Adnan Oktar'ın 6 Aralık 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Hakka Suresi 13- “Artık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği’’ şimdi, Allah’ın “üfürme” dediği şeyin ne olduğunu biz bilmiyoruz. O olay olduğunda, Allah bu üfürmedir dediğinde, biz demek ki kastedilen bu diyeceğiz. Yani olayın başlamasının adı da olabilir. 14-“Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı” hareket ettirilip, kaldırılacağı “ardından tek bir çarpma ile” birbirine çarpılıp parça parça olacağı zaman. Bu son çarpma, önce bir ilk çarpma var. Sonra bu son çarpma, çok şiddetli bu çarpma. Bunda dağılıyor artık dünya, un ufak oluyor yani uzaya dağılıyor, toz oluyor, yayılıyor. Şimdi dünya yuvarlak, bu sefer patlamanın etkisiyle, tepsi gibi açılacak, tozdan topraktan oluşmuş olarak. Uzayda var ya ortasında bir çekirdeği oluyor, etrafında geniş bir hale oluyor görmüşsünüzdür, o tarz olacak dünya yani parçalandığında öyle olacak.15-“İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuştur.16-Gök yarılıp-çatlamıştır;’’ gök kalmıyor tabii,uzay görülüyor. Gündüz mavi ya gökyüzü, o açılıyor, oradan siyah gökyüzü görünüyor, maviliğin arasından. Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır.’” Bulutlarda aşağıya doğru çöküyor, yani atmosfer dağılıyor. Açılma meydana geliyor çarpmanın etkisiyle. 17-“Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir.’’ Melekler alenen görünüyor o gün “O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır” Sekiz melek görevli, Allah’ın arşı denilen şeyin ne olduğunu biz kıyamette anlayacağız. Hiç tahmin etmediğimiz şeyin arş olduğunu anlayacağız.18-“Siz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey),gizli kalmaz.” Teker teker insanlar, Allah’a arz olunuyorlar. En son arz olunan, ilk başta arz olunduğunu zannediyor, zaman olmadığı için izafi olduğu için. En sona arz olunduğu halde, milyonlarca insan var, hepsinin tek tek hesabı görüldüğü halde, ilk kendisinin hesabının görüldüğünü zannediyor. O kadar süratli oluyor zaman izafi olduğu için. “Sizden yana hiç bir gizli (şey), gizli kalmaz.” Yani insan hiçbir şeyi gizleyemiyor. Bu dünyada çaktırmadan gizli bir şeyler yaptıklarını zannediyorlar ya, öyle bir şey olmuyor. Allah hepsini tek tek ortaya koyuyor. Sadece Müslümanların utandığı, istemediği bir şey varsa veya affedildiyse, onların tamamı sonsuza kadar Allah tarafından gizli tutuluyor. Ama kaybolmaz sadece gizlenir. Var olan bir şey, hiçbir şekilde kaybolmaz Allah Katında, fakat mahfuz olur, muhafaza altına alınır. Mesela biz burada konuştuk, bu konuşmamızın tamamı mahfuzdur. Ama cennette biz bu konuşmayı istersek, tamamını dinleyebiliriz. Ama bu konuşma içerisinde Allah muhafaza, istemediğimiz bir konuşma varsa, o kısmı Allah, sonsuza kadar muhafaza ediyor, onu göremezsin. Mesela insanların hayatında karşılaştığı zor olaylar vardır. Babasını kaybeder ona zamanında üzülmüştür, ki bu İslam’a Kuran’a uygun bir şey değildir. Müslüman ondan utanacağı için, Allah onu ona göstermiyor. O kısmı göremiyor ama mahfuz Allah katında durur o, kaybolmaz. Onun kaybolması için, haşa Allah’ın yok olması lazım. O mümkün olmadığı için, var olan bir şey hiçbir şekilde kaybolmaz. Mesela böcek ölmüş ters duruyor. O durur Allah Katında, mümkün değil kaybolmaz. Ama ihtiyaç olmadığı için, Allah göstermez. Yani eğer görmek istersen, onu görebilirsin mahfuzdur Allah Katında. Bütün hayatımız video film gibi, tamamı. Şimdi televizyonda video izliyoruz, istediğimiz yeri izliyoruz, istemediğimiz yeri geçiyoruz. Aynı o şekildedir. Allah istemediğimiz yerleri geçer, göstermez bize. Fakat doğumundan itibaren, aklına gelen her ne olursa olsun, hiçbir şey Allah Katında kaybolmaz. Mesela sabah kalkmış uyku sersemi hoşlanmadığı bir şey yapıyor, boş boş oturuyor. Olduğu gibi durur Allah Katında, kaybolmaz. Ama mümin onu görmek istemez, boş iş çünkü. O hoşuna giden görmek isteyeceği için, sadece onları seçerek görüyor mümin. 19-“Artık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: 'Alın, kitabımı okuyun.'” Sağ eline insanın, bir cisim veriliyor, belki bir kristal gibi bir şey, belki elması andıran bir şey, taş parçası gibi, kristal. Her şey onun içinde kodlu. “Alın, kitabımı okuyun. 20-“Çünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım.” Yani ben zaten böyle bir şey olacağını biliyordum diyor, zaten onu teslim etmekle mükellef o,yani kaderiyle ilgi bilgi var orada. Onu veriyor, ondan sonra Allah’ın Katında melekler;‘şu kişiye şu kadar para yardımı yapmışsın doğrumu?’ diyorlar, sorgulama tarzında. ‘Evet doğru’ diyor. ‘Falanca gün şurada tebliğ yapmışsın doğru mu?’ ‘Doğru.’‘Falanca gün tutuklanmışsın, şu kadar hapis yatmışsın, şu kadar gün çile çekmişsin, bu doğru mu?’ diyor. ‘Doğru.’ Ama detay detay hepsini tek tek sayıyorlar. ‘Sana ters bir laf söylenmiş, sabretmişsin, doğru mu? Seni kızdıracak bir şey olmuş sabretmişsin, doğru mu?’ Bu sorgulama bittiğinde, o en son sorgulanan kişi olduğunu sanıyor ve çok kısa sürdüğünü zannediyor. Yani olağan üstü kısa geliyor ona. Hâlbuki bütün ömrünün sorgulaması yapılıyor. Yalnız buradaki sorgulama, daha önce de söylemiştim, onu onore etmek için yapılıyor. Yani onun nasıl güzel ahlaklı bir insan olduğunu ona hatırlatmak için yapılıyor ki cennette sürekli aklında kalıyor o zaman. Cennette insanlar onu severken, o kişiliği ile seviyorlar. Yani şunu yapmış bunu yapmış, bitmiyor ki, şimdi birde gizli yaptığı şeyler var. Gizli olanları Allah açıklıyor. Mesela gizlice bir cesaret göstermiş, gizlice bir sabır göstermiş. Mesela diyor ki; ‘burada diyor insanlar çileden çıktı ama sen burada çok sabırlı oldun doğru mu?’ diyor. ‘Doğru, evet’ diyor. Bak kaderinde var bu şekilde, hepsi sayıldıktan sonra o kendi kendini sevmeye başlıyor ve etrafındakilerde onu sevmeye başlıyorlar, gerekçeyi gördükleri için.Çünkü bu dünyada gizli olanlar bilinmiyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın biz gizli yönlerini bilmiyoruz, açık yönlerini görebiliriz. Onu da kısmen görürüz. Tamamının bilinmesi lazım Hz. Mehdi (a.s)’ın tam sevilmesi için. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in biz belirli bir yönünü biliyoruz. Yoluna deve işkembesi atmışlar, dikenler atılmış, Ebu Cehil hakaret etmiş. En fazla elli, yüz konu biliyoruzdur. Orada biz, on binlerce konu öğreneceğiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile ilgili. Kimin nasıl kahrına cevap vermiş, kime nasıl yardım etmiş, nasıl korkunç bir ortamda cesaret göstermiş, nerede sabır etmiş. O zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’e olan sevgimiz, müthiş katlanacak. Hiç bilmediğimiz yönlerini öğrenmiş olacağız. Hz. İsa Mesih (a.s) içinde öyledir, diğerleri içinde öyledir. O zaman işte müminlerin birbirlerine sevgisi çok çok şiddetli oluyor. Çok sarsıcı bir sevgiye dönüşmüş oluyor, cennet sevgisi oluyor. O mümine nimet olarak sunuluyor. Küfürde de, çok detaylı bütün ahlaksızlıkları tek tek saydırılıyor. Mesela yalan söylemiş, fakat kandırdığını sanıyor. ‘Burada yalan söyledin değil mi?’diyorlar. ‘Hayır’ diyor. Sonra ağzı diyor ki,‘evet, yalan söyledin’ diyor, ağzını tutamıyor. Ağzına sinirleniyor, ‘buna ne oluyor ki böyle konuşuyor’ diyor. Mesela eliyle bir kötülük yapmış, ‘ben böyle bir şey yapmadım’ diyor, orada da sahtekârlıkları devam ediyor, delilikleri devam ediyor. Eli diyor ki;‘yok ben yaptım’ diyor, konuşuyor eli. Kontrol edemiyor vücudunu, vücudu kendine isyan ediyor. Daha önce vücuduna çok düşkündü o tip insanlar, vücudu için yaşar, nefsi için yaşar. Nefsi orada başına bela oluyor. Allah onu belaya çeviriyor, gözünü kontrol edemiyor, ağzını kontrol edemiyor, elini kontrol edemiyor, hepsi aleyhine konuşuyorlar. Hepsini kabul etmek zorunda kalıyor. Zaten Allah bir kısmını sorgulamaya bile gerek duymuyor. “O gün onlar için sorgu yoktur” diyor, doğrudan cehenneme koyuyor bazı psikopatları. Sorgulamaya gerek yok ki, aynı ahlaksızlık yapacak, yine aynı şeyi yapacak. Fakat ibret olması için, tek tek Allah söyletiyor. Onlarda da zaman uzuyor, Müslümanların tersine. İlk başta sorgusu yapılan, en son sorgulandığını sanıyor. Akıl almaz ıstırap çekiyor, bir türlü bitmiyor sorgu. Hadiste diyor ki; “ter yerlere doğru akar” diyor. Sicim gibi ter akıyor sıkıntıdan. Sürekli sorgusu devam ediyor. Şu gün şunu yapmışsın, anlat diyorlar. Şu detaylar, şurada şu sahtekarlığı yapmışsın. En ince detaylarına kadar. “Artık sıkıntıdan ve bunaltıdan neredeyse onu yutacak hale gelir teri” diyor hadiste. Tabii teşbih var orada, o kadar çok terler ki sıkıntıdan ve bunaltıdan, artık bir an önce bitsin istiyor. “Sorgulama bitsin de, bir an önce cehenneme gideyim” diyor. Hâlbuki cehenneme gittiğinde de, oradan bir an önce çıkmaya çalışıyor. Müslümanlar bunun bilincinde olduğu için, aklı başında hareket ediyor. Ama cehennem ehli çok deli oluyorlar, dengesiz oluyorlar. İnsan aklının pek alacağı gibi değil. Onun için Allah’a sığınmak lazım, cehennem ehl-i olmamak için sürekli, Ya Rabbi, bizi cehennemden koru değil, cehennem azabından koru diyeceğiz. Çünkü biz cehennemin kenarına geleceğiz zaten.Cehennemin kenarına herkes gelecek. Cehennemi görmeyen yok. ‘Cehennem azabından koru Ya Rabbi’ diyeceğiz. Çünkü cehennem kenarına, çok neşeli geliyor Müslümanlar. Önünde bir ışık, sağında bir ışıkla geliyorlar, yanında mihmanları, koruyucusu var, ona yol gösteriyor. Sürekli iltifat ediliyor, saygı gösteriliyor. “O gün onlar hiç acı çekmezler” diyor Allah, hiç rahatsız olmazlar. Sıkıntıda yok, “içlerinde bir korkuda olmaz” diyor. Yani son derece mutlu ve neşeli. Zaten yüzlerindeki parıltıdan anlaşılıyor, bayağı neşeliler ve çok ümitvarlar diyor cennete gitmek için. Çünkü biliyor önünde ışık var, sağında ışık var. Bu cennet alameti. Sağ tarafından elinden verilmiş o kristal bilgi neyse. Her yerden belli cennete gideceği. Ama daha söylenmemiş cennete gireceği, ümit var. Orada söyleniyor, “cennet ehli kalksın” diyor Cenabı Allah, “onlar geçsinler” diyor. Cehennem ehli orada arazide bırakılıyor, cehennem arazisinde. Oradan onlar sonra sürüklenerek, aşağılanarak alıp götürülüyor cehenneme. Ama bizim aklımıza gelen toprak bir arazi gibi geliyor, kül gibi geliyor. Hiç tahmin etmediğimiz gibi olmaya bilir, hiç aklımıza gelmeyecek bir şekilde olabilir. Mesela cennet kapısı, altından falan ama belki de ışıktan bir kapıdır, birden ışık açılır ve geçersin. Cehennem ehlinide bilemeyiz, cehennem ateşi adamları cayır cayır yakıyor ama yine çakallık yapıyorlar orada. Normalde ateşte insan konuşamaz, mesela diyor ki Allah; “Develer büyüklüğündedir alevler” yani acayip “yüksek alevler olur” diyor, yani kıvılcımı deve büyüklüğündedir, ama adamlar orada fitne ve dedikodu yapıyorlar, hala birbirlerini arıyorlar, kavga çıkarıyorlar, o onu kovalıyor, o onu kovalıyor itlik yapıyorlar. Bediüzzaman diyor ki; “En ziyade azabı diyor cennetle kıyasladıklarında duyarlar” diyor. Yani görüyorlar ya cenneti,“çok şiddetli azap duyarlar” diyor. Kıyas çok şiddetli azap meydana getirir, inşaAllah.
Web siteleri
Devamı ...Sakın Unutmayın
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler