Adnan Oktar'ın 1 Ocak 2012 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Canımızın istediği her şey bize getirilir” diyor. Yani kafanızdan geçmesi yeterli. “Fakat orada satılan ve satın alınan hiçbir şey yoktur.” Yani para karşılığı bir şey yok. Sadece çarşıda istemen yeterli, inşaAllah. “O çarşıda cennet halkının bazısı diğer bazısı ile karşılaşır.” Mesela birden Peygamberimiz (s.a.v.) ile karşılaşıyor yahut Hz. Musa (a.s) ile karşılaşıyor, kendi dava arkadaşıyla karşılaşıyor. “Yüksek menzil ve mevki sahibi döner de mevki bakımından kendinden aşağı derece olan kimse ile karşılaşır. Onların içinde herhangi bir şeyi eksik olan kimse yok ki, karşılaştığının üzerine gördüğü süs elbiselerinden dolayı rahatsız olsun.” Yani içinde bir kıskançlık olmuyor. “Sözünün sonu gelmeden” mesela arkadaşının elbisesini çok beğeniyor, daha nasılsın derken, daha konuşurlarken, “sözünün sonu gelmeden üzerinde daha güzel bir kıyafet bürünür” diyor. Daha sözü bitmeden, onun kıyafetinden daha güzel bir kıyafet oluşur diyor, o anda. “Şu muhakkak ki cennette hiçbir kimsenin üzülmesi, kederlenmesi yoktur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Tezkireti'l Kurtubi, s. 325-326/563)
Şüphesiz ki cennette bir çarşı vardır. Fakat orada hiçbir şeyi satın almak ve hiçbir şeyi satmak yoktur. Ancak erkekler ve kadınlar suret ve şekilleri vardır. Binaenaleyh orada hangi kılığı istediğinde ona girecektir.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/564) Mesela cennette resimler var, çeşitli, çarşının içinde gezerken, güzel erkek, güzel kadın resimleri var, “ne kadar yakışıklıymış” diyor, bir anda kendisi de öyle oluyor. Mesela kadın diyor; “ne kadar güzel, hoş kadın, çok hoş bir kadınmış” diyor, bir anda kadın, kendisi de o şekle giriyor. Var ya öyle şimdi çarşıların içinde geziyorsunuz, top modellerin resimleri oluyor, erkekler de diyor, “keşke bende böyle yakışıklı olsam” yahut kadınlar diyor ki; “ne kadar güzel kadınmış” diyor. İmrenir kadınlar değil mi? Bakın bu da çok hayret vericidir. Bu ahir zamanda olan bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) onu, 1400 sene öncesinden bildiriyor. O zamanlar fotoğraf yok. Bakın ‘çarşılarda böyle resimler olacak’ diyor, ‘onu göreceksiniz, imreneceksiniz, imrendiğiniz anda, siz de öyle olacaksınız’ diyor. Beğendiği anda, kendi de öyle oluyor.
Sürekli Peygamberimiz (s.a.v.) şu konu üzerine dikkat çekiyor; “Muhakkak cennette öyle çarşılar var ki, orada alışveriş yoktur.” Yani para alışverişi yok. “Fakat cennet ahalisi oraya vardığı zaman taze ve parlak inci ve misk toprak üzerine yaslanarak otururlar.” Toprak böyle kirli çamurlu değil. Mis gibi, tertemiz. Şimdi yere oturmak mümkün mü? Hiçbir yerde yere oturulamıyor. Ya toz oluyor, ya çamur oluyor, ya bir şey oluyor. Oturmak insanın hoşuna gidecek bir şeydir ama olmuyor. ‘Ama orada toprak misktir’ diyor, tertemiz. “Yaslanarak otururlar”, sere serpe uzanıyor. “Dünyada oldukları gibi o cennetlerde tanışırlar.” ‘Selamun Aleykum’ diyor, ‘sen kimsin’ diyor, ben Ürdün’den bilmem kim diyor. ‘Sen ne yapardın kardeşim?’ diyor, ‘ben şöyle şöyle faaliyet yapardım’ diyor, ‘bende şuradan şu’ diyor, Allah mübarek etsin’ diyor. Cennette karşılaştıkça tanışıyorlar, birbirlerine soruyorlar. Mesela diyor ki; ‘Ben Hz. Musa (a.s)’ın talebesiydim’ diyor. Mesela ‘Hz. Nuh (a.s)’ın gemisindeydin’ diyor, ‘birlikte gidiyorduk’ diyor. Aynı yaştasın, herkes aynı yaşta, orada birbirleriyle tanışıp-konuşuyorlar. “Dünyada nasıl olduklarını ve Rablerine ibadetlerinin nasıl olduğunu, geceleri nasıl ihya ettiklerini, gündüzleri nasıl oruç tuttuklarını, dünyanın zenginliği ile fakirliğinin nasıl olduğunu, ölümün nasıl olduğunu ve nasıl cennet ahalisinden olduklarını konuşup müzakere (ve sohbet) ederler.” (Tezkireti'l Kurtubi, s. 326/565) Mesela ‘ölürken nasıl öldün sen’ diyor, ‘söyle öldüm’ diyor, ‘canını alırken nasıl seni getirdiler, Araf meydanına nasıl geldin, nasıldı’ diyor, o hatıralarını anlatıyorlar birbirlerine. ‘Fakirdim ben’ diyor, öbürü ‘ben zengindim’ diyor, onu anlatıyor, nasıl ibadet yaptıklarını, nasıl tebliğ yaptıklarını, bütün yani dini, İslami, Kuran-i, bütün çalışmaları anlatıyorlar birbirlerine, inşaAllah. “Konuşup müzakere (ve sohbet) ederler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). İşte bu konular olmazsa, adam cennette ne yapsın? İşte güzellik oluyor. Allah’ın varlığı, sevgisi her şeyin üstündedir ama Allah bunlarla da ayrıca süslüyor işte. “Dünyada nasıl olduklarını” mesela okula mı gitti, ne yaptı, çocukluğu nasıl geçti, ibadetlerini, hepsini birbirlerine çok detaylı anlatırlar diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Sidretü'l-Münteha ağacının meyvesinden her bir meyve yarılınca içinden yetmiş iki renk çıkıyor.” Bakın meyveden hiç görülmemiş yetmiş iki tane renk, “ve çeşit yemek çıkar” yani yetmiş iki ayrı tat, “ki orada öbürüne benzeyen hiçbir renk ve çeşit yoktur” diyor. (Tezkireti'l Kurtubi, s. 312/517) Yani bu çok acayip bir durum tabii, o ona benzemiyor, o ona benzemiyor.
“Cennetin meyvesinden koparınca, yerine yenisi biter” diyor. (Ramuz el-Ehadis-1, s. 98/9) Kuran’da da var zaten o.
“Cennetteki hurma ağacının dalları kırmızı altındır.” Altın dalın üstünde duruyor hurma. “Sapları yeşil zümrüttür. Yaprakları ipek gibidir.” İncecik. Çok kibar. “Meyvesi kule gibi iri taneli” Yani mısır var ya iri taneli, “kaymaktan yumuşak ve çekirdeksizdir. (Ramuz el-Ehadis-2, s. 451/4) Tadı yumuşak sert değil, birde çekirdeksiz. Çekirdek özel yaratılıyor, dünyanın bir aczidir. Meyvelerde var ama cennette yok.
“Cennetteki huriler yakut ve mercan gibidirler. Adam onlardan birinin yüzüne bakar da, kendini onun yanağında, aynada gördüğünden daha berrak görür.” Yani cildi, o kadar parlaktır’ diyor. “Onların incilerinin en ednası (en küçük, en önemsiz) şark ile garbi ışıklandırır.”(Ramuz el-Ehadis-2, s. 337/7)
“Cennet ehlinin vücudu kılsız.” Hanımlarında, beylerinde vücudunda kıl olmuyor. Kıl; kaşında var, kirpiklerinde var, saçında var, o kadar. Onun dışında vücutlarında kıl yok, yani kadında da erkekte de kıl yok; cennet ehlinin mühim bir özelliğidir o. “Cennet ehlinin vücudu kılsız, yüzü sakalsız, gözleri sürmelidir.” Doğal olarak sürmeli. Yani nasıl kelebekler, çiçekler nasıl sürmeli, gözleri sürmelidir. “Gençlikleri zail olmaz (tükenmez), elbiseleri eskimez.” ((Tirmizi), Kütüb-i Sitte-14, s. 451/6) Dört trilyon senelik ceket var üzerinde, gıcır gıcır. Mesela 80 trilyon yaşında, terütaze, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler