ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Mart 2009)
ADNAN OKTAR :. Bu şu anda burada görülüyor fotoğrafta, balmumu salgısı yapıyor kerata böyle göbüşünün altından ince ince plakalar halinde, kibar ve güzel, saydam plakadan balmumu bu şekilde salgılanıyor. Bakın, balmumu sıvı halde salgılanır diyor. Balmumu hava ile temas edince pulcuklar halinde sertleşir ve balmumu ceplerinde bekletilir. Bir de cepleri var.
MUHABİR : Arının?
ADNAN OKTAR : Evet, balmumu ceplerinde bekletilir. İşçi arı arka bacağındaki kanca ile balmumu pulcuklarını ceplerinden çekip çıkartır ve alt çeneye taşır. Bakın hayvanın aklına bakın, kaç aşamalı. Bir kere Allah altına bir sistem kurmuş, sunta gibi alttan çıkıyor ve bu aşamalardan geçiyor. Tükürüğünde bulunan özel bir salgı sayesinde balmumunu çiğneyerek şekil verebilecek yumuşaklıkta bir kıvama sokar. Verdiği emeğe bakın hayvanın. Sonra bu balmumunu dairesel gözler oluşturacak şekilde peteğe sıvıyarak ekler. Böyle böyle sıvayarak eklemeye başlıyormuş. Daha sonra balmumu duvarlarını incelterek hepsini eşit kalınlığa getirtir ve altıgen gözler olarak şekillendirir. Yani bakın sıvıyarak yapıyor, sıvaya sıvaya o altıgen gözleri teker teker birer birer ve açıları hiç şaşmaz. Gayet düzgün, milimetrik düzgünlükte yapıyor. Biliyorsunuz iki taraftan örmeye başlıyor onlar, tam ağız ağza çakışıyor altıgenler.
MUHABİR : Dıştan doğru mu örüyorlar?
ADNAN OKTAR : Tabi dıştan, iki yandan başlıyorlar örmeye. Öre öre geliyor mesela iki parmak ucu şöyle şöyle geliyor tam karşı karşıya ikisi karşılaşıyorlar. Yani bir insan arı büyüklüğünde olsa arıya verilen bütün imkanlar verilse bir on senede ona vakit verilse yine yapamaz.
ADNAN OKTAR : Evet gözlere şekil verirken birçok arı aynı anda çalışır ve kafalarını, ayaklarını, gövdelerini kullanarak balmumunu düzleştirirler. Bütün organlarıyla uğraşıyorlar teker teker, sıvacı gibi.
MUHABİR : Allah, Allah!İnşaatçı gibi bir anlamda da.
ADNAN OKTAR : Aynı anda çalışıyor kafalarını, ayaklarını ve gövdelerini kullanarak yapıyorlar. İşçi arının balmumunu yapma dönemi sona erdiğinde karnındaki balmumu bezlerinin yapısı bozularak düz bir hücre katmanı halini alır. O işlem bittikten sonra hayvanın salgısı da duruyor.
ADNAN OKTAR : İşçi arıların karnından çıkan pulcukların yaklaşık 3 mm. uzunlukta ve 0,1 mm. kalınlıktadır. Tek bir peteğin inşası için yaklaşık 80.000 pulcuk gerekiyor. Bir peteğin inşası için. Hücre duvarları hep aynı kalınlıkta ve her zaman diğerine göre 120 derece açıyla oluyor, diğerine göre 120 derece, açıda hiç sapma yok. Yani olabilecek en mükemmel açı hesaplanmış yani matematikçilerin yaptığı hesabı en mükemmel olan bu oluyor. Yani küçüklük açısından da açı açısından da en mükemmel. 120 derecede yapıyor yani 130 derecede yapmıyor, 140 derecede yapmıyor. İlla ki 120 derecede yapıyor. Bir arının bir balmumu plakasını çıkartıp, çiğneyip peteğe yapıştırması yaklaşık 4 dakika sürüyormuş. Köfte oradan alıyor, bıcır bıcır yapıyor. Bir kg. balmumunu üretmek için 150 bin arının çalışması gerekiyor. 1 kg. balmumu üretmek için 6-8 kg. bal yemeleri gerekiyor. Çünkü salgı bezleri balın içerdiği şekeri kullanıyorlarmış. Burada da kerataların alt tarafında da iğnesi…
MUHABİR : Bu bize karşı kullandıkları silah mı?
ADNAN OKTAR : Evet, şu iğneleri altta.
MUHABİR : Hocam bu bahsettiğinizi şu kadarcık arı yapıyor?
ADNAN OKTAR : Evet, MaşaAllah,
MUHABİR : Yani müthiş bir yaratım ve intizamın göstergesi oluyor.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah, şu balmumu pulcukları şunlar, burada da görülüyor. O duyargalarıyla ayrı teker teker her şeyi kontrol etmesi ayrı biliyorsunuz. Gözleri mükemmel görür arının. Ondan sonra, ayrıca biliyorsunuz o yavruları, küçük yavruları seri olarak, günde çok fazla kere beslemeleri gerekiyor. Tek tek onlara arı sütü veriyorlar. Arı sütüyle biraz palazlandıktan sonra bu sefer de ekmek yapıyorlar onlara, arı ekmeği var. Bu sefer de onunla beslemeye başlıyorlar. Yani mucize üstüne mucize, insanın nefesi kesiliyor. Önce sütle besliyor sonra arı ekmeği.
MUHABİR : Allah Allah!
ADNAN OKTAR : Yani sen nerden biliyorsun palazlandığını, büyüdüğünü onların? Geliştiğini, ekmek yiyecek hale geldiğini nerden biliyorsun, arı ekmeği? Ondan sonra onunla besliyorlar.
MUHABİR : Yani bu hayvancıklar mükemmel bir yaratılışın sadece bir delili mi?
ADNAN OKTAR : İşte nereye baksak Allah’ın bu harikalarını görüyoruz. Mesela kovanın iki tarafında bekçi bulundurmaları, nöbetleşe bekçi bulunuyor. Yabancı arıyı içeri sokmuyorlar. Anında anlıyorlar hemen yaka paça dışarı. Başka bir arı girerse de eğer illa çıkmayacaksa onu orada zehirliyorlar, öldürüyorlar, çıkaramıyorlar dışarı, ağırsa da onun üstünü antibiyotik özelliği olan bir maddeyle kaplıyorlar, hayvan bozulmuyor, kokuşmuyor. Kovan aşırı ısınırsa hep beraber kanatlarını çırpmaya başlıyorlar, içerisi serinliyor. Balın erimesini engelliyorlar.
MUHABİR : Allah Allah!
ADNAN OKTAR : Bu kadar fedakar, bu kadar çalışkan, bu kadar efendi ve bu kadar tatlı olmaları çok sevimli. Mesela zehiri de ayrı. Mesela gıcık olduğu birisine gider…
ADNAN OKTAR’IN KRAL KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 MART 2009)
ADNAN OKTAR: Evet, arılar çok şeker varlıklar. Yakından bakılınca öyle pon pon tüyleriyle falan. Bir de acayip terbiyeliler böyle çok uslular keratalar. Mesela petek; bu köşeden ayrı başlıyorlar, bu köşeden ayrı başlıyorlar, bu köşeden ayrı, bu köşeden ayrı başlıyorlar. O meşhur altıgenlerini küçük küçük küçük yaparak, doldurarak ilerliyorlar. Geliyor, geliyor, geliyor, geliyor dört köşe birden karşılaşıyor şak ağız ağza oturuyor.
SUNUCU: Dur bu olmadı yeniden yapalım yok.
ADNAN OKTAR: Yani çok büyük mucize bu. Bakın dört noktadan aynı anda başlıyor, dört noktada aynı düzgünlükte ağız ağza o altıgenler karşılaşıyorlar ve hiçbir kusuru yok. Mükemmel, açıları mükemmel, balı mükemmel dolduruyorlar. Hiç taşırmadan dolduruyor biraz daha sıvıyor, dolduruyor biraz daha sıvıyor, dolduruyor biraz daha sıvıyor tam dolduğunda tam kapatıyor.
SUNUCU: Kalemle yapsanız yani aynı şey çıkmaz.
ADNAN OKTAR: Yani mümkün değil, bir kere o açıları tutturmak mümkün değil, o altıgen açıları, enini boyunu tam yapıyor. Elinde senin cetvel yok, iletki yok, hiçbir şey yok. Açıölçer hiçbir şey yok nasıl yaparsın?
SUNUCU: Kimden öğrendin?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah yani çok büyük bir mucize. Yani tamamen Allah, Cenab-ı Allah vahyettim diyor Allah.
SUNUCU: Kendi bünyelerindeki düzenekleri, çalışma sistemleri, o da çok enteresan Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır inşaatçılar da öyle mesela şakul kullanıyor, şunu bunu kullanıyor yine açı tutturamıyorlar. Jilet gibi. Yani muntazam olarak bir kere açıölçer kullanmaları gerekiyor. Yani o açıyı tutturmak imkansız o. Hepsinde aynı açı var muntazam. Boyları da aynı milimi milimine, derinlikleri aynı, tam bir mimar gibi çalışıyorlar ama en gelişmiş mimar gibi. Mesela altlarında o plakalar balmumu gibi plakalar böyle köfte gibi çıkıyor kerataların. Muazzam teşkilat, arkada zehiri var. Bir kendilerine terslik yapan olursa hemen cız diye batırıyorlar.
SUNUCU: Bal ve zehir bir arada yani hiç karışmıyor birbirine.
ADNAN OKTAR: Evet, balı mesela mükemmel hale getiriyor balı. Alıyor oradan şekerli suyu yahut çiçeklerdeki özü, onu bal haline getiriyor ve hepsini teker teker yerleştiriyor hayvan. Hem de ihtiyacının çok çok çok üstünde yapıyor maşaAllah. Onun az bir şey oluyor onların ihtiyacı.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: O yavruları beslemeleri ayrı, teker teker onları tek tek kontrol ediyorlar. Onlarda tam tosuncuk anında gelişiyorlar böyle maşaAllah çok süratli bir gelişmeleri var. Her halleri, her şeyleri mucizedir o tatlı hayvanların, o şeker hayvanların. Mesela dans ederek arkadaşlarına çiçeğin nerede olduğunu gösteriyor. Etrafında toplanıyor arkadaşları, güneşe karşı onların bir dansı var özel bir dansı, bu bilim adamlarınca çok kapsamlı tespit edilmiş filme de çekmişler nasıl yaptıklarını. www.harunyahya.org ‘a girenler bu kısımlara girerlerse görürler. Bilim adamlarının ektiği filimler var biyologların veya zoologların yani bunlarla ilgili kimse artık böcek bilimi ile ilgilenenlerin yaptığı çalışmalar var. Burada o dansı bir insana öğretsen tarif etsen yapamaz. Hayvanlarda gidip eliyle koymuş gibi gidip buluyorlar o çiçeğin yerini, o dansla. O kadar fazla ki arıların bu harika halleri, bir tane, iki tane, on tane değil mesela eşek arısı giriyor kovana,
SUNUCU: Ya iletişim Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, fark ettiklerinde eşek arısının saldırısı olacağını da eşek arısının meydana getirdiği kokudan anlıyorlar, hepsi bir araya toplanıp vücut ısılarını arttırmaya başlıyor vücutlarını titreştirerek, kovanda muazzam ısı yükseliyor, kovanda ısı yükselince eşek arısı o sıcaklığa dayanamayıp ölüyor. Yani bakın yönteme bakın.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Eğer dışarı atamazlarsa onun ölüsünü, üstünü antiseptik bir maddeyle kaplıyorlar. Bozulup, çürüyüp de orada kokuşmasın diye mumyalıyorlar.
SUNUCU: Evet.
ADNAN OKTAR: Sabaha kadar saysam bitmez bu arıların harikaları. Beyinleri de böyle toplu iğnenin başı kadar, daha da küçük. Yani ufacık o kerataların beyinleri. Onunla harikalar meydana getiriyorlar Allah vesile ediyor maşaAllah.
SUNUCU: Verilen program mükemmel.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
SUNUCU: O iletişimleri de çok enteresan Hocam. Mesela eğer yanılmıyorsam kelebekler olsa gerek onların hedef bir çiçeğe gitmesi için bütün dış etkenleri yok ediyorlar bilim adamları ama vaktinde, zamanında ulaşması gereken yere yine ulaşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Arıların bir de tipleri de çok şeker. Gözler mözler falan böyle mesela o petek gözlerinin hepsinde ayrı ayrı mercek var, teker teker binlerce mercekten oluşuyor mercekler de böyle jilet gibi düzgün. Yani çok çok kaliteli mercekler. Görüntü çok muntazam düşüyor, bütün görüntüler toplanıyor, ters olan görüntüler düz hale getiriliyor o sevimli beyninde, onlar ondan sonra çok şahane görmeye başlıyor. Yani kılık kıyafet falan üst baş zaten şahane. O minik hortumu şunu bunu falan.
ADNAN OKTAR’IN KRAL KARADENİZ TV’DEKİ CANLİ RÖPORTAJI (20 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR: Mesela, kapıda yabancı böcek giriyor mu, girmiyor mu diye ağızda 2 tane nöbetçi arı tutuyorlar. Yani hayrettir, yabancı başka bir kovandan gelen arıyı da biliyor. Yabancı girmeyecek, herhangi bir böcek, başka bir şey girmeyecek. Eğer herhangi bir şekilde bir böcek girerse zaten orada onu infaz ediyorlar. Eğer dışarı atabiliyorlarsa atıyorlar, atamıyorlarsa üstünü reçinemsi antibiyotikli bir madde salgılıyor onların kendi vücutları onu reçine ile karıştırıyorlar, yani reçine, kendi ağız salgılarını karıştırarak bir madde elde ediyorlar. Onunla kaplıyorlar üstünü. Yani hayvanın üstünü bir madde ile kaplıyorlar ve bozulmuyor hayvan. Mesela, çiçeklerin uzaklığı değişik bir yerlerde oluyor. Mesela, 400-500 m. ileride veyahut 1 km ileride bir çiçek topluluğu oluyor. Arı oradan geliyor. Arıları etrafına topluyor.
Bütün etrafını sarıyorlar önce. O başlıyor gösteriye. Güneşe doğru onun bir dansı var. O dansta verdiği ölçü ile hem açısı, ne kadar uzaklıkta olduğunu, hem hangi yönde olduğunu hayvanlara bildiriyor ve arılar da eliyle koymuş gibi gidip onu buluyorlar. Bunu yabancı profesörlerin incelemeleri sonucunda insanlar anladı ve bilimsel bir çalışmadır bu. Çok yönlü bir bilimsel çalışmanın sonucu olarak bu tespit edilmiştir. Mesela, hayvanın altından plakalar halinde balmumu çıkıyor, yani plaka halinde. Sunta fabrikası gibi altından kalıplar halinde çıkıyor. Onları hayvan kesiyor, biçiyor, şekillendiriyor, bir şeyler yapıyor, yoğuruyor. O balmumu dediğimiz olayı meydana getiriyor. O açıları mükemmel olan o küçük kutucukları yapıyor, altıgen kutucukları yapıyor. Mesela, yavruların beslenmesi ayrı, her gün teker teker onları kontrolden geçiriyorlar arı sütüyle. Mesela, ona ne verileceğini biliyor. Ona arı sütü, düşmana zehir, batırıyor iğnesini ona zehir veriyor. Bakın, düşmanı fark ediyor, düşmana zehir, yavruya da süt ve itina ile besliyor onunla, itinayla gözlerinden de kaçmıyor, çok fazla yavru var. Aç kalan yavru olmuyor. Mutlaka onları itinayla belli aralıklarla besliyorlar. Yani bir insana versen koğuşları şaşırır. Yani besleyeceğin yer şurası desen unutur insan, hayvanlar unutmuyor. Böyle hayvanların o kadar çok harika özelliği var ki, saymakla bitmez. Mesela, kovanı havalandırmaları var, hep beraber kanat çırpıp.
Klima özellikleri var, bu da çok şaşırtıcı yani saymakla bitecek gibi değildir. Baştan sona hayvan mucizedir. Zaten kendi gözleri ayrı bir mucize, gözlerinin yapısı ayrı bir mucizedir. Bedeni ayrı bir mucizedir. Yaptığı bal mesela, müthiş mükemmel, çok çok güzel, ağdasını çok güzel veriyor. Allah ona çok güzel imkan vermiş. Tabii, çiçeklerden aldığı o normalde nektarı bir yere koysak doldursak bozulur o, kokuşur yani dağılır. Ama arının vücudunda oluşan o bal, yani vücudun oluşturduğu o bal bozulmuyor. İstediğin kadar beklesin bozulmuyor. Bu da çok büyük bir mucizedir, Allah’ın hikmeti.