ADNAN OKTAR’IN KANAL 35’DEKİ (İZMİR) CANLI RÖPORTAJI (14 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR: Ama öbür insanlar her şey var, parası da var, yiyeceği, içeceği var, zenginliği var ama bir türlü mutlu olmuyor. Yiyecekleri onu rahatsız eder yani onu ölüme götüren kolesterol yükleri olarak görür, onları öyle başına bela gibi görür. Evinin her an yanmasından, evinin elinden alınmasından, ekonomik yönden açmaza girip batmaktan… Bu tarz korkulardan bir türlü yakasını kurtaramaz. Çocuğunu okula gönderir mesela onun derdinde olur. Acaba arabamı çarptı? Bir şey mi oldu? Kendisinin baya dertleri olur. İşte gözüne bir şey olur; acaba gözümde kanser mi başladı? Dudağında bir şey meydana gelir; acaba kanser mi başladı? Bir yerine bakar ur mu acaba? Yok apandistim mi çıktı? Her gün bir endişe ve acı içersindedir. Bir tek kendi adına değil, ailesi adına da acı ve korku içersindedir. Ve dolayısıyla sinirleri çok bozuk oluyor. Sürekli ya sigara içiyorlar yahut hırçın ve saldırgan oluyorlar veyahut uyuşturucuya başlıyorlar, bütün dünyada biliyorsunuz çok yaygın. Amerika’da ana konudur. Uyuşturucu içmeyen kokain esrar içmeyen insan çok çok nadirdir. Devlet yöneticilerinden tutun, halkın en zeminde uç kısımlarına kadarda bu yaygındır.
Ve hayatın her bölümü cehenneme döner. Mesela su içmekten bile korkacak hale gelir. Ya boğazıma kaçarsa, bir şey olursa diye. Ama öbür türlü son derece rahat eder. Çünkü öbür türlü, dünyanın derdi meşgalesi bitmez ki. Allah o insana huzur vermesi mümkün değil. Sırf deprem korkusu bile, bir ara biliyorsunuz insanlara hayatı zehir etmişti. Deprem oldu olacak, yani en ufak mesela birisi koltuğu sallıyor sokağa fırlıyor. Yatakta mesela en ufak bir şey oluyor bir anda aşağı doğru koşmaya başlıyor. Peki bu normal bir şey mi? Mesela yangın korkusu, işte anarşi terör korkusu, hastalık korkusu, delirme korkusu… Korkuları eğer sayarsak listesini binlere ulaşır. İnsan zayıf bir varlık. Bu kadar korkuyu kaldıramaz. Sonunda hasta oluyorlar tabii. Halbuki Allah’a tevekkül ederse; bereket, bolluk, huzur ve güzellik içersinde yaşar. Allah’ın koruması altında olduğunu bilmek zaten Allah’a imanın bir şartıdır. Allah’a bir insan güvenmiyorsa zaten inanmıyor demektir. Çok anormal bir hareket olur bu.
ADNAN OKTAR’IN KANAL 35 (İZMİR) RÖPORTAJI (21 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR: …mutluluk taklidi yaparlar. Mesela bir eğlendik bir eğlendik diye gelirler. Halbuki sürünmüşlerdir. Çok azap çekmişlerdir. Mesela diskolara gidiyor, şempanze gibi sıçrıyor, hopluyor ama acı ve sıkıntıda onunla beraber hopluyor. Yani çünkü beyninin içine girmiş sıkıntı. Kendini yerlere atıyor yine kurtulamıyor. Hadi bu diskodan diğerine gidelim diyor, sıkılıyor çünkü. Yani orda mutlu olacağını zannediyor. Sıkıntı onunla beraber onun sırtının içine girmiş olarak oraya o da gidiyor. Bir mana veremiyor. En sonunda eve dönelim diyor. Eve de onlar zaten bir "öf" ile gelir onlar biliyorsunuz, kapıyı falan tekmeleyerek girerler. Sıkıntı bir türlü yakasını bırakmaz. Yatar uyumaya çalışır yine uyuyamaz.
ADNAN OKTAR: Her şey ona ters gelir. Mesela güzel bir insan görür haset eder onun ciğerine oturur. Halbuki mümin bir insan güzel bir insan görünce içi açılır. Allah’a hamd eder. Onun daha da iyi olmasını ister. Daha güzel olmasını ister. Mesela zengin birini görür münafık yahut dinsiz onun ciğerine oturur adeta tabiri caizse çok ızdırap verir.
Mesela zengin, güzel bir yere gittiğinde bir insanın içi açılır değil mi? Güzel bir şeyden mutlu olur. Allah’ın sanatını görür, Allah’ın tecellilerini görür. Ondan zevk alır. Bu negatif takımda bu böyle değildir, negatif insanlarda. Her şey ona azap verir. Özellikle zenginlik ve güzellik çok can yakar. Mesela güzel bir kızı güzel bir kız gördüğünde, çirkin bir kız gördüğünde normal bir kız gördüğünde eğer dinsiz ve münafık tiynetliyse o ona çok büyük bir azap olur. Akşama kadar onun acısıyla yaşar.
Mesela erkeklerde de bu böyledir. Yani mesela kendinden daha gösterişli birini görürse o ona müthiş acı verir. Onun için topluluklarda bunlar birbirlerini mahcup etmeye çalışırlar ve onun ahlaksızlığının kökeninde de bu vardır. Mesela ters laflar eder. Onu küçük düşürecek laflar eder ve sinsice bir şeyler yapmaya çalışır. O da ona sinsice bir şeyler yapmaya çalışır ve onun sonucunda da kavga çıkar ve nefret çıkar. Onun için ben “Adamlık Dini” isimli kitabımda bunları çok detaylı anlattım. Toplumun böyle sinsi birbirini ezme metotları vardır. Bir açık vardır. Bir de gizli, sezdirmeden vardır. Sezdirmeden olan yüzde doksan dokuzsa açık olan yüzde birdir ve birbirlerini ezen bir makineye dönüşmüştür bu insanlar. Yani böyle şeytan gibi birbirlerini nerede görse ezerler.
Halbuki müminler birbirlerini nerede görse mutlu etmeye, huzurlu hale getirmeye, sevinçli hale getirmeye gayret ederler ve onun güzelliğinden, zenginliğinden, sağlığından, sıhhatinden mutlu olur yani onun daha da artmasını ister ve bundan sevinç duyar Müslüman.
ADNAN OKTAR’IN KANAL 35 (İZMİR) İLE CANLI RÖPORTAJI (07 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR: Mesela öyle tipler vardır, her an kanser korkusu ile yaşar. Hop oturur, hop kalkar, ya beyin kanseri olduysa, ya kan kanseri olduysa, gelir lenflerini kontrol eder, boynunu kontrol eder. Vücudunu kontrol eder, ya karaciğerinde… yani ne kadar perişan bir hayat. Ya deprem olursa, ya savaşırsak ya kıtlık çıkarsa…
SUNUCU: Kuşkuların sebebi yine mantık mı, kuşkuların sebebi?
ADNAN OKTAR: Mantık, mantık, tabi, o çok akıllı olduğunu düşünüyor. Ben diyor, zaten geleceğimi düşünüyorum, zaten diyor. Ve çok uyanık olduğunu zannediyor. Peki uyanıksan, niye bu kadar perişan oluyorsun? Niye bu kadar acı çekiyorsun, düşünmüyor musun? Allah’a tevekkül etmemenin verdiği şiddetli azapla yaşıyor.
Mesela, bol para kazanıyor. Ya çekler gelmezse, ya daha fazla para kazanamazsam, ya fabrika batarsa, ya arabayı birisi çizerse, ya çocukları okula gönderdik, çocuklar dönecek mi bakalım, ya çocuklara araba çarparsa. Ona da sorarsan dünyanın en akıllı adamıdır o. Hatta kamera koyduruyor, mesela çocuğunu takip etmek için falan. Her yerde kameralar. Yani bu çok zor onun için, çok zor bir hayat.