Adnan Oktar'ın 5 Aralık 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Hadîs-i sahihte rivayet edilen” diyor Bediüzzaman, On Beşinci Mektup Risale-i Nur’da Mektubat’ın, 53. sayfasında bu gizlenen bir kısım sahtekârların, üçkâğıtçıların, kokuşmuş bazı dedelerin ısrarla gizlediği bilgileri ben izhar ediyorum, açıklıyorum, anlatıyorum, gizlilik yok.
“Hadîs-i sahihte rivayet edilen” sahih hadiste rivayet edilen, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini” İsa Mesih İbn-i Meryem, Meryem oğlu İsa Mesih (a.s). “Allah katından geleceğini ve şerîat-ı İslâmiye ile amel edeceğini” Kuran’a uyacağını “Deccal’ı öldüreceğini îmanı zaîf olanlar istib’ad ediyorlar” reddediyorlar. “Onun hakîkatı îzah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri ma’na budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak” şu anda da kuvvet buldu. “Birisi: Nifak perdesi altında” münafıklık perdesi altında “Risâlet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek Süfyan nâmında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın” münafıkların “başına geçecek.” Bakın münafıkların, küfrün demiyor münafıkların başına geçecek. Kafirden daha şiddetlidir münafık, çok şiddetlidir. “Ehl-i nifakın başına geçecek, şerîat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Hafız Esad ve şimdi de oğlu, devam ediyorlar. İşte ahir zamanın Süfyanı Hafız Esad’dır. Aynısı Şam’da çıkacaktı. Şam’da çıkacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şeklini şemailini tarif ediyor, tıpkısının aynısıdır ve müthiş Müslüman kanı akıtıyor ve oğlu da onun komitesinde devam ediyor.
“Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nurânîsine bağlanan” nurani silsilesine bağlanan. Nasıl oluyor? Ondan ona, ondan ona, ondan ona babadan oğula en son nereye bağlanıyor Peygamberimiz (s.a.v)’e bağlanıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den devam ediyor ediyor,ediyor, kime bağlanıyor? Hz. Adnan’a dayanıyor. Hz. Adnan’dan aldığımızda silsile olarak gidiyor, gidiyor, gidiyor, Hz. İbrahim (a.s)’a dayanıyor, nurani silsile. “Ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek” ehl-i velayetin; bütün velilerin ve ehl-i kemalin; aklı başında, iyi düşünen akil insanların başına geçecek, “Âl-i Beytten” Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden, “Muhammed Mehdi isminde” ismini de veriyor, bakın Muhammed Mehdi. Şahs-ı manevi demiyor. Ceset kokan bunak dedelere dikkat! Ceset kokan bunak dedeler yalan söylüyorlar. Bak diyor ki “Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nurânî” bir tane zât-ı nurânî, nurânî bir zat, nurlu “o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan” bak burada şahıs yok, şahs-ı manevî olduğunda Bediüzzaman net konuşuyor, şahs-ı manevî varsa “şahs-ı manevî” diyor, şahısta da “şahıs” diyor, sahtekârlık yapmayacaklar. Burada şahıs yok, Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında Süfyan, ölmüş oluyor çünkü. Ne kalıyor? Fikri kalmış, fikir sistemi kalmış. “o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan cereyan-ı münâfıkaneyi” münafıklık cereyanını “öldürüp dağıtacaktır” diyor. Şimdi dilinin döndüğünü göstertiyor Bediüzzaman bana bunu söylettiriyorlar hâşâ böyle söylenmez de Allah affetsin, öyle ahlaksızlar ki anlatamıyorum yani. Bak şahs-ı ma’nevî olduğunda gayet güzel vurguluyor değil mi? ‘Şahs-ı ma’nevîdir’ diyor. ‘Süfyan şahs-ı ma’nevî olarak var’ diyor. Hz. Mehdi (a.s), Süfyan’a yetişemeyecek vefat edecek, ölecek ondan önce Süfyan. Hz. Mehdi (a.s) kime yetişiyor? Süfyanın şahs-ı ma’nevîsine yetişiyor. Onun tahribatcı, bidatkârane rejimi, bidatkâranesine yetişiyor.
“İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane tabiiyyun” Tabiiyyun; Darwinizm net, tek karşılığı var tabiiyyunun. Her şey kendiliğinden oluyor diyen cereyan, Darwinizm. “Ve maddiyyun” materyalist felsefe “felsefesinden tevellüd eden” doğan, tevellüd; doğmak, “bir cereyan-ı Nemrudane” bir firavun cereyan; elektrik. Elektrik nasıl gelişiyor? Bir veriyorsun şehre elektriği, ne yapıyor bütün şehre süratle yayılıyor. “Süratle yayılan bir cereyan-ı Nemrudane” diyor. Bir nemrutluk cereyanı. Hz. İbrahim (a.s) zamanında da bir nemrut çıkmıştı biliyorsunuz, o cereyanı nemrudane. Bir de ahir zamanda cereyan-ı nemrudanesi var. “Cereyan-ı Nemrudane, gittikçe” zaman geliştikçe “âhirzamanda felsefe-i maddiye vâsıtasiyle” materyalist, Darwinist felsefe vasıtasıyla, “intişar ederek” gelişerek “kuvvet bulup” müthiş kuvvet buldu şu an, “ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” Alenen Allah inkâr ediliyor şu an. Otobüslerde falan yazıyor dünyanın yüzde 99’u Darwinist yapılarda neredeyse. “Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbarâne surî hükümetini bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder.” ‘Allah olduğunu ilan eder’ diyor. ‘Ben Allah’ım der’ diyor. Mesela Koreli adam söylüyor, Kuzey Kore’nin başı. Ne diyor? Haşa, “Allah’ınız benim” diyor. ‘Böyle diyecekler’ diyor. “Bir sineğe mağlûb olan ve bir sineğin kanadını bile îcad edemeyen âciz bir insanın” değil mi, bilim adamları bir sineğin kanadını değil bir hücresini bile yapamıyorlar. “ulûhiyet da’va etmesi” yani ilahlık da’va etmesi “ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu ma’lûmdur.” diyor. ‘Bu maskaralıktır’ diyor. “İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda” şu an işte, “pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i ma’nevîyesinden ibaret olan hakîki İsevîlik dîni zuhur edecek.” Hz. İsa (a.s) daha inmemiş bak, dikkat et. Zuhur eden ne önce? “Şahsiyet-i manevisiden, manevi şahsından ibaret olan hakiki İsevilik” gerçek Hıristiyanlık zuhur edecek. Gerçek Hıristiyanlık. Aynı İncil zamanı gibi, ilk geldiği zamanı gibi İncil’in. “Yâni Rahmet-i İlâhîyenin semâsından nüzûl edecek.” Bu bir manevidir Hıristiyanlığın ilk yayılışı. Allah’ın katından “Rahmet-i İlâhîyenin semâsından, Cenab-ı Allah’ın semasında nüzul edecek”. Bak daha Hz. İsa (a.s) inmemiş dikkat edin. İnmeden önce ne gelişiyor? Hakiki Hıristiyanlık gelişmeye başlıyor, teslis yani kalkıyor. Bediüzzaman meramını çok güzel anlatıyor muşmuş? Anlatıyor. Bakın sahtekârlara bir öğüt olsun diye de söylüyorum. Bir kısım sahtekârlara, Müminlere de bilgi olsun diye. “Hâl-i hazır Hıristiyanlık dîni o hakîkata karşı tasaffi edecek.” Saflaşacak, o hakikate teslim olmaya başlayacak. Hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak” yani tahrif edilmiş Hıristiyan hükümleri kalkacak, hurafe olan bizim Cübbeli tarzı hurafeler var ya onlarda da var. Onlar da gidecek. ‘Hıristiyanlığın hurafeleri gidecek’ diyor. Sıyrılacak; sıyrılmak, kurtulacak, temizlenecek. “Hakâik-i İslâmiye ile birleşecek” yani sanki Müslümanlık gibi. İslamiyet hakikaten birleşecek. İncil’in aslı Müslümanlıktır. Gerçek İncil; Müslümanlıktır. Gerçek Tevrat; Müslümanlıktır zaten. “Ma’nen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılâb edecektir.” ‘Sanki Müslümanlık gibi olacak’ diyor, Müslümanlığı andıracak. “Ve Kur’ân’a iktidâ ederek” bağlanarak Kuran’a “o İsevîlik şahs-ı ma’nevîsi tâbi’; ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak. Din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” ‘Hıristiyanlık Kuran’a tabi olacak’ diyor, inşaAllah. Ama Hz. İsa (a.s)’ı da peygamber kabul ediyorlar, yani Hz. İsa (a.s)’a bağlılar, inşaAllah. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken” şu an öyle değil mi? Hıristiyanlık ayrı, Müslümanlar ayrı. “mağlûb olan” Hıristiyanlar mağlup oluyor mu? Oluyor. “İsevîlik ve İslâmiyet” Müslümanlar bütün dünya çapında mağluplar, her yerde bir tek biz tozlarını çıkarıyoruz değil mi? “İttihad neticesinde” birleşme neticesinde “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak isti’dâdında iken” yani dünyadan bütün dinsizliği kazıyacak isti’dâdında iken “âlem-i semavâtta cism-i beşerîsiyle bulunan” nasıl bulunuyormuş? Beşeri cismi yani Hz. İsa Mesih (a.s)’ın 2000 yıl önceki orijinal bedeni. 2000 yıl önceki cesediyle bulunan “ve canlı olan”, hayatta olan “şahs-ı İsâ Aleyhisselâm” Hz. İsa (a.s)’ın bizzat şahsı, kendi, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini” bütün Hıristiyanlık aleminin başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sâdık” Peygamberimiz (s.a.v) “ve bir Kadir-i Külli Şey’in” Kuran’ın, Kuran’da Cenab-ı Allah’ın vahyine “va’dine istinâd ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır” diyor. ‘Bunak dedelerimin bütün sahtekâr ifadelerine rağmen, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün it gibi çırpınmasına rağmen yapacak’ diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Bunak dedelerim ne diyor? ‘Olur mu Adetullah’a münafi. 2000 yıl sonra gelir mi Hz. İsa (a.s)?’ diyor, değil mi? Bazı bunaklar, ceset kokan bunaklar, değil mi? Kokmuş bunaklar bunu diyor mu demiyor mu? Cahilleri tenzih ederim onlar ayrı. Bilgisizliğinden diyebilir. Ben kokmuş, sahtekâr bunakları söylüyorum, ajan bunakları. Bak ne diyor Bediüzzaman: “Evet, her vakit semavâttan melâikeleri yere gönderen” bitti. Gökten melâike geliyorsa, Hz. İsa (a.s) niye gelmiyor? Çok kolay geliyor mu melekler, Hz. İsa (a.s) niye gelmesin?” diyor Bediüzzaman. “Ba’zı vakitte insan sûretine vaz’eden Hazret-i Cibrîl’in ‘Dıhye’ sûretine girmesi gibi” Peygamberimiz (s.a.v) otururken Hz. Dıhye gelmedi mi? Sonra Dıhye gitti, yeniden Dıhye geldi zannettiler. Kim geldi? Cibril geldi. Sahabeler de Dıhye geldi zannediyorlar. Sonra yürüyüp gidiyor. “Ya Resulullah Dıhye’yle ne konuştun?” diyorlar. “Dıhye değildi o, Cebrail (a.s)’dı” diyor. Dıhye yok, başka şehirde Dıhye, inşaAllah. “’Dıhye’ sûretine girmesi gibi”, ‘Dıhye nasıl geldiyse, aynı şekilde gelir’ diyor. “Ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderiyor” diyor. Abdülkadir Geylani insan suretinde görünüyor insanlara değil mi? ‘Ona nasıl oluyor?’ diyor, bir. “Hatta ölmüş evliyâların çoklarının ervahlarını cesed-i misâliyle dünyaya gönderen” diyor. Birçok veli görüntü olarak görünüyor, giriyorlar, Cenab-ı Allah gösteriyor. “Bir Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ı, İsâ dinine âid” Hıristiyanlık dinine ait “en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için” ‘en mühim’ diyor bak. En mühim hüsn-ü hâtime ne? En güzel sonuç. “Değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan” ‘2000 yıl önceki cesediyle, bedeniyle bulunan ve hayatta olan’ diyor. “Hazret-i İsâ (a.s), belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakîkaten ölseydi” diyor, bunak dedelerimin dediği gibi. “Yine gelecek” diyor. “Hakîkaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme” büyük bir netice için “için ona yeniden cesed giydirip” yeniden aynı bedenini yapıp “dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil.” ‘Allah o şekilde de yapar’ diyor. Yobaz takımının ağzını oradan da kapıyor. ‘İllaki gelecek Hz. İsa (a.s), hiç kurtarınız yok’ diyor. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va’detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek.” diyor. Kokmuş dedelerim ne diyor? “Adetullah’a münafi, olmaz” diyor. Bu ahmakların aklını alması için kaç tane örnek vermiş. ‘Adetullah’a uygun’ diyor. ‘Ey bunaklar! Adetullah’a uygun’ diyor. Örnek bir, örnek iki, örnek üç, örnek dört, örnek beş sayıyor da sayıyor Adetullah’a uygun olduğunu göstermek için. ‘Ve elbette gönderecek, kaçarınız, kurtarınız yok’ diyor. “Öldü” diyorlar, ‘ölse de gelecek’ diyor. Yani ‘hiçbir şekilde imkânınız yok, illa ki olacak’ diyor. “Hz. İsa Mesih, İsa İbn-i Meryem” Meryem oğlu Mesih “geldiği vakit Allah katından yeryüzüne indiği vakit, herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir”. ‘Bidayeten ilk başlangıcında Hz. İsa (a.s)’ı tanımak mecburiyetinde değiller’ diyor. Çünkü uyur vaziyette bir Hıristiyan cemaatin içine bırakılacak, tanımayabilirler. “Onun mukarreb ve havassı” seçkin talebeleri ve çok yakınları “nûr-u îman ile” imanın nuru ile “İsa Mesih’i tanır. Yoksa bedâhet derecesinde” açıklık derecesinde “bidayeten herkes onu tanımayacaktır.” Diyorlar ya hani ‘gökyüzünden, minareden inecek herkes, atlar kapıda bekleyecek’, öyle bir şey olmayacak diyor Bediüzzaman. Geldiğinde sessiz sedasız geliyor. Zuhur ettiğinde, Ayasofya’daki namazda, Kudüs-ü Şerif’te, Mescid-i Aksa’daki namazda, Hz. Süleyman Mescidi’ndeki namazda, yer gök inleyecek. Orada aleni, çünkü bütün dünyayı gezecek İsa Mesih. Bunlar gizlenen hakikatler. Sahtekârlar otuz sene, kırk sene, elli sene uğraştılar gizlemek için, benim gibi bir deliyle karşılaşacaklarını tahmin etmediler, böyle bir Allah’ın delisiyle karşılaşacaklarını tahmin etmediler. İşte adamı böyle yaparlar.
AYLİN HANIM: Allah razı olsun. Daha devam ettireceklerdi, önünü kestiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim onlar alıştırmışlar “seni aforoz” ederiz. Aforoz etsen kaç yazar? Her tarafın aforoz olsa kaç yazar? Bak cayır cayır bütün dünyaya anlatıyoruz. Gel de beni durdur bakalım durdurabiliyorsan. Alışmışlar milletin kafasına çöküp susturmaya, aforoz ederek susturmaya, garibanlaştırmışlar, köşeye sıkıştırmışlar, Seyyid Salih Özcan Ağabey’imizi de bir köşeye sıkıştırmışlardı, Ağabeyimiz de gürül gürül inletti. Tozlarını topraklarını birbirlerine kattı. “Hepsini göreceğiz” dedi, “İsa Mesih (a.s)’da gelecek, Hz. Mehdi (a.s) de geldi” dedi. “Ben de göreceğim. Bediüzzaman bana söyledi, alnıma vurdu, ‘sen göreceksin’ dedi, ben de göreceğim Hz. Mehdi (a.s)’ı” dedi. “İsa Mesih (a.s)’ı da göreceğim” diyor. “İstanbul'da da Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz hep beraber” diyor, inşaAllah. Bağırsalar da, çağırsalar da bu böyle.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler