Adnan Oktar'ın 29 Kasım 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: O kadar çabuk geçiyor ki dünya. Akılcı bakmak lazım, biz kendimizi kandırmıyoruz. Şimdi beynimin içinde, beyin simsiyah karanlık, bu kadar kaliteli, bu kadar keskin, o kadar mükemmel ki görüntü, inanmayan beri gelsin. Hakikaten siz bir metre ilerimde gibi görünüyorsunuz, halbuki beynimin içindesiniz. Bu ne sanattır bu, ne mükemmelliktir. En ufak bir pus yok, hem üç boyutlu, görüntü üç boyutlu ama ne üç boyut. Yani o kadar inandırıcı ki, Allah’ın kurduğu televizyon sistemine bak kafanın içindeki.Şimdi beynin içinde çok düşük amperde elektrik akımı geliyor, ruh da karşısına geçmiş, elektrik akımını hayat olarak, görüntü olarak, apartmanlar görüyor, evler görüyor, uçaklar görüyor, uçağa bindiğini görüyor, üniversite imtihanına girdiğini görüyor, arkadaşlarıyla chatleştiğini görüyor. Aman Allah’ım ne sanattır. Pırıl pırıl, aydınlık, renkler var, derinlik var, ses de üç boyutlu, mesela siz konuşuyorsunuz, uzaktan geliyor sesiniz, onların konuşması uzaktan geliyor, çok acayip. Peki, bu elektrik akımını, gözsüz olarak, gözsüz olarak kim görüyor? Şimdi gözle görüyor diyoruz, göz sadece kamera, bütün gözler kördür. Bu bilinmiyor, her göz kördür, hiçbir işe yaramaz göz. Sadece makinedir yani görüntüyü beyne götüren bir makinedir o kadar, başka hiçbir şeye yaramaz, net kördür göz. İki gözü de amadır her insanın. Beyne elektriği iletir, görüntüyü elektrik akımı olarak iletir, göz kenara çekilir, ama olmaya devam eder. Ama olmayan gözsüz gören göz, beynin içerisinde o elektrik akımını görüyor işte, insan o işte, asıl gören insan o. Bizim anlattığımız bu varlık ruh, Allah’ın ruhu. İnsanlar diyor ki, iki gözümle gördüm diyor. Gözünle görmüyorsun, ne alaka gözünle. Gözün; kamera, yani etten kamera, makineden de yapabilirler yarın bir gün takarsın gözüne, bu kalite de olmaz ama kameradır, kamera ne kadar canlıysa, göz de o kadar canlıdır. Kamera ne kadar görüyorsa, göz de o kadar görüyor. Kamera görmez, her kamera kördür, ölüdür, göz de ölüdür, görmez. Beyne elektrik akımını getiriyor, çok zayıf amperde, çok düşük wattı, voltu falan çok düşük. Bakıyorsun, üç boyutlu bir evren. Adam şöyle bir bakıyor, uzay boşluğunu görüyorum şu an diyor, beyninin içini görüyorsun. Aya bakıyor, yüzlerce kilometre, binlerce kilometre ötede diyor. Öyle bir şey yok, beyninin içindeki ayı görüyor, öyle uzaktaki bir ayı görmez. O işte Palomar teleskopu var ya bakıyor, uzaydaki görüntü işte bilmem kaç ışık yılı uzakta görünüyor diyor. Ne demek ışık yılı uzakta, beyninin içindeki görüntüyü görüyorsun sen, inşaAllah. Tamam, cisim uzakta ama o cisimde, dışarıdaki cisimde cam gibi saydam, simsiyah karanlık ve ışıksız. Dışarıdaki evren böyle, beynimizdeki ışıklı ama o elektrik akımını gören, gözsüz gören, kulaksız duyan, elsiz dokunan varlık, işte o asıl insan. Eli yok ama asıl el oradaki el. Bizim elimiz ölüdür hiçbir şeye yaramaz o anlamda. El sadece sinirle yere dokunur, bu bir makinedir, alettir, alır elektriği götürür beyne akıtır, o kadar. Parmağın ucu hiçbir şekilde hissetmez, hiçbir şekilde öyle bir özelliği yoktur. Bunu teknik aletle de yapılabilir ileride belki bilim gelişirse, aynı şekilde dokunur, sadece o iletiyi alıyor, götürüyor beyne, elektrik akımı olarak, ruha gidip teslim eder, görüntüyü elektrik akımı olarak, ruhta ben dokundum diyor. O elektrik akımını gider, o elektrik akımına ruh dokunur, o zaman dokunmayı almış olur. Ses de öyle, bütün kulaklar sağırdır, hiçbir kulak duymaz. Sadece ses iletici makinedir iki tane, bunu teknik olarak da yapmak mümkündür insan kulağını, yaklaşık yani bu kalitede olmaz ama idare edecek kadar bir şey yapılabilir. Mühendisler iyi çalışırsa, dünya da ünlü bu teyp, televizyon yapan firmalar bir araya gelirse, uğraşırlarsa, bu kadar tabii küçük olmaz da, daha büyük yapabilirler, fakat bu kalitede olmamak şartıyla, buna yakın bir şey yapabilirler. Kulakta aynı şekildedir, her iki kulakta sağırdır, hiçbir şekilde duymaz. Elektrik üretmekle mükelleftir, kulağın özelliği elektrik elde etmektir. Ses elektriği elde eder, gözde görme elektriği elde eder. İkisi de elektrikçidir ve her ikisi de ölü cisimlerdir yani duyan veyahut gören cisimler değillerdir. Beyne götürür, şuur merkezine götürür, ruhun karşına diker, ruhta o elektrik akımını pırıl pırıl böyle, üç boyutlu, net görüntü olarak gözü olmayarak, olmayan gözüyle görür, olmayan kulağıyla da şakır şakır duyar. Hani duymak için kulağa ihtiyaç vardı. Bak ruh sadece elektrik akımını karşısına alıyor ki, aslında ruhun ona da ihtiyacı yok da, Allah onu sebep yapıyor yani anlamanız için söylüyorum, yani ruhun hiçbir şekilde elektrik akımına ihtiyacı yok. Elektrik akımını ne yapsın ruh, öyle bir konusu yok. Fakat elektrik akımı geliyor, ruh karşısına duruyor, elektrik akımıyla bir şeyliği yok. Elektrik akımını Allah vesile ediyor, doğrudan görmeye başlıyor ruh, Allah’ın yaratmasıyla, duyamaya başlar. Aksini iddia eden varsa bana yazsın, bilimsel gerçek bu anlattığım. Bu biz Müslüman olduğumuz için, inanmaya mecbur olduğumuz bir konu tamam, peki dinsiz buna inanmak durumunda mı? Mecburen inanacak, çünkü bilimsel bir gerçek. Tercih edilecek bir konu değil bu yani dinsiz ne der, dindar ne der diye. Dindar da, dinsiz de aynı şekilde inanmaya mecburdur, net, gerçek. Şimdi böyle bir dünyada yaşarken, dünyaya meyletmek akıllı olmaz. Fashion TV’yi seyrediyorum, her zamanda söylüyorum, sürekli güzel kızlar geliyor böyle yürüyerek, sürekli de gidiyorlar. Bizim televizyonda iyi böyle üç boyutlu göstertiyor adeta, bu yeni teknoloji, biraz daha geliştirseler, o kızlar direkt sokakta yürüyecek o hanım kızlar. Yani az kaldı ramak kaldı yani sokakta yürüyecekler. Biraz daha teknoloji gelişse, dokunacağız da yani. Parfümlerini de duyabileceğiz, parfümlerin kokusunu elde edebiliyorlar zaten. Cennetin sistemi bu, cennetin sistemi budur. Allah gösteriyor işte, ‘Ben bu tarzda ben nasıl yapıyorsam bunu, böyle hani bunun daha sizin anlayabilmeniz için, hafif bir modelini gösteriyorum’ diyor Allah. Bayağı oluyor, habire Allah yaratıyor, genç kızlar bir sürü geliyor, gidiyorlar, geliyor, gidiyorlar, hepsine elbise giydirmiş Allah, bakıyorum. Ayette ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım;“giyimlikler var ettik” diyor. Elbiseyi kim yapıyormuş? Allah yapıyor. İnsanlar ne zannediyor? Terzi yapıyor zannediyor. Hiçbir elbiseyi terzi yapmaz. Çünkü dışarıdaki elbise saydam, sırlarını söylesem akıllarını atarlar, onun için fazla o konuya girmiyorum, dışarıdaki şekline daha fazla girmiyorum, onu kaldıramazlar Allahualem, ruh sağlıklarını korumak için, bu kadarını söylüyorum. Görüntü olarak yaratılıyor, Allah tarafından beynimizde, beynimizde görüntü olarak yaratılıyor. Rengarenk giyimler yaratıyor Allah. Bakın her genç kızı giydiriyor, sonra geliyorlar, gidiyorlar, geliyor, gidiyor, ucu bucağı yok, istediği kadar yaratabiliyor Allah. Yüzlerce binlerce genç kız yaratıyor, bakın mesela bana ayrı bir yaratıyor, başka evde de yine ayrı yaratılıyor, başka yerde ayrı yaratılıyor, başka yerde ayrı yaratılıyor, herkesin şahsına binlerce güzel genç kız yaratıyor Allah. Hepsine elbise giydiriyor, o kadar kolay oluyor ki Allah için. İşte cennetteki sistemin aynısının anlayabileceğimiz bir modeli olmuş oluyor. Zaten bakın yakında göreceksiniz, dışarı da olacaktır o kızlar, böyle üç boyutlu yapacaklar direkt sokakta yürüyecekler, odanın içinden yürüyerek geçecekler, konuşarak. Parfümlerini de hissedeceğiz, adeta insan haline gelecekler adeta. Allah o sisteme dokunma hissini de bir verse, tamam işte, insan olmuş oluyor. Aslına, esasa dikkat vermek lazım. Dünyayı da çok kısa yaratmış Allah, elhamdülillah çok iyi o da, bir nimet o.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgeseller
Belgeseller
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler