Biz de bu konuları öğrenelim diye, üç dört kişi gitmiştik”. Hepsi doğru. “Masrafları karşıladığını iddia ediyordu” diyor. Doğru. Müslüman Müslüman’a yardım eder, kardeşine yardım eder. Bu aşağılayıcı, küçük düşürücü bir şey değil ki. Müslümanlar kardeştir, tabii ki de yardımcı olacağız, yani yardım ederiz. Özellikle Allah yolunda yardım edenlere, Kuran’da ayet var, tabii ki destek olacağız. Bu küfür mantığında küçük düşürücüdür. Müslümanlık mantığında ibadettir, gayet güzeldir. Müslümanın birbirini koruyup kollamasının ibadet olduğu Kuran’da çok fazla yerde geçer. “Kendi biletimi alıp gittim oraya”. Tamam, kendi biletiyle alıp gidecek. Neyle gidecek? Kendi biletiyle gidecek tabii. “Kendi biletimi aldım gittim” diyor. Doğru, kendi biletinle aldın gittin doğru. Bu doğru. “Bu vesileyle Amerika’daki bu yaratılışçı çevreleri tanıdım. O dönemlerde Adnan Hoca grubu şimdikilerden daha muhafazakar bir gruptu. Çoklukla Risale-i Nur okunurdu.” Halen de öyle. “Sanki Nur hareketinin daha modern versiyonu gibi duruyordu”. Doğru. “O grup değişti. Daha sonra ben de bir noktadan sonra o değişimi yanlış bulduğum için, o gruptan ayrıldım.” Değişen bir şey yok. Başında da modern görüşü savunuyorduk, sonunda da modern görüşü savunuyoruz. Ben, çizgisinden tek sapmayan kişi benim. Yani 1979’dan itibaren her yerde, herkeste dikkat ederseniz fikrinden, çizgisinden sapma oldu. Benim fikrimde, çizgimde gittikçe güçlenme ve tırmanış oldu. Daha mükemmelleşme oldu. “Adnan Oktar’ın iddia ettiği gibi yakın mıydınız? Adnan Hoca’ya çok yakın insan olmadım.” Talebem yani, on beş yıllık talebem. Herkes tanır onu. Hepimiz tanıyoruz. Hemen hemen her gün bizdeydi. Yani en fazla birkaç gün görüşmediği oluyordu. Onun dışında sürekli bizdeydi. “Kırk yılda bir görüştüğümüz insandı”. Yakışmamış Mustafa, etme. Bunu Nur talebeleri de bilir, Fethullah Hoca’nın talebeleri de biliyor, Vakit gazetesi cemaati de bilir, Zaman. Herkes bilir, bütün muhafazakar çevre bilir senin bizle iç içe olduğunu. Bu ne? Oturup entel dantel takımına hesap mı veriyorsun? Dürüst çocuktur normalde, dürüsttür. Ama gereksiz buradaki bu üslubu. Ne alaka? Mert, delikanlı çocuksun. “Evet görüştüm” dersin. Ne çekiniyorsun? Hayır, bilmeyen yok bunu kardeşim. Fethullah Hoca cemaatine de geçti. O cemaatte herkes bilir bunu. Bilmeyen yoktu ki. Binlerce kişi şahittir. Bu onun tedirgin olacağı bir şey değil ki. “Oranın daha ayrı bir sosyal yüzü var. Oraya çok dahil olmadım, o yüzünü bilmiyorum”. Mustafa, kerata sen, ne gerek? “Evet” dersin, “Müslümanım elhamdülillah. Tabii ki Müslümanlar kardeştir. Ama sonra kafama esti, ben başka yerde daha faydalı olacağımı düşündüm. Ayrı daha faydalı olacağımı düşündüm”. Gayet normal. Ne gerek var bu laflara yani? Hayır, yüzlerce, binlerce insan biliyor. Ne alakası var? “Onlar 99’da gündeme geldi. büyük bir operasyon oldu. Operasyon olduğunda böyle şeyler mi varmış diye şaşırdım.” Mustafa. Hayır, sanki “böyle şeyler mi varmış”. Sen de dürüst insansın, mert delikanlısın. Biz de dürüst, mert delikanlı adamız. Ve hepsi iftira, hepsi bir oyun. Sen de biliyorsun, biz de biliyoruz. Ne demek kerata? Gece gündüz arkadaşlarınla aynı evde kalıyordun, kerata. Nasıl bilmezsin? Yemen, içmen falan hepsiyle herkes ilgilenirdi. Hayır, bu normal bir şey ben seni küçük düşürmek için söylemiyorum ki bunu. Her şeyiyle biz ilgileniyorduk. Ve iftihar ederiz bununla. Müslümana yardımcı olmak, ihtiyacı olan bir insana yardımcı olmak, onun da bu ihtiyacı, bu yardımı kabul etmesi aşağılayıcı bir şey mi? İbadet mi? Senin yaptığın ibadet. Ne korkuyorsun? Müslümanlar kardeştir. Tabii ki ihtiyacın olduğunda… Babası beş para vermiyordu. Beş kuruş vermiyordu. Hiçbir şekilde muhatap olmuyordu, Mustafa’yla. Yani bizle görüşüyor diye zaten bayağı tavırlıydı. Bizle görüştüğü için zaten beş kuruş para vermiyordu. Hiçbir şekilde ilgilenmiyordu. Uçak parası, biletler tabii ki çok pahalı. Senin onu veremeyeceğin belli. Sen çalışmıyorsun, işin yok, gücün yok o devirde. Bir kazancın yok senin. Senin yapabileceğin bir şey değil. Hayır, niye senin vermen gerekiyor ayrıca? Sen Allah için, Allah rızası için yurt dışına gidiyorsun, tebliğ yapıyorsun. Tabii ki Müslümanlar sana yardım edecekler, ederler. Bundan tabi ne olabilir? Bütün kardeşler tanır. Hanım kardeşlerimiz de tanır seni, beyler de tanır. Herkes tanır. Tanımayan kimse yok. Hayır, sana yardım edilmiş olması niye aşağılayıcı oluyor? Bu ibadet. İftihar et. Kuran ayetleri hep yardımlaşma ile dolu değil mi? “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edeni Allah sever” diyor Cenab-ı Allah.“Haberim yoktu” diyorsun. “Bunlar da var mıymış?” Müslüman böyle bir iftiraya zaten inanmaz. Sen de inanmadın, biz de inanmadık, hiç kimse de inanmadı. Öyle bir şey olmuş olsa zaten görürdün. Sen bizle iç içesin gece gündüz. Gece gündüz aynı evdesin. Aynı sofraya oturuyorsun, aynı yemekleri yiyorsunuz, helal olsun. Yediğin, içtiğin helal olsun. Biz sana “niye yedin?”, “niye içtin?”, “bu seni aşağılayan bir şeydir” demiyoruz ki. Sen bunu bir ibadet olarak yaptın, Allah razı olsun, helal olsun. Bizim sana yaptığımız yardım da Allah rızası içindi. Bize de helal olsun. Sen de o yardımı kabul ettiğin için sana da helal olsun. İftihar edilecek bir şeydir bu. Küçük düşürecek bir şey değil bu. Nice fakir arkadaşlarımız oluyor, biz yardım ediyoruz. Maddi destek veriyoruz, arkadaşlarımız. Tabii. Müslüman Müslümana yardımcı olur. Baban beş kuruş vermiyordu adam. Zaten dışlamıştı adam. Yani babasıyla arası açıktı bizimle görüştüğü için. Amerika’ya gidecek parayı sen nereden bulacaksın? Kıyafet, bilmem ne. Çalışmıyorsun ki zaten. Kitap okuyordun sen, araştırma yapıyordun. Ben seni teşvik ediyordum, okuyordun. Bilgini arttırıyordun. Hakikaten çok kültürlü oldu, çok bilgili oldu. Hayır, efendidir Mustafa. Halen de öyle, terbiyelidir, saygılı çocuktur. Dürüsttür. Ama ne gerek var burada entel dantel takımına hesap mı vereceksin sen? “Evet” dersin, “ben içlerindeydim, tamamı da iftira, oyun” dersin. “Şaşırdım maşırdım” demeye ne gerek var yani? Bir de dürüst insansın sen yani. Mesela Mustafa hiç yalan söylemez. Ama ne gerek var bu üsluba? Ne gerek var? Niye dürüstlüğüne leke getirtiyorsun hafiften de olsa. Genellikle doğru konuşmuş ama buralarda hafif lastikli konuşmuş. Gerek yok. Mertçe, açıkça konuş. Ne var yani? On beş yıl beraberdik. On beş. Bütün kardeşlerin dürüstlüğüne, efendiliğine şahitsin sen. İftiranın atıldığını da gördün işte, sen kendi gözünle gördün. Öyle bir şey olsa on beş yılın içinde sen görmez misin? On beş yıl, bu on beş dakika değil ki.
Mustafa’nın yapacağı, bu dürüstlüğünün devam etmesi. Vicdanlı çocuktur. Dürüstlüğüne devam edecek. “Evet” diyecek, “ben Müslümanlarla iftihar ederim”. Nur talebeleriyle de sonra tanıştı. Fethullah Hoca’nın talebeleriyle tanıştın. Ne çekiniyorsun? “Tanıştım” dersin, “onları da çok seviyorum, onlar da çok temiz”. Fethullah Hoca’ya da iftira attılar. “Çete” dediler, “CIA ajanı” dediler. Desen ki “ben neler duydum, şaşırdım” desen şimdi yakışık alır mı? Belli ki iftira. “Fethullah Hoc’aya kardinallik verildi” diyor, “papanın huzurunda.” Bütün ömrünü Allah’a adamış bir insan. Ne zoru? Kardinal olacaksa o güne kadar niye beklesin ki. Ne zoru var? Mis gibi, nur gibi İslam varken niye dinini değiştirsin? İslam dininde ne eksik de dinini değiştirsin? Laf mı şu? Yok, “CIA ajanıymış”. O kadar tehlikeyi alarak vatanına gelemiyor, vatanına. Hastalıkları, bin bir türlü hastalığı var. Zor ayakta duran bir insan. CIA’den haydi diyelim ki para aldı, mesela bir trilyon para aldı. Nerde yiyecek? Evden çıkamıyor, Allah’tan korkun. Terbiyesiz herifler. Şu vicdan mı? İnanılır gibi bir şey mi şu? Bak, diyorum, bir trilyon, on trilyon para aldığını düşünelim. Yemek yiyemiyor, şeker hastası. Et yiyemiyor. Çok dikkat ediyor. Yerinden kalkamıyor. Odadan dışarı çıkamıyor. Nerde yiyecek o parayı? Niye Allah’tan korkar bir üslubunuz yok? Yalan olduğu belli. Şimdi biz desek ki “‘vay, neler de oluyormuş?’ diye duyduk, çok şaşırdım”. Şimdi bu dürüstlüğe yakışmaz. Bu iftira. Bize atılan da iftira, Fethullah Hocamız’a atılan da iftira, Bediüzzaman’a atılan da iftiradır. Bediüzzaman’a ne diyorlardı? “Akşamları fahişe kadınlar geliyor” diyorlardı. “Kasa kasa rakı geliyor” diyorlardı “akşamları”. Yetmiş yaşında ihtiyar bir alime. Mübarek bir insana. Asrın kutbuna. Zalimler işte. “Çocukları suiistimal ediyor”, Bediüzzaman için öyle diyorlardı. Yani “onları sömürüyor. Ailelerinden koparıyor” diyorlardı. “Gençleri ailelerinden koparıyor”. Açın gazeteleri bakın, yazıyor, “ailelerinden koparıyor”. “Akıl hastası” dediler. Binbir türlü. “Devleti yıkmaya kalkıyor”, “siyasi faaliyet yapıyor çıkarı amacıyla, çıkarları var”, “örgüt kuruyor”. Her şeyi dediler. Otuz yıl da hapiste tuttular. Ne oldu? Hiç. İftira. Öyle kaldı iftira olarak. Cennetine vesile oldular, inşaAllah. Özetle Mustafa’ya yakışmaz. Mustafa bizim kardeşimiz, canımız. Ben Mustafa’ya saygı duyuyorum, değer veriyorum. Mesela bizden ayrılıp da ahlaksızlık yapanlar var. Ama Mustafa’nın öyle bir karakteri yoktur. Dürüsttür, iftira atmaz, üç kağıtçılık yapmaz. Ama ne gerek var bu üsluplara yani? Bunlara ne gerek var? İnşaAllah. Kerata, talebe adamsın, tabii ki paran olmaz. Dünyanın parası Amerika, nerden karşılayacaksın sen? Babana “Darwinizm ile ilgili konferans vermeye gidiyorum, bana para ver” desen baban seni, tövbe, neler yapar düşünemiyorum. Beş kuruş vermez, inşaAllah. Yok canım, gani gani helal olsun. Haftalık harçlık da veriyorduk, normal üstünü başını da alıyorduk. Yemesini içmesini, her şeyini karşılıyorduk. Gani gani helal olsun. Allah yolunda hizmet eden bir insan, tabii ki olacak. Bu anormal bir şey değil ki. Onur duyulacak bir şey bu.
Mustafa Akyol’da sanıyor ki, ben onu mahcup etmek için söylüyorum. Halbuki değil, iftiharla söylüyoruz biz. Yani bir Müslüman’a maddi destek sağlamak, Kuran’ın içerisinde en önemli ibadetlerdendir. İftiharla söyleriz, inşaAllah. Ama çok ayıp etmiş. “Ben bunu duydum, şaşırdım” demesi. 15 senedir beraberiz, geceli gündüzlü. Ve benim bulunduğum yere sürekli gelen bir insan. Siz şahit değil misiniz?
EBRU HANIM: O dönemde iddiaların mantıksızlığını kendisi anlatıyordu zaten, bütün detaylarıyla deliller vererek.
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi çok önemli. Mustafa, gidiyordun Nur talebelerine kendin anlatıyordun, diğer cemaatlere anlatıyordun. Herkese gidip anlattın sen, bunların iftira olduğunu, oyun olduğunu, senelerce anlattı. Yurt dışına gidip anlattın Hıristiyanlara gidip anlattın, Musevilere gidip anlattın, onlar da şahitler. Bunların hepsi bir komplo, oyundur diye gidip anlattın. Haydi Müslümanlardan delil kabul etmiyorsan-ki, kabul edersin öyle bir şey olmaz, Hıristiyan cemaatler var, Ortodokslar var, Katolikler var, Protestanlarla yoğun görüşüyordun, Musevilerle yoğun görüşüyordun, hepsi şahitler. Zaten İngilizcen mükemmel olduğu için çok güzel anlatıyordun, hepsinin oyun olduğunu, iftira olduğunu. Niye “şaşırdım” diyorsun? Ne gerek var? Yeşilköy’de bize ait bir büro vardı, bir arkadaşımızın. Orada çalışıyordu, haftalık harçlık alıyordu orada. Helal olsun. Allah rızası için hizmet ediyordu. Kardeşleri de onun her türlü ihtiyacını karşılıyorlardı. Bu suç değil ki. Bediüzzaman zamanında, Bediüzzaman talebelerine yardımcı olmuyor muydu? Yardımcı oluyordu. Peki bu nedir? Aynısı, ne var bunda?
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler