Adnan Oktar'ın 18 Aralık 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ı, bas bas bağırdı, anlamazdan geliyorlar. Var gücüyle söyledi. “Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum” diyor. Adamlar ısrarla; işte bu konuları açmamak lazım, bunların gizli kalması gerekiyor. Ee hangi konuyu açacağız? Bunların keyfine dokunmayan, rahatlarına dokunmayan, şirketlerine dokunmayan konular.
Bak 5. Şua, çok hayati bir yerdir Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’da: “Otuz sene evvel yazılan matbu Muhakemat-ı Bediiyye’de bahsedilen ‘Seddi Zülkarneyn’ ve ‘Ye’cüc ve Me’cüc ve sair Eşrat-ı Kıyamet’ten yirmi mesele Muhakemat’a bir tetimme olarakonüç sene evvel -bir kısım müsveddesi- yazılmış idi. Aziz bir dostumun hatırı için tebyiz edildi, Beşinci Şuâ oldu” diyor Bediüzzaman.
Haşiye kısmında, çok çok eski o zaman. Çünkü o devirde 40 sene geçmiş, yaklaşık 80 yıl öncesine ait.
“Ayetin bir nüktesi, bu zamanda akide-i avam-ı mü’minini vikaye ve şübehattan muhafaza için yazılmış” diyor. Bak avamın inancını şüphelerden muhafaza için yazılmış. En önemli konulardan birisidir bu. “Ahir zamanda vukua gelecek hadisata dair hadislerin bir kısmı, müteşabihat-ı Kur’aniye gibi derin manaları var.” Bak, ahir zamanda vukua gelecek, geldi demiyor; Cübbeli ne diyor; ‘yok’ diyor, ‘açıktır manası’ diyor, ‘neyse odur’ diyor. Halbuki diyor ki bak Bediüzzaman: “Müteşabihat-ı Kur’aniye gibi derin manaları var.” Muteşabih ayetler zahir anlamında mı oluyor? Olmuyor. Bu hadis de müteşabih olduğuna göre, ayet müteşabih olduğunda zahir anlamı olmadığına göre, hadis de müteşabih olduğunda onunda zahir anlamı olmaz. “Muhkemat gibi tefsir edilmez” yani mesela Kuran’da diyor ki Cenab-ı Allah: “Namaz kılın” bu hükmün ikinci bir açıklaması olmaz, nettir. Ama müteşabih olduğunda tefsir ediliyor. “Muhkemat gibi tefsir edilmez ve herkes bilemez.” Yani manası muhkem ayet gibi değildir diyor, kapalıdır, müteşabihtir; açıklanması, şerh edilmesi gerekir diyor. “Ve herkes bilemez” Cübbeli dahil. “Belki tefsir yerine tevil ederler.”
Hocamız ne diyor: “Onlar tefsir etmiyorlar, tevil ediyorlar tevil” diyor, değil mi? Seyit Salih Özcan Hocamız. İzliyormuş beni hep televizyonda, maşaAllah.
“Sırrıyla, vukuundan sonra te’villeri anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir.” Bak, olay tahakkuk ettiğinden sonra Cenab-ı Allah’ın verdiği bir imkanla, ilhamla, ilham açmasıyla insanlara teviller anlaşılır ve murad ne olduğu bilinir. “İlimde Rasih olanlar” yani samimi ilme sahip olanlar, bu herhangi bir ilim değil bu, Vehbi ilim gerekir, özel bir ilim. Yani ezberci kafayla olacak bir şey değil. Allah’ın kalbe ilka etmesi lazım. “Bak “ilimde Rasih olanlar” rusuh sahibi olanlar, “Allah-u Alem deyip o gizli hakikatleri izhar ederler.” Bak, gizliymiş hakikat. Müteşabih Kuran ayeti olduğunda manası açık oluyor mu? Olmuyor. Peki hadis nasıl oluyor; olur mu? O da müteşabih, onun da manası açık değil. Bak ne diyor Bediüzzaman: “O gizli hakikatleri izhar ederler” açıklarlar.
Mukaddime beş noktadır.
Birinci nokta: “İman ve teklif” iman, insanların iman etmesi; imanın insanlara teklif edilmesi, “ihtiyar dairesinde bir imtihan” yani insanların iradesi, kabul etme özgürlüğü içerisinde bir imtihan, “Bir tecrübe” Allah sizi tecrübe ediyor diyor, “bir müsabaka olduğundan” ileri geçme, mesela Mehdi (a.s.) en ileriye geçiyor müsabakada, insanlar arasında bir müsabaka var şu an. Bu müsabakada en ileriye kim geçiyor? Mehdi (a.s.) geçiyor. Kim geçiyor? Hz. İsa Mesih (a.s.) geçiyor, müsabakayı bunlar kazanıyorlar. Derecesine göre diğer insanlar; ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci geriye doğru gitmeye başlıyorlar. Ama bir müsabaka var diyor Bediüzzaman. “Bir müsabaka olduğundan, perdeli” yani açık değil, kapalı, perdeli. Kaç perde var? 70 perde, 30 perde, 10 perde. O perde kalkmadan gerçek görülemiyor. Mesela dört perdesi kalkıyor yine yetmiyor. 70 perde varsa 70’inde kalkması lazım. “Perdeli ve derin” sathi değil. Cübbeli sathi zannediyor, sathi değil, yüzeysel değil derin, anlamı derin. “Ve tetkik” araştırma gerektirir diyor Bediüzzaman, bak tetkik, “ve tecrübeye” tecrübe de gerekir diyor. “Tecrübeye muhtaç olan nazari mes’eleleri elbette bedihi olmaz.” Açık, sarih olmaz diyor, “ve herkes ister istemez” yani kabul edip etmemek diye bir konu olmayacak şekilde, “tasdik edecek derecede zaruri olmaz.” Yani herkesin kabul edeceği şekilde, tasdik edeceği şekilde zaruri, mecburi olmaz diyor.
Bunun sebebi şudur diyor Bediüzzaman: “Ta ki, Ebu Bekirler ala-yıilliyyine çıksınlar.” Hz. Ebu Bekir gibi yüksek istidatlı insanlar en yüksek makama çıksınlar diyor. “Ve Ebu Cehiller” gibi aşağılık, süfli kişiler, “esfel-i safiline düşsünler” en aşağılık dereceye düşsünler. Çünkü imtihan müsabaka olduğuna göre, müsabakada güçlü olanın ileri geçmesi için, bu ortam şart diyor Bediüzzaman. Ama Cübbeli’nin dediği gibi, mesela gökten birisi, ‘bu Mehdi’dir’ diye bağırsa, Ebu Bekirlerle Ebu Cehiller aynı olmuş oluyorlar. Çünkü ikisi de tasdike mecbur, çünkü gökten melek bağırıyor, bunu herkes kabul edecek zaten, mecburi kabul edecek. Çünkü ‘milyonlarca melek gökten bağıracaklar’ diyor, ‘İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe, Türkçe bilene Türkçe’ diyor, ‘herkese melekler bağıracaklar’ diyor. Bu durumda aklın ihtiyarı kalkacağı için, müsabaka da kalkmış oluyor, yani bir yarış olmamış oluyor. Halbuki burası bir yarış meydanı diyor Bediüzzaman. “İhtiyar kalmazsa teklif olmaz.” O zaman imtihanın anlamı kalmaz diyor, insanın iradesi kalkar diyor. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu’cizeler seyrek ve nadir verilir.” Çünkü mucize aklın ihtiyarını zorlayan bir şey olduğu için, seyrek ve nadir verilir diyor. “Hem dar-ı teklifte” yani insanlara açıkça teklif edilecek, gösterilecek, “gözle görülecek olan alamet-i kıyamet” kıyamet alametleri, herkesin göreceği, “Ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur’aniye gibi kapalı ve te’villi oluyor.” Cübbeli de diyor ki: “yok, çok açık” diyor, “tevilsiz” diyor. Bediüzzaman ne diyor: “Kapalı ve tevillidir” diyor, tevil edilmesi lazım. “Yalnız, güneşin mağripten çıkması” batıdan çıkması, “bedahet derecesinde” açıklık derecesinde, “herkesi tasdike mecbur ettiğinden” çünkü, Darwinisti, materyalisti, Müslümanı hepsi kabul etmek durumundadır. Güneş batıdan doğunca ne diyecek adam, ne desin? Çok açık bir alamet. “Bedahet derecesinde herkesi tasdike mecbur ettiğinden” çünkü melekler de iniyor aynı anda. Güneş batıdan doğduğunda, meleklerde gökyüzünden büyük ordular halinde inmeye başlıyor; kanatlı melekler. Bir adam dese ki, meleklere inanmıyorum; işte gökyüzünden iniyor melekler, mecburen kabul edecek. Bak diyor, “herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tövbe kapısı kapanır” artık tövbe edemez diyor, çünkü imtihan kalkmış. Cübbeli ne diyor? ‘Yok’ diyor, ‘bu imtihan kapısını kapatacak şekilde olacak’ diyor, ‘aklın ihtiyarı elinden alınacak’ diyor, ‘Mehdi (a.s.) çıktığında’ diyor, ‘melekler göğü dolduracak bağıracaklar’ diyor, ‘ bu Mehdi’dir diye, başının üstünde bir bulut olacak’ diyor, ‘bulutun üstünde de bir kişi oturacak’ diyor, ‘herkese söyleyecek’ diyor, ‘ bu Mehdi’dir’ diye, ‘melek herkese söyleyecek’ diyor. Bediüzzaman diyor ki, böyle bir şey olursa aklın ihtiyarı kalkar, ihtiyarı kalktığında artık imtihan da bitmiş olur diyor, imtihan sırrı teklifine aykırıdır bu diyor. “Daha tövbe ve iman makbul olmaz.” İman da geçerli olmaz diyor, öyle bir şey olduğunda iman makbul olmaz. Yani, Cübbeli’nin dediği gibi olduğunda iman makbul olmaz. “Çünkü Ebu Bekirlerle Ebu Cehiller tasdikte beraber olurlar” aynı olurlar diyor. “Hatta Hazreti İsa Aleyhisselam’ın nüzulü dahi” gökten inişi dahi, dünyaya gelişi dahi, “ve kendisi İsa Mesih olduğu” Mesih olduğu, İsa ibn-i Meryem olduğu, “nuru imanın dikkatiyle bilinir” yani imanlı insanların, samimi insanların, dikkatiyle bilinir diyor, çok samimiyse, dikkat ederse bilinir diyor. “Herkes bilemez” diyor, bidayetinde, başlangıcında. “Hatta Deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müdhişe” ahir zamanın müthiş şahısları dahi, “kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Bidayeten bilmiyorlar diyor, Bediüzzaman, bilmezler. Bir tek Hafız Esat ölürken deccal olduğunu bildi, o fark etti, yani bildi. Lenin de tam ölürken, canı çıkarken anladı. Allah onun yüzünü simsiyah yaptı, onun yüzünü Allah akıl almaz korkunç hale getirdi. Yani Stalin’i de Allah mahvetti, onu da mahvetti. Darwin de öyle, ölümüne yakın bunadı, can çekişerek vefat etti.
İkinci nokta: “Peygamberlere bildirilen umr-u gaybiye: Bir kısmı tafsil ile bildirilir.” Yani tafsilat, detaylarla bildirilir. Mesela Mehdi (a.s.)’ı Peygamberimiz (s.a.v.) sayıyor, saçı siyahtır, alnı geniştir. Bak tafsil var, ince detay, tafsilat. Mesela, alnında bombelik değil de hafif iç bükeylik vardır diyor, gözleri hafif çekiktir diyor, mesela bunlar tafsilat. Burnunun orta kısmında hafif bir bombe vardır diyor, mesela bu da bir tafsilat. Yanağındaki ben siyah bir ben değildir diyor, beyaz bir ben diyor, çıkıntı şeklinde; Hz. Musa (a.s.)’daki gibidir diyor. Efendim, mesela diyor ki, göğsünde, sağ göğsünde mersin ağacının yaprağı gibi bir koyuluk vardır. Sırtında, kalp hizasında; bak detay, tafsilat, tıpkı bende olduğu gibi diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Resulullah’ta olduğu gibi bir ben vardır diyor, ben.
Bak görüyor musun Lenin’in ölmeden önceki son hali, Allah ne hale getirmiş. Deccallerin halini görüyor musunuz? Bu çok büyük bir mucizedir. Önce ki azameti nerede, son ölmeden önceki bu perişan, Allah aklını da aldı ölmeden önce, yani çok perişan şekilde öldü.
“Bir kısmı tafsil ile bildirilir. Bir kısmı hiç tasarruf edilmez ve karışılmaz. Kuran ve hadis-i kudsinin muhkematı gibi.” Mesela zina etmeyin, mesela namaz kılın, mesela şarap içmeyin; net hüküm. Allah’ın bu hükümlerinde diyor Bediüzzaman, açıklama olmaz, yani tefsir edilemez açık, hüküm belli, net. Üstelik tasdikli, yani yapmazlarsa ne olacağını da belirtiyor Allah. “Ve diğer bir kısmı icmal ile bildirilir, tafsilat ve tasviratı onun içtihadına havale edilir.” Yani kısaca mücmel bir bilgi veriliyor, ama Peygamberimiz (s.a.v.) isterse onu açıyor, genişletiyor. Mesela ben bir misafirimi burada gördüm; artık detay bana aittir anlatırken, istediğim gibi anlatırım.
Bak, tasviratı, tasvir etmek, açıklamak, musavvir, yani resmedilmesi, musavvir; resim yapmak, tasvir, tasvirat. “Onun içtihadına havale edilir” yani onu resmetmek, onu açıklamak, yani nasıl istiyorsa. “İman girmeyen hadisat-ı kevniyeye ve vukuat-ı istikbaliyeye dair hadisler gibi.” Mesela ahir zamandaki arabayı, deccalin uçağını belirtiyor, deccalin eşeğini. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; metalden bir bölüm var diyor, deccalin eşeğinde, hayvanda, metalden. Dostlarını içine oturtur diyor, otuz metrelik, yaklaşık otuz arşınlık kulakları vardır diyor deccalin ve havada uçar diyor ve güneşten hızlı seyreder diyor. Nedir? Jet uçağı; uçak. Dostlarını içine oturttuğuna göre, gökte uçtuğuna göre, otuz metrelik kanatları olduğuna göre bu eşeğin. Ve sesini herkes duyar diyor, uçaktaki konuşma dünyanın her tarafından duyulabiliyor, hava alanıyla bağlantı halinde. Mesela Amerika’daki havaalanıyla bağlantı kuruyor. Vukuat-ı istikbaliyeye dair hadisler gibi. Bu kısımda Peygamberimiz (s.a.v.) belagatiyle yani anlatma kabiliyeti ile temsiller suretinde ne diyor eşeğe benzetiyor mesela temsil. Sırrı teklif hikmetine muvafık yani Allah’ın imtihan sırrına o müsabakat sırrına uygun tafsil yani detay ve tasvir eder. Resimler, açıklar. Mesela diyor, bir sohbetinde derin bir gürültü işitildi büyük gök gürültüsü gibi bir ses duyuluyorsahabelerle otururken Peygamberimiz(s.a.v.). Resulullah ferman etti ki; bu gürültü yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür. Şimdi bak diyor ki sahabelere, yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanıyor bir taş, gümbür gümbür gümbür yuvarlanıyor bu yuvarlanan taş bu dakikada cehennemin dibine yetişti diyor. Cehennemin dibine vurdu bu ses oradan geldi diyor.Bu garip haberde sahabeler donup kalıyorlar ne demek istedi acaba Peygamber (s.a.v.)diye. Bu haberden beş, altı dakika sonra birisi geldi dedi ki ya Resulullah yetmiş yaşında bulunan falan münafık vefat etti ve cehenneme gitti diye Peygamberimizin (s.a.v.) yüksek beligane kelamının tevilini gösterdi. Kast ettiği bu ama hayret edilecek bir açıklama ile anlatıyor inşaAllah.
İhtar diyor Bediüzzaman, Hakaik-i imaniyeye girmeyen imanla ilgili konulara girmeyen, Hakaik-i imaniyeye girmeyen,cüz'îküçük kısa dar kapsamlı hâdisât-ı istikbaliye nazar-ı Nübüvvette ehemmiyetsizdir. Mesela hükümet değişiklikleri, bu önemsizdir diyor yani ahir zamanda bunu bildirmez Peygamberimiz (s.a.v.) diyor çok önemliyse bildirir diyor. Yani bildirdiyse çok önemlidir. Veyahut işte bir yerde olan herhangi bir olay bu önemsizdir diyor nazar-ı Nübüvvette. Çok önemli olması lazım mesela kuyruklu yıldızın çıkışı, bu önemli iki uçlu bir kuyruklu yıldız. Diğer yıldızların aksi istikamette gitmesi mesela bu detay bu önemli bunu bildiriyor, çok parlak olması bunu bildiriyor, on beş gün arayla ay ve güneş tutulması olacağı iki Ramazan üst üste olması mesela bu detay önemli bunu bildiriyor ama diğer detayları bildirmiyor.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler