Adnan Oktar'ın 7 Aralık 2011 tarihli A9 Tv röportajından
GÜLGÜN HANIM: Hocam, biz sizin ilk tutuklanmanızdan önce tanışmıştık. Daha sonra akıl hastanesi dönemi olmuştu. Siz yine en zor şartlarda bile tebliğ için bayağı çaba gösteriyordunuz. O dönemde gıyabınızda sizi seven insanların sayısı bayağı bir artmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela ben normal tımarhaneye girdiğimde, adam korkar, etrafımdakilerin dağılması gerekirdi değil mi?
GÜLGÜN HANIM: Benim sevgim çok artmıştı.
ADNAN OKTAR: Herkes o dönemde geldi, maşaAllah. Bu bizim Zeynep Yalçın, hepsi, Esra Hocamlar falan. Tımarhanenin en azılı delilerinin olduğu bölüme koydular, ben yine pencereden bağlantı kuruyordum. Bizim çocuklar çok yamandılar. Duvardan atlıyor, içeri giriyorlardı. Oradan da yan duvardan tırmanıp, elime dokunacak hale geliyorlardı. Elden teslim ediyordum yazdığım kağıtları. Orada mesela ders notları, sohbet notları hazırlıyordum. Yoksa benimle görüşme yasaktı zaten. Arka bahçesi vardı, hurda bir bahçe, hiç bakımsız böyle cangıl bir bahçesi vardı, orayı pek kontrol etmiyorlardı, oradan bizim çocuklar çıkıyorlardı, duvardan tırmanıp, üst kata, benim fotoğrafım var ya orada demir parmaklıklı, o aradan, yan pencere vardı, bir koridor gibi orası, o orta penceresi. O yan tarafında, biraz daha aşağısında bir pencere vardı, o bahçe duvarına bitişikti. O bahçe duvarına tırmanıp, oradan ben yazdıklarımı teslim ediyordum. Onların yazdıklarını da, ben oradan alıyordum. Bu irade gerektirir. Adam dedi bana Yıldırım Aktuna rahmetli; “Sen eğer bırakmazsan bu faaliyeti, ben yetkiliyim, ömür boyu çıkartmam buradan” dedi. Hakikaten de yetkisi var. Ama biz hiç fütur vermedik. Taviz yok. Israrla devam ettik. Başörtülü hanımlar doluşurdu oraya. Hatırlıyorsun değil mi?
GÜLGÜN HANIM: Hatırlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Hastanede olay çıkardı. Başhekim yardımcısı bayağı bir olay çıkartıyordu. Telefonla konuşmalarım yasaklandı. Bahçeye çıkışımı yasakladılar. O zamanlar rahmetli Yıldırım Aktuna, oradaki bütün doktorların hepsini dizdi. Asker kökenli o, içtima vaziyeti alıyor, ben de hazır olda. En başta benim. Doktorlar, hemşireler herkes hazır olda, topuk selamında bekliyoruz. O da paşa gibi geldi böyle, bize talimatlar yağdırdı. Dedi ki;“bundan sonra hiç kimseyle görüşmeyeceksin” dedi, “doktorlarla da görüşmeyeceksin” dedi, “hemşirelerle de görüşmeyeceksin” dedi, “bir tek annen, ağabeyin ve avukatınla görüşebilirsin” dedi, “bahçeye de çıkmayacaksın,telefon zaten yasak” dedi. Bu nedir böyle. Sıkı yönetim oldu adeta. “Peki” dedim,“ben bu hastalarla görüşürsem, konuşamıyor ki bunlar, akıl hastası. Acayip acayip sesler çıkartıyor, garip garip sesler çıkartıyor. Hasta adam.” “O zaman git odana, tefekkür et” dedi. Böyle, hastaların yıkandığı banyodan bozma bir yer. Kapısını ittin mi açılıyor zaten. Yaklaşık 1.30’luk kapısı var. Üst tarafı zaten görülüyor. Kapı uydurma bir kapı. Yani rezalet kapı, tarif edemem. Duvarlar yıkık. Her yer delik deşik. Ama böyle yıkık derken, 30 santimlik, 35 santimlik büyük yıkıklar var. Duvarlar falan çok hurda. Abdülhamit devrinden kalmış. Orada 2. Dünya Harbi’nden kalma bir yatağım vardı benim. Hani var o devrin yatakları. Öyle bir yatak vardı, o kadar. İsteyen itti mi girecek gibiydi. Bizim mekan orası. Hem sen akıl hastasısın diyorsun, hem doktorlarla görüşme diyorsun. Nasıl oluyor bu iş? Hasta adam doktorla görüşmez mi? Biliyor. “Etkiliyorsun doktorları” diyor. Akıl hastası nasıl etkiler doktorları? Biz akıl hastasıysak, o zaman bizim ne işimiz var orada? Madem doktoru dahi etkileyecek kadar bir güce, imkana, bir dehaya sahipsek Allah’ın dilemesiyle, benim orada ne işim var? “Doktorlarla kesin görüşmeyeceksin” dedi. Tamam görüşmem. “Hemşirelerle de görüşmeyeceksin” dedi. Tamam. Kiminle görüşeceğim dedik. “Akıl hastalarıyla görüşeceksin” diyor. Konuşulmadığını da görüyorsun. “O zaman git odada tefekkür et. Ben buraya niye geldim diye bir düşün bakalım” dedi. Ben niye düşüneceğim, zaten biliyorum niye geldiğimi. İmtihan olarak, iftihar ederim, acayip hoşuma gitmişti ben tımarhaneye getirildiğimde. Çünkü mükemmel bir imtihan, şahane bir imtihan, çok zor bir imtihan, değerli bir imtihan. Mesela ceza evinde hücre hapsine koyunca, o da çok hoşuma gitmişti. Çünkü koğuş daha rahat ama hücre çok zor. O zorluğu görünce, ben müthiş sevinmiştim, çok hoşuma gitmişti. Benim bulunduğum yere akıl hastalarını getirdiler. Hapishanede bile akıl hastalarını getirdiler, yan koğuşlara koydular. Tek tek koğuşlara. Onları hapsettiler akıl hastalarını. Akıl almaz bağırıyorlar. Yani cinnet geçiriyorlar akıl hastası. Hastaneye sevk edilecek akıl hastalarını getirdiler, koydular. Gece uyutmuyorlar, var gücüyle bağırıyor. Birden bire böyle kriz geliyor. Üstelik benim daha şerefli, daha sükseli bir yönümde, ayağımdan zincire vuruldum, maşaAllah. O da ayrı benim iftihar ettiğim bir konudur. Nedir bizim mekanı mı gösteriyorsun?
DİDEM HANIM: Evet Hocam.
EBRU HANIM: Hocam çok büyük zulüm o dönemde size yapılanlar. Devamında da zaten kokain komplosu, başka olaylarda var ama sizin hep tevekkülle karşılamanız, Allah’a bağlılığınız, çok sevgimizin temelindeki en önemli şeylerden biri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın bizim koğuşlar. Bu modern bakımlı hali. Zamanında rezaletti. Bu yine düzenlenmiş hali bahçenin. Şu benim mekan, 14A.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler